Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Büyükelçi Barrack: Türkiye, hiçbir zaman İsrail ile savaş arayışında olmadı

Yayınlanma

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack, yayıncı Mario Nawfal’a bölgedeki son askeri ve diplomatik gelişmeleri değerlendirdi. İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırılarını ve Türkiye ile yaşanan gerilimi ele alan Barrack, Şam ve Beyrut hatlarındaki müzakere süreçlerinin perde arkasını paylaştı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack, yayıncı Mario Nawfal’ın programına konuk olarak bölgedeki askeri hareketliliği, diplomatik girişimleri ve doğrudan çatışma risklerini değerlendirdi.

Barrack, Ortadoğu genelindeki gerilimlerin düşürülmesi ve diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini belirtti.

İsrail ile Suriye arasındaki sınır ilişkilerinin tarihsel arka planına değinen Barrack, iki ülke arasındaki temasların her zaman çalkantılı olduğunu hatırlattı. Barrack, 1923, 1949 ve 1974 yıllarındaki sınır mutabakatlarına işaret ederek, “1974 yılındaki mutabakat ve Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü misyonu sonrasında, İsrail ile Suriye sınırı arasında zaman içinde üzerinde uzlaşılan çok sayıda sınır çizgisi belirlendi. İsrail o dönemde de sınırlarını koruma ve bu alanlarda ne tür askeri personelin ya da teçhizatın kullanılabileceği konusunda haklı bir endişe taşıyordu. Bu doğrultuda, zaman zaman her iki taraftan 5 kilometrelik alanı da kapsayan 90 kilometrelik bir hat tanımlandı ve tampon bölgenin korunması amacıyla Birleşmiş Milletler Barış Gücü devreye girdi” dedi.

“Suriye yönetimi İsrail’e karşı hasmane bir tutum içinde olmadığını açıkça belirtti”

Şam’da 8 Aralık tarihinde göreve gelen Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni hükümetin ardından İsrail tarafında yeni yapının niteliğine dair soru işaretleri doğduğunu ifade eden Barrack, sürecin 7 Ekim sonrasında daha da hassaslaştığını dile getirdi.

Barrack, “İsrail Başbakanı, sınırlarımızdan gelebilecek agresif veya belirsiz hiçbir saldırı riskini kabul etmeyeceğim açıklamasında bulundu. Suriye ise saldırgan bir tutum sergilemedi. Lübnan’da güney bölgesi ve İran’ın uzantısı olan Hizbullah varlığı nedeniyle durum farklıydı ancak Şam’daki yeni yönetimle böyle bir sorun yaşanmadı. Yeni yönetim, İsrail’e karşı hiçbir şekilde saldırgan veya hasmane olmadıklarını akıllıca ve sağduyuyla ifade etti” şeklinde konuştu.

Suriye tarafının talebi üzerine beş resmi ve birkaç gayriresmi arabuluculuk oturumuna ev sahipliği yaptıklarını aktaran Barrack, “Gazze meselesi sürerken ve Filistin meselesi çözümsüz kalmışken Suriye, tıpkı Suudi Arabistan gibi İbrahim Anlaşmaları müzakerelerine girmekte zorlandı. Ancak sınır hattında gerilimi düşürme anlaşması yapmaya, sınırları barışçıl yöntemlerle denetlemeye ve bu hatlardaki mekanizasyon ile kullanım koşullarını ele almaya istekliydiler. Müzakereler son derece olumlu ilerliyordu” ifadelerini kullandı.

Barrack, 8 Aralık’taki iktidar değişimi sırasında sahada yer alan ve İsrail tarafından disiplinsiz görülen yabancı savaşçı unsurların varlığının güvenlik endişelerini artırdığını söyledi.

Süveyda bölgesindeki Dürzilerin durumunun da hassasiyet yarattığını belirten Barrack, “İsrail’in tutumu daha büyük bir İsrail kurma arayışından kaynaklanmıyordu. Karşılarında nasıl bir yapının olduğunu görmek ve zaman kazanmak istiyorlardı. Bu esnada Suriye tarafı da Kürtlerle ve Suriye Demokratik Güçleri ile uğraşıyordu” dedi.

“General Mazlum Suriye Demokratik Güçleri’nin lağvedildiğini duyurdu”

ABD’nin IŞİD ile mücadele sürecinde Suriye Demokratik Güçleri ile birlikte hareket ettiğini hatırlatan Barrack, Kürt unsurların Şam yönetimine entegrasyon sürecinin başlatıldığını vurguladı.

Barrack, “General Mazlum zorlu bir dönemde bizlere yardımcı oldu. Dün kendisi Suriye Demokratik Güçleri’nin lağvedildiğini ve kuzeydoğudaki yapının askeri açıdan Suriye ordusuna tam entegrasyonunu duyurdu. Siyasi ve eğitimsel boyutlar üzerindeki çalışmalar ise sürüyor” açıklamasını yaptı.

Bölgedeki IŞİD varlığına ve tutukluların durumuna ilişkin kapsamlı veriler paylaşan Barrack, “Suriye genelindeki cezaevlerinde haklarında hiçbir resmi iddianame, dosya veya adli süreç bulunmayan 9 bin 400 IŞİD tutuklusu yer alıyor. 14 yıllık süreçte toplanan bu kişiler herhangi bir stratejik çözüm planı olmaksızın cezaevlerinde tutuldu. Bundan daha vahimi ise Hol ve Roj kamplarında bulunan ve bu tutukluların aileleri olan 75 bin kadın ve çocuktur. Sivil toplum kuruluşları ve Birleşmiş Milletler insani koşulları iyileştirmeye çalışsa da ortada kesin bir çözüm süreci bulunmuyor” dedi.

Türkiye’nin güney sınırındaki güvenlik yapılanmasını da değerlendiren Barrack, Ankara’nın PKK ile 40 yılı aşkın süredir mücadele yürüttüğünü anımsattı.

Barrack, “Kürt savaşçıların IŞİD ile mücadeledeki gücü nedeniyle ABD geçmişte bu yapının bir kısmını YPG olarak adlandırdı ve Suriye Demokratik Güçleri bünyesine katarak ayrı bir yapı kurdu. Türkiye de sınırlarını ve güvenliğini korumak amacıyla kuzeydoğu hattında derinlemesine kontrol noktaları ve askeri üsler kurdu; sınır boyunca binlerce asker konuşlandırdı” diye konuştu.

“İsrail Suriye hava kuvvetlerinin neredeyse tamamını devre dışı bıraktı”

İsrail’in 8 Aralık’taki rejim değişikliğinin hemen ertesinde 9 Aralık tarihinde Suriye’deki askeri hedeflere geniş çaplı hava harekatı düzenlediğini hatırlatan Barrack, “İsrail risk almak istemedi ve Suriye hava kuvvetlerinin neredeyse tamamını vurdu. Geriye yalnızca 14 veya 15 uçak kaldı ve askeri havaalanlarının büyük kısmı kullanılamaz hale geldi. İsrail, İran’a karşı yürüttüğü harekatlarda kendisine engel oluşturabilecek herhangi bir savunma radarı veya saldırı kabiliyeti istemiyor. Suriye hava sahasını İran’ı vurmak için temiz ve açık bir şekilde kullanmayı hedefliyor” dedi.

Bu süreçte taraflar arasında koordinasyon sağlamak amacıyla Ürdün’ün başkenti Amman’da teknik heyetlerden oluşan bir temas merkezi kurulduğunu açıklayan Barrack, Türkiye, İsrail ve Suriye arasında her akşam IŞİD teröristlerinin takibine dair istihbarat koordinasyonu yürütüldüğünü bildirdi.

İsrail’in Suriye’deki askeri tesislere yönelik son hava saldırısına değinen Barrack, saldırının arka planına dair üç ihtimal üzerinde durulduğunu belirtti.

Barrack, “İlk ihtimal sahada Türk askeri unsurlarının veya varlıklarının bulunduğu yönündeki istihbarattı ancak yaptığımız incelemelerde bunun doğru olmadığını tespit ettik. İkinci ihtimal İsrail istihbaratının derhal harekete geçmeyi gerektiren anlık bir hareketlilik tespit etmiş olmasıydı. Üçüncü ve en güçlü ihtimal ise Türkiye’nin bu tesiste bir eğitim programı planladığına dair istihbarat konuşmalarının yakalanmış olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Suriye’nin egemenliğini desteklediğini vurgulayan Barrack, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki bir diyaloğu şu sözlerle aktardı:

“Başkan Trump daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, 8 Aralık’ta madem bu kadar etkiliydiniz neden Suriye’yi doğrudan kontrolünüz altına almadınız sorusunu yöneltti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ‘Çünkü biz orayı istemiyoruz. Suriye’nin bu zorlu coğrafyada egemen ve bağımsız bir ülke olarak kalmasını istiyoruz’ cevabını verdi.”

İsrail sınırına 85 kilometre mesafede bulunan T4 ve Palmira üslerine ilişkin daha önce de temaslar yürütüldüğünü belirten Barrack, Türk tarafının hiçbir zaman İsrail ile çatışma arayışında olmadığını ve sakin bir tutum izlediğini ifade etti.

“Türk ordusu ve istihbaratı son derece güçlü ve yetkindir”

Saldırı öncesinde Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile yeni Mossad Başkanı arasında cuma günü iki saatlik verimli bir doğrudan görüşme yapıldığını kaydeden Barrack, sahadaki komutanların yanlış değerlendirmelerle pistleri hedef almış olabileceğini belirtti.

Barrack, “Türk ordusu ve Türk istihbaratı son derece güçlü ve yetkindir. Sınıra doğru yaklaşan uçakları gördüklerinde kendi jetlerini havalandırma aşamasına geldiler. Sağduyulu aktörlerin anlık müdahalesi sayesinde doğrudan bir askeri çatışmanın eşiğinden dönüldü” dedi.

Barrack, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun sürekli temas ve diplomasi kanallarını açık tutma yönündeki çabalarının hayati önem taşıdığını ifade ederek, Tel Aviv Büyükelçisi Mike Huckabee ve bölgedeki diğer temsilcilerin koordinasyon içinde çalıştığını aktardı.

Lübnan’daki duruma da geniş yer ayıran Barrack, sivil yerleşim yerlerinin yıkılmasına ve masum sivillerin ölümüne şahsen ve ilkesel olarak kesinlikle karşı olduğunu vurguladı.

Barrack, Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun, Başbakan Nevvaf Selam, Meclis Başkanı Nebih Berri ve ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa’nın zor şartlar altında yürüttüğü çalışmaları takdir ettiğini söyledi.

İsrail’in Lübnan köylerindeki tünel ağlarına dair endişelerine işaret eden Barrack, “Hizbullah, Gazze’deki taktiklere benzer şekilde yerleşim yerlerinin altına geniş tüneller inşa etti ve bu tünellerde on binlerce roket ve füze barındırıyor. Ancak sivillerin evlerinin yıkılması ve köylerin yok edilmesi kabul edilemez. Lübnan ordusu ekonomik sıkıntılar nedeniyle zor durumda bulunuyor. Bir Hizbullah mensubu ayda 2 bin 400 dolar gelir elde ederken Lübnan ordusundaki bir asker yaklaşık 300 dolar alıyor” dedi.

“İran Hizbullah’a her ay yaklaşık 90 milyon dolar aktarıyor”

Lübnan’daki krizin çözümünde Hizbullah’ın silahsızlandırılması kadar ekonomik alternatiflerin üretilmesinin de şart olduğunu belirten Barrack, “İran geleneksel olarak örgüte ayda yaklaşık 90 milyon dolar mali kaynak aktarıyor. Bu finansman akışı kesilmeden ve askerlere alternatif bir yaşam sunulmadan yalnızca silah bırakmalarını istemek gerçekçi bir sonuç üretmiyor” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in Lübnan topraklarını kalıcı olarak ilhak etme ihtimalinin düşük olduğunu belirten Barrack, “İsrail yönetimi böyle bir adıma uluslararası alanda ve ABD nezdinde izin verilmeyeceğini biliyor. Başkan Trump gerilimi düşürme çizgisini net bir şekilde ortaya koydu. Ancak Golan Tepeleri’ndeki işgal durumu uluslararası kararlara rağmen devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın İran ile yürütülen dolaylı müzakerelerde büyük gayret gösterdiğini dile getiren Barrack, İran’ın Lübnan’ı kendi etki alanında tutma çabalarına karşı Lübnan hükümetinin bağımsız kalma isteğini desteklediklerini belirtti.

Ortadoğu’daki tarihsel ve inançsal dinamiklere de değinen Barrack, “Başkan Trump’a bölgenin karmaşıklığını anlatırken şu ifadeyi kullandım: Musevilik ve Hristiyanlık tarihine bakıldığında 57 peygamberin tamamı bu coğrafyaya gönderildi. İslamiyet’e bakıldığında binlerce peygamber yine bu dar coğrafyada yer aldı. Bu coğrafyanın çözümü sabır ve sürekli diplomasi gerektiriyor” dedi.

Trump yönetiminin bölgesel aktörlere kendi güvenlik sorumluluklarını alma çağrısı yaptığını hatırlatan Barrack, ABD’nin artık tüm dünyanın tek güvenlik garantörü rolünü üstlenemeyeceğini ifade etti.

Barrack; Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın arabuluculuk çabalarının önemine değinirken, Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çekti:

“Türkiye sekiz komşusu, dört denizi, Orta Asya ve Hazar bağlantılarıyla güçlü, modern ve etkin bir güç merkezidir. Bölgedeki tüm zorluklara rağmen diplomasi ve sağduyunun hakim olacağına inanıyorum.”

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English