Rusya
Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.
Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.
Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.
Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.
“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”
Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.
Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.
Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.
“Gelin dostça yaşayalım”
Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.
Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.
Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.
Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.
“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”
Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.
Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.
Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.
“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”
Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.
Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.
Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.
“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”
Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.
Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.
Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.
Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.
“BM daha az demokratik yönetiliyor”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.
Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.
Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.
“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”
Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.
Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.
Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.
İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”
Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.
Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.
“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”
Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.
Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.
Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.
Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları











