Diplomasi
ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

Trump yönetimi, Alman hükümetinden Almanya’da ilaç fiyatlarında bir artışa gitmesini talep ediyor.
German Foreign Policy’deki habere göre ABD bu talebini, ilaç endüstrisinin araştırma ve geliştirme yatırımlarını esas olarak ABD pazarı üzerinden finanse ettiğini öne sürerek gerekçelendiriyor.
Beyaz Saray’a göre buna karşılık, diğer ülkeler neredeyse hiçbir katkı sağlamadıkları halde tıbbi gelişmelerden yararlanmaya devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya ve diğer ülkeleri “küresel beleşçilik” yapmakla suçluyor. 18 Haziran’da ABD, Almanya’daki ilaç endüstrisinin kâr koşullarını iyileştirmek amacıyla, “yenilikçi ilaçlara yönelik süregelen yetersiz tazminat” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde prosedürünü başlattı.
Şansölye Friedrich Merz bu talebi reddetti fakat Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti.
Boehringer ve Merck şirketi şimdiden taviz vermiş durumda ve yeni TrumpRX platformunda bazı ilaçları daha düşük fiyatlarla sunuyor.
Buna karşılık, Bayer gibi diğer şirketlerle birlikte AB ülkelerinde fiyat artışları için baskı yapıyorlar ve aksi takdirde Avrupa’da yeni ilaçları piyasaya sürmeyecekleri tehdidinde bulunuyorlar; böylece fiyat karşılaştırmalarının yapılmasını engellemeyi amaçlıyorlar.
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor
Trump, Almanya ve AB’yi “bedavacılık” ile suçluyor
ABD, dünya çapında ilaç fiyatlarının en yüksek olduğu ülkeler listesinin başında yer alıyor. Onu İsviçre, Almanya ve Kanada takip ediyor.
Trump yönetimi şimdi bunu değiştirmek istiyor. “Küresel bedavacılık” tespit ettiğini iddia eden yönetim, bunun ana nedeni olarak “Almanya’daki ve Avrupa Birliği genelindeki sosyalist sağlık sistemlerini” gösteriyor.
Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te bir başkanlık emri yayınlayarak, bundan böyle ABD’nin iç ilaç pazarı için herhangi bir sanayileşmiş ülkede bir ilaç için uygulanan en düşük fiyatı referans alacağını söylemişti.
Emir, ABD ticaret politikasının amacını “üreticilerin yurtdışında fiyatlarını artırmalarını desteklemek ama bu yolla elde edilen ek gelirin doğrudan Amerikalı hastalar ve vergi mükellefleri için fiyatları düşürmek amacıyla kullanmak” olarak tanımlıyor.
Beyaz Saray, büyük ilaç şirketlerinin argümanlarını savunuyor
Önceki yönetim, ilaç endüstrisi ile zaman zaman kavga etmişti. Örneğin Başkan Joe Biden, 2024 yılında yaygın olarak kullanılan on ilacın fiyatlarında indirim uyguladıktan kısa bir süre sonra sevinçle “Büyük ilaç şirketlerini yendik” demişti.
Öte yandan bu konu artık Trump yönetimi için bir sorun teşkil etmiyor. Demokratlarla tam bir tezat oluşturan Cumhuriyetçiler ise prensip olarak yüksek ilaç fiyatlarını tereddüt etmeden kabul ediyorlar.
Böylece, araştırma giderlerinin yüksek fiyatları gerektirdiği yönündeki ilaç şirketlerinin argümanını benimsiyorlar.
Elbette bu iddia, AstraZeneca, Bayer ve diğer şirketlerin laboratuvarlarını giderek küçültüp bunun yerine gelecek vaat eden ilaç girişimlerini satın almaları gerçeğiyle çelişiyor.
Trump yönetimi ayrıca, üreticilerin bir nedenden ötürü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeden bahsetmelerini de görmezden geliyor. Büyük ilaç şirketleri, devasa pazarlama harcamalarını “geliştirme” terimi altında topluyorlar.
Almanya ile kavga, Britanya ile uzlaşma
Trump’ın Mayıs 2025 tarihli başkanlık kararnamesine tam olarak uygun olarak, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Alman hükümetini sağlık sistemi içindeki kaynakları ilaç endüstrisinin lehine yeniden dağıtmaya ikna etmek için aylarca uğraştı.
Fakat müzakereler başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak, haziran ortasında Greer, “yenilikçi ilaçlar için ısrarlı olarak yetersiz ödeme yapılması” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde yargılamasını başlattı.
Bu süreçte Greer, o dönemde hararetli tartışmalara konu olan “Yasal Sağlık Sigortası Katkı Paylarının İstikrarına İlişkin Kanun”u da açıkça eleştirmiş ve “Almanya’nın yenilikçi ilaçlara yönelik harcamaları daha da azaltacak bir yasayı hızla yürürlüğe koyacağına dair haberler beni özellikle endişelendiriyor,” demişti.
ABD, Birleşik Krallık ile halihazırda bir anlaşmaya vardı. İngiliz şirketlerinin ilaç ihracatına yönelik daha yüksek gümrük vergisi tehdidinden kaçınmak için hükümet, diğer hususların yanı sıra, piyasaya yeni sürülen ilaçlar için daha yüksek fiyatlar taahhüt etti.
British Medical Journal’da yayınlanan bir analize göre, bu anlaşma 2036 yılına kadar Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) yaklaşık 51,5 milyar avroya mal olacak.
Yazarlar, gerekli olan kaynakların yeniden tahsisinin tıbbi bakımda büyük boşluklar yaratacağını savunuyor. Bu nedenle, 229.000’e varan ek ölüm vakası olacağını öngörüyorlar.
Berlin geri adım atmıyor: “İlaç fiyatları iç meselemiz”
Almanya federal hükümeti ise ABD hükümetinin iddialarını temelsiz bularak açıkça reddediyor.
Şansölye Friedrich Merz ve Sağlık Bakanı Nina Warken, ilaçlara yüzde 15 ithalat vergisi öngören AB ile ABD arasında imzalanan ticaret anlaşmasına işaret etti.
Merz, Almanya’daki ilaç fiyatlarının düzenlenmesini “tamamen iç mesele” olarak nitelendirirken, Warken de herhangi bir taviz vermeyi reddetti. CDU’lu siyasetçi, bu konuda “manevra alanının çok az” olduğunu belirtti.
Yalnızca Federal Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti. Bir sözcü, “bu konuda ABD ile diyalog arayışında olacağını” ifade etti.
Salı günü, Sağlık Bakanlığı ve Federal Şansölyelik temsilcileri, ortak bir strateji görüşmek üzere AB Ticaret Genel Direktörü Ditte Juul Jørgensen ile bir araya geldi.
Alman ilaç şirketleri Trump’a boyun eğdi
Trump, daha Temmuz 2025’te 17 ilaç şirketine bir mektup göndererek, “ABD’deki reçeteli ilaç fiyatlarını diğer gelişmiş ülkelerde uygulanan en düşük fiyat seviyesine indirmelerini” talep etmişti.
İki Alman ilaç üreticisi (Boehringer Ingelheim ve Merck) de bu mektubu aldı; mektupta şirketlerden ABD’ye “en çok kayırılan ülke” fiyatlarını uygulamaları, yani en çok kayırılan ülke ilkesini uygulamaları isteniyordu.
Her iki şirket de bu talebe uydu. Boehringer, “Hastaların uygun fiyatlı ilaçlara erişebilmesini ve hayat kurtaran tedavilere yönelik tıbbi yeniliklerin mümkün olmaya devam etmesini sağlamak için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve hasta örgütleriyle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.
Şirket şu anda, yeni oluşturulan TrumpRX platformunda üç ilacı önemli ölçüde indirimli fiyatlarla sunuyor.
Merck de bu platformda üç ilacıyla yer alıyor ve gelecekte doğurganlık ilaçlarının daha fazlasını yerel olarak üretmeyi bile kabul etti.
Merck CEO’su Danny Bar-Zohar, “Başkan Trump ve yönetimi ile yaptığımız işbirliği sayesinde, ABD’deki daha fazla aile artık yenilikçi tüp bebek tedavilerine erişebilecek ve umarız çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirebilecek,” dedi.
Bayer, Trump’ın seçim kampanyasına bağış yapmıştı
Bayer gibi diğer ilaç üreticileri de, aksi takdirde daha sert maliyet kesinti önlemlerine maruz kalacaklarından korktukları için “proaktif bir şekilde” bir anlaşma arayışındalar.
Leverkusen merkezli şirket, Trump’ın önlemlerini eleştirmiyor. Seçim kampanyası sırasında ona 122.000 dolarlık destek vermiş, göreve başlama törenine sponsor olmuş ve şimdi de Trump’ın Berlin ve Brüksel’e yönelik sert eleştirilerinin arkasında duruyor.
CEO Bill Anderson bir röportajda şöyle demişti:
“Evet, ABD hükümetinin Avrupa ilaç politikasına yönelik hayal kırıklığını anlıyorum. Tüm Avrupa hükümetleri ilaç ve biyoteknoloji sektörlerinde istihdam yaratmak istiyor. Fakat yenilikçi ilaçların fiyatları söz konusu olduğunda, ABD’nin ödediği tutarın sadece bir kısmını kabul ediyorlar. Bu kabul edilemez.”
İlaç Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi Stefan Oelrich de “Avrupa’da yeni ürünlerin fiyatları artmalıdır,” diyor. Oelrich, AB Sağlık Komiseri Olivér Várhelyi’nin Haziran ayında Bayer’in Berlin ofisini ziyaret ettiğinde bu talebi kendisine şahsen iletti.
AB Şeffaflık Kaydı’nda belgelendiği üzere, şirket lobicileri ile Várhelyi’nin kabine üyeleri arasında yapılan çok sayıda toplantı göz önüne alındığında, bu konu muhtemelen gündemdeydi.
Ayrıca, Leverkusen merkezli şirket, diğer ilaç üreticileriyle birlikte bu konuyla ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.
Büyük ilaç şirketleri AB’yi tehdit ediyor
Baskı uygulamak amacıyla ilaç devleri, üreticilerin ABD hükümetinin fiyatları karşılaştırmasına izin vermemesi sonucu AB ülkelerinde ilaç onay başvurularının sayısının azaldığına işaret ediyor.
Bayer’in en üst düzey kamu ilişkileri yetkilisi Matthias Berninger, “Bunlar boş tehditler değil; bu durum halihazırda yaşanıyor. Avrupa şu anda, sonunda neredeyse hiç yeni ilacın onaylanmayacağı bir yolda ilerliyor,” diye konuşuyor.
Leverkusen merkezli şirket tarafından kurulan “Araştırma Odaklı İlaç Şirketleri Birliği” (VFA), Sağlık Sigortası İstikrar Yasası’na karşı yürüttüğü kampanyada bu argümanı daha önce de kullanmıştı.
Bir tam sayfa gazete ilanında, lobi örgütü, ilaç tedarikini tehlikeye atmamak için politika yapıcıları ilaç şirketlerinin kârlarına dokunmamaya çağırdı.
İlanda şöyle deniyordu:
“Sayın Federal Meclis Üyeleri, yarının ilaçlarının Almanya’ya ulaşıp ulaşmayacağına siz karar vereceksiniz.”
Oysa yasa, ilaç endüstrisine neredeyse hiçbir yük getirmiyor ve sektör için elverişli faaliyet koşullarının devamını garanti ediyor.
İlanda, “İlaç harcamalarında artış beklenmeye devam ediyor,” deniyor.
ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin gümrük vergisi artışlarının hukuka aykırı olduğuna hükmettiğinden beri, yönetim agresif yaklaşımını esas olarak yukarıda bahsedilen gibi 301. Madde kapsamındaki işlemler üzerine dayandırıyor.
Bu işlemlerin yasal dayanağı ise 1974 tarihli bir ticaret kanunundaki hüküm. Almanya aleyhine açılan davada, Alman hükümetine görüşlerini sunması için 10 Ağustos’a kadar süre tanınmıştı. Kamuya açık duruşma ise 22 Eylül’de yapılacak.
Diplomasi
Modi’den Putin’e Ukrayna çağrısı: “Sonu gelmeyen savaşı bitirin”

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’da bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Ukrayna’daki savaşı sonlandırma çağrısında bulundu. Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi öncesinde konuşan Modi, sonu gelmeyen bir savaştan çatışmaların durdurulmasına geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Modi, Moskova yönetiminin “sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna” doğru adım atması gerektiğini belirtti.
Modi, Putin’in yere baktığı ve ayaklarıyla tempo tuttuğu görüşmede, “Savaşın sürdüğü her gün insanlık fiilen bir adım geriye gidiyor; barışa doğru atılan her adım ise tüm insanlığa gerçek bir barış umudu veriyor” dedi.
Çatışmaların durdurulması gerektiğini vurgulayan Hindistan Başbakanı, “Sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna, düşmanlıkların durdurulmasına geçmemiz gerekiyor. Tam olarak bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı.
İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığına göre Putin ise Modi’ye “Çok teşekkür ederim Sayın Başbakan. Bu yolda ilerliyoruz” sözleriyle yanıt verdi.
Moskova, Rusya’nın savaşı yalnızca kendi şartları doğrultusunda sonlandırmaya hazır olduğunu defalarca dile getirirken, Kiev yönetimi bu şartları kabul edilemez bularak reddediyor.
Modi görüşmede Putin’e “dostum” diye hitap etti ve iki ülke arasında Yeni Delhi yönetiminin resmi olarak “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” şeklinde adlandırdığı büyüyen ekonomik ilişkilerden övgüyle söz etti.
Hindistan, kilit bir ticaret ortağı olmasına rağmen Putin’in yüzüne savaşı bitirmesi gerektiğini doğrudan söyleyen az sayıdaki müttefikten biri olarak öne çıkıyor.
Hindistan, Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’dan büyük miktarlarda indirimli petrol satın alarak Moskova ile yakınlaşmasını sürdürdü.
Yeni Delhi yönetimi ayrıca Ukrayna’nın rafinerilere düzenlediği saldırıların ardından Moskova’ya benzin temin etmek üzere devreye girdi. İki ülke arasındaki ilişkiler savunma, enerji, uzay ve mobilite alanlarındaki bağları da kapsıyor.
Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkeler arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yıllık liderler zirvesi pazartesi günü Kırgızistan’da başladı.
Avrasya ülkelerinin katıldığı konferans; siyasi, ekonomik ve uluslararası güvenlik işbirliğine odaklanıyor.
Bişkek’teki zirvede Rusya ve Hindistan liderlerinin yanı sıra Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Pakistan, Özbekistan, Belarus ve Kazakistan liderleri de yer alıyor.
Zirveye ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Genel Sekreteri Kao Kim Hourn’un katılması öngörülüyor.
Diplomasi
Bessent’tan Rus mevkidaşı Siluanov’a Ukrayna şartı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Rus mevkidaşı Anton Siluanov ile yaptığı görüşmede savaş bitene kadar hiçbir ekonomik taviz veya anlaşmanın müzakere edilmeyeceğini bildirdi. Reuters’a konuşan ABD’li bir yetkili, görüşmenin odak noktasında Başkan Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının yer aldığını aktardı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov arasında gerçekleşen ikili görüşmede, Washington yönetiminin Ukrayna’daki askeri çatışma sona ermeden Moskova ile ekonomik tavizleri veya herhangi bir anlaşmayı müzakere etmeye hazır olmadığı vurgulandı.
Reuters haber ajansının bir kaynağa dayandırdığı habere göre, Siluanov’un “karşılıklı çıkar alanlarını” ele alma girişimine Bessent sözünü keserek, “Çatışma bitene kadar hiçbir şey mümkün değil” yanıtını verdi.
İsmini açıklamayan ABD’li bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada, görüşmenin ana odağında ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının bulunduğunu ifade etti.
Görüşme ABD’nin Asheville kentinde gerçekleşti ve devamının 1 Eylül’de yapılması planlanıyor. Rusya Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarafların mali alandaki Rusya-ABD işbirliği ile G20 çerçevesindeki etkileşim konularını ele aldığı bildirildi.
G20’de aile fotoğrafı krizi
Siluanov, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında da bir konuşma yaptı. Financial Times’ın kaynaklarına göre Rus bakan, bazı üst düzey Avrupalı yetkililerin kendisiyle aynı kareye girmeyi reddetmesi nedeniyle geleneksel “aile fotoğrafı” çekimine katılmadı.
ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri Financial Times’a verdikleri demeçte, Bessent ile Siluanov’un zirve kapsamındaki görüşmesini doğruladı. Bir yetkili, Bessent’ın “Rusya Maliye Bakanı ile verimli bir görüşme yaptığını ve Başkan’ın dünyada barış arayışını desteklediğini” belirtti.
ABD Başkanı Trump ise Siluanov’un etkinliğe katılımını “Bakalım ne olacak” sözleriyle değerlendirdi. Trump, ABD’nin herkesle iyi geçinmek istediğini kaydederek kendisinin bu yönde bir yeteneğe sahip olduğunu dile getirdi.
Almanya’dan Washington’a tepki
Reuters’ın aktardığına göre, Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil G20 toplantısında Avrupa’nın Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım paketi hazırlığında olduğunu hatırlatarak, Siluanov’un varlığının ABD’nin bu alanda işbirliği yapma konusundaki isteksizliğine dair “oldukça endişe verici” bir mesaj verdiğini savundu.
Klingbeil, “Amerikan tarafından, onun burada sıradan bir konuk gibi ağırlanmaması gerektiğine dair daha net açıklamalar almak isterdim” ifadesini kullandı.
Yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiren Rus tarafı ise daha önce ekonomik etkileşim şartına bağlı olmayan bir diyalog beklentisinde olduğunu duyurmuştu. Kremlin, Rusya’nın yaptırımlara yalnızca uyum sağlamakla kalmayıp bu baskıya rağmen gelişmeye devam ettiğini öne sürmüştü.
Bununla birlikte Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, egemen bir ekonominin “ekonomik otarşi anlamına gelmediğini” ifade etmişti. Peskov, kapalı bir ekonominin teorik olarak mümkün olduğunu belirterek, “Ağaç kovuğu arıcılığı yapılabilir, çarıklarla gezilebilir. Peki bu gerekli mi? Hayır. Bize süper bir gelecek lazım. Biz buna layığız ve bunu yapabiliriz” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Diplomasi
Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

İsrail başbakanının oğlu Yair Netanyahu, Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.
Bu tartışma, İsrail’in Güney Atlantik’teki bu adalar grubu hakkındaki resmi tutumunu netleştirmesi yönünde taleplere yol açtı.
Başbakanın oğlu, Birleşik Krallık’a karşı şiddetli bir saldırıya geçerek Pazartesi günü İşçi Partisi hükümetinin “İsrail’e yönelik ikiyüzlülüğünü ve düşmanlığını” eleştirdi ve bunu “antisemitizm” olarak nitelendirdi.
Buna karşılık, İsrail’in Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ile olan yakın ittifakının, Arjantin’in adalar üzerindeki hak talebini desteklemeyi gerektirdiğini savundu.
Oğul Netanyahu, “Neden Arjantin’in değil de sizin tarafınızı tutmamız gerekiyor ki?” diye sordu.
Pazar günü, Reform UK’den ayrıldıktan sonra bir başka sağcı parti Restore Britain’ın liderliğini üstlenen Rupert Lowe, İsrail’e tutumunu netleştirmesi çağrısında bulundu:
“Netanyahu’nun oğlunun müdahalesinin ardından… Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda İsrail hükümetinin resmi tutumunun ne olduğunu sormak tamamen meşrudur.”
Bu açıklamalar, genç Netanyahu’nun X platformunda İspanyolca bir paylaşımda bulunarak Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğunu belirtmesi ve adaları Arjantin’in tercih ettiği adıyla “Islas Malvinas” olarak adlandırmasının ardından geldi.
Başka bir paylaşımda ise adaları “kıyılarınızdan 8.000 mil uzaktaki bir kaya yığını” olarak nitelendirdi.
Lowe, Netanyahu’nun paylaşımını paylaştı ve ona, “İsrail’de odaklanman gereken yeterince sorunun var,” dedi.
“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır ve öyle kalacaktır,” diye ekleyen Lowe, partisinin liderliğindeki herhangi bir hükümetin “bunu sağlamak için gerekirse savaşa gireceğini” söyledi.
Eski Muhafazakâr milletvekili ve bakan Conor Burns da konuya dahil olarak şöyle yazdı:
“Sevgili Nepoyahu, Defol git. Saygılarımla, Birleşik Krallık’taki İsrail’in pek çok dostu (Falkland Adaları’ndaki İngiliz tebaasından daha sert tepkiler de var).”
Milei, X’te Netanyahu’nun birkaç paylaşımını yeniden paylaştı; bu da başbakanın oğlunun “Görünüşe göre, solun propagandasının aksine, İsrail-Arjantin ilişkilerine katkıda bulunmuşum…” demesine neden oldu.
İngiliz Denizaşırı Toprakları’na dahil olan bu ada, Arjantin’in yaklaşık 500 kilometre doğusunda yer alıyor.
1982 yılında Arjantin adalara saldırmış ve 649 Arjantinli asker, 255 İngiliz asker ile üç sivilin hayatını kaybettiği 74 günlük bir savaşı tetiklemişti.
Netanyahu, Lowe’a birkaç paylaşımda yanıt verdi.
Lowe’un, İsrail’den Batı Şeria’yı oluşturan bölgelerin İncil’deki isimleri olan “Yahudiye ve Samiriye’yi” bırakmasını isterken, “dünyanın öbür ucundaki birkaç kaya parçası için savaşa girmeye” hazır olduğunu öne süren Yair, İngiliz siyasetçiyi ikiyüzlülükle suçladı.
Falkland Savaşı sırasında İngiltere’yi yöneten Başbakan Margaret Thatcher’ın eski danışmanı Nile Gardiner, Netanyahu’nun paylaşımını alıntıladı ve “neyse ki” bunun İsrail hükümetinin resmi tutumunu yansıtmadığını belirtti.
Gardiner, “Cesur Falkland Adalıları, son derece cesur İsrail halkıyla tam olarak aynı egemenlik, kendi kaderini tayin etme ve özgürlük haklarına sahiptir. Falkland Adaları her zaman İngiliz olacaktır,” diye yazdı.
Geçen ay, Netanyahu destekçilerinin Arjantin’in adalar grubunu geri alması yönündeki çağrıları sürerken, İsrail’deki İngiliz Büyükelçiliği Haaretz’e şunları söyledi:
“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır. Egemenlik Birleşik Krallık’a, kendi kaderini tayin hakkı ise ada sakinlerine aittir.”
Büyükelçilik, 2013’teki referandumda Falkland Adalıların yüzde 99,8’inin “Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullandığını” da ekledi.
Yair Netanyahu, son günlerde İran’dan geldiği iddia edilen bir suikast tehdidinin ardından Miami’deki evinden aceleyle uzaklaştırılıp İsrail’e geri döndüğünün bildirilmesi üzerine manşetlere çıkmıştı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı










