Diplomasi
Çin ile Türkiye yeşil kalkınma ve modernleşmede ortaklık arıyor

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in yönetim felsefesini ele alan “Xi Jinping: Çin’in Yönetimi” kitabının beşinci cildi, Ankara’da düzenlenen resmi bir törenle kamuoyuna tanıtıldı. Tanıtım toplantısında bir araya gelen iki ülke yetkilileri, Pekin’in kalkınma vizyonu ile Türkiye’nin iktisadi hedeflerinin uyuştuğunu belirterek yeşil dönüşüm, teknoloji ve kültürel diplomasi alanlarında ortaklık mesajları verdi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in devlet yönetimi, reform politikaları ve küresel vizyonuna ışık tutan Xi Jinping: Çin’in Yönetimi adlı eserin beşinci cildi, Ankara’da düzenlenen resmi bir törenle tanıtıldı.
Siyaset, diplomasi ve akademi dünyasından çok sayıda ismin katıldığı tanıtım toplantısında, Çin ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın derinleştirilmesi, modernleşme süreçlerindeki deneyim paylaşımı ve yeşil kalkınma hedefleri ön plana çıktı.
Ankara’daki programa TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Tanıtım Departmanı Yetkilisi ve Merkezi Toplumsal Ahlak ve Kültür İnşası Ofisi Daimi Müdür Yardımcısı Hu Kaihong, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin ve Çin Uluslararası İletişim Grubu Başkan Yardımcısı Yu Tao katıldı.
Davetliler arasında CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç ve CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ile çok sayıda bürokrat ve akademisyen de yer aldı.
“Kalkınma hedefleri yüksek düzeyde örtüşüyor”
Toplantıda söz alan TBMM Başkanvekili Celal Adan, tanıtımı yapılan eserin Çin’in kendine özgü modernleşme modelini kapsamlı şekilde açıkladığını belirterek bu vizyonun Türkiye’nin kalkınma hedefleriyle yüksek düzeyde örtüştüğünü ifade etti.
Türkiye ile Çin’in karşılıklı stratejik güven zemininde modernleşme tecrübelerini paylaşmalarının ehemmiyetine değinen Adan, bu ortaklığın Küresel Güney ülkeleri için yeni bir işbirliği modeli sunabileceğini kaydetti.

TBMM Başkanvekili Celal Adan
ÇKP yetkilisi Hu Kaihong ise konuşmasında iki ülkenin yeşil dönüşüm ve bilimsel-teknolojik inovasyon alanlarında geniş bir ortaklık potansiyeline sahip olduğunu aktardı.
Hu, tarafların daha nitelikli ve sürdürülebilir bir kalkınma patikasında birlikte ilerlemesinin hem iki ülkenin modernleşme süreçlerini hızlandıracağını hem de küresel ölçekte kalkınmaya katkı sağlayacağını belirtti.
Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin medya, düşünce kuruluşları, yayıncılık, sinema, televizyon, kültür ve turizm alanlarında önemli bir bağ oluşturduğunu ifade eden Hu, Türk tarafıyla ikili ve çok taraflı işbirlikleri kapsamında ortak küresel girişimleri hayata geçirmeyi arzuladıklarını dile getirdi.

ÇKP Merkez Komitesi Tanıtım Departmanı yetkilisi Hu Kaihong
Orta Koridor ile Kuşak ve Yol uyumu
Türkiye’nin G20 üyeliği, Küresel Güney’deki konumu ve Şanghay İşbirliği Örgütü bünyesindeki diyalog ortaklığıyla bölgesel ve küresel meselelerde ağırlığı olan bir aktör olduğunu vurgulayan Hu, iki ülkenin somut işbirliklerini derinleştirdiğini söyledi.
Hu, nitelikli Kuşak ve Yol inşasını Türkiye’nin Orta Koridor planıyla uyumlaştırma sürecinin devam ettiğini sözlerine ekledi.
İki ülkenin modernleşme vizyonunun odağında insan odaklı kalkınmanın yer aldığını belirten Hu, diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılına yaklaşırken Çin’in yüksek düzeyli dışa açılım politikalarını sürdürdüğünü aktardı.
Hu, bu kapsamda en az gelişmiş ülkelere sıfır gümrük tarifesi uygulandığını ve 70’i aşkın ülkeye tek taraflı vizesiz giriş veya karşılıklı vize muafiyeti sağlandığını anımsattı.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı da tarihi İpek Yolu’nun iki halk arasındaki kültürel etkileşimin en büyük tarihi kanıtı olduğunu vurguladı.
Günümüzde Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin yalnızca ekonomik bir proje olmadığını belirten Yazgı, bu yapının ülkeler arasında çok boyutlu bir kültürel iletişim ve karşılıklı öğrenme platformuna dönüştüğünü kaydetti. Yazgı, turizm kanalıyla iki halkın birbirinin tarihini doğrudan deneyimlemesinin ikili dostluğu pekiştireceğini ifade etti.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı
Türkiye Yüzyılı ve Çin’in Beş Yıllık Planı
Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin ise bağımsız kalkınma modelini benimseyen iki ülkenin kalkınma vizyonları arasındaki paralelliğe dikkat çekti.
Çin’in 15. Beş Yıllık Planı ile Türkiye’nin Türkiye Yüzyılı vizyonunun yüksek derecede uyumlu olduğunu belirten Büyükelçi Jiang, iki ülkenin modernleşme yolunda birbirini destekleyen ortaklar olduğunu dile getirdi.
Xi Jinping: Çin’in Yönetimi kitabının Türkçe baskısının 2017 yılındaki yayımından bu yana Türkiye’de yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Jiang, eserin Çin’in yönetim modelini ve yeni dönemdeki politikalarını anlamak adına güvenilir bir başvuru kaynağı haline geldiğini aktardı. Jiang, tanıtılan yeni cildin Çin modernleşmesinin tecrübelerini bilimsel bir yaklaşımla özetlediğini belirtti.
Büyükelçi Jiang, iki ülkenin demiryolu taşımacılığında güney koridorunu geliştirebileceğini, yeni enerji, 5G ve biyofarmasötik gibi ileri teknoloji alanlarında işbirliği yapabileceğini vurguladı.
Türkiye’de düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) Çin’in aktif katılım göstermeye hazır olduğunu açıklayan Jiang, yeşil altyapı, temiz enerji ve döngüsel ekonomi alanlarında Türkiye ile ortak çalışmayı arzuladıklarını sözlerine ekledi.

Diplomasi
ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.
ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.
Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.
Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.
Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.
İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.
Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.
Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.
Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.
Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.
Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.
Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.
Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.
Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.
Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.
Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.
Diplomasi
Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.
Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.
Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.
Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.
Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.
Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:
“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”
İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.
Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.
AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.
Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.
Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.
Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:
“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”
Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.
Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.
Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.
Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.
Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.
AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.
Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.
Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.
Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya7 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı












