Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, Alman hükümetinden Almanya’da ilaç fiyatlarında bir artışa gitmesini talep ediyor.

German Foreign Policy’deki habere göre ABD bu talebini, ilaç endüstrisinin araştırma ve geliştirme yatırımlarını esas olarak ABD pazarı üzerinden finanse ettiğini öne sürerek gerekçelendiriyor.

Beyaz Saray’a göre buna karşılık, diğer ülkeler neredeyse hiçbir katkı sağlamadıkları halde tıbbi gelişmelerden yararlanmaya devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Almanya ve diğer ülkeleri “küresel beleşçilik” yapmakla suçluyor. 18 Haziran’da ABD, Almanya’daki ilaç endüstrisinin kâr koşullarını iyileştirmek amacıyla, “yenilikçi ilaçlara yönelik süregelen yetersiz tazminat” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde prosedürünü başlattı.

Şansölye Friedrich Merz bu talebi reddetti fakat Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti.

Boehringer ve Merck şirketi şimdiden taviz vermiş durumda ve yeni TrumpRX platformunda bazı ilaçları daha düşük fiyatlarla sunuyor.

Buna karşılık, Bayer gibi diğer şirketlerle birlikte AB ülkelerinde fiyat artışları için baskı yapıyorlar ve aksi takdirde Avrupa’da yeni ilaçları piyasaya sürmeyecekleri tehdidinde bulunuyorlar; böylece fiyat karşılaştırmalarının yapılmasını engellemeyi amaçlıyorlar.

ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Trump, Almanya ve AB’yi “bedavacılık” ile suçluyor

ABD, dünya çapında ilaç fiyatlarının en yüksek olduğu ülkeler listesinin başında yer alıyor. Onu İsviçre, Almanya ve Kanada takip ediyor.

Trump yönetimi şimdi bunu değiştirmek istiyor. “Küresel bedavacılık” tespit ettiğini iddia eden yönetim, bunun ana nedeni olarak “Almanya’daki ve Avrupa Birliği genelindeki sosyalist sağlık sistemlerini” gösteriyor.

Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te bir başkanlık emri yayınlayarak, bundan böyle ABD’nin iç ilaç pazarı için herhangi bir sanayileşmiş ülkede bir ilaç için uygulanan en düşük fiyatı referans alacağını söylemişti.

Emir, ABD ticaret politikasının amacını “üreticilerin yurtdışında fiyatlarını artırmalarını desteklemek ama bu yolla elde edilen ek gelirin doğrudan Amerikalı hastalar ve vergi mükellefleri için fiyatları düşürmek amacıyla kullanmak” olarak tanımlıyor.

Beyaz Saray, büyük ilaç şirketlerinin argümanlarını savunuyor

Önceki yönetim, ilaç endüstrisi ile zaman zaman kavga etmişti. Örneğin Başkan Joe Biden, 2024 yılında yaygın olarak kullanılan on ilacın fiyatlarında indirim uyguladıktan kısa bir süre sonra sevinçle “Büyük ilaç şirketlerini yendik” demişti.

Öte yandan bu konu artık Trump yönetimi için bir sorun teşkil etmiyor. Demokratlarla tam bir tezat oluşturan Cumhuriyetçiler ise prensip olarak yüksek ilaç fiyatlarını tereddüt etmeden kabul ediyorlar.

Böylece, araştırma giderlerinin yüksek fiyatları gerektirdiği yönündeki ilaç şirketlerinin argümanını benimsiyorlar.

Elbette bu iddia, AstraZeneca, Bayer ve diğer şirketlerin laboratuvarlarını giderek küçültüp bunun yerine gelecek vaat eden ilaç girişimlerini satın almaları gerçeğiyle çelişiyor.

Trump yönetimi ayrıca, üreticilerin bir nedenden ötürü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeden bahsetmelerini de görmezden geliyor. Büyük ilaç şirketleri, devasa pazarlama harcamalarını “geliştirme” terimi altında topluyorlar.

Almanya ile kavga, Britanya ile uzlaşma

Trump’ın Mayıs 2025 tarihli başkanlık kararnamesine tam olarak uygun olarak, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Alman hükümetini sağlık sistemi içindeki kaynakları ilaç endüstrisinin lehine yeniden dağıtmaya ikna etmek için aylarca uğraştı. 

Fakat müzakereler başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak, haziran ortasında Greer, “yenilikçi ilaçlar için ısrarlı olarak yetersiz ödeme yapılması” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde yargılamasını başlattı.

Bu süreçte Greer, o dönemde hararetli tartışmalara konu olan “Yasal Sağlık Sigortası Katkı Paylarının İstikrarına İlişkin Kanun”u da açıkça eleştirmiş ve “Almanya’nın yenilikçi ilaçlara yönelik harcamaları daha da azaltacak bir yasayı hızla yürürlüğe koyacağına dair haberler beni özellikle endişelendiriyor,” demişti.

ABD, Birleşik Krallık ile halihazırda bir anlaşmaya vardı. İngiliz şirketlerinin ilaç ihracatına yönelik daha yüksek gümrük vergisi tehdidinden kaçınmak için hükümet, diğer hususların yanı sıra, piyasaya yeni sürülen ilaçlar için daha yüksek fiyatlar taahhüt etti.

British Medical Journal’da yayınlanan bir analize göre, bu anlaşma 2036 yılına kadar Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) yaklaşık 51,5 milyar avroya mal olacak.

Yazarlar, gerekli olan kaynakların yeniden tahsisinin tıbbi bakımda büyük boşluklar yaratacağını savunuyor. Bu nedenle, 229.000’e varan ek ölüm vakası olacağını öngörüyorlar.

Berlin geri adım atmıyor: “İlaç fiyatları iç meselemiz”

Almanya federal hükümeti ise ABD hükümetinin iddialarını temelsiz bularak açıkça reddediyor.

Şansölye Friedrich Merz ve Sağlık Bakanı Nina Warken, ilaçlara yüzde 15 ithalat vergisi öngören AB ile ABD arasında imzalanan ticaret anlaşmasına işaret etti.

Merz, Almanya’daki ilaç fiyatlarının düzenlenmesini “tamamen iç mesele” olarak nitelendirirken, Warken de herhangi bir taviz vermeyi reddetti. CDU’lu siyasetçi, bu konuda “manevra alanının çok az” olduğunu belirtti.

Yalnızca Federal Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti. Bir sözcü, “bu konuda ABD ile diyalog arayışında olacağını” ifade etti.

Salı günü, Sağlık Bakanlığı ve Federal Şansölyelik temsilcileri, ortak bir strateji görüşmek üzere AB Ticaret Genel Direktörü Ditte Juul Jørgensen ile bir araya geldi.

Alman ilaç şirketleri Trump’a boyun eğdi

Trump, daha Temmuz 2025’te 17 ilaç şirketine bir mektup göndererek, “ABD’deki reçeteli ilaç fiyatlarını diğer gelişmiş ülkelerde uygulanan en düşük fiyat seviyesine indirmelerini” talep etmişti.

İki Alman ilaç üreticisi (Boehringer Ingelheim ve Merck) de bu mektubu aldı; mektupta şirketlerden ABD’ye “en çok kayırılan ülke” fiyatlarını uygulamaları, yani en çok kayırılan ülke ilkesini uygulamaları isteniyordu.

Her iki şirket de bu talebe uydu. Boehringer, “Hastaların uygun fiyatlı ilaçlara erişebilmesini ve hayat kurtaran tedavilere yönelik tıbbi yeniliklerin mümkün olmaya devam etmesini sağlamak için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve hasta örgütleriyle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.

Şirket şu anda, yeni oluşturulan TrumpRX platformunda üç ilacı önemli ölçüde indirimli fiyatlarla sunuyor.

Merck de bu platformda üç ilacıyla yer alıyor ve gelecekte doğurganlık ilaçlarının daha fazlasını yerel olarak üretmeyi bile kabul etti.

Merck CEO’su Danny Bar-Zohar, “Başkan Trump ve yönetimi ile yaptığımız işbirliği sayesinde, ABD’deki daha fazla aile artık yenilikçi tüp bebek tedavilerine erişebilecek ve umarız çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirebilecek,” dedi.

Bayer, Trump’ın seçim kampanyasına bağış yapmıştı

Bayer gibi diğer ilaç üreticileri de, aksi takdirde daha sert maliyet kesinti önlemlerine maruz kalacaklarından korktukları için “proaktif bir şekilde” bir anlaşma arayışındalar.

Leverkusen merkezli şirket, Trump’ın önlemlerini eleştirmiyor. Seçim kampanyası sırasında ona 122.000 dolarlık destek vermiş, göreve başlama törenine sponsor olmuş ve şimdi de Trump’ın Berlin ve Brüksel’e yönelik sert eleştirilerinin arkasında duruyor.

CEO Bill Anderson bir röportajda şöyle demişti:

“Evet, ABD hükümetinin Avrupa ilaç politikasına yönelik hayal kırıklığını anlıyorum. Tüm Avrupa hükümetleri ilaç ve biyoteknoloji sektörlerinde istihdam yaratmak istiyor. Fakat yenilikçi ilaçların fiyatları söz konusu olduğunda, ABD’nin ödediği tutarın sadece bir kısmını kabul ediyorlar. Bu kabul edilemez.”

İlaç Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi Stefan Oelrich de “Avrupa’da yeni ürünlerin fiyatları artmalıdır,” diyor. Oelrich, AB Sağlık Komiseri Olivér Várhelyi’nin Haziran ayında Bayer’in Berlin ofisini ziyaret ettiğinde bu talebi kendisine şahsen iletti.

AB Şeffaflık Kaydı’nda belgelendiği üzere, şirket lobicileri ile Várhelyi’nin kabine üyeleri arasında yapılan çok sayıda toplantı göz önüne alındığında, bu konu muhtemelen gündemdeydi.

Ayrıca, Leverkusen merkezli şirket, diğer ilaç üreticileriyle birlikte bu konuyla ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.

Büyük ilaç şirketleri AB’yi tehdit ediyor

Baskı uygulamak amacıyla ilaç devleri, üreticilerin ABD hükümetinin fiyatları karşılaştırmasına izin vermemesi sonucu AB ülkelerinde ilaç onay başvurularının sayısının azaldığına işaret ediyor.

Bayer’in en üst düzey kamu ilişkileri yetkilisi Matthias Berninger, “Bunlar boş tehditler değil; bu durum halihazırda yaşanıyor. Avrupa şu anda, sonunda neredeyse hiç yeni ilacın onaylanmayacağı bir yolda ilerliyor,” diye konuşuyor.

Leverkusen merkezli şirket tarafından kurulan “Araştırma Odaklı İlaç Şirketleri Birliği” (VFA), Sağlık Sigortası İstikrar Yasası’na karşı yürüttüğü kampanyada bu argümanı daha önce de kullanmıştı.

Bir tam sayfa gazete ilanında, lobi örgütü, ilaç tedarikini tehlikeye atmamak için politika yapıcıları ilaç şirketlerinin kârlarına dokunmamaya çağırdı.

İlanda şöyle deniyordu:

“Sayın Federal Meclis Üyeleri, yarının ilaçlarının Almanya’ya ulaşıp ulaşmayacağına siz karar vereceksiniz.”

Oysa yasa, ilaç endüstrisine neredeyse hiçbir yük getirmiyor ve sektör için elverişli faaliyet koşullarının devamını garanti ediyor.

İlanda, “İlaç harcamalarında artış beklenmeye devam ediyor,” deniyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin gümrük vergisi artışlarının hukuka aykırı olduğuna hükmettiğinden beri, yönetim agresif yaklaşımını esas olarak yukarıda bahsedilen gibi 301. Madde kapsamındaki işlemler üzerine dayandırıyor.

Bu işlemlerin yasal dayanağı ise 1974 tarihli bir ticaret kanunundaki hüküm. Almanya aleyhine açılan davada, Alman hükümetine görüşlerini sunması için 10 Ağustos’a kadar süre tanınmıştı. Kamuya açık duruşma ise 22 Eylül’de yapılacak.

Diplomasi

Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Yayınlanma

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.

ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.

Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.

Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.

Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.

Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.

Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.

Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor

Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.

Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.

Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.

Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”

Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.

Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.

Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.

Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.

Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor

Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.

Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.

Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Prof. Abdullah Baabood: Körfez kendi güvenliğini yeniden düşünmeli

Yayınlanma

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan Prof. Abdullah Baabood, Ortadoğu’daki savaşların ve yıkımın bölge halklarına yüklediği ağır bedeli ele aldı. İran’a yönelik saldırının, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında bulunan Körfez ülkelerini de tehlikeye attığını kaydeden Baabood, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının petrol ve doğal gaz ticaretini, ithalatı ve bölge ekonomilerini olumsuz etkilediğini belirtti. ABD’yle ilişkilerin ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının geleceğinin artık daha fazla sorgulandığını söyleyen Baabood, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış başkentlerin kararlarına bırakmak yerine ortak bir anlayışla şekillendirmesi gerektiğini vurguladı.


Öncelikle herkese iyi günler. Umarım hâlâ uyanıksınızdır.

Teşekkürler Pascal. Nazik davetleri için Tunç’a ve Harici’ye de teşekkür ederim.

Son konuşmacı olmak her zaman güzeldir. Çünkü farklı panellerde duyduğunuz bütün iyi fikirleri yeniden kullanabilirsiniz. Ama sizi bundan kurtarıp oldukça farklı şeyler söyleyeceğim.

Aslında başka bir konu hakkında konuşacağımı düşünmüştüm. Şimdi fikrimi değiştirdim, çünkü değinmek istediğim bazı konulara zaten değinildi.

Size bölgeden gelen birinin düşüncelerini aktarayım. Waseda University’den geldiğim yazıyor olsa da, ki orası Japonya’da, ikimiz de aynı üniversitede çalıştık, ben hâlâ oradayım, aslen Ummanlıyım. Bu yüzden orada Maskat yazıyor.

Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda, İngilizlerin çekilmesinden bu yana, hatta öncesinden beri ne görüyorsunuz? Çatışma, yıkım, on yıllardır süren savaşlar.

Bunun daha ne kadar süreceğini kendimize soruyoruz. Çevremize baktığımızda harap olmuş devletler görüyoruz. İnsanlar neredeyse her gün öldürülüyor.

Yalnızca Filistin’de değil. O ayrı bir mesele ve daha önce söz edildi. Lübnan’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye, Yemen’e, Irak’a bakın.

Bir keresinde bir diplomatla konuşuyordum. Şöyle dedim: “Bütün bunlar yaşanıyor. Bu bir komplo teorisi olabilir mi? Ben komploya inanmıyorum.”

Şöyle dedi: “Komplo değilse nedir? Bütün bunları nasıl açıklarsın?”

Hâlâ bir anlam veremiyorum. Belki siz verebiliyorsunuzdur.

Bölgede geriye kalan istikrarlı, güvenli birkaç ülke, Amerika’nın şemsiyesi altında olduğu söylenen, petrol ve doğal gaz sayesinde refah içindeki Körfez ülkeleriydi.

Peki ne oldu? Başkan Trump, komşu bir ülkeye hukuka aykırı biçimde saldırmaya karar verdi. İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına misilleme yapacağını gayet iyi biliyordu.

Bu ne demek? Bölgemizdeki ülkelerimizin İran’ın saldırısına uğrayacağı demek. Elbette altyapımızın bir kısmı da öyle.

Üstelik Hürmüz Boğazı artık kapalı. Açıktı, şimdi kapalı. Belki Umman dışında bütün Körfez ülkeleri, petrol ve doğal gaz ihracatında ve ithalatlarında Hürmüz Boğazı’na bağımlı.

Şimdi ekonomileri zarar görüyor. Altı, yedi ay oldu. Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bölge, birilerinin kararı yüzünden çok ağır bir bedel ödüyor.

Tel Aviv’de biri, Washington’da biri, bunu yapmak istediklerine karar verdi. Nedenini bile anlamıyoruz.

Mesele nükleer programsa, bu zaten çok önceden Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında çözülmüştü. Ayrıca İran her zaman nükleer silah ve bomba yapmak için asla zenginleştirme yapmayacağını söyledi.

Üstelik savaştan önce de Umman Dışişleri Bakanı, İranlılar ve Amerikalılarla müzakere yürütüyordu. İranlılar, Başkan Trump’ın istediği neredeyse her şeyi kabul etmişti.

Bu yüzden Umman Dışişleri Bakanı televizyona çıkıp şaşırdığını söyledi. Müzakereler hâlâ sürerken savaş kararının çoktan alınmış olmasına şaşırmıştı.

Bölgenin gözünden bakınca şöyle düşünüyoruz: Peki, her yeri harap ettiniz. Çevremizdeki bütün bölge harap oldu, şimdi de biz. Üstelik biz müttefikiz. ABD’nin şemsiyesi altındayız.

İhtiyacınız olan bütün desteği size verdik. Petrol ve doğal gaz almanızı sağladık. Küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu enerjiyi alıp iyi işlemesini sağladık.

Petrol ve doğal gaz gelirlerini ekonominize, teknolojinize, teknik bilginize ve silahlarınıza yatırdık. Bunun karşılığını da böyle alıyoruz.

Bence artık ABD’yle ilişkilerin geleceğine dair pek çok soru gündeme geldi. Bölgedeki Amerikan üsleri ve Amerikan varlığı bakımından da ilişkilerin geleceği sorgulanıyor.

Bence Amerika bu durumda kendi ayağına kurşun sıktı. Belki de bundan biraz daha fazlasını yaptı.

Halkta büyük bir öfke var. Yalnızca tanık oldukları, Gazze konusunda İsrail’e verilen koşulsuz destek, katliamlar ve soykırım yüzünden değil; şimdi yaşananlar yüzünden de.

Bu yüzden pek çok sorunun gündeme geleceğini düşünüyorum. Bence bu çatışma, küresel düzeyde yaşanan değişimi daha da hızlandıracak.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bence bölge artık alışılmış kalıpların dışında düşünmeye, ABD’nin ya da başka ülkelerin güvenlik şemsiyelerine bel bağlamanın ötesine geçmeye başlamalı.

Bölgenin kendi güvenliğini düşünmesinin zamanı geldi. Güvenliğine Washington’da, Londra’da ya da başka bir yerde karar verilmesi gerekmiyor. Bölge içinde, bölge ülkelerinin iş birliğiyle karar verilmeli.

Bölgede güvenliği ve istikrarı desteklemeye yardımcı olabilecek birçok ülke var. Bu, Amerikalılara veda etmek anlamına gelmiyor. Her zaman müttefik kalacaklar. Ama Çin’le, Rusya’yla, Hindistan’la ve diğer güçlerle ilişkilerimizi de çeşitlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Elbette Türkiye burada çok önemli bir rol oynuyor. Pakistan da öyle.

Bence güvenliği, istikrarı ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak, bölgemizin güvenliği için yabancı güçlere bağımlılığımızı azaltacak bir bölgesel mekanizmaya ihtiyacımız var.

Çok teşekkürler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’li gazeteci Andrew Day: Ülkemizde savaş karşıtlığı güçleniyor

Yayınlanma

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan The American Conservative dergisinin kıdemli editörü Andrew Day, bölgesel vekâlet savaşlarını ABD’nin iç siyaseti ve dış politika anlayışı üzerinden değerlendirdi. American Conservative’in savaş karşıtı kuruluş çizgisini hatırlatarak muhafazakâr çevrelerde dış müdahalelere itirazın artık daha güçlü kabul gördüğünü belirten Day, Amerikan kamuoyunun, özellikle ABD-İsrail ilişkileri ve İran Savaşı konusunda hızla değiştiğini kaydetti. Day, İran’a karşı savaşı gereksiz bir saldırı savaşı olarak niteledi ve bunun ABD’nin göreli gerileyişini, silah stoklarının azalmasını ve liberal düzenin çözülmesini hızlandırdığını söyledi.


Herkese merhaba.

Bölgesel vekâlet savaşlarını konuşmamız bekleniyor. Ülkem ABD, bu savaşların hepsinden büyük ölçüde sorumlu göründüğü için ABD’deki iç siyasi durum hakkında birkaç şey söyleyeceğim. Umarım bu, jeopolitik duruma ışık tutar.

Bu jeopolitik durum elbette çok vahim. Belki düzenleyicilerin konferansı ilk planladığında beklediğinden de vahim. Ama konuşmamda iyimserlik için bazı dayanaklar aramaya çalışacağım. Bu biraz yavan gelebilir ama bu dayanakları uydurmayacağım. Bence gerçekten varlar.

Arkamdaki ekranda American Conservative’in kıdemli editörü olduğumu görüyorsunuz. Dergiyi tanımıyorsanız, 2002’de Irak Savaşı’na karşı çıkmak için kurulduğunu duymak sizi şaşırtabilir.

Elbette 2002’de kurulduğunda Irak Savaşı henüz başlamamıştı ama yaklaştığını biliyorduk. Kurucularımız, özellikle de Pat Buchanan, sağda savaş karşıtı, yaklaşan Irak Savaşı’na şiddetle karşı çıkan bir dergi olsun istiyordu.

İyimserliğin dayanaklarına gelince, şunu söyleyeyim: Kendimi yüceltmek istesem de bugünlerde savaş karşıtı mücadele yürüten bir muhafazakâr olmak pek az cesaret gerektiriyor. Pat Buchanan’ın 2002’de American Conservative’i kurduğu döneme hiç benzemiyor.

Kişiliğine yönelik bir saldırı yağmuruna tutulmuştu. Dışlanmış, Yahudi düşmanı diye karalanmıştı. Elbette insanlar internette kötü şeyler söylüyor ama artık durum çok farklı. Sözünüzü duyurmak daha kolay. Muhafazakâr hareketin bir üyesi ve ABD’de gerçekten güçlü olan bir sağ eğilimin temsilcisi olarak daha fazla kabul görüyorsunuz. Bu eğilim, dış savaşlara kuşkuyla bakmak ve şiddetle karşı çıkmak.

Bence bu, iyimserlik için gerçek bir dayanak. Önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Amerikan kamuoyu, ABD-İsrail ilişkileri dahil çeşitli konularda muazzam ölçüde değişti. Bu değişim gerçekten yaşanıyor, üstelik inanılmaz bir hızla.

Buna rağmen yerleşik siyaset çevrelerinde durum biraz farklı ve oldukça hayal kırıklığına uğratıcı. Çünkü siyasetçiler seçim kampanyasında ne söylerse söylesin, seçimi kazanıp göreve başlayana kadar gizli bir ulusal güvenlik üniversitesine gidiyorlar sanki.

Anatol Lieven daha önce bir ifade kullanmıştı. Neydi? “Tuhaf yanılsamalar dünyası.” Bence bütün bu siyasetçilerin gittiği ulusal güvenlik üniversitesinin müfredatı bu. Çünkü göreve geldiklerinde hepsi aynı klişeleri tekrarlayıp duruyor. Bunların bugünkü jeopolitik durumla görünür hiçbir ilgisi yok.

Söyledikleri saçmalıklara gelince, Çin’e karşı şahinlik oldukça çılgınca. Rusya’ya karşı şahinlik de öyle. Ama ABD’deki en çılgın şahinlik açıkça İran’a karşı olanı.

Çünkü İran, dünyanın öbür ucunda orta ölçekli bir güç. Denk bir rakip değil, nükleer bir devlet değil. Üstelik ABD’yle nükleer anlaşma yapmaya istekli olmakla kalmadı, gerçekten bir nükleer anlaşma imzaladı. Trump’ın ilk dönemindeki kendi yönetimine göre de imzaladığı anlaşmaya uyuyordu.

Yine de anlaşmadan çıktık. Sonrasında olanları hepimiz biliyoruz.

İran Savaşı bence bir hızlandırıcı. Fransız romancı Michel Houellebecq’e, Covid salgınının başında bir gazeteci şöyle sormuştu: “Sizce Covid nasıl bir toplumsal dönüşüm yaratacak? Bunun sonunda nasıl bir durum bekliyorsunuz?”

Şöyle cevap vermişti: “Dönüşüm olmayacak. Aynı olacak ama daha kötü.”

Bence İran Savaşı da benzer biçimde, önceden var olan bazı eğilimleri güçlendiriyor: ABD’nin Çin karşısındaki gerileyişi, silah stoklarımızın azalması, ki bu Ukrayna Savaşı nedeniyle zaten yaşanıyordu, liberal düzenin çöküşü. Uluslararası liberal düzenin iyi yanları da buna dahil, örneğin uluslararası deniz taşımacılığı.

Ama her şeyin mutlaka daha kötü olup olmayacağını bilmiyorum. İran Savaşı’nda teselli aramak istemiyorum. Çünkü ABD’nin İran’a karşı savaşını bir saldırı savaşı olarak görüyorum. Tamamen gereksiz, tamamen aptalca. Amerika için de İran halkı için de kötü. Saldırıların ilk gününde 160 kız öğrenciyi öldürdük. Dolayısıyla burada teselli aramayacağım.

Ama şunu söyleyeyim: Bu İran Savaşı’nın sonunda, ABD’deki yerleşik siyaset çevreleri hata payının artık eskisi gibi olmadığını nihayet anlayabilir. Hata payı çok daha dar, geri tepme çok daha büyük. Üstelik artık gerçekten bize dönüyor ve siyasetçilere siyasi zarar veriyor.

Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor: ABD’de bu savaş hiç destek görmüyor. Bu yalnızca benzin fiyatları yüzünden değil. İlk günden beri destek görmüyordu. O sırada tek bildiğimiz, Hamaney’in ve İranlı liderlerin öldürüldüğüydü. Pete Hegseth, “İran’da büyük, çok büyük bir zafer kazandık” diyebilirdi. Amerikan halkı buna kanmıyordu.

Bu, Amerikan tarihinde en az destek gören savaş. Bu muazzam bir değişim. Daha önce de belirttiğim gibi, Bush yönetimi döneminde Irak Savaşı başladığında büyük destek görüyordu. İran Savaşı ise pek görmüyor. Bence bu, vurgulanmaya değer önemli eğilimlere işaret ediyor.

Çin’in yükselişinin jeopolitik açıdan ABD için de birçok olumlu yanı olabileceğini düşünüyorum.

Ortaya çıkan Soğuk Savaş’ın bazı açılardan ilkinden daha kötü göründüğüne katılıyorum. Bunun bir nedeni, ABD’deki siyasi yönetimin hedefsiz ve stratejiden yoksun olması.

Zbigniew Brzezinski veya Henry Kissinger hakkında ne düşünürseniz düşünün, çeşitli nedenlerle onlardan nefret edebilirsiniz, bugün Dışişleri Bakanlığını yöneten fikri cücelerin yanında birer devdiler.

Brzezinski ile Blinken’ı kıyaslayın. Brzezinski’ye dâhi denebilirdi. Blinken’ın gözlerinin ardında bir bilinç var mı, belli değil. Yalnızca basmakalıp sözler söylüyor.

Kissinger ile bazı muhafazakâr dışişleri bakanları arasında da benzer bir kıyaslama yapabilirsiniz. Bunlardan biri şu anda görevde olabilir.

Amerika’nın stratejik kavrayışındaki bu yozlaşma gerçekten son derece kaygı verici. ABD’deki çevremde yer alan dış politika düşünürleri için de çok kaygı verici ve biraz anlaşılmaz.

Çünkü aslında yetkin insanlar var. Trump’ın profesyonel diplomat ekiplerine alıp Tahran’la, Moskova’yla ve Pekin’le görüşmeye gönderebileceği yetkin insanlar var. Golf arkadaşı Steve Witkoff’u bütün bu yerlere göndermek zorunda değil.

Yine de gönderiyor, bu da kaygı verici. Ama bence Çin’in yükselişi, Soğuk Savaş’ta olduğu gibi, zihinleri odaklanmaya zorlayabilir. Belki de en iyi ihtimalle stratejik düşüncemiz yeniden, parlak olmasa da en azından normal bir düzeye döner.

Teşekkürler.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English