Avrupa
Sol Parti’den “antisemitizm” suçlamalarına tepki

Sol Parti (Die Linke) Berlin’de birinci parti olurken, Yahudiler Merkez Konseyi’nden gelen “antisemitizm” suçlamasına tepki gösterdi.
Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerinde yüzde 25,7 oyla ilk sırada yer alan parti, Elif Eralp’ı başbakan adayı olarak göstermeyi planlıyor.
Almanya Yahudiler Merkez Konseyi, seçim kampanyası sırasında parti üyeleri tarafından sarf edilen “antisemitik” açıklamalar konusunda endişelerini dile getirmişti.
Federal Meclis Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow, Sol Parti’nin Berlin eyalet kolundaki “antisemitik” tutumlara ilişkin Yahudiler Merkez Konseyi’nin uyarılarına tepki gösterdi.
Ramelow, Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster’in eleştirilerine yanıt olarak Redaktionsnetzwerk Deutschland’a yaptığı açıklamada, “Böyle bir açıklamaya kesinlikle anlayış gösteremem,” dedi.
Sol Partili siyasetçi, baş aday Elif Eralp’in Yahudi cemaatine açık bir tutumla yaklaştığını belirtti.
Schuster, Sol Parti’nin seçim zaferinin ardından endişelerini dile getirmiş ve partiyi “antisemitizme kaymakla” suçlamıştı.
Seçim kampanyası sırasında bir sahnede intifada çağrısı yapıldığını ve İsrailli askerlerin ölümüne yönelik çağrılar yapıldığını, izleyicilerin de buna eşlik ederek şarkı söyleyip dans ettiğini iddia etmişti.
Schuster, SPD ve Yeşiller’e, Sol Parti’nin Berlin Belediye Binası’ndaki hükümete katılmasına izin vermemeleri çağrısında bulundu.
Schuster, “Seçim öncesinde çizilen kırmızı çizgileri şimdi pervasızca aşmak, antisemitizmin devam eden normalleşmesini daha da teşvik edecek ciddi bir hata olur,” dedi.
Fakat Ramelow, potansiyel koalisyon ortaklarını müzakerelere başlamaya çağırdı.
Eski Thüringen Eyalet Başbakanı, Eralp’in Berlin’de antisemitizme karşı net bir beş maddelik plan sunduğunu belirtti.
Ramelow, SPD ve Yeşiller’in seçim sonuçlarının sunduğu fırsatı değerlendirmelerini beklediğini ifade etti.
Yeşiller’in baş adayı Werner Graf da olası bir koalisyon katılımı öncesinde Sol Parti’nin “kendi saflarındaki antisemitizm” ile kararlı bir şekilde mücadele etmesini talep ediyor.
Graf, RBB-Inforadio’ya yaptığı açıklamada, “Partilerinin bu sorunlu kesimlerini nasıl dizginleyecekleri net olmalı. Örneğin Neukölln ilçe teşkilatı ile her birkaç haftada bir aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşadığımız ritüelleşmiş bir duruma gelinmemesi gerekir,” dedi.
Graf, kendileri için bunun “öncelikle antisemitizm ve organize suç konusu ile ilgili” olduğunu açıkladı.
Kısa bir süre önce, Neukölln’daki Sol Parti şubesinin bir seçim kampanyası etkinliğinde sahne alan bir rapçi tartışmalara yol açmıştı.
Rapçinin, İsrail’in Gazze’deki savaşına karşı, “Yalla Yalla Intifada Batı Şeria, Filistin, Gazze” ve “Death to the IDF” (İsrail Savunma Kuvvetleri’ne Ölüm) gibi sözler içeren bir şarkı söylediği iddia ediliyor.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp ise “bu olaydan uzak durduğunu” belirtmişti.
Eralp, bir çete liderinin Sol Parti’nin seçim partisine katıldığı iddialarını üzerine “suç örgütlerine” karşı net bir tavır sergiledi.
Eralp, RBB-Inforadio’ya verdiği demeçte, “Organize suçla gerçekten hiçbir ilgimiz olsun istemiyoruz,” dedi.
Sol Partili, bu kişinin kendi bilgisi dahilinde olmadan davet edildiğini ve daha sonra da dışarı çıkarıldığını söyledi.
Neukölln Sol Parti ilçe yönetim kurulu üyesi Jorinde Schulz, dpa’nın akşam saatlerinde sorduğu soruya yanıt olarak, “Bu, davet edilmemiş kişilerin de katılabildiği halka açık bir etkinlikti. Bu kişinin kim olduğunu ve özellikle de etkinliğe katıldığını bilmiyorduk; kayıt listemizde adı yok. Bu kişiyle ne siyasi ne de kişisel bir bağımız var,” dedi.
Etkinliğe katılan “çete lideri”nin Issa Remmo olduğu aktarılıyor. CDU, bunu “rahatsız edici bir sinyal” olarak nitelendirirken, Yeşiller de “son derece tedirgin” olduklarını belirtiyor.
Berliner Morgenpost gazetesine verdiği demeçte Remmo, partinin seçim zaferi hakkında, “Sol Parti’nin zaferinden memnunum,” dedi ve Almanya’da ilk kez bir parti tarafından desteklendiğini hissettiğini belirtti.
Ayrıca, partinin antisemitizm sorunu olduğunu da reddederek, “Berlin’deki Sol Parti, Yahudilere karşı düşmanca bir tutum sergilemiyor. Yahudi düşmanı bir politikacıyı asla seçmezdim,” diye ekledi.
Hıristiyan Demokratlar, güvenlik kurumlarının hassas bilgilerinin Berlin ile paylaşılmaya devam edilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Bunun nedeni, klan lideri Issa Remmo ve Ibrahim Ibrahim’in Berlin Sol Partisi’nin bir seçim partisinde görülmesi.
Ibrahim, Almanya’da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) önde gelen destekçisi olarak kabul ediliyor; bu örgüt, Anayasa Koruma Dairesi tarafından “aşırılıkçı” olarak sınıflandırılıyor ve AB ile ABD tarafından terör örgütü listesinde yer alıyor.
CDU’lu Federal Meclis Grubu İç Politika Sözcüsü Alexander Throm, Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, “Sol Parti, solcu aşırılık yanlıları ve İsrail düşmanlarının toplanma noktası haline geldi. Böyle bir çevresi olan bir parti, Berlin için bir güvenlik riski teşkil ediyor,” dedi.
Ona göre eğer Sol Parti gerçekten de başkanlığı ele geçirirse, “güvenlik kurumlarının hassas verilerinin Berlin ile ne ölçüde paylaşılabileceğinin” incelenmesi gerekecek.
Throm, SPD ve Yeşiller’i de sorumluluk altına aldı. Bu partilerin “siyasi merkezde yer aldıklarını kanıtlamaları” ve “antisemitizmin ve onunla birlikte klanların kırmızı belediye binasına girmesini” engellemeleri gerektiğini belirtti.
Avrupa
AfD, CDU’yu eritmeye devam ediyor

Almanya’da hafta sonu yapılan iki seçimde iki bambaşka parti galip gelse de ortak olan nokta, Almanya için Alternatif’in (AfD) Hristiyan Demokratları (CDU) eritmesi.
Özellikle Mecklenburg-Batı Pomeranya seçimlerinde sürpriz, AfD’nin yüzde 38,2 ile birinci partisi olması değil, Federal Cumhuriyet tarihinde ilk kez CDU’nun baraj altı kalması oldu.
Berlin seçimlerinde ise AfD, 2023 seçimleri ile kıyaslandığında oylarınn çoğunu hiç oy kullanmayanlardan (65 bin) ve CDU seçmenlerinden (56 bin) aldı.
AfD Eş Başkanı Alice Weidel, Mecklenburg-Batı Pomeranya ve Berlin’deki seçimlerin ardından, CDU’nun gelecekte federal düzeyde hiçbir seçimi kazanamayacağı yönündeki öngörüsünü yineledi.
Weidel’e göre seçmenler, artık “eskimiş bir halk partisinin programını yutmuyor.”
AfD’nin, Hristiyan Demokratların Schwerin Eyalet Meclisi’nde bundan böyle temsil edilmemesini de üzücü bulmadığını kaydeden Weidel, bunun nedeni olarak ise “CDU’nun zaten her türlü işbirliğini reddetmiş” olmasını gösterdi.
Seçimlerin ardından düzenlenen federal basın toplantısında “mükemmel sonuçlar”dan bahseden Weidel, AfD’nin CDU’nun yerini halk partisi (Volkspartei) olarak alacağının giderek daha açık hale geldiğini savundu.
Berlin’de Sol Parti’nin güçlü performansından CDU’nun “akılsız güvenlik duvarı politikası”nın sorumlu olduğunu ve bu şekilde kırmızı-kırmızı-yeşil (Sol-Yeşiller-SPD) koalisyon çoğunluklarını mümkün kıldığını kaydetti.
Weidel, Federal Şansölye Friedrich Merz’e “görüşmeler” teklif etti ve AfD’nin eyaletteki “durgunluğu” sona erdirmeye hazır olduğunu belirtti.
Merz’e, CDU/CSU’nun seçim sonuçlarından ders çıkarması çağrısında bulunan Weidel, “Eğer CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde beş barajını zar zor geçip çok zayıf sonuçlar alırsa, o zaman Şansölye bunun sonuçlarını çıkarmalı,” dedi.
AfD lideri aynı zamanda, önemli reformların bir buçuk yıldır “sadece duyurulduğunu” söyleyerek, “Sadece duyurmakla kalmamalı, bunu gerçekten yapmak gerekir,” diyerek hükümeti eleştirdi.
Öte yandan Mecklenburg-Vorpommern’da AfD’nin SPD’yi geride bırakarak seçim zaferi elde etmesine rağmen, AfD’nin baş adayı Leif-Erik Holm bir hükümet kurabilme konusunda “fazla umutlu değil.”
Holm, eyalet meclisindeki diğer tüm partilere görüşme teklifinde bulunacaklarını ama tek başına iktidara gelmeyi beklemediğini söyledi.
Holm, partinin parlamentodaki koltukların yaklaşık yüzde 45’ini elinde bulundurduğu için AfD’nin yine de eyalet meclisi başkanlığı görevine talip olacağını duyurdu. Ayrıca bir Kovid-19 soruşturma komisyonu kurulacağını da belirtti.
AfD’li siyasetçi NDR Info’ya verdiği demeçte, “Bence iktidara gelebiliriz. Fakat şu anda durum böyle olacağa benzemiyor,” dedi.
Holm, şu anda kırmızı-kırmızı-yeşil bir çoğunluğun oluşacağına benziyor gibi göründüğünü belirtti ve “Bu, ülkemizin gideceği kesinlikle iyi bir yön değil,” dedi.
Holm, partisinin iktidar iddiasını bir kez daha vurguladı. Seçmenlerin bu görevi büyük bir çoğunlukla AfD’ye verdiğini belirtti: “Bu nedenle diğer partilerden, birbirimizle diyalog kurabilmemizi bekliyoruz.”
Bu görüşmeleri AfD’nin baş adayı Enrico Schult ile birlikte yürütmek istediğini belirtenHolm, Schwerin’deki doğrudan milletvekilliği yarışı sırasında Eyalet Başbakanı Manuela Schwesig’e (SPD) yenildi ve eyalet meclisine giremeyecek.
Beklendiği gibi AfD’nin koalisyona katılamaması durumunda Holm, Federal Meclis milletvekili olarak kalmayı planlıyor.
Berlin’deki AfD baş adayı Kristin Brinker ise “güvenlik duvarının” artık Berlin CDU’su ile AfD arasında değil, CDU’nun içinde olduğunu söyledi ve AfD’nin “muhafazakâr kanattan destek kazanan tek parti” olduğunu ileri sürdü.
Avrupa
Avrupa istihbarat örgütleri “Rusya saldırısı” konusunda ayrıştı

Üç Baltık ülkesi, İsveç ve Çekya’nın istihbarat örgütleri, olası bir Rusya saldırısı konusunda birbirlerinden farklı değerlendirmelere sahip.
Bu uyarılar, Polonya Başbakanı Donald Tusk’un parlamentoya yaptığı açıklamada, istihbarat değerlendirmelerine göre Rusya’nın önümüzdeki aylarda “5. maddenin pratikten çok teorik olduğunu” kanıtlama çabalarının bir parçası olarak NATO topraklarına insansız hava araçları veya füzelerle bir saldırı düzenleyebileceğini belirtmesinin ardından geldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Tusk’un uyarılarını “mantıklı ve iyi belgelenmiş” olarak nitelendirdi ve cuma günü parti liderlerini ve 2027 cumhurbaşkanlığı adaylarını Paris’te acil bir toplantıya çağırdı.
Toplantıda, diğer konuların yanı sıra, Rusya’dan gelen artan tehdit hakkındaki istihbarat bilgileri de ele alındı.
The Guardian gazetesine ayrı ayrı verdikleri mülakatlarda, üç Avrupalı istihbarat yetkilisi Moskova’dan gelebilecek olası tehdit hakkındaki görüşlerini paylaştı.
Çek Cumhuriyeti’nin BIS güvenlik servisinin başkanı Michal Koudelka, artan insansız hava aracı faaliyetlerinin yanı sıra, Rusya’ya sınır komşusu olan NATO topraklarına yönelik küçük çaplı bir işgalin de Kremlin’in planlarının bir parçası olabileceğini ileri sürdü.
Koudelka, Prag’daki kurumun genel merkezinde verdiği nadir röportajda, “Bu mümkün. Sınırlı bir saldırı, sahte bayrak provokasyonları veya büyük çaplı bir etki kampanyası içerebilir,” dedi.
Bu senaryonun “yıllar değil, aylar” içinde gerçekleşebileceğini belirten Koudelka, “birçok kişinin bunun gerçekleşmemesi için elinden geleni yaptığını” da ekledi.
Rusya topraklarıyla sınırı olan üç Baltık ülkesindeki yetkililerse, bir işgal veya başka ciddi bir gerginlik olasılığı konusunda daha temkinli davranıyor.
Moskova’nın Ukrayna’da kaynaklarının zorlandığını gerekçe gösteriyor ve bir saldırı olasılığını abartmanın Kremlin’in işine yarayabileceği uyarısında bulunuyorlar.
Letonya Devlet Güvenlik Servisi (VDD) Genel Müdürü Normunds Mežviets, Riga’daki kurum genel merkezinde verdiği röportajda, “Yakın zamanda bir saldırı olacağına dair herhangi bir işaret görmüyoruz,” dedi.
Mežviets, Moskova’nın Avrupa’da daha kararlı adımlar atmak için hazırlık yaptığına dair işaretler olduğunu kabul etmekle birlikte, bu planların sadece bir istikrarsızlaştırma stratejisinin parçası olup olmadığının net olmadığını belirtti:
“Doğrudan ve somut planları olup olmadığı ya da bunun sadece Batı toplumunda korku ve belirsizlik yaymaya yönelik genel çabalarının bir parçası olup olmadığı hâlâ açık bir soru.”
Uzun yıllar boyunca Batı Avrupa’yı Rusya’ya karşı yumuşak davranmakla eleştiren Baltık politikacıları, şimdi kendilerini tuhaf bir durumda buluyor: Yakın zamanda gerçekleşecek bir işgalden söz etmenin toplumlarına ve ekonomilerine zarar verebileceğinden korkarak, bazı Batılı liderlere kamuoyuna yönelik mesajlarında sakin olmalarını söylüyorlar.
Cumartesi günü, Estonya Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Jonatan Vseviov, olası bir saldırı konusunda son günlerde “sosyal medyada yaşanan paniği” kınadı ve X’te şöyle yazdı:
“Bir saldırıdan korkmak için bir neden varsa, emin olun: bunu açıkça belirteceğiz. O zamana kadar sakin olun, hayatınızı sürdürün ve Ukrayna’yı destekleyin.”
Mežviets, genel olarak Batı Avrupa’nın Rusya’dan gelen tehdidin farkına varmasının iyi bir gelişme olduğunu söyledi:
“2022’den önce, Batı Avrupalı ortaklarımızı Rusya’dan gelen tehdit konusunda sürekli uyardık, ancak çoğu zaman sesimiz dinlenmedi. 2022’de ortaklarımızın yaklaşımı değişti. Baltık ülkeleri ve Polonyalıların haklı çıktığını söylediler.”
Ne Mežviets ne de Koudelka, Rusya’nın önümüzdeki aylar için yaptığı iddia edilen planlar hakkında hangi somut istihbaratın elde edilmiş olabileceğini tartışmak istedi.
Ayrıca CIA Direktörü John Ratcliffe’in geçen ay Moskova’ya yaptığı sürpriz ziyaretin –bu ziyaret sırasında Riga’ya da uğramıştı– kısmen Kremlin’i NATO’ya saldırının tehlikeleri konusunda uyarmak amacıyla yapılıp yapılmadığını da yorumlamadılar.
Bu ziyaretin ardından Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın NATO’ya saldıracağına dair söylentileri yalanlamış ve “Bunun gerçeklikle hiçbir ilgisi yok ve Rusya Federasyonu’nun niyetleriyle de hiçbir ilgisi yok,” demişti.
Koudelka, Rusya’nın mevcut taktiğinin “gerginliği tırmandırarak yatıştırmak” olduğunu savunarak, Kremlin’in Batı toplumlarındaki zayıf noktaları zorlayarak bu toplumların Ukrayna’nın savaş çabalarına verdiği desteği azaltmaya çalıştığını ifade etti.
Koudelka, “Yeterince gerginliği tırmandırırlarsa, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’yı desteklememe kararı alacağına inanıyorlar,” dedi.
İsveç Askeri İstihbarat ve Güvenlik Servisi Başkanı Thomas Nilsson, Riga’da düzenlenen bir konferansın kenarında verdiği röportajda, “Moskova’da gerçek müzakereler konusunda ciddi bir değerlendirme yapıldığına dair herhangi bir işaret görmedim. Benim değerlendirmeme göre, hâlâ stratejik hedeflerine ulaşabileceklerini düşünüyorlar; bu yüzden sadece müzakere tiyatrosu oynuyorlar,” dedi.
Üç istihbarat şefi de, başka ne olursa olsun, Rusya’nın Avrupa’daki sabotaj kampanyasının önümüzdeki aylarda yoğunlaşmasının muhtemel olduğunu belirtti.
Nilsson, Alman yetkililerin Rus istihbaratına atfettiği Leipzig havalimanındaki son silahlı insansız hava aracı (İHA) olayını “oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme” olarak nitelendirdi:
“Avrupa’nın ortasındaki yoğun bir havalimanına silahlı bir İHA’nın gönderilmesi… Can kaybına yol açabilecek ya da toplum için çok büyük sonuçları olan kritik altyapı kayıplarına neden olabilecek saldırılar söz konusuysa, bence bu oyunun kurallarını değiştiren bir olay.”
Mežviets, Rusya’nın panik yaratmayı amaçlayan rastgele sabotaj ve kundaklama saldırılarından, Batı’nın Ukrayna’ya verdiği destekle bağlantılı belirli hedeflere yöneldiğini belirtti. “Demiryolu altyapısını ve Ukrayna’ya destek sağlayan altyapıyı hedef almaya çalıştıklarını görüyoruz. Şu anda savunma sanayisi hedeflerine doğru bir kayma gözlemliyoruz,” dedi. “Bunu yaparsanız psikolojik harekat etkisi zaten sağlanır; böylece her ikisini de tek seferde elde edersiniz,” diye ekledi.
Nilsson, son dönemde yoğunlaşan Rus sabotaj faaliyetlerinin arkasında birkaç amaç olduğunu belirtti: Ukrayna’ya verilen desteği azaltmak, NATO içinde bölünmeler yaratmak ve Avrupa halklarını tedirgin etmek.
İsveçli, “Bence Moskova, NATO’nun 4. madde istişareleri hakkında sonsuz tartışmalar yapmasını ama hiçbir somut adım atmamasını çok ister,” dedi.
Koudelka, sabotaj kampanyasının bir başka etkisinin de istihbarat servislerinin kaynaklarını zorlaması olduğunu, çünkü olaylar başka faktörlerden kaynaklansa bile şüphelerin sıklıkla devam ettiğini belirtti.
İstihbarat şefi, “Artık her yangın ya da her arıza, istihbarat servisleri tarafından potansiyel bir terör saldırısı olarak soruşturulmak zorunda ve bu da onlar için iyi bir sonuç,” dedi.
Avrupa
Almanya’da IG Metall-Volkswagen işbirliği

Volkswagen, tarihindeki en büyük kurumsal yeniden yapılandırma sürecini sürdürüyor ve Aşağı Saksonya eyalet hükümeti ile IG Metall sendikasının desteğine güveniyor.
Eylül ayı başında, şirketin denetim kurulu maliyet azaltma önlemlerinin devam ettirilmesini oybirliğiyle kabul etti.
German Foreign Policy’de yer alan habere göre bundan önce, şirketin sahipleri olan Porsche ve Piëch aileleri ile Aşağı Saksonya eyaleti ve çalışanlar arasında bir iktidar mücadelesi yaşandığına dair kamuoyunda spekülasyonlar vardı.
Grup CEO’su Oliver Blume, model yelpazesini yarıya indirmeyi, üretim kapasitesini yaklaşık bir milyon araç azaltmayı ve dünya çapında 100.000 kişiye kadar işten çıkarma yapmayı planlıyor.
Hedef, yüzde dokuzluk bir faaliyet kâr marjı elde etmek; 2026’nın ilk yarısında bu oran sadece yüzde 3,8 idi.
Şu anki plan, 2030 yılına kadar yaklaşık 30,9 milyar avro tasarruf sağlamak.
Şirket içinde, 40 milyar avrodan fazla tasarruf gerektirebilecek bir senaryo üzerinde şimdiden çalışmalar yürütülüyor. Birkaç Alman fabrikasının geleceği de belirsizliğini koruyor.
Savunma sanayii, otomobil üretimine potansiyel bir alternatif olarak önem kazanıyor. Osnabrück’te, gelecekte İsrailli savunma şirketi Rafael ile ortaklaşa üretim yapılması planlanıyor.
IG Metall sendikası bu planları da olumlu karşılıyor.
Daha az araba, daha yüksek kârlılık
Blume, “Gelecek Planı 2030” ile şirket tarihindeki en büyük yeniden yapılandırmayı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Model yelpazesi yarıya indirilecek, üretim kapasitesi yaklaşık bir milyon araç azaltılacak ve dünya çapında 100.000’e kadar işten çıkarma yapılacak.
Volkswagen, ilk kez Çin pazarı için özel olarak üretilen modelleri Avrupa’ya ithal etmeyi ve uzun vadede bunları Avrupa’da da üretmeyi düşünüyor.
Aynı zamanda, diğer Avrupalı üreticiler de Çinli şirketlerle daha yakın işbirliğine odaklanıyor.
VW, bu maliyet düşürme önlemleriyle iddialı bir hedef peşinde: Grup, 2030 yılına kadar dünya çapında yaklaşık dokuz milyon araç satmayı ve yüzde dokuzluk bir faaliyet kârı elde etmeyi hedefliyor.
Bu da her 100 avro gelir karşılığında dokuz avro faaliyet karı anlamına geliyor. 2026 yılının ilk altı ayında faaliyet kâr marjı yüzde 3,8 olarak gerçekleşti.
Porsche ve Piëch aileleri sert önlemler istiyordu
Ağustos sonunda, Volkswagen Grubu’nun birçok önemli tesisinde çalışan toplantıları düzenlendi.
Oliver Blume, grubun kendi özel jetiyle – tam da uygun bir şekilde – çeşitli tesisleri ziyaret etmeye başladı.
Eylül başında Volkswagen Denetim Kurulu bir toplantı düzenledi. Toplantı öncesinde medyaya da sızan şiddetli bir tartışma yaşandı.
Bildirildiğine göre masada üç farklı karar taslağı vardı; normalde denetim kurulu kararlarını oy birliğiyle alır. O dönemde, bu anlaşmazlığın olağanüstü bir hissedarlar toplantısına yol açabileceğine dair spekülasyonlar vardı.
İçeriden gelen bilgilere göre, uzun süredir sert maliyet kesinti önlemleri için baskı yapan Porsche ve Piëch hissedar aileleri, böyle bir senaryoyu hayata geçirmekle tehdit ettiler.
Müzakereler ayrıca, Volkswagen Grubu’ndaki oy hakkına sahip hisselerin yüzde 20’sine sahip olan Aşağı Saksonya eyaletinin etkisini, özellikle de VW ana markası üzerindeki etkisini sınırlamayı amaçlayan bir grup yeniden yapılandırmasına odaklandı.
Bu markanın yanı sıra grubun Audi ve Škoda markalarının da Wolfsburg merkezli holding şirketinden ayrılabileceği ve bağımsız iştirakler olarak yönetilebileceği bildirildi.
Grup, parça bölümü için de benzer bir adım atmayı değerlendirdi.
Olağanüstü genel kurul toplantısı tehdidi, Aşağı Saksonya eyaletine %20’lik hisse payı temelinde VW Yasası kapsamında tanınan veto hakkını kısmen aşmak için bir manevra olarak görüldü.
Sendika “gerilimi tırmandırmamayı” tercih etti
3 Eylül’de Wolfsburg’da, Volkswagen Denetim Kurulu Başkanı Hans Dieter Pötsch, Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies (SPD) ve İşçi Temsilcileri Kurulu Başkanı Daniela Cavallo gibi üyelerin de yer aldığı Volkswagen Denetim Kurulu yürütme komitesi ilk kez toplandı.
Aynı gün, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan 20 kişilik denetim kurulunun tamamı kısa sürede toplandı.
Kısa süre sonra, basında yer alan haberlerde Wolfsburg’da “oybirliğiyle” bir anlaşmaya varıldığı belirtildi.
Çalışan temsilcileri, IG Metall ve Aşağı Saksonya eyaletinin “çatışmanın tehlikeli bir şekilde tırmanmasını önlediğini ve uygulanabilir çözümlerin önünü açtığını” ifade etti.
Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, kararı “sürdürülebilir bir konsept” olarak nitelendirdi.
Oliver Blume ise “gelecek için güçlü bir sinyal”den bahsetti.
Emden, Hannover, Zwickau ve Neckarsulm’daki fabrikaların geleceği belirsizliğini koruyor.
VW, şu anda “2031’den 2034’e kadar rekabetçi bir aşamalı üretim takviminin garanti edilemeyeceğini” duyurdu.
Bu nedenle, “alternatif kullanımlar” “paralel olarak ve tamamlayıcı nitelikte” inceleniyor.
İsrailli silah şirketine devir, IG Metall’i sevindirdi
Osnabrück’taki işgücü, şirketin “alternatif kullanımlar” derken neyi kastettiğini bir süredir gözlemleyebiliyor.
Çalışanlar, aylardır fabrika arazisinde askeri üniformalı kişilerin görüldüğünü bildiriyor.
Fabrikayı ziyaret eden Olaf Lies, fabrikanın “savunma sektöründe” faaliyet göstererek Almanya ve Avrupa’yı “savunulabilir” hale getirmeye yardımcı olabileceğini ileri sürdü.
Aşağı Saksonya eyaleti ve yatırımcı Aurelius, İsrailli savunma şirketi Rafael ile işbirliği içinde hava savunma sistemleri için bileşenlerin gelecekteki üretimine yönelik bir üs oluşturmak amacıyla tesisi devralmayı planlıyor.
IG Metall sendikası da bu adımdan memnuniyetini dile getirerek, bunu tesis için “önemli bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi: “Yerel işgücü, son iki yıldır bu hedefe ulaşmak için var gücüyle çalışıyor.”
Volkswagen’den Nissan’a otomobil üreticileri Çin teknolojisiyle Çin’de üretime yatırım yapıyor
Tasarrufun kaynağı işgücü kesintisi ve fabrika kapanması
VW Grubu, 2030 yılına kadar 9 milyon araç satışıyla Blume’nin yüzde 9’luk hedefine ulaşmak için 30,9 milyar avro tasarruf etmeyi hedefliyor.
Ağustos sonu itibarıyla, bu tutarın yarısından biraz azı olan sadece 15,4 milyar avro, somut önlemler yoluyla sağlanabilmişti.
Yatırım ve geliştirme maliyetlerinde planlanan kesintiler için bile, sadece yüzde 57’si karşılanabilmişti.
Grup içinde, yeni maliyet kesinti planının yeterli olmayacağına dair endişeler artıyor.
Şu anda CEO Blume ve CFO Arno Antlitz, gerekli tasarrufların bir kez daha önemli ölçüde artırılması gerekeceği bir en kötü senaryoyu değerlendiriyorlar.
VW’nin 2030 yılına kadar yıllık sadece yaklaşık sekiz milyon araç satması durumunda, yüzde 9’luk hedef kâr marjına ulaşmak için 40 milyar avrodan fazla tasarruf etmesi gerekeceği bildiriliyor.
Volkswagen, şu ana kadar planlanan işten çıkarmaların maliyeti 10 milyar avroya kadar çıkacağını tahmin ediyor.
Buna ek olarak, Emden, Zwickau, Hannover ve Neckarsulm’daki dört fabrikanın otomobil üretimini durdurması halinde, bu toplam tutara 6 milyar avro daha eklenebilir.
Böylece VW Grubu, bu sıkı tasarruf programına toplamda 16 milyar avro yatırım yapabilir.
Mercedes patronu işçileri 40 saat çalıştırıp 35 saat ödemek istiyor
Ekim ayında başlayacak toplu sözleşme müzakereleri öncesinde, IG Metall sendikası ülke çapındaki otomotiv sektörü işçilerini protesto eylemlerine katılmaya çağırıyor.
Toplu sözleşme müzakereleri öncesinde Mercedes CEO’su Ola Källenius, çalışanların 35 saatlik ücret almaya devam edeceği 40 saatlik haftalık çalışma süresini savundu; bu da yüzde 14’lük bir maaş kesintisine denk geliyor.
Müzakerelerin ilk turu 7 Ekim’de başlıyor. Mevcut toplu iş sözleşmelerinin süresi 31 Ekim’de doluyor.
“Kesintiler Yerine Gelecek” sloganı altında IG Metall, 200’den fazla noktada bir eylem günü düzenlemeyi ve 100.000’den fazla kişiyi sokağa çıkarmayı planlıyor.
Birkaç üst düzey sendika yetkilisi, iyi performans gösteren şirketlerin belirli bir kâr eşiğine ulaştıklarında otomatik olarak maaş ikramiyesi ödemesi gerektiğini öneriyor.
Bu, IG Metall yönetiminin tüm sektör için oldukça ılımlı bir ücret artışı müzakere etmek istediği gerçeğini gizliyor ki bu, şirket yönetimlerinin maliyet kesintisi çağrılarıyla tamamen uyumlu.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı









