Ortadoğu
İran Dışişleri: Ukrayna’nın saldırısı karşılıksız kalmayacak

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir İran gemisine yönelik saldırısını sert bir dille kınayarak bu eylemin yanıtsız kalmayacağını bildirdi. ABD ve bazı bölge ülkelerinin saldırılardaki rolüne değinen Bekai, uluslararası hukuk ihlallerine ve Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin resmi değerlendirmelerde bulundu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki iç ve dış gelişmelere dair kritik açıklamalar yaptı.
Konuşmasına İsrail ve ABD’nin askeri saldırılarında hayatını kaybeden Minablı çocukların cenaze törenini hatırlatarak başlayan Bekai, Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki çifte standartlı tutumunu sert dille eleştirdi.
IRNA ajansının aktardığına göre Sözcü Bekai, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Fransız hükümetine doğrudan seslendi.
Bekai, “İran’daki insan hakları konusunda endişelenen ve her fırsatta ülkemize karşı yaptırım kararları alan Kaja Kallas’a soruyorum: Bu toprağın çocukları, bu masum insanlar insan hakları kapsamına girmiyor mu? Geçtiğimiz günlerde diplomat kılığına girip müdahaleci eylemler yürüten görevlilerine yanıt verdiğimiz için sivil toplumu destekleme iddiasıyla ortaya çıkan Fransa hükümetine soruyorum; siz hangi sivil toplumdan bahsediyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
“Ukrayna’nın eylemi tehlikeli bir maceradır ve cevapsız kalmayacaktır”
Ukrayna ordusunun Hazar Denizi’nde bir İran gemisini hedef almasına ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Kiev yönetimini ve onu destekleyen Batılı güçleri uyardı. Saldırı sonucu ölen ve yaralanan İran vatandaşlarının olduğunu belirten Bekai, Ukrayna Maslahatgüzarı’nın bakanlığa çağrıldığını aktardı.
Bekai, Kiev yönetiminin tutumunu Birinci Dünya Savaşı öncesindeki anarşist eylemlere benzeterek şöyle konuştu: “Ukrayna Devlet Başkanı’nın sergilediği tutum, uluslararası denklemdeki yetersiz ağırlığını hissettirmek için tehlikeli gösteriler yapan anarşistleri andırıyor. Bu tür gösterişçi adımların sonuçları öngörülemez olur ve tüm bölgeyi etkiler. Ukrayna yönetimi 4 yıldan bu yana ülkesini küresel güçlerin jeopolitik çekişme sahasına çevirdi. Biz başından beri Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada taraf olmadığımızı vurguladık. Ukrayna’nın gemimize yönelik saldırısı tamamen hukuk dışı, Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı ve tehlikeli bir maceradır. Bu eylem tarafımızdan kesinlikle cevapsız kalmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.”
“ABD savaşın ve barışın zamanını belirleyen taraf olamaz”
ABD ile İran arasındaki gerilime ve olası ateşkes tekliflerine değinen Sözcü Bekai, Washington yönetiminin askeri stratejisinin başarısızlığa uğradığını söyledi. Bekai, “İran’ı 3 gün içinde çökerteceklerini ve teslim alacaklarını sananlar, 5 ayın sonunda kendi yarattıkları bataklığa saplandı. Washington’ın savaş ve barışın zamanını belirlemesine asla izin vermedik ve vermeyeceğiz. Ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz neyi gerektiriyorsa savunmamızı o yönde sürdürürüz. Diplomasiyi de ulusal çıkarlarımızı korumak adına bir araç olarak değerlendiririz” dedi.
Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın ortak açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bekai, bölge ülkelerinin tutumunu değerlendirdi. Bekai, “İran’a yönelik askeri saldırılardan ABD’yi sorumlu tutuyoruz. Ancak bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarını saldırgan taraflara açmasını ve askeri eylemlere doğrudan katılmasını görmezden gelemeyiz. Bölge ülkeleriyle hiçbir düşmanlığımız yok, aksine ortak bağlarımız var. Buna karşın bu ülkelerin ABD ile ortak bildiri yayımlayarak savunma kabiliyetlerimizi hedef alması yıkıcı bir yaklaşımdır” mesajını verdi.
“Nükleer enerjiden barışçıl yararlanma tüm ülkelerin hakkıdır”
ABD’nin Suudi Arabistan ile yürüttüğü nükleer teknoloji pazarlıklarına ve İbrahimi Anlaşmaları sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Washington’ın çifte standart uyguladığını belirtti.
Bekai, “İsrail rejiminin bölge ülkelerinin yerli teknoloji geliştirmesine karşı çıktığı bilinen bir gerçektir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca barışçıl nükleer enerji kullanmak tüm taraf ülkelerin hakkıdır. ABD’nin İran’ın yasal haklarına karşı çıkıp başka ülkelerle bu tür pazarlıklar yürütmesini küresel kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz” açıklamasını yaptı.
“Bulgaristan karar vericileri bu tehlikeli kararın hesabını vermelidir”
Bulgaristan parlamentosunun ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçaklarının Sofya’daki üslere konuşlandırılmasına onay vermesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü, Sofya yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi.
Bekai, “Bulgaristan halkının ve parlamenterlerinin büyük kısmının bu karara karşı olduğunu biliyoruz. Bulgaristan topraklarının İran’a yönelik saldırılarda ABD uçaklarına yakıt ikmali için kullandırılması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı uyarınca bir saldırı eylemine ortaklıktır. Bulgar yetkililer bu tehlikeli kararın sorumluluğunu taşımak zorundadır” değerlendirmesini yaptı.
“Fransız diplomatlar toplumla temas bahanesiyle müdahalede bulundu”
Tahran’daki yabancı misyonların faaliyetleri ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilime dair haberleri yorumlayan Bekai, elçiliklerin kapanacağı yönündeki iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olduğunu vurguladı.
Fransa Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını doğrulayan Bekai, “Fransız makamlarının suçluluk psikolojisiyle hareket etmesi tanıdık bir durumdur. Diplomatik statü kılıfı altında ülkemizin iç işlerine karışan diplomatları sebebiyle İran’dan özür dilemesi gereken taraf Paris yönetimidir. Diplomatik İlişkiler Hakkındaki 1961 Viyana Sözleşmesi’ni ihlal ederek sivil toplum bahanesiyle müdahale eden bu kişilerin faaliyetlerine son verilmesini Fransız elçisine net şekilde ilettik” şeklinde konuştu.
“Irak ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularını görüştük”
Irak Başbakanı’nın Tahran ziyaretine ve güvenlik görüşmelerine değinen Bekai, ABD’den Irak aracılığıyla mesaj getirildiği iddialarını yalanladı. Irak Hükümeti’nin de bu iddiaları reddettiğini hatırlatan Bekai, “Ziyarette Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile sınır güvenliği, terör örgütleriyle mücadele ve ortak güvenlik anlaşmasının uygulanması konularında mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.
Kuveyt’in tutumuna dair soruları da yanıtlayan Dışişleri Sözcüsü, “Kuveytli yetkililerin saldırılara katılmadıklarına dair açıklamalarını olumlu karşılıyoruz ancak bunu sahada görmemiz gerekiyor. ABD’nin Kuveyt’teki askeri üsleri İran’a yönelik eylemlerde kullanmaya devam etmesi kabul edilemez” uyarısında bulundu.
“İngiltere’nin tutumu uluslararası hukukun ihlalidir”
İngiltere’nin yeni hükümetinin ABD’ye üslerini İran’a yönelik operasyonlarda 40 gün boyunca kullanma izni vermesini eleştiren Bekai, Londra yönetiminin saldırganlığa ortak olduğunu belirtti.
Bekai, “İngiltere Başbakanı’nın ABD uçaklarına üslerini açtığını itiraf etmesi, uluslararası suç ortaklığının açık belgesidir. Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası koalisyon kurma girişimleri durumu daha da karmaşıklaştırır. Londra yönetimi samimiyse, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının tek sebebinin ABD’nin 28 Şubat tarihinde başlattığı saldırılar olduğunu kabul etmelidir” değerlendirmesini yaptı.
İngiltere’nin Devrim Muhafızları Ordusu’nu ulusal güvenlik tehdidi listesine almasına da değinen Sözcü, “Devrim Muhafızları devletimizin ve Silahlı Kuvvetlerimizin resmi bir parçasıdır. Bölgede terörle mücadele eden bir kuruma karşı alınan bu siyasi karar tamamen hukuk dışıdır ve Londra bunun sonuçlarıyla yüzleşecektir” dedi.
“ABD müzakere edilen mutabakatın tamamını ihlal etti”
İslamabad Mutabakatı ve Umman ile yürütülen görüşmeler hakkında detaylı bilgi veren Bekai, Washington’ın taahhütlerine sadık kalmadığını açıkladı.
İslamabad Mutabakatı’nın 5. maddesini okuyan Bekai, şu ayrıntıları paylaştı: “Mutabakatın 5. maddesi uyarınca İran, 60 gün süreyle ticaret gemilerinin emniyetli geçişini sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmayı ve 30 gün içinde teknik engeller ile mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak ABD, imzanın üzerinden henüz 22 gün geçmişken ve 30 günlük süre dolmamışken saldırılarını başlattı. ABD ve bazı bölge ülkeleri ticaret gemilerini kuzeydeki güvenli rotadan güneydeki tehlikeli rotaya yönlendirerek kışkırtıcılık yaptı. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bandıralı gemilerin sinyal vericilerini kapatıp güney rotasına girmesi tesadüf değildir. ABD ticaret gemilerini askeri sevkıyat için kalkan olarak kullandı. Bu ihlaller nedeniyle mutabakatın uygulanmasını durdurduk.”
Bekai, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine ilişkin görüşmelerin ise yalnızca kıyı komşusu Umman ile ikili düzeyde yürütüldüğünü, bu temasların ABD ile hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.
“ABD ile şu anda herhangi bir müzakeremiz yoktur”
Basında çıkan doğrudan müzakere ve 10 günlük ateşkes iddialarını kesin dille yalanlayan Bekai, krizin baş sorumlusunun Washington olduğunu yineledi.
Sözcü Bekai, “İran’ın ABD’den doğrudan müzakere talep ettiği yönündeki haberler tamamen psikolojik kurgudur. Aracı ülkeler üzerinden mevcut gerilime dair mesajlar gelebilir ancak ABD ile yürütülen hiçbir doğrudan müzakere yoktur. Donald Trump’ın mühimmat eksikliği sebebiyle saldırıları ertelediği yönündeki haberler ABD’nin sorumsuz yönetim anlayışını gösteriyor. Sahadaki göreceli sakinlik füze ve hava savunma kuvvetlerimizin caydırıcılığından kaynaklanıyor” açıklamasını yaptı.
Lübnan’daki gelişmelere ve Hizbullah’ın silah bırakması yönündeki baskılara da değinen Bekai, “Lübnan halkının ve direniş güçlerinin vatanlarını işgale karşı nasıl savunacağı tamamen kendi kararlarıdır. Baskı ve güçten başka dil anlamayan bir rejime karşı silahsız kalınamayacağını tarih göstermiştir” dedi.
“Düşmanın kötülüğü yüzünden kendimizi suçlamamalıyız”
ABD’nin son günlerde sivil altyapıları hedef aldığına dikkat çeken Bekai, Şelemçe sınır kapısındaki Erbain ziyaretçilerine ve Meşhed güzergahına düzenlenen saldırıları savaş suçu olarak niteledi.
İç kamuoyunda ve basında Dışişleri Bakanlığı ile Bakan Abbas Arakçi’ye yöneltilen eleştirilere yanıt veren Bekai, sözlerini şöyle tamamladı: “Diplomasi alanında alınan tüm kararlar, devletin üst kademelerindeki yetkili kurulların ortak kararı ve uzlaşısıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbir adım kendiliğinden veya müstakil olarak atılmamıştır. Düşmanın sözünden dönmesi ve saldırganlaşması sebebiyle içeride birbirimizi suçlamamalıyız. Dışişleri Bakanlığı ulusal çıkarları ve güvenliği korumak adına devlet kararlarını uygulamaya devam edecektir.”
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Amerika2 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek










