Ortadoğu
Körfez, İran savaşı konusunda bölündü

Körfez ülkelerinde, Hürmüz Boğazı’nı açık tutma konusunda ortak bir hedef olsa da, bu hedefe ulaşma konusundaki farklı öncelikler ilerleme kaydetmeyi zorlaştırıyor
POLITICO’da yer alan habere göre bu durum, kimin su yolu üzerinden nakliyeye alternatifleri olduğu, kimin altyapısının İran’ınkiyle en çok iç içe olduğu ve kriz sırasında hangi ülkenin ekonomisinin en çok zarar gördüğüne dayanan bir dizi çelişen menfaati de içeriyor.
Bir Iraklı yetkili, “[Arap ülkeleri] Mesajlarını koordine etmek için Kongre ve Dışişleri Bakanlığı’nı ziyaret etmek üzere birlikte çalışıyorlar. Fakat aynı görüşte değiller,” dedi.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK – Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman) 1981’de İran-Irak Savaşı’nın gölgesinde kuruldu ve mevcut çatışmaya girerken zaten aralarında anlaşmazlıklar vardı. İran Savaşı, bu anlaşmazlıkları ön plana çıkarıyor.
İlk Trump yönetimi döneminde Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Doğu işlerinden sorumlu olan David Schenker, “Aşmaları gereken pek çok sorun var ve savaş, Körfez’deki mevcut bölünmeleri daha da şiddetlendirdi,” dedi.
Son aylarda iç bölünmelerin en belirgin işaretlerinden biri, BAE’nin nisan ayında Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kartelinden çekilmesiydi. Bu karar, en azından kısmen İran savaşı konusundaki görüş ayrılıklarıyla ilgiliydi.
Körfez dışındaki bir Arap ülkesinden bir diplomat, BAE’nin çekilmesinin “diğer ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan’ı gerçekten öfkelendirdiğini” savundu ve “Körfez artık eskisi gibi olmayacak. KİK işlevsiz hale geldi,” dedi.
İran’ın komşuları arasındaki ayrılıklar, savaşa yönelik herhangi bir diplomatik çözümün bulunmasını veya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik çabaları önemli ölçüde zorlaştırıyor.
Bazıları İran’a karşı daha sert bir tutum sergilemek isterken, diğerleri boğazın açılmasına öncelik verilmesini istiyor.
İlk Trump yönetimi döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yemen ve Umman direktörlüğü görevini yürüten Allison Minor, “Savaşı sona erdirebileceklerini sanmıyorum ama savaşın sonuçlarını yönetme konusunda daha verimli olabilirler,” dedi.
Minor, Körfez ülkelerinin, Hürmüz Boğazı’nı izlemek için Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapabileceğini ve Pekin’i, İran’ı su yolunu açmaya zorlamak için sahip olduğu nüfuzu sessizce kullanmaya ikna etmeye yardımcı olabileceğini belirtti.
Son iki haftadır devam eden ABD bombardımanı, Körfez ülkelerinin işbirliği yapmanın bir yolunu bulması için aciliyet yaratıyor.
İran, Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yönelik saldırılarla misilleme yaptı ve Yemen’deki Husi direnişi, Kızıldeniz’de Suudi tankerlerine saldırdı.
Cuma günü itibarıyla, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki koalisyon, misilleme olarak Husilere ait hedefleri vurduğunu açıkladı.
Daha önce Bahreyn’de ABD Beşinci Filosuna komuta etmiş olan emekli Donanma Koramiral John “Fozzie” Miller, güçlü ve birleşik bir Körfez İşbirliği Konseyi’nin gelen saldırıları birlikte daha iyi püskürtebileceğini ve muhtemelen gelecekteki ateşkes görüşmelerinde daha fazla söz sahibi olabileceğini söyledi.
Miller, “Onlar, bu sorunun kendilerine yük kalmayacak şekilde çözülmesi gerektiğini görüyorlar,” dedi.
KİK’in gücü sorulduğunda, Beyaz Saray sözcüsü Olivia Wales, “ABD, tüm KİK ülkeleriyle mükemmel ilişkiler sürdürmektedir ve Başkan Trump, bu ülkelerin liderlerinin her biriyle güçlü ortaklıklar kurmuştur,” dedi.
Bahreyn yaptığı açıklamada, “KİK devletlerinin güvenliği bölünmez bir bütündür; birine yönelik tehdit, hepsine yönelik bir tehdittir. Bu ortak anlayış, koordinasyonumuzun temelini oluşturmaktadır,” dedi.
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, “Ummanlılar İran’a karşı en uzlaşmacı tutumu sergilediler. Katarlılar biraz daha az uzlaşmacıydı ama yine de diyalog kurmaya ve arabuluculuk yapmaya devam ettiler. BAE, sert bir şekilde müdahil olmaya en hazır olan ülkeydi. Suudi Arabistan ise ortada kaldı,” dedi.
Umman başlangıçta İran’la boğazda geçiş ücreti alınması konusunda bir anlaşma müzakere ediyor gibi görünüyordu fakat Trump bu girişimi mayıs ayında durdurdu.
Başkan gazetecilere, “Umman da diğer herkes gibi davranacak, yoksa onları havaya uçurmak zorunda kalacağız,” diye konuşmuştu.
Öte yandan, BAE ve Suudi Arabistan’ın her ikisinin de İran’a hava saldırıları ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği bildirildi.
Ayrıca BAE’nin İsrail ile savunma ilişkilerini derinleştirdiği ileri sürüldü.
Körfez ülkelerinin farklı öncelikleri, kısmen farklı kırılganlıklarından kaynaklanıyor. Suudi Arabistan, BAE ve Umman, petrol ve gaz ihracatında Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan da yol alabilirken Katar, Kuveyt ve Bahreyn bunu yapamıyor.
Üst düzey bir Cumhuriyetçi danışman, geçtiğimiz günlerde Körfez ülkeleri ve Ürdün’ün katıldığı Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi yuvarlak masa toplantısına katıldı.
Gizli bir toplantıyı anlatmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan danışman, ülkelerin hepsinin İran’ın hedefi olmaktan endişe duyduğunu ve ek silah sevkiyatı talep ettiğini söyledi.
Fakat danışman, “Bazıları ABD’nin misyonuyla diğerlerine göre daha fazla aynı görüşteydi,” dedi.
Savaş konusundaki anlaşmazlık, tarihsel yaraların bol olduğu bir ortamda ortaya çıktı. Geçen yılın sonlarında, BAE’den gelen bir silah sevkiyatının ülkeye ulaşmasının ardından Suudi Arabistan Yemen’i bombalamıştı.
Ratney’e göre, 15 Haziran’da ABD ve İran’ın imzaladığı mutabakat zaptı, bölge ülkelerini yeni bir şekilde bir araya getirmiş gibi görünüyordu.
Ratney, “Bir noktada, çeşitli savaş hedeflerinin gerçekleşmeyeceği sonucuna vardıkları için hepsi sadece petrol ve gazın akışının devam etmesini istiyordu,” dedi.
Fakat Minor, bölgenin topyekûn bir savaşa doğru daha da kayarken güvensizliğin hâlâ yüksek olduğunu belirtti.
Biden ve Trump yönetimleri adına İran ile müzakereler yürüten Nate Swanson, “KİK’te bir birlik yok. En iyi ihtimalle koordinasyon sağlanabilir,” dedi.
İlk Trump yönetimi döneminde Pentagon’a küresel savunma stratejisi konusunda danışmanlık yapan Matthew Kroenig’e göre, durumun daha da karmaşık hale gelmesinin bir nedeni de ABD’nin bölgedeki ülkelerle nasıl ilişki kurulacağı konusunda bölünmüş olması.
Buna göre Beyaz Saray ile Pentagon arasında bir anlaşmazlık var. Pentagon, “sonsuz bir savaşa” girilmesine daha şiddetle karşıydı. Onların mantığına göre, “zararımızı sınırlayıp bölgedeki ülkelerin bu sorunu kendileri halletmesine izin vermek kötü bir sonuç olmaz.”
Pentagon bu nitelemeyi “yanlış” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray ise yönetimin Trump’ın kararlarını uygulamaya “uyum sağladığını” belirtti.
Körfez ülkeleri, en azından müzakere masasında yer almak için ısrar ediyor. KİK’in haziran ayında Bahreyn’de düzenlenen konsey toplantısında Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu ağırlamasının ardından, Genel Sekreter Casim Muhammed el-Budeyvi bu hususu vurguladı.
El-Budeyvi, “Toplantı sırasında, KİK ülkelerinin çıkarlarını korumak için gelecekteki her türlü mutabakat veya düzenlemenin bu ülkelerin taleplerini içermesi gerektiği vurgulandı,” dedi. Fakat bu yorumu, toplantıya ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı özetinde yer almadı.
Körfez ülkeleri ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın güvenilir bir şekilde açık olmadığı yeni bir gerçekliğe uyum sağlamak için yeni altyapı inşa etmeye çalışıyor.
BAE, Hint Okyanusu’ndaki liman kenti Fuceyre’ye yeni bir boru hattı inşa ediyor. Kuveyt’in devlet şirketi KPC, ham petrolünü ve petrol ürünlerini bu ülkelerin boru hatları üzerinden taşımak için Suudi Arabistan ve BAE ile görüşmeler yürütüyor.
Fakat savaş sona erdirilmezse, bu yeni projelerin herhangi biri İran’ın saldırılarına maruz kalacak.
Perşembe günü Husilerin Suudi tankerlerine düzenlediği saldırı, Riyad’ın halihazırda Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatını başka yönlere aktarmak için kullandığı karayolu boru hattının güvenilirliğine gölge düşürdü.
Savaşın sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor. Beyaz Saray sözcüsü Wales, “Başkan aksini kararlaştırana kadar bu yıkıcı saldırılar devam edecek,” dedi.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek










