Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Dışişleri: Ukrayna’nın saldırısı karşılıksız kalmayacak

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir İran gemisine yönelik saldırısını sert bir dille kınayarak bu eylemin yanıtsız kalmayacağını bildirdi. ABD ve bazı bölge ülkelerinin saldırılardaki rolüne değinen Bekai, uluslararası hukuk ihlallerine ve Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin resmi değerlendirmelerde bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki iç ve dış gelişmelere dair kritik açıklamalar yaptı.

Konuşmasına İsrail ve ABD’nin askeri saldırılarında hayatını kaybeden Minablı çocukların cenaze törenini hatırlatarak başlayan Bekai, Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki çifte standartlı tutumunu sert dille eleştirdi.

IRNA ajansının aktardığına göre Sözcü Bekai, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Fransız hükümetine doğrudan seslendi.

Bekai, “İran’daki insan hakları konusunda endişelenen ve her fırsatta ülkemize karşı yaptırım kararları alan Kaja Kallas’a soruyorum: Bu toprağın çocukları, bu masum insanlar insan hakları kapsamına girmiyor mu? Geçtiğimiz günlerde diplomat kılığına girip müdahaleci eylemler yürüten görevlilerine yanıt verdiğimiz için sivil toplumu destekleme iddiasıyla ortaya çıkan Fransa hükümetine soruyorum; siz hangi sivil toplumdan bahsediyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ukrayna’nın eylemi tehlikeli bir maceradır ve cevapsız kalmayacaktır”

Ukrayna ordusunun Hazar Denizi’nde bir İran gemisini hedef almasına ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Kiev yönetimini ve onu destekleyen Batılı güçleri uyardı. Saldırı sonucu ölen ve yaralanan İran vatandaşlarının olduğunu belirten Bekai, Ukrayna Maslahatgüzarı’nın bakanlığa çağrıldığını aktardı.

Bekai, Kiev yönetiminin tutumunu Birinci Dünya Savaşı öncesindeki anarşist eylemlere benzeterek şöyle konuştu: “Ukrayna Devlet Başkanı’nın sergilediği tutum, uluslararası denklemdeki yetersiz ağırlığını hissettirmek için tehlikeli gösteriler yapan anarşistleri andırıyor. Bu tür gösterişçi adımların sonuçları öngörülemez olur ve tüm bölgeyi etkiler. Ukrayna yönetimi 4 yıldan bu yana ülkesini küresel güçlerin jeopolitik çekişme sahasına çevirdi. Biz başından beri Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada taraf olmadığımızı vurguladık. Ukrayna’nın gemimize yönelik saldırısı tamamen hukuk dışı, Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı ve tehlikeli bir maceradır. Bu eylem tarafımızdan kesinlikle cevapsız kalmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.”

“ABD savaşın ve barışın zamanını belirleyen taraf olamaz”

ABD ile İran arasındaki gerilime ve olası ateşkes tekliflerine değinen Sözcü Bekai, Washington yönetiminin askeri stratejisinin başarısızlığa uğradığını söyledi. Bekai, “İran’ı 3 gün içinde çökerteceklerini ve teslim alacaklarını sananlar, 5 ayın sonunda kendi yarattıkları bataklığa saplandı. Washington’ın savaş ve barışın zamanını belirlemesine asla izin vermedik ve vermeyeceğiz. Ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz neyi gerektiriyorsa savunmamızı o yönde sürdürürüz. Diplomasiyi de ulusal çıkarlarımızı korumak adına bir araç olarak değerlendiririz” dedi.

Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın ortak açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bekai, bölge ülkelerinin tutumunu değerlendirdi. Bekai, “İran’a yönelik askeri saldırılardan ABD’yi sorumlu tutuyoruz. Ancak bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarını saldırgan taraflara açmasını ve askeri eylemlere doğrudan katılmasını görmezden gelemeyiz. Bölge ülkeleriyle hiçbir düşmanlığımız yok, aksine ortak bağlarımız var. Buna karşın bu ülkelerin ABD ile ortak bildiri yayımlayarak savunma kabiliyetlerimizi hedef alması yıkıcı bir yaklaşımdır” mesajını verdi.

“Nükleer enerjiden barışçıl yararlanma tüm ülkelerin hakkıdır”

ABD’nin Suudi Arabistan ile yürüttüğü nükleer teknoloji pazarlıklarına ve İbrahimi Anlaşmaları sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Washington’ın çifte standart uyguladığını belirtti.

Bekai, “İsrail rejiminin bölge ülkelerinin yerli teknoloji geliştirmesine karşı çıktığı bilinen bir gerçektir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca barışçıl nükleer enerji kullanmak tüm taraf ülkelerin hakkıdır. ABD’nin İran’ın yasal haklarına karşı çıkıp başka ülkelerle bu tür pazarlıklar yürütmesini küresel kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz” açıklamasını yaptı.

“Bulgaristan karar vericileri bu tehlikeli kararın hesabını vermelidir”

Bulgaristan parlamentosunun ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçaklarının Sofya’daki üslere konuşlandırılmasına onay vermesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü, Sofya yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi.

Bekai, “Bulgaristan halkının ve parlamenterlerinin büyük kısmının bu karara karşı olduğunu biliyoruz. Bulgaristan topraklarının İran’a yönelik saldırılarda ABD uçaklarına yakıt ikmali için kullandırılması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı uyarınca bir saldırı eylemine ortaklıktır. Bulgar yetkililer bu tehlikeli kararın sorumluluğunu taşımak zorundadır” değerlendirmesini yaptı.

“Fransız diplomatlar toplumla temas bahanesiyle müdahalede bulundu”

Tahran’daki yabancı misyonların faaliyetleri ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilime dair haberleri yorumlayan Bekai, elçiliklerin kapanacağı yönündeki iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olduğunu vurguladı.

Fransa Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını doğrulayan Bekai, “Fransız makamlarının suçluluk psikolojisiyle hareket etmesi tanıdık bir durumdur. Diplomatik statü kılıfı altında ülkemizin iç işlerine karışan diplomatları sebebiyle İran’dan özür dilemesi gereken taraf Paris yönetimidir. Diplomatik İlişkiler Hakkındaki 1961 Viyana Sözleşmesi’ni ihlal ederek sivil toplum bahanesiyle müdahale eden bu kişilerin faaliyetlerine son verilmesini Fransız elçisine net şekilde ilettik” şeklinde konuştu.

“Irak ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularını görüştük”

Irak Başbakanı’nın Tahran ziyaretine ve güvenlik görüşmelerine değinen Bekai, ABD’den Irak aracılığıyla mesaj getirildiği iddialarını yalanladı. Irak Hükümeti’nin de bu iddiaları reddettiğini hatırlatan Bekai, “Ziyarette Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile sınır güvenliği, terör örgütleriyle mücadele ve ortak güvenlik anlaşmasının uygulanması konularında mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Kuveyt’in tutumuna dair soruları da yanıtlayan Dışişleri Sözcüsü, “Kuveytli yetkililerin saldırılara katılmadıklarına dair açıklamalarını olumlu karşılıyoruz ancak bunu sahada görmemiz gerekiyor. ABD’nin Kuveyt’teki askeri üsleri İran’a yönelik eylemlerde kullanmaya devam etmesi kabul edilemez” uyarısında bulundu.

“İngiltere’nin tutumu uluslararası hukukun ihlalidir”

İngiltere’nin yeni hükümetinin ABD’ye üslerini İran’a yönelik operasyonlarda 40 gün boyunca kullanma izni vermesini eleştiren Bekai, Londra yönetiminin saldırganlığa ortak olduğunu belirtti.

Bekai, “İngiltere Başbakanı’nın ABD uçaklarına üslerini açtığını itiraf etmesi, uluslararası suç ortaklığının açık belgesidir. Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası koalisyon kurma girişimleri durumu daha da karmaşıklaştırır. Londra yönetimi samimiyse, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının tek sebebinin ABD’nin 28 Şubat tarihinde başlattığı saldırılar olduğunu kabul etmelidir” değerlendirmesini yaptı.

İngiltere’nin Devrim Muhafızları Ordusu’nu ulusal güvenlik tehdidi listesine almasına da değinen Sözcü, “Devrim Muhafızları devletimizin ve Silahlı Kuvvetlerimizin resmi bir parçasıdır. Bölgede terörle mücadele eden bir kuruma karşı alınan bu siyasi karar tamamen hukuk dışıdır ve Londra bunun sonuçlarıyla yüzleşecektir” dedi.

“ABD müzakere edilen mutabakatın tamamını ihlal etti”

İslamabad Mutabakatı ve Umman ile yürütülen görüşmeler hakkında detaylı bilgi veren Bekai, Washington’ın taahhütlerine sadık kalmadığını açıkladı.

İslamabad Mutabakatı’nın 5. maddesini okuyan Bekai, şu ayrıntıları paylaştı: “Mutabakatın 5. maddesi uyarınca İran, 60 gün süreyle ticaret gemilerinin emniyetli geçişini sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmayı ve 30 gün içinde teknik engeller ile mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak ABD, imzanın üzerinden henüz 22 gün geçmişken ve 30 günlük süre dolmamışken saldırılarını başlattı. ABD ve bazı bölge ülkeleri ticaret gemilerini kuzeydeki güvenli rotadan güneydeki tehlikeli rotaya yönlendirerek kışkırtıcılık yaptı. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bandıralı gemilerin sinyal vericilerini kapatıp güney rotasına girmesi tesadüf değildir. ABD ticaret gemilerini askeri sevkıyat için kalkan olarak kullandı. Bu ihlaller nedeniyle mutabakatın uygulanmasını durdurduk.”

Bekai, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine ilişkin görüşmelerin ise yalnızca kıyı komşusu Umman ile ikili düzeyde yürütüldüğünü, bu temasların ABD ile hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.

“ABD ile şu anda herhangi bir müzakeremiz yoktur”

Basında çıkan doğrudan müzakere ve 10 günlük ateşkes iddialarını kesin dille yalanlayan Bekai, krizin baş sorumlusunun Washington olduğunu yineledi.

Sözcü Bekai, “İran’ın ABD’den doğrudan müzakere talep ettiği yönündeki haberler tamamen psikolojik kurgudur. Aracı ülkeler üzerinden mevcut gerilime dair mesajlar gelebilir ancak ABD ile yürütülen hiçbir doğrudan müzakere yoktur. Donald Trump’ın mühimmat eksikliği sebebiyle saldırıları ertelediği yönündeki haberler ABD’nin sorumsuz yönetim anlayışını gösteriyor. Sahadaki göreceli sakinlik füze ve hava savunma kuvvetlerimizin caydırıcılığından kaynaklanıyor” açıklamasını yaptı.

Lübnan’daki gelişmelere ve Hizbullah’ın silah bırakması yönündeki baskılara da değinen Bekai, “Lübnan halkının ve direniş güçlerinin vatanlarını işgale karşı nasıl savunacağı tamamen kendi kararlarıdır. Baskı ve güçten başka dil anlamayan bir rejime karşı silahsız kalınamayacağını tarih göstermiştir” dedi.

“Düşmanın kötülüğü yüzünden kendimizi suçlamamalıyız”

ABD’nin son günlerde sivil altyapıları hedef aldığına dikkat çeken Bekai, Şelemçe sınır kapısındaki Erbain ziyaretçilerine ve Meşhed güzergahına düzenlenen saldırıları savaş suçu olarak niteledi.

İç kamuoyunda ve basında Dışişleri Bakanlığı ile Bakan Abbas Arakçi’ye yöneltilen eleştirilere yanıt veren Bekai, sözlerini şöyle tamamladı: “Diplomasi alanında alınan tüm kararlar, devletin üst kademelerindeki yetkili kurulların ortak kararı ve uzlaşısıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbir adım kendiliğinden veya müstakil olarak atılmamıştır. Düşmanın sözünden dönmesi ve saldırganlaşması sebebiyle içeride birbirimizi suçlamamalıyız. Dışişleri Bakanlığı ulusal çıkarları ve güvenliği korumak adına devlet kararlarını uygulamaya devam edecektir.”

Ortadoğu

Suriyeli yetkililer: Türk heyeti İsrail saldırılarından saatler önce Suriye hava üssünü ziyaret etti

Yayınlanma

Suriyeli yetkililer, bir Türk heyetinin İsrail hava saldırılarının hedef aldığı kuzey Suriye’deki bir hava üssünü saldırıdan bir gün önce ziyaret ettiğini söyledi.

İsrail saldırıları salı günü erken saatlerde, heyetin ayrılmasından birkaç saat sonra Ebu Duhur üssünü vurdu. Saldırıda hasar meydana geldi ancak can kaybı yaşanmadı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi yaptığı açıklamada, Suriye’nin Türk askerlerinin buraya konuşlanmasına izin vererek üzerinde mutabık kalınan “güvenlik konularındaki statükoyu” “ihlal etmenin eşiğine geldiği” gerekçesiyle üssün hedef alındığını iddia etti.

Kamuoyuna açıklama yapma yetkileri bulunmadığı için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla AP’ye konuşan iki Suriyeli yetkili, Türk heyetinin pazartesi günü kuzeybatıdaki İdlib vilayetinde bulunan hava üssünü ziyaret ederek tesiste devam eden rehabilitasyon çalışmalarını incelediğini söyledi.

Türk ve Suriyeli yetkililer, İsrail saldırısını kınadı. Türkiye’deki ABD Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack ile bir dizi Arap ülkesi de saldırıyı kınadı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Netanyahu’nun “İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuka aykırı hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlayan dayanaksız iddialarda” bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Netanyahu’nun “İsrail’deki seçimler öncesinde bölgede yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı politikalar izlemeyi” amaçladığı vurgulandı.

Açıklamada, Türkiye’nin “Suriye’de barış, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla Suriye Hükümeti ile meşru bir zeminde işbirliğini kararlılıkla sürdüreceği ve Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasına asla izin vermeyeceği” ifade edildi.

Ebu Duhur hava üssü, İdlib, Halep ve Hama vilayetlerinin sınırlarına yakın stratejik bir noktada bulunuyor. Aralık 2024’te muhaliflerin saldırısıyla iktidardan devrilen eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad döneminde MiG-23 ve MiG-21 savaş uçakları ile L-39 uçakları bu üsten faaliyet gösteriyordu.

Türkiye, Suriyeli personeli eğiterek, ayrıca ekipman ve lojistik destek sağlayarak Suriye’nin silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarına destek veriyor. İki ülke geçen yıl askerî işbirliğini resmîleştiren bir anlaşma imzaladı.

Bu yılın başlarında Suriyeli askerler Türkiye’de düzenlenen askerî tatbikatlara da katıldı.

Türk yetkililer, Ankara’nın Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmediğini defalarca dile getirdi.

İsrail, Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye genelinde yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve ağırlıklı olarak Suriye ordusuna ait askerî varlıkları imha etti. İsrail ordusu ayrıca Suriye’nin güneyinde Birleşmiş Milletler tarafından denetlenen tampon bölgenin kontrolünü ele geçirdi ve buradaki işgalini sürdürüyor.

Yakın zamanda Suudi Arabistan ve Pakistan ile de bir savunma paktı imzalayan NATO üyesi Türkiye, İsrail’in Suriye’deki saldırılarına askerî karşılık vereceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak olay, zaten gergin olan Türkiye-İsrail ilişkileri üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Filistin kökenli ABD’li, İsrailli yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı

Yayınlanma

Bir Filistinli-Amerikalı, Yahudi yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı.

Bu arada ABD, dünya çapında kınamaya yol açan bu kuşatmaya yönelik eleştirilerini yineledi.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus yakınlarındaki Kusra’da bulunan üç evden birinin sahibi olan Luay Ebu Ridi, yerleşimciler tarafından kuşatıldıktan ve bir haftadan fazla bir süredir gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin girişinin engellenmesinden sonra, pazartesi günü ikinci vatanı Ohio’dan geri döndü.

Salı günü evinin önünde ABD bayrağını dalgalandıran Ebu Ridi, ABD Büyükelçiliği’nden bu konuyu gündemde tutmasını istediğini belirtti.

Ebu Ridi, evinin içinde AFP muhabirlerine yaptığı açıklamada, “Bu, ABD’deki tüm Amerikalılara, Batı Şeria’da neler olup bittiğini, yerleşimcilerin Batı Şeria’daki kendi evimi ele geçirmeye çalışarak bizi nasıl kuşattığını görmeleri için gönderdiğim bir mesaj,” dedi.

ABD’nin baskısı altında, İsrail ordusu geçen hafta yerleşimcileri uzaklaştırma emri verdiğini açıklamıştı.

ABD, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü kınadı

Askerler yerleşimcilerin çadırını kaldırdı ve bir İsrailliyi gözaltına aldı; fakat yerleşimciler yaya olarak ya da araçlarla defalarca geri döndü.

Ebu Ridi, “Askerler evime serbestçe giriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta yerleşimcilerle el sıkışıyorlar. Sanki arkadaşlar gibiler,” dedi.

Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler, son aylarda Filistinli sakinlere, genellikle mülklerini ele geçirmek amacıyla, giderek artan bir şekilde tacizde bulunuyor ve saldırıyor.

Binyamin Netanyahu’nun hükümeti, 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde Yahudi sağının desteklediği yerleşim yerlerinin oylarını almak istiyor.

Uzun süredir yerleşimcileri destekleyen evanjelik papaz ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Kusra kuşatmasıyla ilgili nadir görülen bir eleştiride bulunarak İsrail’den müdahale etmesini istedi.

Salı günü İsrail televizyonunda yayınlanan röportajlarda Huckabee, ABD’nin kendi vatandaşlarını korumaya kararlı olduğunu belirtti.

Huckabee, Kanal 13’e verdiği demeçte, “Terörist faaliyetlerde bulunan kişilere –bu terimi kullanacağım– ağır sonuçlar uygulanmasını istiyoruz,” dedi.

Büyükelçi olmadan önce “Filistinli” terimini reddetmiş olan Huckabee, “Bu, evlerinin sahibi olan ve korkusuzca ailelerini yetiştirme hakkına sahip Filistinli aileler için adil değil,” dedi.

Aşırılıkçı yerleşimcilerle ilgili olarak Huckabee, “Eğer bu küçük azınlık, davalarına bir iyilik yaptıklarını düşünüyorsa, korkunç bir hata yapıyorlar,” ifadelerini kullandı.

Uluslararası hukuka göre yasadışı sayılan yerleşim yerlerinde, üç milyon Filistinlinin arasında yaklaşık 500.000 İsrailli yaşıyor.

İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE, İran ile tüm ticareti durdurdu

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), salı günü Tahran’ın Körfez ülkesine doğru iki balistik füze fırlattığını açıklamasının ardından İran ile ticari ve iktisadi ilişkilerini askıya aldı.

BAE Savunma Bakanlığı, hava savunma sistemlerinin İran’dan kendi topraklarına doğru fırlatılan iki balistik füzeyi tespit ettiğini belirtti.

Bu olay, mayıs ayından bu yana Tahran’ın Körfez ülkesine yönelik ilk doğrudan saldırısı olarak değerlendiriliyor.

Olay, BAE’de ikamet edenlere acil durum telefon uyarısı gönderilmesine neden oldu.

Savunma Bakanlığı, değerlendirmelerin füzelerin deniz trafiğini hedef aldığını gösterdiğini belirtirken, füzelerden birinin BAE karasuları dışındaki denize, diğerinin ise karasuları içine düştüğünü de ekledi.

BAE Dışişleri Bakanlığı daha sonra, “bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği zedeleyen bölgesel gerginlikler ışığında, İran ile tüm ticaret, ticari ilişkiler ve finansal işlemlerin bir sonraki duyuruya kadar durdurulduğunu” açıkladı.

İran, füze saldırılarıyla herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu iddianın “iyi komşuluk ilkesine aykırı olduğunu ve bölge ülkeleri arasında güveni güçlendirmeye yönelik devam eden çabaları baltaladığını” söyledi.

Füze saldırıları, BAE ve Tahran’ın iki ülke arasındaki gerginliği azaltmaya çalıştıkları bir dönemin ardından gerçekleşti.

Tahran’ın askeri misillemelerinin büyük kısmı, İran’ın ABD-İsrail saldırılarına zemin hazırladıkları iddiasıyla suçladığı komşu Körfez ülkelerini hedef aldı.

BAE, İran’ın ABD’nin Körfez müttefiklerine yönelik saldırılarının en ağır yükünü üstlendi ve yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı.

BAE, Körfez komşuları arasında Tahran’a karşı en şahin tutumu sergileyerek İran’a karşı onlarca saldırıyla karşılık verdi. 

Fakat haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat metninin ardından BAE ile İran arasındaki gerginlikler azaldı.

Anlaşmanın temmuz başında bozulmaya başlamasının ardından İran, saldırılarını çoğunlukla Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yöneltti.

Son aylarda BAE, İran ile diplomatik ve iktisadi kanalları yeniden faaliyete geçirirken, İsrail ve ABD ile askeri bağlarını da güçlendirdi.

Salı günü gerçekleşen füze saldırıları, BAE’ye geri dönen normalleşme havasını bozma tehdidi oluşturuyor.

Dubai’nin finans bölgesi yeniden bankacılarla dolmaya başlamışken, emirlik ile İran limanları arasında bazı ticari faaliyetler yeniden başlamıştı.

Ayrıca, BAE’ye yönelik bazı İran uçuşları da sessizce yeniden başlamıştı.

BAE yetkilileri ayrıca, savaş başladığında ülke dışında bulunan ve BAE’de ikamet izni bulunan yaklaşık 20.000 İranlının ülkeye dönüşüne izin vermeye başlamıştı.

BAE yetkilileri, ülkenin daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa daha fazla sürüklenmekten kaçınmak istediğini defalarca vurguladı.

Ne var ki BAE ile İran arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik çabalar, son haftalarda artan bir baskı altındadır.

BAE, bu ay İran’ı Hürmüz Boğazı’nda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne ait gemilere saldırmakla suçladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English