Avrupa
CDU ve CSU, AfD konusunda kararsız
Almanya için Alternatif’in (AfD) önlenemeyen yükselişi sürerken, “merkez sağ”daki Hıristiyan Birlik partileri CDU ve CSU, ne yapacağını bilemiyor.
POLITICO, federal hükümet ve çeşitli eyalet hükümetlerindeki yetkililere AfD hakkında sorular yöneltti. Cevap verme konusundaki isteksizlik, özellikle CDU ve Bavyera’daki kardeş partisi CSU arasında dikkat çekiciydi. Üst düzey parti yetkilileri ve eyalet bakanları ya yorum yapmayı reddettiler ya da isimlerinin açıklanmasını istemediler.
POLITICO’ya göre bu temkinlilik anlaşılır; zira CDU ve CSU bir zamanlar merkezin sağındaki siyasi alanı tamamen domine ederken, bugün AfD bu alanı yavaş yavaş ele geçiriyor.
Sosyal Demokratlar ve Yeşiller ise AfD’ye karşı harekete geçme konusunda daha istekliydiler.
Haber için yapılan görüşmelerde tek bir endişe ön plana çıktı: AfD’nin Başkan Vladimir Putin’in Rusya’sıyla daha yakın ilişkiler kurulmasını savunması göz önüne alındığında, iç güvenlik ve özellikle istihbarat bilgilerinin korunması.
Thüringen Eyaleti İçişleri Bakanı olarak görev yapan Sosyal Demokrat Georg Maier’e göre, AfD’nin Moskova’ya “iyi kanalları” var.
Maier, “AfD, Saksonya-Anhalt’ta başbakanı çıkarırsa, Kremlin’de şampanya mantarları patlayacak,” dedi.
6 Eylül’de yapılacak seçimlerde Saksonya-Anhalt’ı yönetmesine neredeyse kesin gözüyle bakılan AfD’yi kontrol altına almak için henüz bir eylem planı bulunmasa da, Berlin’de ve bazı eyalet başkentlerinde bu konudaki yaklaşım, soyut aşamayı çoktan geride bırakmış durumda.
POLITICO’ya göre AfD’nin hassas tartışmalara erişimini sınırlamanın bir yolu, basitçe daha fazla tartışma düzenlemek olabilir.
AfD’li Ulrich Siegmund’un bir yıl boyunca başkanlık etmesinin beklendiği eyalet başbakanları toplantısının yanı sıra, Almanya’nın eyaletleri düzenli olarak bakanlar düzeyindeki “konferanslar” ağı aracılığıyla koordinasyon sağlıyor.
Bunların en önemlilerinden biri, ülkenin en acil güvenlik ve istihbarat meselelerinin tartışıldığı içişleri bakanları konferansı.
Dikkate alınan seçeneklerden biri, içişleri bakanlarının olağan toplantılarını sürdürmekle birlikte, özellikle hassas konular için ayrı toplantılar düzenlemek.
Bu toplantılara, Saksonya-Anhalt temsilcisi hariç, yalnızca Almanya’nın diğer 15 içişleri bakanı katılacak. Birkaç bakan, bu varsayımsal senaryoyu POLITICO’ya doğruladı.
Bu fikir, Alman siyasetinde uzun süredir yerleşik bir uygulamaya dayanıyor. Eyalet hükümetleri, hangi siyasi kampın iktidar çoğunluğuna sahip olduğuna bağlı olarak gayri resmi olarak “A” ve “B” eyaletleri olarak gruplandırılıyor: Bir yanda Sosyal Demokratların liderliğindeki hükümetler, diğer yanda muhafazakâr hükümetler. Önemli konferanslar öncesinde her iki kamp da kendi içlerinde koordinasyon sağlıyor.
Bu model AfD’ye uygulandığında, dışlanmış hükümet bir tarafta, diğer herkes ise diğer tarafta yer alır.
Anayasa hukuku emeritus profesörü ve Saksonya Anayasa Mahkemesi’nin eski yargıcı Christoph Degenhart, bu fikrin kesinlikle düşünülebilir olduğunu söylüyor: “Bunun ne kadar süreyle işe yarayacağı ve mahkemelerin buna müsamaha gösterip göstermeyeceği ise elbette ayrı bir soru.”
Maier’e göre, AfD ile ilgili en büyük endişelerden biri, partinin Moskova’ya olan yakınlığı. Bakanın en büyük endişesi, özellikle AfD’nin İçişleri Bakanlığı’nı yönetmesi. Bakan, böyle bir bakanlığı yöneten kişinin son derece gizli bilgilere erişim imkânı elde edeceğini belirtti.
Bununla birlikte, Almanya’nın iç istihbarat ağından devletin tamamını dışlamak mümkün olmaz; “terör saldırılarına” karşı koruma da dahil olmak üzere kamu güvenliği, bunu imkansız kılar.
Bakan, “Fakat ortak bilgi sistemlerimize, belirli bilgileri engelleyen bariyerler, yani ‘Çin setleri’ kurabiliriz. ‘Çin setleri’ buraya tam uyuyor. AfD’nin yalnızca Moskova’ya karşı zaafı yok,” diye ekledi.
Peki Maier hangi bilgileri engelleyebilir? Cevap: “Aşırı sağcılıkla ve casusluk alanının tamamıyla ilgili tüm istihbaratı AfD’den uzak tutmamız gerekir.”
Aldığı hukuki danışmanlığı gerekçe gösteren Maier, böyle bir “önleyici segmentasyon”un yasal olarak mümkün olduğunu da ekledi. Bunun nispeten hızlı bir şekilde uygulanması da mümkün ve ona göre “Hükümetin kurulması bir gecede gerçekleşmeyecek.”
AfD’nin Saksonya-Anhalt şubesi sözcüsü Patrick Harr, Rusya’ya yakınlık yönündeki tüm suçlamaları reddetti ve şöyle konuştu:
“Bu tamamen saçmalık. Moskova’ya bağlı bir ‘kırmızı telefon’umuz yok. Batı ya da Doğu fark etmez, herkesle konuşuruz. Bu, dosyaları teslim edeceğimiz anlamına gelmez. Aksini iddia edenler saçmalıyor. Bu tür bilgilere erişimimiz olursa, bir koalisyon partisi olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”
Fakat Yeşiller milletvekili ve istihbarat denetim komisyonu başkan yardımcısı Konstantin von Notz, Avusturya’daki sağcı Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) iktidarda olduğu dönemi bir “ibret vesikası” olarak gösterdi.
2017’de iktidara girdikten sonra FPÖ, içişleri bakanlığını devralmıştı. Ertesi yıl polis, Avusturya’nın iç istihbarat servisine baskın düzenlemiş ve müttefik kurumlardan gelen bilgiler de dahil olmak üzere hassas verilere el koymuştu.
Batı istihbarat ortakları bunun üzerine gizli bilgilerin paylaşımını kısıtlamıştı. Avusturya istihbarat servisi ise, resmi olarak gönüllülük esasına dayanan Batı istihbarat servislerinin gayri resmi ağı olan Bern Kulübü’nün çalışma gruplarından geçici olarak çekilmişti.
Von Notz, örneğin müttefiklerin, Almanya’nın iç istihbarat servislerinin “aşırılıkçılar, casuslar ve diğer güvenlik tehditleri” hakkında bilgi alışverişinde kullandığı veri tabanına Rusya’nın erişebileceğinden şüphe duyması halinde, bir AfD hükümeti altında Almanya’nın da benzer bir durumla karşı karşıya kalabileceğini söyledi.
Yeşil politikacı, “İngilizler, Amerikalılar, Polonyalılar, Ukraynalılar: herkes, bilgilerin Moskova’ya aktarılacağı korkusuyla artık bizimle bilgi paylaşmayacaktır,” diye uyardı.
Hem AfD mensupları hem de partinin muhalifleri tarafından bahsedilen bir diğer araç, daha zengin eyaletlerden gelen paralar ve ek federal fonlar yoluyla daha yoksul eyaletlere destek sağlayan Almanya’nın mali dengeleme sistemi.
Saksonya-Anhalt, on yıllardır bu sisteme bağımlı. Ön verilere göre, 2025 yılında eyalet bütçesinin neredeyse beşte birini oluşturan yaklaşık 2,8 milyar avro aldı.
Bu tür ödemeleri azaltmak ya da hatta durdurmak, bir AfD hükümetinin işini zorlaştırmanın ya da partiyi siyasi düzenin kabul edilebilir bulduğu şekilde davranmaya zorlamanın bir yolu olabilir.
AfD’nin Saksonya-Anhalt şubesinde bu senaryo gerçek bir risk olarak görülüyor.
Fakat yasal engeller oldukça büyük olacak. Almanya’nın zengin eyaletlerinden Baden-Württemberg’in Yeşil maliye bakanı Danyal Bayaz, “Mali dengeleme sistemi anayasada yer alıyor ve siyasi rüzgârlara göre kolayca değiştirilebilecek bir araç değil,” dedi.
Öte yandan Bayaz’a göre, dayanışmaya dayalı bir federal devlet, hukukun üstünlüğüne yönelik ortak taahhütlere bağlıdır. Bir eyalet hükümeti bu ilkeleri sorgularsa ya da hukuki açıdan şüpheli özel yollar izlerse, bu durum federal hükümet ve diğer eyaletlerle olan güven ve işbirliğini, “mali konularda da dahil olmak üzere” etkileyecektir.
Bayaz’ın sözcüsü, bunun bakanın kişisel değerlendirmesi olduğunu, Yeşiller’in liderlik ettiği ve CDU’nun küçük ortak olarak yer aldığı koalisyon hükümetinin mutabık kalınmış bir tutumu olmadığını vurguladı.
Bir diğer seçenek ise en güçlü anayasal aracı, yani “federal zorlama”yı (Bundeszwang) kullanmak.
Almanya Anayasası’nın 37. maddesi uyarınca, federal hükümet, eyaletleri temsil eden Bundesrat’ın onayıyla, bir eyaleti yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlamak için “gerekli önlemleri” alabilir.
Basitçe söylemek gerekirse: Berlin, bir eyalet hükümetini federal yasalara uymaya zorlayabilir.
Bu hüküm bugüne kadar hiç kullanılmadı.
AfD’nin sağcı entelektüel çevrelerinde, federal zorlama uzun süredir gerçekçi bir senaryo olarak değerlendiriliyor.
2025 yılında, mülkü Saksonya-Anhalt’ta bulunan ve New York Times tarafından bir zamanlar “Almanya’nın yeni sağının peygamberi” olarak nitelendirilen yayıncı Götz Kubitschek, POLITICO’ya verdiği demeçte, tam da bunun gerçekleşmesini beklediğini söyledi.
Olası bir tetikleyici unsur yalnızca tahmin edilebilir. Örneğin, Saksonya-Anhalt’ta bir AfD hükümeti sığınmacıların en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamazsa, federal hükümet bu hizmetlerin yeniden sağlanması için bağlayıcı talimatlarla müdahale edebilir.
Bu müdahale, nihayetinde eyalete ve tüm eyalet makamlarına talimat verme yetkisine sahip bir federal komiser aracılığıyla gerçekleştirilebilir.
Öte yandan Almanya’nın siyasi müesses nizamı, ülkenin ilk AfD hükümetini bu sonbaharda ya da daha sonra kontrol altına almak için ne yaparsa yapsın, riskler ortada.
“Liberal demokrasiyi savunmak” amacıyla alınan önlemler, AfD’nin ve seçmenlerinin çoğunun temel şikâyetini daha da körükleyebilir: Müesses nizamın, parti kazansa bile onu kabul etmeyi reddetmesi.
Bu konudaki kamuoyu, eskisine göre daha bölünmüş durumda. Temmuz ayında yapılan temsili bir ankete göre, Almanların sadece yüzde 42’si Sosyal Demokratlar ve CDU’nun AfD ile işbirliğini reddetmesini hâlâ doğru buluyor.
Başka bir anket ise dışlama stratejisine verilen desteğin 2025’in başındaki yüzde 54’ten yüzde 46’ya düştüğünü gösterdi.
AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor
Olağan dışı bir şey yapmamak, yerleşik partiler için en güvenli seçenek olabilir. AfD, yıllardır muhalefette güçlenerek rakiplerinin hatalarını ve tutulmayan vaatlerini siyasi yakıt olarak kullandı ama hiçbir zaman iktidarda olmadı.
İktidara geldiğinde, yetersizlik ve iç çekişmelerin batağına saplanabilir ve bu da rakiplerinin özel savunma manevralarına gerek kalmamasını sağlayabilir.
AfD’nin kendi çevresindeki kilit isimler bu tehlikenin farkında. Kubitschek, 2025 yılında POLITICO’ya Siegmund’un eyalet şubesiyle ilgili olarak, “En başarılılar gibi hazırlanmak zorundalar,” demişti.
Bir başka etkili aşırı sağcı entelektüel ve bir AfD milletvekilinin danışmanı Benedikt Kaiser de partinin mutlak çoğunluğu kazanması durumunda ihtiyatlı olunması gerektiğini tavsiye ederek, “Hükümetteki ilk 90 gün içinde AfD, korku yaratmayan bir politika izlemeli,” dedi ve örnek olarak “aile yardımları, ücretsiz okul yemekleri, bunun gibi şeyler”i gösterdi.
Almanya’nın siyasi kurumu bir AfD eyalet hükümetini kontrol altına almanın yollarını ararken, partinin entelektüel liderleri daha acil bir endişeyle boğuşuyor: Basitçe iktidarda olmak, ülkenin siyasi ana akımının tasarlayabileceği herhangi bir önlemden daha etkili bir kısıtlama unsuru haline gelebilir.