Bizi Takip Edin

Avrupa

Britanya’nın Venezuela’nın istikrarsızlaştırılmasındaki rolü

Yayınlanma

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılmasına tepki göstermekten kaçınırken, Londra’nın Venezuela yönetiminin istikrarsızlaştırılmasındaki rolü gözden kaçıyor.

Declassified’da yer alan haberde, Birleşik Krallık’ın Nicolás Maduro’nun kaçırılmasında “yer almadığı” açıklansa ve ABD’nin Karayiplerdeki operasyonlarına İngiliz askerlerinin katılmadığı ileri sürülse de gerçeğin bundan daha fazla olduğuna işaret ediliyor.

Eski insan hakları avukatı Starmer, saldırıyı kınamayı ve hatta saldırının açıkça yasadışı olduğunu kabul etmeyi reddetti.

Başbakan cumartesi günü BBC’ye verdiği demeçte, “Tüm maddi gerçekleri bir araya getirmek istiyorum ve şu anda tam bir resim elde edemedik,” demişti.

Starmer daha sonra sosyal medyada, hükümetinin “Maduro’yu gayrimeşru bir başkan olarak gördüğünü ve rejiminin sona ermesinden dolayı üzülmediğini” yazdı.

İngiliz kuvvetleri askeri operasyona doğrudan katılmamış olsa da, Birleşik Krallık hükümeti yıllardır Washington’un Venezuela’daki istikrarsızlaştırma çabalarını sessizce destekliyor.

2019’dan bu yana İngiltere, İngiltere Merkez Bankası’nda 2 milyar doların üzerinde Venezuela altınını dondurmuş, hükümet karşıtı girişimleri desteklemiş ve hatta Maduro’nun devrilmesinden sonraki günleri planlamak için gizli bir “Venezuela Yeniden Yapılanma Birimi” kurmuştu.

Yedi yıl önce, Birleşik Krallık hükümeti Juan Guaidó’yu Venezuela’nın başkanı olarak tanımıştı.

24 Ocak 2019’da, Britanya’nın o zamanki dışişleri bakanı Jeremy Hunt Washington’u ziyaret ederek, o dönemki ABD dışişleri bakanı Mike Pompeo ve ardından Başkan Yardımcısı Mike Pence ile bir toplantıya katılmıştı.

Eski dışişleri bakanı Alan Duncan’a göre, bu toplantı sırasında Hunt, “aniden Guaidó’yu tanıyacağımızı düşüneceğiz” diyerek herkesi şaşırtmıştı.

Duncan’ın yayınlanan günlüklerinde, ertesi gün Hunt’ın “Venezuela’yı, Suriye gibi bir dizi konuda [Hunt’ın] çizgisinin dışında kaldığı için, ABD ile mümkün olduğunca aynı çizgide olabileceğimiz bir konu olarak kullanmamız gerekiyor,” dediği belirtiliyor.

Haftalar önce Hunt, Trump’ın Suriye’den Amerikan askerlerini çekme planlarına açıkça karşı çıkmıştı.

Duncan ise 2018 yılında, “Venezuela’da petrol endüstrisinin yeniden canlanması, herhangi bir ekonomik toparlanmanın temel unsuru olacaktır ve Shell ve BP gibi İngiliz şirketlerinin bu sürece dahil olmak isteyeceğini tahmin edebiliyorum,” diye açıklamıştı.

İngiliz şirketler, petrol zengini Essequibo bölgesi konusunda Venezuela ile sınır anlaşmazlığı yaşayan komşu ülke Guyana’ya da ilgi gösteriyor.

Ocak 2019’da, Guaidó’nun Londra’daki temsilcisi Vanessa Neumann, “Dışişleri ve Milletler Topluluğu Bakanlığı’nın belirlediği bir numaralı sorun, resmi tutumumuzu sürdürdüğümüz sürece, Guyana’dan Essequibo’yu geri almak istediğimizi söylediğimiz sürece bizi desteklemeyecek olmaları,” dediği kaydedildi.

Neumann, bu nedenle danışman arkadaşına, İngiltere’nin Maduro’ya karşı darbeye destek vermesi karşılığında Venezuela’nın bölgeye yönelik iddiasını “kapatmasını” söyledi.

Britanya’nın Guaidó’yu tanıması, İngiltere Merkez Bankası’nın 2019’da Venezuela’nın altınlarını dondurma kararının temel ön koşulu oldu ki bu, Washington’un darbe girişimlerine İngiltere’nin yaptığı önemli bir katkıydı.

Eski ABD ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’a göre Hunt, Washington’un istikrarsızlaştırma kampanyasına yardımcı olmaktan “memnuniyet duyuyordu.”

Banka yöneticileri, yabancı bir devletin varlıklarını dondurmanın hukuki sonuçları konusunda tedirgindi, fakat Dışişleri Bakanlığı onların endişelerini gidermek için çaba gösterdi.

Mayıs 2020’de Maduro hükümeti, altınları serbest bırakmayı reddetmesi nedeniyle İngiltere Merkez Bankası’nı dava etmişti.

Venezuela’nın altınlarını dondurduktan sonra, Birleşik Krallık hükümeti 2019 sonbaharında gizli bir “Venezuela Yeniden Yapılanma Birimi” (VRU) kurdu.

VRU, Dışişleri Bakanlığında bulunuyordu ve diplomat John Saville tarafından yönetiliyordu. Birimi, biri “dış danışman” olmak üzere üç diğer personel de destekliyordu.

Görünüşe bakılırsa Maduro’nun devrilmesinden sonraki günler için planlama yapmakla görevlendirilen VRU, Ocak 2020’de Londra’da Guaidó ile bir araya geldi ve Neumann da dahil olmak üzere ekibinin diğer üyeleriyle “temas kurdu.”

VRU’nun varlığı ifşa olduktan sonra, Dışişleri Bakanlığı ekibin “Venezuela’daki vahim iktisadi ve insani duruma yönelik uluslararası tepkiye Birleşik Krallık’ın yaklaşımını koordine etmek” için kurulduğunu iddia etti.

Fakat Declassified tarafından elde edilen belgeler, Saville’in Caracas’ta Birleşik Krallık’ın Venezuela’nın enerji sektörüne katılımını planlamak için toplantılar düzenlediğini ortaya çıkardı.

Venezuela’nın “enerji sektörüne Birleşik Krallık’ın katılımı” konusu için tam bir gün süren toplantılar planlanmıştı, fakat gündemin tamamı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle gizli tutuldu.

Bu arada, Dışişleri Bakanlığı, tartışmalı Çatışma, İstikrar ve Güvenlik Fonundan sağlanan 450.000 sterlinlik bir fonla Venezuela’daki “yolsuzlukla mücadele” koalisyonunu destekledi.

Bu haberin ardından, Caracas’taki İngiliz büyükelçiliği iç yazışmada “Buradaki programlarımız/operasyonlarımızla ilgili makaleler (özellikle McEvoy’un makaleleri) özellikle hassas” diye şikayet etti.

John McEvoy, Declassified’ın editörlerinden.

Dışişleri Bakanlığı, son yıllarda Venezuela’da hangi sivil toplum kuruluşlarına fon sağladığını açıklamayı reddediyor.

Bunu, “Birleşik Krallık ile [başka] bir devlet arasındaki ilişkileri zedeleyebilecek” bilgilerin gizli kalması gerektiği gerekçesiyle savunuyor.

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sağlık Forumu: AB hastaneleri savaşa hazır değil

Yayınlanma

Uzmanlar, Avrupa sağlık sistemlerinin giderek daha tehditkar hale gelen jeopolitik ortama uyum sağlaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Rapporteur’e göre siber saldırılardan dezenformasyona kadar uzanan yeni tehditlere ilişkin tartışmalar, bu hafta Avrupa Sağlık Forumu’nun düzenlendiği Avusturya’nın Bad Hofgastein kasabasının sakin atmosferiyle keskin bir tezat oluşturdu.

Avrupa Hastane ve Sağlık Federasyonu Başkanı Henriette Neumeyer, Ukrayna’daki savaşın, Avrupa’nın askeri krizlerden sadece dolaylı olarak, yani artan sağlık maliyetleri ve diğer ülkelerden gelen hastaların tedavisi yoluyla etkilenmediğini gösterdiğini söyledi.

Neumeyer, “Fakat ulusal düzeyde veya AB faaliyetleri bağlamında farklı senaryolara da hazırlıklı olmalıyız,” dedi.

Neumeyer, çatışmalarda sağlık tesislerine ve çalışanlarına yönelik saldırıları kınamanın yanı sıra, üye ülkeler arasında önemli eşitsizliklere dikkat çekti:

“Avrupa hastanelerinin hazırlık durumuna bakarsak, bazı zorluklarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Araştırmalar, Almanya veya Hollanda gibi mali açıdan iyi donanımlı sistemlerde bile hazırlık konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.”

Uzmanlar, sağlık sistemlerinin dayanıklılığının güçlendirilmesinin daha sağlam tedarik zincirleri, işgücü eksikliğini gidermeye yönelik önlemler ve ülkeler arasında daha yakın işbirliği gerektireceği konusunda hemfikirdi.

Son sekiz yılını Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Ukrayna temsilcisi olarak geçiren Jarno Habicht, “Sağlık saldırı altında” dedi ve şöyle devam etti:

“Bence en önemli şey, savaşın sağlık sistemini, insanların sağlığını ve tüm toplumu nasıl bir stres testine tabi tuttuğunu düşünmek.”

Habicht, Rapporteur’a verdiği demeçte, DSÖ’nün Ukrayna’da birinci basamak sağlık merkezleri, hastaneler ve ambulanslar da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine yönelik 3.500’e yakın saldırıyı izlediğini belirtti.

Ayrıca, son aylarda ilaç depolarının giderek artan bir hızla tahrip edilmesi nedeniyle tedarik hatlarında aksaklıklar yaşandığını da vurguladı.

Habiht, “2026 yazından bu yana yaşadığımız bu sürekli baskı ve sivil altyapıya yönelik saldırılar, insani ihtiyaçları artıracaktır,” diye uyardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English