Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Dışişleri: Ukrayna’nın saldırısı karşılıksız kalmayacak

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir İran gemisine yönelik saldırısını sert bir dille kınayarak bu eylemin yanıtsız kalmayacağını bildirdi. ABD ve bazı bölge ülkelerinin saldırılardaki rolüne değinen Bekai, uluslararası hukuk ihlallerine ve Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin resmi değerlendirmelerde bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki iç ve dış gelişmelere dair kritik açıklamalar yaptı.

Konuşmasına İsrail ve ABD’nin askeri saldırılarında hayatını kaybeden Minablı çocukların cenaze törenini hatırlatarak başlayan Bekai, Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki çifte standartlı tutumunu sert dille eleştirdi.

IRNA ajansının aktardığına göre Sözcü Bekai, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Fransız hükümetine doğrudan seslendi.

Bekai, “İran’daki insan hakları konusunda endişelenen ve her fırsatta ülkemize karşı yaptırım kararları alan Kaja Kallas’a soruyorum: Bu toprağın çocukları, bu masum insanlar insan hakları kapsamına girmiyor mu? Geçtiğimiz günlerde diplomat kılığına girip müdahaleci eylemler yürüten görevlilerine yanıt verdiğimiz için sivil toplumu destekleme iddiasıyla ortaya çıkan Fransa hükümetine soruyorum; siz hangi sivil toplumdan bahsediyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ukrayna’nın eylemi tehlikeli bir maceradır ve cevapsız kalmayacaktır”

Ukrayna ordusunun Hazar Denizi’nde bir İran gemisini hedef almasına ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Kiev yönetimini ve onu destekleyen Batılı güçleri uyardı. Saldırı sonucu ölen ve yaralanan İran vatandaşlarının olduğunu belirten Bekai, Ukrayna Maslahatgüzarı’nın bakanlığa çağrıldığını aktardı.

Bekai, Kiev yönetiminin tutumunu Birinci Dünya Savaşı öncesindeki anarşist eylemlere benzeterek şöyle konuştu: “Ukrayna Devlet Başkanı’nın sergilediği tutum, uluslararası denklemdeki yetersiz ağırlığını hissettirmek için tehlikeli gösteriler yapan anarşistleri andırıyor. Bu tür gösterişçi adımların sonuçları öngörülemez olur ve tüm bölgeyi etkiler. Ukrayna yönetimi 4 yıldan bu yana ülkesini küresel güçlerin jeopolitik çekişme sahasına çevirdi. Biz başından beri Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada taraf olmadığımızı vurguladık. Ukrayna’nın gemimize yönelik saldırısı tamamen hukuk dışı, Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı ve tehlikeli bir maceradır. Bu eylem tarafımızdan kesinlikle cevapsız kalmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.”

“ABD savaşın ve barışın zamanını belirleyen taraf olamaz”

ABD ile İran arasındaki gerilime ve olası ateşkes tekliflerine değinen Sözcü Bekai, Washington yönetiminin askeri stratejisinin başarısızlığa uğradığını söyledi. Bekai, “İran’ı 3 gün içinde çökerteceklerini ve teslim alacaklarını sananlar, 5 ayın sonunda kendi yarattıkları bataklığa saplandı. Washington’ın savaş ve barışın zamanını belirlemesine asla izin vermedik ve vermeyeceğiz. Ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz neyi gerektiriyorsa savunmamızı o yönde sürdürürüz. Diplomasiyi de ulusal çıkarlarımızı korumak adına bir araç olarak değerlendiririz” dedi.

Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın ortak açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bekai, bölge ülkelerinin tutumunu değerlendirdi. Bekai, “İran’a yönelik askeri saldırılardan ABD’yi sorumlu tutuyoruz. Ancak bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarını saldırgan taraflara açmasını ve askeri eylemlere doğrudan katılmasını görmezden gelemeyiz. Bölge ülkeleriyle hiçbir düşmanlığımız yok, aksine ortak bağlarımız var. Buna karşın bu ülkelerin ABD ile ortak bildiri yayımlayarak savunma kabiliyetlerimizi hedef alması yıkıcı bir yaklaşımdır” mesajını verdi.

“Nükleer enerjiden barışçıl yararlanma tüm ülkelerin hakkıdır”

ABD’nin Suudi Arabistan ile yürüttüğü nükleer teknoloji pazarlıklarına ve İbrahimi Anlaşmaları sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Washington’ın çifte standart uyguladığını belirtti.

Bekai, “İsrail rejiminin bölge ülkelerinin yerli teknoloji geliştirmesine karşı çıktığı bilinen bir gerçektir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca barışçıl nükleer enerji kullanmak tüm taraf ülkelerin hakkıdır. ABD’nin İran’ın yasal haklarına karşı çıkıp başka ülkelerle bu tür pazarlıklar yürütmesini küresel kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz” açıklamasını yaptı.

“Bulgaristan karar vericileri bu tehlikeli kararın hesabını vermelidir”

Bulgaristan parlamentosunun ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçaklarının Sofya’daki üslere konuşlandırılmasına onay vermesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü, Sofya yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi.

Bekai, “Bulgaristan halkının ve parlamenterlerinin büyük kısmının bu karara karşı olduğunu biliyoruz. Bulgaristan topraklarının İran’a yönelik saldırılarda ABD uçaklarına yakıt ikmali için kullandırılması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı uyarınca bir saldırı eylemine ortaklıktır. Bulgar yetkililer bu tehlikeli kararın sorumluluğunu taşımak zorundadır” değerlendirmesini yaptı.

“Fransız diplomatlar toplumla temas bahanesiyle müdahalede bulundu”

Tahran’daki yabancı misyonların faaliyetleri ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilime dair haberleri yorumlayan Bekai, elçiliklerin kapanacağı yönündeki iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olduğunu vurguladı.

Fransa Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını doğrulayan Bekai, “Fransız makamlarının suçluluk psikolojisiyle hareket etmesi tanıdık bir durumdur. Diplomatik statü kılıfı altında ülkemizin iç işlerine karışan diplomatları sebebiyle İran’dan özür dilemesi gereken taraf Paris yönetimidir. Diplomatik İlişkiler Hakkındaki 1961 Viyana Sözleşmesi’ni ihlal ederek sivil toplum bahanesiyle müdahale eden bu kişilerin faaliyetlerine son verilmesini Fransız elçisine net şekilde ilettik” şeklinde konuştu.

“Irak ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularını görüştük”

Irak Başbakanı’nın Tahran ziyaretine ve güvenlik görüşmelerine değinen Bekai, ABD’den Irak aracılığıyla mesaj getirildiği iddialarını yalanladı. Irak Hükümeti’nin de bu iddiaları reddettiğini hatırlatan Bekai, “Ziyarette Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile sınır güvenliği, terör örgütleriyle mücadele ve ortak güvenlik anlaşmasının uygulanması konularında mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Kuveyt’in tutumuna dair soruları da yanıtlayan Dışişleri Sözcüsü, “Kuveytli yetkililerin saldırılara katılmadıklarına dair açıklamalarını olumlu karşılıyoruz ancak bunu sahada görmemiz gerekiyor. ABD’nin Kuveyt’teki askeri üsleri İran’a yönelik eylemlerde kullanmaya devam etmesi kabul edilemez” uyarısında bulundu.

“İngiltere’nin tutumu uluslararası hukukun ihlalidir”

İngiltere’nin yeni hükümetinin ABD’ye üslerini İran’a yönelik operasyonlarda 40 gün boyunca kullanma izni vermesini eleştiren Bekai, Londra yönetiminin saldırganlığa ortak olduğunu belirtti.

Bekai, “İngiltere Başbakanı’nın ABD uçaklarına üslerini açtığını itiraf etmesi, uluslararası suç ortaklığının açık belgesidir. Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası koalisyon kurma girişimleri durumu daha da karmaşıklaştırır. Londra yönetimi samimiyse, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının tek sebebinin ABD’nin 28 Şubat tarihinde başlattığı saldırılar olduğunu kabul etmelidir” değerlendirmesini yaptı.

İngiltere’nin Devrim Muhafızları Ordusu’nu ulusal güvenlik tehdidi listesine almasına da değinen Sözcü, “Devrim Muhafızları devletimizin ve Silahlı Kuvvetlerimizin resmi bir parçasıdır. Bölgede terörle mücadele eden bir kuruma karşı alınan bu siyasi karar tamamen hukuk dışıdır ve Londra bunun sonuçlarıyla yüzleşecektir” dedi.

“ABD müzakere edilen mutabakatın tamamını ihlal etti”

İslamabad Mutabakatı ve Umman ile yürütülen görüşmeler hakkında detaylı bilgi veren Bekai, Washington’ın taahhütlerine sadık kalmadığını açıkladı.

İslamabad Mutabakatı’nın 5. maddesini okuyan Bekai, şu ayrıntıları paylaştı: “Mutabakatın 5. maddesi uyarınca İran, 60 gün süreyle ticaret gemilerinin emniyetli geçişini sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmayı ve 30 gün içinde teknik engeller ile mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak ABD, imzanın üzerinden henüz 22 gün geçmişken ve 30 günlük süre dolmamışken saldırılarını başlattı. ABD ve bazı bölge ülkeleri ticaret gemilerini kuzeydeki güvenli rotadan güneydeki tehlikeli rotaya yönlendirerek kışkırtıcılık yaptı. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bandıralı gemilerin sinyal vericilerini kapatıp güney rotasına girmesi tesadüf değildir. ABD ticaret gemilerini askeri sevkıyat için kalkan olarak kullandı. Bu ihlaller nedeniyle mutabakatın uygulanmasını durdurduk.”

Bekai, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine ilişkin görüşmelerin ise yalnızca kıyı komşusu Umman ile ikili düzeyde yürütüldüğünü, bu temasların ABD ile hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.

“ABD ile şu anda herhangi bir müzakeremiz yoktur”

Basında çıkan doğrudan müzakere ve 10 günlük ateşkes iddialarını kesin dille yalanlayan Bekai, krizin baş sorumlusunun Washington olduğunu yineledi.

Sözcü Bekai, “İran’ın ABD’den doğrudan müzakere talep ettiği yönündeki haberler tamamen psikolojik kurgudur. Aracı ülkeler üzerinden mevcut gerilime dair mesajlar gelebilir ancak ABD ile yürütülen hiçbir doğrudan müzakere yoktur. Donald Trump’ın mühimmat eksikliği sebebiyle saldırıları ertelediği yönündeki haberler ABD’nin sorumsuz yönetim anlayışını gösteriyor. Sahadaki göreceli sakinlik füze ve hava savunma kuvvetlerimizin caydırıcılığından kaynaklanıyor” açıklamasını yaptı.

Lübnan’daki gelişmelere ve Hizbullah’ın silah bırakması yönündeki baskılara da değinen Bekai, “Lübnan halkının ve direniş güçlerinin vatanlarını işgale karşı nasıl savunacağı tamamen kendi kararlarıdır. Baskı ve güçten başka dil anlamayan bir rejime karşı silahsız kalınamayacağını tarih göstermiştir” dedi.

“Düşmanın kötülüğü yüzünden kendimizi suçlamamalıyız”

ABD’nin son günlerde sivil altyapıları hedef aldığına dikkat çeken Bekai, Şelemçe sınır kapısındaki Erbain ziyaretçilerine ve Meşhed güzergahına düzenlenen saldırıları savaş suçu olarak niteledi.

İç kamuoyunda ve basında Dışişleri Bakanlığı ile Bakan Abbas Arakçi’ye yöneltilen eleştirilere yanıt veren Bekai, sözlerini şöyle tamamladı: “Diplomasi alanında alınan tüm kararlar, devletin üst kademelerindeki yetkili kurulların ortak kararı ve uzlaşısıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbir adım kendiliğinden veya müstakil olarak atılmamıştır. Düşmanın sözünden dönmesi ve saldırganlaşması sebebiyle içeride birbirimizi suçlamamalıyız. Dışişleri Bakanlığı ulusal çıkarları ve güvenliği korumak adına devlet kararlarını uygulamaya devam edecektir.”

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English