Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Yayınlanma

Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) varılan Grönland anlaşması neticesinde ABD Başkanı Donald Trump Avrupalılara yönelik gümrük vergisi tehdidini geri çekti.

Anlaşmanın içeriği konusunda ise hâlâ kafa karışıklığı mevcut. Grönland’ın geleceği ile ilgili müzakereler, NATO’nun varlığını güçlendirmek, Çin ve Rusya’nın Arktik’e erişimini engellemek ve ABD’ye adanın bazı bölgelerinde egemenlik hakkı vermek üzerine odaklanıyor.

Fakat POLITICO’ya göre bu anlaşma, halihazırda var olan anlaşmaya oldukça benziyor. Yetkililer ve müttefikler neyin değiştiğini sorguluyor.

Amerikan askerlerinin Grönland’a konuşlanma hakkı zaten var

ABD ve Danimarka’nın Grönland için halihazırda bir çerçeve anlaşması var: 1951 tarihli bir antlaşma, yeni anlaşmanın muhtemelen içereceği bazı hususlara izin veriyor.

Bu savunma anlaşması, Pentagon’un Kopenhag’ın onayıyla (ki bu onay neredeyse her zaman verildi) adaya üsler kurmasına ve ihtiyaç duyduğu kadar asker göndermesine izin veriyor.

Biden yönetimi altında Pentagon’un Arktik bölgesinden sorumlu müsteşar yardımcısı olarak görev yapan Iris Ferguson, “Anlaşma, ABD’ye gerekli gördüğü güvenlik çıkarlarını belirleme ve bunları uygulamaya koyma konusunda büyük bir esneklik sağlıyor. Yani kağıt üzerinde yetkileri var,” diyor.

1940 yılında Nazilerin Danimarka’yı işgali üzerine Grönland’a da göz dikebileceğinden endişe eden ABD, dönemin Danimarka elçisinin kişisel inisiyatifiyle Grönland’a asker çıkarma hakkı elde etmişti.

ABD’nin Grönland’daki ilk hava üssü Danimarka’dan gizli inşa edildi

Sonraki dört yıl içinde ABD, Grönland’da yaklaşık 5.800 askeri personelin görev yaptığı 13 kara kuvvetleri üssü ve dört deniz kuvvetleri üssü kurdu. 1944 yılına gelindiğinde, Amerikan askerleri Grönland nüfusunun yaklaşık %25’ini oluşturuyordu.

Soğuk Savaş’ın doruk noktasında ABD ordusu Grönland’ın donmuş kuzey topraklarında yer alan Thule Hava Üssünde 10.000’den fazla asker konuşlandırdı. Üstelik ABD, Thule üssünü, NATO gözetiminde 1951 yılında başlayan müzakerelerden bir yıl önce, Danimarka’dan gizleyerek inşa etmeye başlamıştı.

Dünyanın en büyük adası, o dönemde Atlantik üzerinden gelen Sovyet füzelerini izleyen kritik bir radar merkezi olarak hizmet verdi. Ayrıca nükleer saldırıdan kurtulabilecek askeri karakolları test etmek için de kullanıldı.

ABD, Grönland’da bir Uzay Kuvvetleri üssü ve güçlü radar sistemleri bulundururken, asker sayısının artırılması, eski tesislerin pahalı bir şekilde yenilenmesini ve birkaç aylık kısa sıcak mevsimde inşa edilmesi gereken yeni konut ve lojistik tesislerini gerektirecek.

Pituffik Uzay Üssünde yaklaşık 100 Amerikan askeri var

ABD Ordusu Mühendislik Birliği bu ay, Pituffik Uzay Üssündeki pistin modernizasyonunu üstlendiğini duyurdu. Bu modernizasyonun maliyeti 25 milyon dolara ulaşabilir, bu da zorlu Arktik ikliminde yeni tesisler inşa etmenin maliyetini gösteriyor.

Adanın kuzeybatı kıyısındaki Pittufik Uzay Üssündeki ABD birliklerinin yasal statüsü, NATO’nun 1955 tarihli kuvvetlerin statüsü anlaşmasıyla zaten sağlam bir temele oturtulmuş durumda. Bu anlaşma, Grönland’ı yasal olarak ABD toprağı yapmasa da, Amerikan kuvvetlerinin Grönland’a serbestçe girip çıkmasına izin veriyor.

1980’lerin sonlarından bu yana, üssündeki Amerikan varlığı çok az. Yaklaşık 100 asker, erken uyarı ve füze savunmasına odaklanmak için orada bulunuyor.

Grönland’da Kıbrıs modeli mümkün mü?

Donald Trump, Grönland’ı istemesine gerekçe olarak bir de “Altın Kubbe” füze savunma sisteminin Arktik adası olmadan eksik kalacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte Alasya ve New York’a kurulacak sistemlerin koruma görevini rahatça yerine getirebileceğine inanılıyor. 

Trump Davos’ta yaptığı açıklamada, bu projenin “Grönland’a erişimimiz olduğunda çok daha iyi işleyeceğini” söyledi ve “Her şey Grönland üzerinden geliyor. Kötü adamlar ateş etmeye başlarsa, Grönland üzerinden gelir, biz de onu vururuz,” dedi.

Bir başka mesele ise egemenlik. ABD askeri üslerinin ne ölçüde Amerikan egemenliğinde olabileceği belirsiz.

Danimarka, topraklarını devretmeye hazır olmadığını açıkça belirtiyor. Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen, “Net bir kırmızı çizgimiz var. Krallığın bazı bölgelerinin egemenliğini devretmeyeceğiz,” demişti.

Ne var ki diplomatlar, bu kırmızı çizginin arkasında, bazı gözlemcilerin Kıbrıs’taki İngiliz Akrotiri (Ağrotur) ve Dikelya üsleri modelini öne sürdüğü gibi, tek tek üsler konusunda taviz verilebileceğini düşünüyor

Arktikte mineral savaşları

Bir diğer önemli soru ise, ABD’ye Grönland’ın muazzam maden kaynaklarını işletme veya başkalarının nadir toprak elementleri çıkarmalarını veto etme konusunda ayrıcalıklı hakların tanınıp tanınmayacağı.

The Times’a konuşan bir yetkili, “Anlaşmanın nasıl olacağı kimse bilmiyor. Fakat yaptığımız şey, Trump’ın davranışları göz önüne alındığında büyük bir başarı olan temel kuralları belirlemekti,” diyor.

Ada, nadir toprak minerallerinden oluşan geniş ve büyük ölçüde kullanılmamış rezervlere sahip ve bunların çoğu cep telefonları ve elektrikli araçlar gibi teknolojiler için çok önemli.

Trump, ABD’nin Grönland’ın zenginliklerinin peşinde olduğunu söylemese de, adanın ABD kontrolü altında olmasının “herkesi, özellikle güvenlik ve mineraller açısından çok iyi bir konuma getireceğini” söylemişti.

Trump çarşamba günü, Grönland’ın geleceği konusunda NATO ile nadir toprak mineralleri haklarını da içeren bir anlaşma çerçevesine ulaştığını söyledi.

Trump, CNBC’ye verdiği röportajda, “Onlar maden haklarına dahil olacaklar, biz de öyle,” dedi. Trump, ön koşullar hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi. 

Trump Davos’ta da şunları söyledi:

“Herkes minerallerden bahsediyor. Çok fazla var. Nadir toprak diye bir şey yok. Nadir işleme var. Ama çok fazla nadir toprak var. Ve bu nadir toprağa ulaşmak için yüzlerce metre kalınlığındaki buzu aşmak gerekiyor. Onu ihtiyacımız olan neden bu değil. Onu stratejik ulusal güvenlik ve uluslararası güvenlik için ihtiyacımız var.”

Grönland’ın yaklaşık %80’i buzla kaplı ve Kuzey Kutbunda maden çıkarma gezegenin diğer yerlerine göre 5 ila 10 kat daha pahalı.

Danimarka müzakereye hazır ama egemenliğin devrine karşı

NATO ve Avrupa eski savunma bakan yardımcısı Jim Townsend, “Bunların çoğu eski şarabın yeni şişede sunulması gibi. Dünya çapındaki tüm üslerimizde egemenlik konusunda müzakere ediyoruz. Bu, Grönland’dan özel olarak elde ettiğimiz bir şey değil,” diyor.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in bugün (23 Ocak) NATO şefi Mark Rutte ile bir araya gelerek Trump ile yaptığı görüşmeleri ele alması bekleniyor. 

Fakat her zamanki gibi, bu süreçteki en büyük belirsizlik faktörü Amerikan başkanı olmaya devam ediyor. Müttefikler, Trump’ın bu hafta Grönland’ı işgal etme tehditlerinden hızla vazgeçtiği gibi, aynı kolaylıkla bu tehditlere geri dönebileceğini kabul ediyor.

İsveç Savunma Komitesinde görev yapan İsveçli milletvekili Bjorn Soder, NATO’nun Kuzey Kutbunda meşru güvenlik endişeleri olduğunu, fakat ABD’nin agresif açılış hamlesinin ittifak içindeki ilişkilere zarar verdiğini söyledi.

Soder, “ABD, Grönland konusunu gündeme getirerek büyük bir hata yapıyor. Bölgemizde Amerika’ya çok sıcak bakıyoruz ama şu anda Amerika’yı genellikle çok öven sesler artık pozisyon değiştiriyor,” dedi.

Danimarkalı siyasi liderler de, özellikle Danimarkalıları ve Grönlandlıları dışladıkları için, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Trump arasındaki ilk görüşmelere tepki gösterdi.

Danimarka’nın Frederiksen perşembe günü yaptığı açıklamada, “Danimarka ve Grönland ile ilgili konularda karar verebilecek tek taraf Danimarka ve Grönland’dır. Güvenlik, yatırımlar, ekonomi gibi tüm siyasi konularda müzakere edebiliriz. Ama Grönland’ın egemenliği konusunda müzakere edemeyiz,” dedi.

Frederiksen, Kopenhag’ın 1951 anlaşmasını temel almaya açık olduğunu söyledi ama sonraki adımların ne olacağı hemen belli değil.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English