Görüş

Batılı sosyal mecraların ve çok uluslu şirketlerin Küresel Güney ülkelerini istikrarsızlaştırmadaki art niyetli rolü

Yayınlanma

Dr. Ahmed Mostafa, Asya Etüt ve Tercüme Merkezi Müdürü

Giriş

BRICS konsorsiyumu, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) gibi yeni çok taraflı ittifakların ve ekonomik girişimlerin yükselişi, çok kutuplu bir dünya düzenine doğru önemli bir jeopolitik kayma anlamına geliyor. Buna karşılık, Batı merkezli sosyal medya platformlarının ve çok uluslu şirketlerin, yükselen bu yapıları baltalamak için kinetik olmayan bir yumuşak güç aracı işlevi gördüğü, sofistike bir medya savaşı türü başlatıldı. Genellikle “bağlantıyı” veya “kurumsal sosyal sorumluluğu” teşvik etme kisvesi altında faaliyet gösteren bu yapılar, Asya ülkelerindeki kamuoyu algısını manipüle etmek için birer kaldıraç görevi görebiliyor. Bölücü içeriği yayarak, belirli sivil toplum hareketlerini fonlayarak ve bölgesel işbirliğini destekleyen anlatıları bastıran içerik denetleme politikalarını seçici bir şekilde uygulayarak toplumsal çatlaklar yaratıyorlar. İç istikrarın bu şekilde aşındırılması, Çin ve Rusya liderliğindeki bu grupların başarısı için elzem olan bütüncül siyasi ve ekonomik entegrasyonu doğrudan engelliyor ve böylece Batı hakimiyetindeki statükonun korunmasına hizmet ediyor.

Ampirik kanıtlar bunun sadece teorik olmadığını gösteriyor. Oxford İnternet Enstitüsü gibi kurumların çalışmaları, Myanmar ve Endonezya gibi ülkeleri hedef alan büyük platformlardaki eş güdümlü sahte davranışları belgeleyerek etnik-dini gerilimleri tırmandırdığını ortaya koydu. Ayrıca, çok uluslu firmaların veri analitiğini stratejik kullanımı, çeşitli seçim süreçlerinde görüldüğü gibi, yerel sorunları istismar etmek üzere tasarlanmış dezenformasyonla halkın mikro düzeyde hedeflenmesine olanak tanıyor. Geniş dijital altyapıları kontrol eden bu şirketlerin uyguladığı ekonomik baskı, ülkeleri bölgesel ortaklarından uzaklaşarak kendi politikalarına uyum sağlamaya zorlayabiliyor. Sonuç olarak bu modern medya savaşı, güvensizlik ve iç çatışma yaratarak ŞİÖ ve KYG’nin temellerini istikrarsızlaştırmaya yönelik kasıtlı bir strateji teşkil ediyor ve böylece bu alternatif küresel güç merkezlerini tam olarak olgunlaşmadan sakat bırakmaya çalışıyor.

Sosyal medya platformları ve çok uluslu şirketler Küresel Güney ülkelerindeki toplumsal barışı nasıl baltalıyor?

Özellikle Küresel Güney’deki gençlik hareketleri arasında son dönemde yaşanan jeopolitik huzursuzlukları incelemek için ikna edici bir analitik mercek, büyük ölçüde Batılı çok uluslu şirketler tarafından kontrol edilen sosyal medya platformlarının yeni sömürgeci bir gündemin araçsal taşıyıcıları olarak hizmet ettiğini öne sürüyor. Bu dijital hegemonya, Kuşak ve Yol Girişimi (KYG), BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi çerçeveler aracılığıyla güçlerini pekiştiren Çin ve Rusya’nın artan ekonomik ve stratejik nüfuzunu baltalamak için stratejik olarak kullanılıyor. Zira bu iki ülkenin güçlenmesi, Batı’nın tek kutuplu düzenine doğrudan meydan okuyor. Endonezya ve Nepal’de patlak veren ve Kazakistan’daki 2022’deki ilk huzursuzluklarla çarpıcı bir benzerlik taşıyan gençlik öncülüğündeki protestolar, dijital araçların kamuoyunu manipüle etmek ve bu yeni ortaya çıkan etki alanlarındaki ulusları istikrarsızlaştırmak için silah olarak kullanıldığı bu enformasyon savaşının tezahürleri olarak eleştirel bir gözle incelenebilir.

Bu etkinin mekanizmasını anlamak için öncelikle Batılı teknoloji devlerinin küresel bilgi ekosistemi üzerindeki mimari kontrolünü kabul etmek gerekir. Meta (Facebook, Instagram, WhatsApp), X (Twitter) ve Google gibi platformlar milyarlarca kullanıcıya hükmediyor ve Silikon Vadisi’ndeki şirket yönetim kurulları tarafından yönetilirken fiili kamusal alanlar olarak işliyor. Etkileşim için tasarlanan algoritmaları, kaçınılmaz olarak, genellikle incelik ve olgusal doğruluk pahasına, güçlü duygusal tepkiler uyandıran içeriği önceliklendiriyor. Bu durum, bir nüfus içindeki belirli sosyopolitik zafiyetleri hedeflemek üzere stratejik olarak tasarlanabilen manipüle edilmiş anlatıların hızla yayılması için verimli bir zemin yaratıyor.

Batı hegemonyasına yönelik somut tehdit, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nde maddi olarak vücut buluyor. 150’den fazla ülkede 1 trilyon doları aşan yatırımlarıyla KYG, tarihin en büyük altyapı projesini temsil ediyor, derin ekonomik karşılıklı bağımlılıklar yaratıyor ve jeopolitik sadakatleri değiştiriyor. Benzer şekilde, 2024 itibarıyla Mısır, Etiyopya, İran ve BAE’yi ve yakın zamanda Endonezya ile Suudi Arabistan’ı da çekirdek üyelerinin yanına katan BRICS’in genişlemesi ve güvenlik odaklı ŞİÖ, IMF, Dünya Bankası ve NATO gibi geleneksel Batı hakimiyetindeki kurumların nüfuzuna doğrudan meydan okuyor. Küresel güç yapılarının bu şekilde yeniden yapılandırılması, hakimiyeti tehdit altında olanlar tarafından bir karşı stratejiyi zorunlu kılıyor.

Bu bağlamda sosyal medya birincil savaş alanı haline geliyor. Hareket tarzı, genellikle yolsuzluk, işsizlik veya kaynak tahsisi gibi meşru endişeler olan yerel sorunların büyütülmesini ve sistematik olarak düzen ve özellikle de mevcut iktidar karşıtı bir mercekle yeniden çerçevelenmesini içeriyor. Anlatılar, iç memnuniyetsizliği bu hükümetlerin Pekin ve Moskova ile artan ortaklıklarına bağlamak için titizlikle kurgulanıyor. Bu kampanyalar, ulusal liderleri sözde “art niyetli” yabancı aktörlerle ilişkilendirerek, iç kamuoyunu onlara karşı çevirip stratejik ittifakları koparmayı amaçlıyor.

Endonezya ve Nepal’deki gençlik hareketleri nasıl büyük çaplı gösterilere ve vandalizme dönüştü?

Kazakistan’ın Ocak 2022’deki durumu, etkili bir öncül olarak hizmet ediyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış üzerine başlayan barışçıl protestolar, eş güdümlü çevrim içi kampanyalar aracılığıyla hızla büyütülerek ülke çapında şiddete dönüştürüldü. Gerçek iç hoşnutsuzluktan kaynaklansa da, ayaklanmanın ölçeği ve hızı, sofistike bir dış desteğe işaret ediyordu. Ardından ülkeyi istikrara kavuşturmak için Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) barış gücü askerlerinin konuşlandırılması, Batı’ya dönük platformlarda bir istikrar tedbiri olarak değil, Kremlin destekli bir muhalefeti bastırma eylemi olarak hızla çerçevelendi ve bu da anlatı savaşının boyutunu gözler önüne serdi.

Bu şablon Endonezya’da yeniden ortaya çıkmış görünüyor. Ağustos 2025’te Endonezya genelinde patlak veren sivil huzursuzluk, önerilen ekonomik reformlara ve artan servet eşitsizliğine yönelik kamuoyu hoşnutsuzluğu da dahil olmak üzere meşru iç sorunlara dayanan karmaşık bir olay olsa da, halkın öfkesini başka yöne çekmek için sosyal medyayı silah olarak kullanan sofistike bir Batılı dezenformasyon kampanyası tarafından hızla ele geçirildi. 2024 yılına kadar Endonezya altyapısına 20 milyar dolardan fazla yatırım yapmış olan Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) aracılığıyla Çin’in artan ekonomik nüfuzundan tehdit duyan çok uluslu şirketler, komplo anlatılarını yaydı. Batı menşeli platformlarda bot ağları ve algoritmik olarak öne çıkarılan içerikler aracılığıyla yürütülen bu art niyetli gündem, Cakarta-Bandung Yüksek Hızlı Demiryolu gibi KYG projelerini kasıtlı olarak yeni sömürgeci borç tuzakları olarak yanlış tanıttı ve ülkenin ekonomik sıkıntılarının birincil nedeni olarak Çin’i haksız yere günah keçisi ilan etti. Amaç barizdi: Önemli bir ASEAN ortağını istikrarsızlaştırmak, rakip bir kalkınma finansmanı modelini itibarsızlaştırmak ve taban aktivizmi kisvesi altında jeopolitik kazanç için Çin-Endonezya ilişkilerini bozmak.

Benzer şekilde, Nepal’de son dönemdeki gençlik eylemleri, çeşitli KYG proje anlaşmalarına yönelik muhalefeti belirgin bir şekilde öne çıkardı ve bunları genellikle “borç tuzağı diplomasisi” olarak karikatürize etti. Sosyal medya kampanyaları, bu altyapı yatırımlarını kalkınma fırsatları olarak değil, Nepal’in egemenliğine yönelik varoluşsal tehditler olarak başarıyla resmetti. Bu durum, Çin dış politikasını lekelemeyi ve ulusları Pekin liderliğindeki girişimlerle ilişki kurmaktan caydırmayı amaçlayan Batı’nın stratejik anlatısıyla örtüşüyor ve böylece Çin’in Güney Asya’daki nüfuzunu geri püskürtmeye çalışıyor.

Küresel Güney, Batılı sosyal medya platformlarının ve çok uluslu şirketlerin art niyetli rolüne nasıl karşı koyabilir?

İstikrarsızlığı körüklemek ve ulusal egemenliği baltalamak için silah haline getirilen Batılı sosyal medya platformlarının ve çok uluslu şirketlerin yaygın etkisine karşı koymak için Küresel Güney ulusları, stratejik ittifaklar yoluyla kolektif güçlerinden yararlanmalıdır. Kullanıcı verilerinin yabancı kuruluşlar tarafından çıkarılıp paraya çevrildiği ve yerel anlatıların bastırıldığı dijital sömürgeciliğin ekonomik ve sosyal yansımaları derindir; 2020 tarihli bir AB raporu, dezenformasyon kampanyalarının bir ülkenin GSYH’sinin yüzde 0,5 ila 1,5’ine eşdeğer ekonomik zarara neden olabileceğini tahmin ediyor. Bu nedenle, egemen dijital ekosistemler yaratma zorunluluğu sadece rekabetle ilgili değil, aynı zamanda ulusal söylem üzerinde kontrol sağlamayı ve iç güvenliği tehdit eden dış kaynaklı krizlere karşı korunmayı güvence altına alan varoluşsal bir kendini koruma meselesidir.

BRICS grubu ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), toplam üyelikleriyle dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını ve dünya GSYH’sinin dörtte birini temsil ederek, gerçek alternatifler tasarlamak için gerekli ölçeğe, kaynaklara ve siyasi iradeye sahiptir. Rio’daki BRICS Düşünce Kuruluşu ve Medya Forumu ile Zhengzhou’daki ŞİÖ muadili gibi son dönemdeki üst düzey sempozyumların da kanıtladığı gibi, bu artık en önemli stratejik önceliktir. İleriye dönük yol, çok yönlü bir yaklaşım içeriyor: Paylaşılan teknik standartlar ve veri yerelleştirme yasaları üzerine inşa edilmiş yerli, birlikte çalışabilir sosyal medya platformları geliştirmek ve Küresel Güney’in bakış açılarını yaymak için bütüncül bir alternatif medya ağı kurmak. Bu dijital altyapı, dijital bağlantısızlık, veri egemenliği ve Silikon Vadisi’nden dikte edilen tek taraflı içerik denetleme politikalarına direnç ilkelerine dayanmalıdır.

Nihayetinde, bu çabanın başarısı sürekli yatırım ve işbirliğine bağlıdır. Çin’in platform geliştirmedeki teknolojik yeteneği ve Rusya’nın egemen internet altyapısı (RuNet) deneyimi, temel planları sağlayabilir; bu planlar daha sonra tüm üye devletler tarafından kolektif olarak uyarlanmalı ve sahiplenilmelidir. BRICS ve ŞİÖ, Ar-Ge’yi finanse etmek ve birleşik bir düzenleyici çerçeve oluşturmak için kaynakları bir araya getirerek, dijital bilgi akışı üzerindeki Batı tekelini ortadan kaldırabilir. Bu, içe kapanmacı bir hareket değil, mevcut asimetrik bilgi düzenini karakterize eden art niyetli müdahalelerden arınmış, ulusların eşit şartlarda etkileşime girebileceği çok kutuplu bir dijital alan yaratan gerekli bir yeniden dengelemedir. Bu sayede ekonomik geleceklerini ve sosyal bütünlüklerini güvence altına alabilirler.

Sonuç olarak, yerel sorunlar gerçek olsa ve ciddi akademik değerlendirmeyi hak etse de, Endonezya ve Nepal’deki ve daha önce Kazakistan’daki bu gençlik hareketlerini yalnızca yerel bir mercekle analiz etmek, analitik açıdan miyop bir yaklaşımdır. Bunların hibrit savaşın yeni bir cephesini temsil ettiğine dair ikna edici bir argüman ileri sürülebilir. Batılı çok uluslu şirketler, sosyal medya altyapısı ve algoritmaları üzerindeki kontrolleri aracılığıyla, istikrarsızlığı körüklemek için tasarlanmış art niyetli bir gündeme zemin hazırlıyor. Nihai amaç, gençliğin enerjisini ve idealizmini küresel hakimiyet için yürütülen daha geniş ve sinik mücadelenin farkında olmayan bir vekili olarak kullanarak, Batı’nın üstünlüğüne meydan okuyan ittifakları ve ortaklıkları zayıflatmaktır. Küresel Güney ülkelerinin, Batı sosyal medyasının ekonomileri üzerindeki olumsuz etkisine ve dijital sömürgeciliğe karşı birlikte çalışması gerekiyor. BRICS ve ŞİÖ gibi ittifaklar, verileri kontrol etmek ve ulusal anlatıları desteklemek için bağımsız dijital platformlar ve medya ağları oluşturulmasına yardımcı olabilir. Teknoloji ve düzenleme alanında işbirliği, başarı için elzemdir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version