Bizi Takip Edin

Asya

Tayvan Ulusal Güvenlik Şefi: Çin tehdidine karşı ABD vazgeçilmezdir

Yayınlanma

Tayvan Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) Genel Sekreteri Joseph Wu, Nikkei Asia’ya verdiği röportajda Çin’i tüm bölge için “tehdit” olarak nitelendirdi.

Wu, Japonya ve Okinawa adalarından başlayarak Tayvan üzerinden Filipinler’e uzanan takımadalar zincirini kastederek, “Tehdit, Birinci Ada Zinciri’nin tamamını kapsıyor,” ifadelerini kullandı.

Wu, “İstihbarat, gözetleme ve keşif haritalarında gördüğümüz kadarıyla Çin donanması ile sahil güvenliğinin Doğu Çin Denizi’nde, Tayvan Boğazı genelinde, Batı Pasifik’te ve Güney Çin Denizi’nde konuşlandırılmasında muazzam bir artış var,” dedi.

Tayvan, yalnızca Pekin değil, Birleşmiş Milletler ve bağlı ülkeler tarafından da Çin’in bir parçası olarak kabul ediliyor. ABD dahil pek çok ülke Tayvan’ın Çin’e bağlı olduğunu vurgulayan ‘tek Çin’ politikasını kabul ediyor. Ancak buna rağmen Washington Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanmaya ve adayı silahlandırarak ayrılıkçı hareketleri desteklemeye devam ediyor.

Bu manevralar, Çin ile Tayvan lideri Lai Ching-te yönetimi arasında halihazırda yüksek olan gerilimi daha da artırdı. Pekin, Lai’nin ABD desteğine dayanarak Tayvan’ın bağımsızlığı konusundaki ısrarına tepki gösteriyor.

Taipei’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin röportaj veren Joseph Wu, “Çinliler bizi ‘Tayvan’ın bağımsızlığını’ savunmakla ve kışkırtıcı davranışlarda bulunmakla suçluyor, istikrarsızlığın kaynağının biz olduğumuzu öne sürüyor. Ancak gerçek şu ki Çin, Tayvan’ı tehdit ediyor ve tehditlerinin seviyesini sürekli yükseltiyor,” dedi.

Japonya, Filipinler, Tayvan ittifakı

Wu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin bu bölgedeki komşularını sindirmeye çalışırken mağdurları, yani Japonya, Tayvan ve Filipinler’i suçluyor. Biz yalnızca sahip olduğumuz özgürlüğü ve egemenliği korumaya çalışırken, Tayvan’ı kışkırtıcı davranmakla itham ediyorlar.”

Japonya, Başbakan Sanae Takaichi’nin geçen yıl olası bir Tayvan krizinde askeri olarak duruma müdahale ederek Tayvan’ın yanında yer alacaklarını açıklaması sonrası Çin’le ilişkileri gerildi. Filipinler ise bölgede 9 ABD üssüne ev sahipliği yaparken Güney Çin Denizi’nde sık sık Çin’le karşı karşıya geliyor.

Japonya ve Filipinler ABD’nin bölgedeki yakın müttefikleri konumunda ve ABD savunma stratejisi doğrultusunda Washington’ın Çin’i çevreleme ve baskılama planlarına müdahil durumdalar.

Bu gerilimler Tokyo ile Manila’yı birbirine yakınlaştırırken, Japonya’yı İkinci Dünya Savaşından beri sürdürdüğü savunma doktrinini değiştirerek saldırı hazırlıklarına yöneltti. Wu, bu gelişmeleri memnuniyetle karşıladı.

Wu, “Japonya ile Filipinler arasındaki ilişkilerin ısınması, Çin’in yayılmacılığına verilen doğal bir tepkidir,” dedi.

Wu’ya göre komşularının Çin’in askeri tehdidini geçmişe kıyasla çok daha ciddi biçimde ele aldığını görmek Tayvan açısından “cesaret verici”.

Tayvan’ın küresel önemi, gelişmiş çip üretiminin çok ötesine uzanıyor. Dünyanın en yoğun ticari deniz yollarından biri olan Tayvan Boğazı’nda gerçekleşecek askeri bir çatışma dünya ekonomisi, uluslararası ticaret ve yüksek teknoloji tedarik zinciri üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Tayvan, yarı iletkenler ve yapay zekâyla bağlantılı ürünlerde büyük bir ihracat kapasitesine sahip.

Wu, İngiltere’nin yeni dış istihbarat servisi MI6 Başkanı Blaise Metreweli’nin geçen yılın sonlarında dile getirdiği, İngiltere’nin “artık barış ile savaş arasındaki bir alanda faaliyet gösterdiği” ve “cephenin her yerde olduğu” yönündeki görüşünü yineledi.

Taipei’deki politika yapıcılar, Çin’in hibrit manevralarını Tayvan’ın güvenliğini ve hazırlık düzeyini zayıflatmaya yönelik girişimler olarak değerlendiriyor.

Wu, bu girişimlere karşı koymak için uluslararası işbirliğinin “son derece gerekli” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıs ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan meselesini görüşmesinin ardından Washington’ın Tayvan’a bağlılığına ilişkin soru işaretleri artsa da Wu, ABD’nin Taipei’nin en önemli güvenlik ortağı olmaya devam ettiğini kesin bir dille ifade etti.

Wu, Çin’in Asya’daki hızla artan askeri gücü karşısında ABD’nin “vazgeçilmez” olduğunu söyledi.

Sert siyasi söylemlerin ötesinde veriler, Trump yönetiminin Tayvan’la son yılların en güçlü ticaret, yatırım ve silah anlaşmalarını yürüttüğünü gösteriyor.

Muhalefetten tepki: Adayı hedef haline getiriyorsunuz

Öte yandan ana muhalefetteki Kuomintang (KMT), adanın silahlandırılmasına karşı çıkıyor ve bu durumun Tayvan’ı hedef haline getirdiğini söylüyor. Bu yüzden ana muhalefetin çoğunluğundaki meclisten savunma harcamalarının ABD’nin talebi doğrultusunda artırılmasını öngören 2026 bütçesi geçmedi.

Muhalefet ayrıca özel savunma bütçesinden yerli insansız hava araçlarına ayrılan harcamaları çıkardı ve şu anda bu araçları finanse etmeyi amaçlayan ayrı bir bütçe paketini de engelliyor.

Wu, 2026 bütçesindeki gecikmenin “hükümetin tamamını son derece zor bir duruma soktuğunu” savundu.

Wu aynı şekilde, ABD ile yakın istişare içinde hazırlanan ve silah alımlarının yanı sıra yerli insansız hava aracı sistemlerini de kapsaması planlanan özel savunma bütçesindeki kesintilerden yakındı.

Wu, “Ukrayna ya da İran’daki savaşa bakan herkes, günümüz savaşlarının insansız hava araçları olmadan yürütülemeyeceği sonucuna hızla varabilir,” dedi.

Wu, “İnsansız hava araçlarını üretme ve kullanma kapasitesi, Tayvan’ın Çin saldırganlığına karşı caydırıcılığını güçlendiriyor,” diye savundu.

Wu, donanımın yanı sıra Tayvan’ın sistemleri kullanacak personelin eğitilmesi ve keşif ile saldırı araçlarından hizmet amaçlı dronlara kadar farklı türdeki insansız hava araçlarının birbirleriyle entegre edilmesi gibi “çok uzun bir reform listesine” ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Bu arada Taipei’nin çevre sulardaki Çin gemilerinin oluşturduğu tehditle daha iyi mücadele edebilmek için adımlar attığını söyledi.

Wu, “Tayvan, Çin’in denizlerdeki yayılmacılığına karşı koymak için hükümet kurumlarını kapsayan bir mekanizma oluşturdu,” açıklamasında bulundu.

Wu, deneyimlerin daha fazla ülkeyle paylaşılmasının ve karşılaştırılmasının amaçlandığını, böylece “daha birleşik eylemler geliştirilebileceğini” söyledi.

Asya

Starbucks, Çin’in Sincan bölgesinde ilk şubesini açtı

Yayınlanma

ABD’li kahve zinciri devi Starbucks, salı günü Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde iki mağaza açarak, bu bölgeye ilk kez giriş yaptı ve ABD’den sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin’deki en son genişleme hamlesini gerçekleştirdi.

Mağazalar, bölge başkenti Urumçi’de yer alıyor; bunlardan biri simgesel Büyük Çarşı’da, diğeri ise Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunuyor.

Büyük Çarşı’daki amiral mağaza, bölgenin geleneksel silüetlerinden esinlenen kendine özgü bir tasarıma sahip olup, iç mekanlarında Atlas ipeği ve etnik müzik aletleri gibi Sincan unsurları yer alıyor. Her iki mağaza da yerel esintili menüler ve süt kabuğu aromalı tuzlu süt çayı gibi özel içecekler sunuyor.

Starbucks Çin CEO’su Molly Liu yazılı bir açıklamada, “Sincan’a girmek, sadece mağaza ağımızın daha da genişlemesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu canlı pazarla derin bir bağ kurmamızı ve oradaki müşterilerimizle samimi, kalıcı ilişkiler kurmamızı da sağlıyor,” dedi 

Bölgesel Piyasa Düzenleme İdaresi yetkilisi Zhang Yu, Sincan’ın kentsel ticari canlılığın ve tüketici çekiciliğinin bir göstergesi olan “ilk mağaza ekonomisini”, iç talebi ve tüketimi artırmak için kilit bir araç haline getirdiğini belirtti.

Xinhua’ya konuşan Zhang, Sincan’ın ilk mağazalara yönelik destek politikalarını iyileştirmeye, onay süreçlerinin verimliliğini artırmaya ve iş ortamını optimize etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.

Bu açılışlar, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerini yürütmek üzere Çinli risk sermayesi şirketi Boyu Capital ile kurduğu ortaklığın ardından gerçekleşti. Geçen yıl Kasım ayında imzalanan anlaşmaya göre, Boyu ve Starbucks bir ortak girişim kuracak; Boyu, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerinde yüzde 60’a kadar hisseye sahip olacak, Starbucks ise ortak girişimdeki kalan yüzde 40 hisseyi elinde tutacak ve Starbucks markasının sahibi olmaya devam ederek marka ile fikri mülkiyet haklarını yeni kuruluşa lisanslayacak.

Bu son genişleme, Starbucks’ın Kuzey Amerika işini yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; şirket geçen hafta, bölgedeki performans göstermeyen 250 kahve dükkanını kapatma planlarını açıklamıştı.

Starbucks, Ocak 1999’da Pekin’de ilk mağazasını açarak Çin anakarasına giriş yaptı. Kahve kültürü kök salıp popülerlik kazandıkça, zincir Çin genelinde varlığını istikrarlı bir şekilde genişletti. 2026 mali yılı verilerine göre, 27 Eylül 2026 itibarıyla Starbucks, Çin anakarasında 8.342 mağaza işletiyordu; bu rakam, 2025 mali yılı sonuna kıyasla 331 artışa tekabül ediyor.

Çin anakarası, şu anda Starbucks’ın ABD’den sonra en büyük ikinci pazarı konumunda; şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, 28 Haziran 2026 itibarıyla ABD’de 16.933 mağaza işletmektedir.

Şirketin uzun süredir devam eden genişlemesi, yabancı markaların Çin’in büyüyen tüketici pazarında nasıl fırsatlar aradığını yansıtmaktadır.

Piyasa Düzenleme Devlet İdaresi, Çin’de 2026 yılının ilk yarısında 35.000 yeni yabancı sermayeli işletmenin kurulduğunu ve bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 arttığını açıkladı. Ticaret Bakanlığı’nın ayrı verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 4.800 yabancı sermayeli işletme Çin’deki yatırımlarını artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.

Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.

X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.

“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”

Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.

Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.

Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu

Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.

Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.

Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.

Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Yayınlanma

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.

Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.

ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.

Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.

Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.

Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.

Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.

Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.

Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.

İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.

Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.

ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.

Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English