Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Yayınlanma

Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) varılan Grönland anlaşması neticesinde ABD Başkanı Donald Trump Avrupalılara yönelik gümrük vergisi tehdidini geri çekti.

Anlaşmanın içeriği konusunda ise hâlâ kafa karışıklığı mevcut. Grönland’ın geleceği ile ilgili müzakereler, NATO’nun varlığını güçlendirmek, Çin ve Rusya’nın Arktik’e erişimini engellemek ve ABD’ye adanın bazı bölgelerinde egemenlik hakkı vermek üzerine odaklanıyor.

Fakat POLITICO’ya göre bu anlaşma, halihazırda var olan anlaşmaya oldukça benziyor. Yetkililer ve müttefikler neyin değiştiğini sorguluyor.

Amerikan askerlerinin Grönland’a konuşlanma hakkı zaten var

ABD ve Danimarka’nın Grönland için halihazırda bir çerçeve anlaşması var: 1951 tarihli bir antlaşma, yeni anlaşmanın muhtemelen içereceği bazı hususlara izin veriyor.

Bu savunma anlaşması, Pentagon’un Kopenhag’ın onayıyla (ki bu onay neredeyse her zaman verildi) adaya üsler kurmasına ve ihtiyaç duyduğu kadar asker göndermesine izin veriyor.

Biden yönetimi altında Pentagon’un Arktik bölgesinden sorumlu müsteşar yardımcısı olarak görev yapan Iris Ferguson, “Anlaşma, ABD’ye gerekli gördüğü güvenlik çıkarlarını belirleme ve bunları uygulamaya koyma konusunda büyük bir esneklik sağlıyor. Yani kağıt üzerinde yetkileri var,” diyor.

1940 yılında Nazilerin Danimarka’yı işgali üzerine Grönland’a da göz dikebileceğinden endişe eden ABD, dönemin Danimarka elçisinin kişisel inisiyatifiyle Grönland’a asker çıkarma hakkı elde etmişti.

ABD’nin Grönland’daki ilk hava üssü Danimarka’dan gizli inşa edildi

Sonraki dört yıl içinde ABD, Grönland’da yaklaşık 5.800 askeri personelin görev yaptığı 13 kara kuvvetleri üssü ve dört deniz kuvvetleri üssü kurdu. 1944 yılına gelindiğinde, Amerikan askerleri Grönland nüfusunun yaklaşık %25’ini oluşturuyordu.

Soğuk Savaş’ın doruk noktasında ABD ordusu Grönland’ın donmuş kuzey topraklarında yer alan Thule Hava Üssünde 10.000’den fazla asker konuşlandırdı. Üstelik ABD, Thule üssünü, NATO gözetiminde 1951 yılında başlayan müzakerelerden bir yıl önce, Danimarka’dan gizleyerek inşa etmeye başlamıştı.

Dünyanın en büyük adası, o dönemde Atlantik üzerinden gelen Sovyet füzelerini izleyen kritik bir radar merkezi olarak hizmet verdi. Ayrıca nükleer saldırıdan kurtulabilecek askeri karakolları test etmek için de kullanıldı.

ABD, Grönland’da bir Uzay Kuvvetleri üssü ve güçlü radar sistemleri bulundururken, asker sayısının artırılması, eski tesislerin pahalı bir şekilde yenilenmesini ve birkaç aylık kısa sıcak mevsimde inşa edilmesi gereken yeni konut ve lojistik tesislerini gerektirecek.

Pituffik Uzay Üssünde yaklaşık 100 Amerikan askeri var

ABD Ordusu Mühendislik Birliği bu ay, Pituffik Uzay Üssündeki pistin modernizasyonunu üstlendiğini duyurdu. Bu modernizasyonun maliyeti 25 milyon dolara ulaşabilir, bu da zorlu Arktik ikliminde yeni tesisler inşa etmenin maliyetini gösteriyor.

Adanın kuzeybatı kıyısındaki Pittufik Uzay Üssündeki ABD birliklerinin yasal statüsü, NATO’nun 1955 tarihli kuvvetlerin statüsü anlaşmasıyla zaten sağlam bir temele oturtulmuş durumda. Bu anlaşma, Grönland’ı yasal olarak ABD toprağı yapmasa da, Amerikan kuvvetlerinin Grönland’a serbestçe girip çıkmasına izin veriyor.

1980’lerin sonlarından bu yana, üssündeki Amerikan varlığı çok az. Yaklaşık 100 asker, erken uyarı ve füze savunmasına odaklanmak için orada bulunuyor.

Grönland’da Kıbrıs modeli mümkün mü?

Donald Trump, Grönland’ı istemesine gerekçe olarak bir de “Altın Kubbe” füze savunma sisteminin Arktik adası olmadan eksik kalacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte Alasya ve New York’a kurulacak sistemlerin koruma görevini rahatça yerine getirebileceğine inanılıyor. 

Trump Davos’ta yaptığı açıklamada, bu projenin “Grönland’a erişimimiz olduğunda çok daha iyi işleyeceğini” söyledi ve “Her şey Grönland üzerinden geliyor. Kötü adamlar ateş etmeye başlarsa, Grönland üzerinden gelir, biz de onu vururuz,” dedi.

Bir başka mesele ise egemenlik. ABD askeri üslerinin ne ölçüde Amerikan egemenliğinde olabileceği belirsiz.

Danimarka, topraklarını devretmeye hazır olmadığını açıkça belirtiyor. Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen, “Net bir kırmızı çizgimiz var. Krallığın bazı bölgelerinin egemenliğini devretmeyeceğiz,” demişti.

Ne var ki diplomatlar, bu kırmızı çizginin arkasında, bazı gözlemcilerin Kıbrıs’taki İngiliz Akrotiri (Ağrotur) ve Dikelya üsleri modelini öne sürdüğü gibi, tek tek üsler konusunda taviz verilebileceğini düşünüyor

Arktikte mineral savaşları

Bir diğer önemli soru ise, ABD’ye Grönland’ın muazzam maden kaynaklarını işletme veya başkalarının nadir toprak elementleri çıkarmalarını veto etme konusunda ayrıcalıklı hakların tanınıp tanınmayacağı.

The Times’a konuşan bir yetkili, “Anlaşmanın nasıl olacağı kimse bilmiyor. Fakat yaptığımız şey, Trump’ın davranışları göz önüne alındığında büyük bir başarı olan temel kuralları belirlemekti,” diyor.

Ada, nadir toprak minerallerinden oluşan geniş ve büyük ölçüde kullanılmamış rezervlere sahip ve bunların çoğu cep telefonları ve elektrikli araçlar gibi teknolojiler için çok önemli.

Trump, ABD’nin Grönland’ın zenginliklerinin peşinde olduğunu söylemese de, adanın ABD kontrolü altında olmasının “herkesi, özellikle güvenlik ve mineraller açısından çok iyi bir konuma getireceğini” söylemişti.

Trump çarşamba günü, Grönland’ın geleceği konusunda NATO ile nadir toprak mineralleri haklarını da içeren bir anlaşma çerçevesine ulaştığını söyledi.

Trump, CNBC’ye verdiği röportajda, “Onlar maden haklarına dahil olacaklar, biz de öyle,” dedi. Trump, ön koşullar hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi. 

Trump Davos’ta da şunları söyledi:

“Herkes minerallerden bahsediyor. Çok fazla var. Nadir toprak diye bir şey yok. Nadir işleme var. Ama çok fazla nadir toprak var. Ve bu nadir toprağa ulaşmak için yüzlerce metre kalınlığındaki buzu aşmak gerekiyor. Onu ihtiyacımız olan neden bu değil. Onu stratejik ulusal güvenlik ve uluslararası güvenlik için ihtiyacımız var.”

Grönland’ın yaklaşık %80’i buzla kaplı ve Kuzey Kutbunda maden çıkarma gezegenin diğer yerlerine göre 5 ila 10 kat daha pahalı.

Danimarka müzakereye hazır ama egemenliğin devrine karşı

NATO ve Avrupa eski savunma bakan yardımcısı Jim Townsend, “Bunların çoğu eski şarabın yeni şişede sunulması gibi. Dünya çapındaki tüm üslerimizde egemenlik konusunda müzakere ediyoruz. Bu, Grönland’dan özel olarak elde ettiğimiz bir şey değil,” diyor.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in bugün (23 Ocak) NATO şefi Mark Rutte ile bir araya gelerek Trump ile yaptığı görüşmeleri ele alması bekleniyor. 

Fakat her zamanki gibi, bu süreçteki en büyük belirsizlik faktörü Amerikan başkanı olmaya devam ediyor. Müttefikler, Trump’ın bu hafta Grönland’ı işgal etme tehditlerinden hızla vazgeçtiği gibi, aynı kolaylıkla bu tehditlere geri dönebileceğini kabul ediyor.

İsveç Savunma Komitesinde görev yapan İsveçli milletvekili Bjorn Soder, NATO’nun Kuzey Kutbunda meşru güvenlik endişeleri olduğunu, fakat ABD’nin agresif açılış hamlesinin ittifak içindeki ilişkilere zarar verdiğini söyledi.

Soder, “ABD, Grönland konusunu gündeme getirerek büyük bir hata yapıyor. Bölgemizde Amerika’ya çok sıcak bakıyoruz ama şu anda Amerika’yı genellikle çok öven sesler artık pozisyon değiştiriyor,” dedi.

Danimarkalı siyasi liderler de, özellikle Danimarkalıları ve Grönlandlıları dışladıkları için, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Trump arasındaki ilk görüşmelere tepki gösterdi.

Danimarka’nın Frederiksen perşembe günü yaptığı açıklamada, “Danimarka ve Grönland ile ilgili konularda karar verebilecek tek taraf Danimarka ve Grönland’dır. Güvenlik, yatırımlar, ekonomi gibi tüm siyasi konularda müzakere edebiliriz. Ama Grönland’ın egemenliği konusunda müzakere edemeyiz,” dedi.

Frederiksen, Kopenhag’ın 1951 anlaşmasını temel almaya açık olduğunu söyledi ama sonraki adımların ne olacağı hemen belli değil.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English