Diplomasi
ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

Trump yönetimi, Alman hükümetinden Almanya’da ilaç fiyatlarında bir artışa gitmesini talep ediyor.
German Foreign Policy’deki habere göre ABD bu talebini, ilaç endüstrisinin araştırma ve geliştirme yatırımlarını esas olarak ABD pazarı üzerinden finanse ettiğini öne sürerek gerekçelendiriyor.
Beyaz Saray’a göre buna karşılık, diğer ülkeler neredeyse hiçbir katkı sağlamadıkları halde tıbbi gelişmelerden yararlanmaya devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya ve diğer ülkeleri “küresel beleşçilik” yapmakla suçluyor. 18 Haziran’da ABD, Almanya’daki ilaç endüstrisinin kâr koşullarını iyileştirmek amacıyla, “yenilikçi ilaçlara yönelik süregelen yetersiz tazminat” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde prosedürünü başlattı.
Şansölye Friedrich Merz bu talebi reddetti fakat Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti.
Boehringer ve Merck şirketi şimdiden taviz vermiş durumda ve yeni TrumpRX platformunda bazı ilaçları daha düşük fiyatlarla sunuyor.
Buna karşılık, Bayer gibi diğer şirketlerle birlikte AB ülkelerinde fiyat artışları için baskı yapıyorlar ve aksi takdirde Avrupa’da yeni ilaçları piyasaya sürmeyecekleri tehdidinde bulunuyorlar; böylece fiyat karşılaştırmalarının yapılmasını engellemeyi amaçlıyorlar.
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor
Trump, Almanya ve AB’yi “bedavacılık” ile suçluyor
ABD, dünya çapında ilaç fiyatlarının en yüksek olduğu ülkeler listesinin başında yer alıyor. Onu İsviçre, Almanya ve Kanada takip ediyor.
Trump yönetimi şimdi bunu değiştirmek istiyor. “Küresel bedavacılık” tespit ettiğini iddia eden yönetim, bunun ana nedeni olarak “Almanya’daki ve Avrupa Birliği genelindeki sosyalist sağlık sistemlerini” gösteriyor.
Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te bir başkanlık emri yayınlayarak, bundan böyle ABD’nin iç ilaç pazarı için herhangi bir sanayileşmiş ülkede bir ilaç için uygulanan en düşük fiyatı referans alacağını söylemişti.
Emir, ABD ticaret politikasının amacını “üreticilerin yurtdışında fiyatlarını artırmalarını desteklemek ama bu yolla elde edilen ek gelirin doğrudan Amerikalı hastalar ve vergi mükellefleri için fiyatları düşürmek amacıyla kullanmak” olarak tanımlıyor.
Beyaz Saray, büyük ilaç şirketlerinin argümanlarını savunuyor
Önceki yönetim, ilaç endüstrisi ile zaman zaman kavga etmişti. Örneğin Başkan Joe Biden, 2024 yılında yaygın olarak kullanılan on ilacın fiyatlarında indirim uyguladıktan kısa bir süre sonra sevinçle “Büyük ilaç şirketlerini yendik” demişti.
Öte yandan bu konu artık Trump yönetimi için bir sorun teşkil etmiyor. Demokratlarla tam bir tezat oluşturan Cumhuriyetçiler ise prensip olarak yüksek ilaç fiyatlarını tereddüt etmeden kabul ediyorlar.
Böylece, araştırma giderlerinin yüksek fiyatları gerektirdiği yönündeki ilaç şirketlerinin argümanını benimsiyorlar.
Elbette bu iddia, AstraZeneca, Bayer ve diğer şirketlerin laboratuvarlarını giderek küçültüp bunun yerine gelecek vaat eden ilaç girişimlerini satın almaları gerçeğiyle çelişiyor.
Trump yönetimi ayrıca, üreticilerin bir nedenden ötürü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeden bahsetmelerini de görmezden geliyor. Büyük ilaç şirketleri, devasa pazarlama harcamalarını “geliştirme” terimi altında topluyorlar.
Almanya ile kavga, Britanya ile uzlaşma
Trump’ın Mayıs 2025 tarihli başkanlık kararnamesine tam olarak uygun olarak, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Alman hükümetini sağlık sistemi içindeki kaynakları ilaç endüstrisinin lehine yeniden dağıtmaya ikna etmek için aylarca uğraştı.
Fakat müzakereler başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak, haziran ortasında Greer, “yenilikçi ilaçlar için ısrarlı olarak yetersiz ödeme yapılması” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde yargılamasını başlattı.
Bu süreçte Greer, o dönemde hararetli tartışmalara konu olan “Yasal Sağlık Sigortası Katkı Paylarının İstikrarına İlişkin Kanun”u da açıkça eleştirmiş ve “Almanya’nın yenilikçi ilaçlara yönelik harcamaları daha da azaltacak bir yasayı hızla yürürlüğe koyacağına dair haberler beni özellikle endişelendiriyor,” demişti.
ABD, Birleşik Krallık ile halihazırda bir anlaşmaya vardı. İngiliz şirketlerinin ilaç ihracatına yönelik daha yüksek gümrük vergisi tehdidinden kaçınmak için hükümet, diğer hususların yanı sıra, piyasaya yeni sürülen ilaçlar için daha yüksek fiyatlar taahhüt etti.
British Medical Journal’da yayınlanan bir analize göre, bu anlaşma 2036 yılına kadar Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) yaklaşık 51,5 milyar avroya mal olacak.
Yazarlar, gerekli olan kaynakların yeniden tahsisinin tıbbi bakımda büyük boşluklar yaratacağını savunuyor. Bu nedenle, 229.000’e varan ek ölüm vakası olacağını öngörüyorlar.
Berlin geri adım atmıyor: “İlaç fiyatları iç meselemiz”
Almanya federal hükümeti ise ABD hükümetinin iddialarını temelsiz bularak açıkça reddediyor.
Şansölye Friedrich Merz ve Sağlık Bakanı Nina Warken, ilaçlara yüzde 15 ithalat vergisi öngören AB ile ABD arasında imzalanan ticaret anlaşmasına işaret etti.
Merz, Almanya’daki ilaç fiyatlarının düzenlenmesini “tamamen iç mesele” olarak nitelendirirken, Warken de herhangi bir taviz vermeyi reddetti. CDU’lu siyasetçi, bu konuda “manevra alanının çok az” olduğunu belirtti.
Yalnızca Federal Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti. Bir sözcü, “bu konuda ABD ile diyalog arayışında olacağını” ifade etti.
Salı günü, Sağlık Bakanlığı ve Federal Şansölyelik temsilcileri, ortak bir strateji görüşmek üzere AB Ticaret Genel Direktörü Ditte Juul Jørgensen ile bir araya geldi.
Alman ilaç şirketleri Trump’a boyun eğdi
Trump, daha Temmuz 2025’te 17 ilaç şirketine bir mektup göndererek, “ABD’deki reçeteli ilaç fiyatlarını diğer gelişmiş ülkelerde uygulanan en düşük fiyat seviyesine indirmelerini” talep etmişti.
İki Alman ilaç üreticisi (Boehringer Ingelheim ve Merck) de bu mektubu aldı; mektupta şirketlerden ABD’ye “en çok kayırılan ülke” fiyatlarını uygulamaları, yani en çok kayırılan ülke ilkesini uygulamaları isteniyordu.
Her iki şirket de bu talebe uydu. Boehringer, “Hastaların uygun fiyatlı ilaçlara erişebilmesini ve hayat kurtaran tedavilere yönelik tıbbi yeniliklerin mümkün olmaya devam etmesini sağlamak için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve hasta örgütleriyle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.
Şirket şu anda, yeni oluşturulan TrumpRX platformunda üç ilacı önemli ölçüde indirimli fiyatlarla sunuyor.
Merck de bu platformda üç ilacıyla yer alıyor ve gelecekte doğurganlık ilaçlarının daha fazlasını yerel olarak üretmeyi bile kabul etti.
Merck CEO’su Danny Bar-Zohar, “Başkan Trump ve yönetimi ile yaptığımız işbirliği sayesinde, ABD’deki daha fazla aile artık yenilikçi tüp bebek tedavilerine erişebilecek ve umarız çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirebilecek,” dedi.
Bayer, Trump’ın seçim kampanyasına bağış yapmıştı
Bayer gibi diğer ilaç üreticileri de, aksi takdirde daha sert maliyet kesinti önlemlerine maruz kalacaklarından korktukları için “proaktif bir şekilde” bir anlaşma arayışındalar.
Leverkusen merkezli şirket, Trump’ın önlemlerini eleştirmiyor. Seçim kampanyası sırasında ona 122.000 dolarlık destek vermiş, göreve başlama törenine sponsor olmuş ve şimdi de Trump’ın Berlin ve Brüksel’e yönelik sert eleştirilerinin arkasında duruyor.
CEO Bill Anderson bir röportajda şöyle demişti:
“Evet, ABD hükümetinin Avrupa ilaç politikasına yönelik hayal kırıklığını anlıyorum. Tüm Avrupa hükümetleri ilaç ve biyoteknoloji sektörlerinde istihdam yaratmak istiyor. Fakat yenilikçi ilaçların fiyatları söz konusu olduğunda, ABD’nin ödediği tutarın sadece bir kısmını kabul ediyorlar. Bu kabul edilemez.”
İlaç Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi Stefan Oelrich de “Avrupa’da yeni ürünlerin fiyatları artmalıdır,” diyor. Oelrich, AB Sağlık Komiseri Olivér Várhelyi’nin Haziran ayında Bayer’in Berlin ofisini ziyaret ettiğinde bu talebi kendisine şahsen iletti.
AB Şeffaflık Kaydı’nda belgelendiği üzere, şirket lobicileri ile Várhelyi’nin kabine üyeleri arasında yapılan çok sayıda toplantı göz önüne alındığında, bu konu muhtemelen gündemdeydi.
Ayrıca, Leverkusen merkezli şirket, diğer ilaç üreticileriyle birlikte bu konuyla ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.
Büyük ilaç şirketleri AB’yi tehdit ediyor
Baskı uygulamak amacıyla ilaç devleri, üreticilerin ABD hükümetinin fiyatları karşılaştırmasına izin vermemesi sonucu AB ülkelerinde ilaç onay başvurularının sayısının azaldığına işaret ediyor.
Bayer’in en üst düzey kamu ilişkileri yetkilisi Matthias Berninger, “Bunlar boş tehditler değil; bu durum halihazırda yaşanıyor. Avrupa şu anda, sonunda neredeyse hiç yeni ilacın onaylanmayacağı bir yolda ilerliyor,” diye konuşuyor.
Leverkusen merkezli şirket tarafından kurulan “Araştırma Odaklı İlaç Şirketleri Birliği” (VFA), Sağlık Sigortası İstikrar Yasası’na karşı yürüttüğü kampanyada bu argümanı daha önce de kullanmıştı.
Bir tam sayfa gazete ilanında, lobi örgütü, ilaç tedarikini tehlikeye atmamak için politika yapıcıları ilaç şirketlerinin kârlarına dokunmamaya çağırdı.
İlanda şöyle deniyordu:
“Sayın Federal Meclis Üyeleri, yarının ilaçlarının Almanya’ya ulaşıp ulaşmayacağına siz karar vereceksiniz.”
Oysa yasa, ilaç endüstrisine neredeyse hiçbir yük getirmiyor ve sektör için elverişli faaliyet koşullarının devamını garanti ediyor.
İlanda, “İlaç harcamalarında artış beklenmeye devam ediyor,” deniyor.
ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin gümrük vergisi artışlarının hukuka aykırı olduğuna hükmettiğinden beri, yönetim agresif yaklaşımını esas olarak yukarıda bahsedilen gibi 301. Madde kapsamındaki işlemler üzerine dayandırıyor.
Bu işlemlerin yasal dayanağı ise 1974 tarihli bir ticaret kanunundaki hüküm. Almanya aleyhine açılan davada, Alman hükümetine görüşlerini sunması için 10 Ağustos’a kadar süre tanınmıştı. Kamuya açık duruşma ise 22 Eylül’de yapılacak.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








