Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Yayınlanma

Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) varılan Grönland anlaşması neticesinde ABD Başkanı Donald Trump Avrupalılara yönelik gümrük vergisi tehdidini geri çekti.

Anlaşmanın içeriği konusunda ise hâlâ kafa karışıklığı mevcut. Grönland’ın geleceği ile ilgili müzakereler, NATO’nun varlığını güçlendirmek, Çin ve Rusya’nın Arktik’e erişimini engellemek ve ABD’ye adanın bazı bölgelerinde egemenlik hakkı vermek üzerine odaklanıyor.

Fakat POLITICO’ya göre bu anlaşma, halihazırda var olan anlaşmaya oldukça benziyor. Yetkililer ve müttefikler neyin değiştiğini sorguluyor.

Amerikan askerlerinin Grönland’a konuşlanma hakkı zaten var

ABD ve Danimarka’nın Grönland için halihazırda bir çerçeve anlaşması var: 1951 tarihli bir antlaşma, yeni anlaşmanın muhtemelen içereceği bazı hususlara izin veriyor.

Bu savunma anlaşması, Pentagon’un Kopenhag’ın onayıyla (ki bu onay neredeyse her zaman verildi) adaya üsler kurmasına ve ihtiyaç duyduğu kadar asker göndermesine izin veriyor.

Biden yönetimi altında Pentagon’un Arktik bölgesinden sorumlu müsteşar yardımcısı olarak görev yapan Iris Ferguson, “Anlaşma, ABD’ye gerekli gördüğü güvenlik çıkarlarını belirleme ve bunları uygulamaya koyma konusunda büyük bir esneklik sağlıyor. Yani kağıt üzerinde yetkileri var,” diyor.

1940 yılında Nazilerin Danimarka’yı işgali üzerine Grönland’a da göz dikebileceğinden endişe eden ABD, dönemin Danimarka elçisinin kişisel inisiyatifiyle Grönland’a asker çıkarma hakkı elde etmişti.

ABD’nin Grönland’daki ilk hava üssü Danimarka’dan gizli inşa edildi

Sonraki dört yıl içinde ABD, Grönland’da yaklaşık 5.800 askeri personelin görev yaptığı 13 kara kuvvetleri üssü ve dört deniz kuvvetleri üssü kurdu. 1944 yılına gelindiğinde, Amerikan askerleri Grönland nüfusunun yaklaşık %25’ini oluşturuyordu.

Soğuk Savaş’ın doruk noktasında ABD ordusu Grönland’ın donmuş kuzey topraklarında yer alan Thule Hava Üssünde 10.000’den fazla asker konuşlandırdı. Üstelik ABD, Thule üssünü, NATO gözetiminde 1951 yılında başlayan müzakerelerden bir yıl önce, Danimarka’dan gizleyerek inşa etmeye başlamıştı.

Dünyanın en büyük adası, o dönemde Atlantik üzerinden gelen Sovyet füzelerini izleyen kritik bir radar merkezi olarak hizmet verdi. Ayrıca nükleer saldırıdan kurtulabilecek askeri karakolları test etmek için de kullanıldı.

ABD, Grönland’da bir Uzay Kuvvetleri üssü ve güçlü radar sistemleri bulundururken, asker sayısının artırılması, eski tesislerin pahalı bir şekilde yenilenmesini ve birkaç aylık kısa sıcak mevsimde inşa edilmesi gereken yeni konut ve lojistik tesislerini gerektirecek.

Pituffik Uzay Üssünde yaklaşık 100 Amerikan askeri var

ABD Ordusu Mühendislik Birliği bu ay, Pituffik Uzay Üssündeki pistin modernizasyonunu üstlendiğini duyurdu. Bu modernizasyonun maliyeti 25 milyon dolara ulaşabilir, bu da zorlu Arktik ikliminde yeni tesisler inşa etmenin maliyetini gösteriyor.

Adanın kuzeybatı kıyısındaki Pittufik Uzay Üssündeki ABD birliklerinin yasal statüsü, NATO’nun 1955 tarihli kuvvetlerin statüsü anlaşmasıyla zaten sağlam bir temele oturtulmuş durumda. Bu anlaşma, Grönland’ı yasal olarak ABD toprağı yapmasa da, Amerikan kuvvetlerinin Grönland’a serbestçe girip çıkmasına izin veriyor.

1980’lerin sonlarından bu yana, üssündeki Amerikan varlığı çok az. Yaklaşık 100 asker, erken uyarı ve füze savunmasına odaklanmak için orada bulunuyor.

Grönland’da Kıbrıs modeli mümkün mü?

Donald Trump, Grönland’ı istemesine gerekçe olarak bir de “Altın Kubbe” füze savunma sisteminin Arktik adası olmadan eksik kalacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte Alasya ve New York’a kurulacak sistemlerin koruma görevini rahatça yerine getirebileceğine inanılıyor. 

Trump Davos’ta yaptığı açıklamada, bu projenin “Grönland’a erişimimiz olduğunda çok daha iyi işleyeceğini” söyledi ve “Her şey Grönland üzerinden geliyor. Kötü adamlar ateş etmeye başlarsa, Grönland üzerinden gelir, biz de onu vururuz,” dedi.

Bir başka mesele ise egemenlik. ABD askeri üslerinin ne ölçüde Amerikan egemenliğinde olabileceği belirsiz.

Danimarka, topraklarını devretmeye hazır olmadığını açıkça belirtiyor. Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen, “Net bir kırmızı çizgimiz var. Krallığın bazı bölgelerinin egemenliğini devretmeyeceğiz,” demişti.

Ne var ki diplomatlar, bu kırmızı çizginin arkasında, bazı gözlemcilerin Kıbrıs’taki İngiliz Akrotiri (Ağrotur) ve Dikelya üsleri modelini öne sürdüğü gibi, tek tek üsler konusunda taviz verilebileceğini düşünüyor

Arktikte mineral savaşları

Bir diğer önemli soru ise, ABD’ye Grönland’ın muazzam maden kaynaklarını işletme veya başkalarının nadir toprak elementleri çıkarmalarını veto etme konusunda ayrıcalıklı hakların tanınıp tanınmayacağı.

The Times’a konuşan bir yetkili, “Anlaşmanın nasıl olacağı kimse bilmiyor. Fakat yaptığımız şey, Trump’ın davranışları göz önüne alındığında büyük bir başarı olan temel kuralları belirlemekti,” diyor.

Ada, nadir toprak minerallerinden oluşan geniş ve büyük ölçüde kullanılmamış rezervlere sahip ve bunların çoğu cep telefonları ve elektrikli araçlar gibi teknolojiler için çok önemli.

Trump, ABD’nin Grönland’ın zenginliklerinin peşinde olduğunu söylemese de, adanın ABD kontrolü altında olmasının “herkesi, özellikle güvenlik ve mineraller açısından çok iyi bir konuma getireceğini” söylemişti.

Trump çarşamba günü, Grönland’ın geleceği konusunda NATO ile nadir toprak mineralleri haklarını da içeren bir anlaşma çerçevesine ulaştığını söyledi.

Trump, CNBC’ye verdiği röportajda, “Onlar maden haklarına dahil olacaklar, biz de öyle,” dedi. Trump, ön koşullar hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi. 

Trump Davos’ta da şunları söyledi:

“Herkes minerallerden bahsediyor. Çok fazla var. Nadir toprak diye bir şey yok. Nadir işleme var. Ama çok fazla nadir toprak var. Ve bu nadir toprağa ulaşmak için yüzlerce metre kalınlığındaki buzu aşmak gerekiyor. Onu ihtiyacımız olan neden bu değil. Onu stratejik ulusal güvenlik ve uluslararası güvenlik için ihtiyacımız var.”

Grönland’ın yaklaşık %80’i buzla kaplı ve Kuzey Kutbunda maden çıkarma gezegenin diğer yerlerine göre 5 ila 10 kat daha pahalı.

Danimarka müzakereye hazır ama egemenliğin devrine karşı

NATO ve Avrupa eski savunma bakan yardımcısı Jim Townsend, “Bunların çoğu eski şarabın yeni şişede sunulması gibi. Dünya çapındaki tüm üslerimizde egemenlik konusunda müzakere ediyoruz. Bu, Grönland’dan özel olarak elde ettiğimiz bir şey değil,” diyor.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in bugün (23 Ocak) NATO şefi Mark Rutte ile bir araya gelerek Trump ile yaptığı görüşmeleri ele alması bekleniyor. 

Fakat her zamanki gibi, bu süreçteki en büyük belirsizlik faktörü Amerikan başkanı olmaya devam ediyor. Müttefikler, Trump’ın bu hafta Grönland’ı işgal etme tehditlerinden hızla vazgeçtiği gibi, aynı kolaylıkla bu tehditlere geri dönebileceğini kabul ediyor.

İsveç Savunma Komitesinde görev yapan İsveçli milletvekili Bjorn Soder, NATO’nun Kuzey Kutbunda meşru güvenlik endişeleri olduğunu, fakat ABD’nin agresif açılış hamlesinin ittifak içindeki ilişkilere zarar verdiğini söyledi.

Soder, “ABD, Grönland konusunu gündeme getirerek büyük bir hata yapıyor. Bölgemizde Amerika’ya çok sıcak bakıyoruz ama şu anda Amerika’yı genellikle çok öven sesler artık pozisyon değiştiriyor,” dedi.

Danimarkalı siyasi liderler de, özellikle Danimarkalıları ve Grönlandlıları dışladıkları için, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Trump arasındaki ilk görüşmelere tepki gösterdi.

Danimarka’nın Frederiksen perşembe günü yaptığı açıklamada, “Danimarka ve Grönland ile ilgili konularda karar verebilecek tek taraf Danimarka ve Grönland’dır. Güvenlik, yatırımlar, ekonomi gibi tüm siyasi konularda müzakere edebiliriz. Ama Grönland’ın egemenliği konusunda müzakere edemeyiz,” dedi.

Frederiksen, Kopenhag’ın 1951 anlaşmasını temel almaya açık olduğunu söyledi ama sonraki adımların ne olacağı hemen belli değil.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English