Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin, İran’dan tanker geçişleri için güvenli koridor istiyor

Yayınlanma

Çin, küresel enerji tedarikini sekteye uğratan Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle Tahran üzerindeki diplomatik baskıyı artırıyor. Reuters kaynaklarına göre Pekin yönetimi, özellikle petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatlarının güvenliğini sağlamak amacıyla İranlı yetkililerle yoğun müzakereler yürütüyor.

Reuters kaynaklarının aktardığına göre Çin, İran ile Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) yüklü tankerlerin geçişine izin verilmesi için müzakerelere başladı.

Küresel petrol ve LNG arzının yüzde 20’sini oluşturan sevkiyatların Tahran yönetiminin eylemleri nedeniyle durması, Pekin yönetimini ciddi şekilde rahatsız ediyor.

Çinli temsilciler, İranlı makamlardan gemi geçişlerinin güvenliğinin sağlanmasını ve boğazın ticari trafiğe açılmasını talep ediyor.

Denizcilik verileri abluka etkisini doğruluyor

Vortexa ve Kpler verilerine göre, Hürmüz Boğazı üzerinden Hint Okyanusu’na açılan bölgede yaklaşık 300 petrol tankeri bulunuyor.

Lloyd’s Market Association’ın Londra merkezli birimi yöneticisi Neil Roberts, BBC’ye verdiği demeçte, boğaz çevresinde yaklaşık 1000 ticari geminin toplandığını ve bunların yaklaşık yarısının petrol ve LNG taşımak üzere tasarlandığını belirtti.

Bölgedeki denizcilik faaliyetlerinde büyük bir endişe hakim olsa da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, şu aşamada ülkesinin boğazı kapatmaya yönelik resmi bir adım atmadığını vurguladı.

Ancak Arakçi, gelecekte böyle bir hamlenin ihtimal dışı olmadığını da sözlerine ekledi. Yine de boğaz pratikte kapalı durumda; Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), bölgeden geçen tüm gemilere ateş açılacağını daha önce birkaç kez duyurmuştu. Savaşın başlamasından bu yana en az altı tankerin saldırıya uğradığı kayıtlara geçti.

Enerji piyasalarında fiyat şoku derinleşiyor

Brent petrolün varil fiyatı haftanın başından bu yana yüzde 15’in üzerinde değer kazanarak cuma günü 85,4 dolardan işlem gördü.

Asya piyasalarındaki LNG spot fiyatları ise iki kattan fazla artış göstererek 2023 yılının başından bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı.

Vortexa verilerine göre, yılın başında Hürmüz Boğazı’ndan günlük ortalama 24 gemi geçerken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının ikinci günü olan 1 Mart tarihinde bu sayı dörde düştü.

Ortak Deniz Bilgi Merkezi, gemi sinyalleri analizine dayanarak son 24 saat içinde yalnızca iki kargo gemisinin geçişinin kaydedildiğini cuma günü açıkladı.

Tankerlerde “görünmezlik” taktiği: Transponderlar kapatılıyor

Öte yandan, boğazda faaliyet göstermeye devam eden bazı petrol tankerleri, transponderlarını kapatarak radara yakalanmamayı tercih ediyor.

Financial Times’ın haberine göre, Yunan armatör George Procopiou’ya ait Dynacom Tankers şirketi, riskli operasyonlar yürütme konusundaki yaklaşımıyla biliniyor.

Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 45’i Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Ayrıca Pekin, LNG ihtiyacının yüzde 25-30’unu karşılayan Katar’ın üretim faaliyetlerini durdurması nedeniyle de arz sıkıntısı yaşıyor; Katar, yaşanan taşıma güçlükleri ve İran’ın bölgedeki saldırıları nedeniyle sevkiyat yapamıyor.

Bu tablo karşısında Pekin yönetimi, hafta başında Tahran’ı gaz ve petrol taşıyan gemilerin geçişini engellememesi konusunda uyardı.

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

The Economist: ABD, Ukrayna için Kuzey Akım ve yaptırım planı hazırladı

Yayınlanma

The Economist’in haberine göre ABD, Donbass’ta askersiz bölge kurulması, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna’ya yatırım yapılmasını içeren bir barış çerçevesi hazırladı. Taslakta Rus gazının Avrupa’ya sevkiyatı ve Kuzey Akım hattının açılması önerilirken, Kiev yönetiminden NATO hedefinden vazgeçmesi karşılığında AB üyeliği talep ediliyor.

ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye dönük taslak önerilerinde, Donbass bölgesinde silahsızlandırılmış bir hat kurulması, Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve Kiev’e kapsamlı bir yatırım paketi sunulması öngörülüyor.

İngiliz The Economist dergisinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Washington, tarafları uzlaşmaya ikna etmek için hem ekonomik hem de siyasi başlıklardan oluşan geniş bir çerçeve üzerinde çalışıyor.

Derginin aktardığı taslak plana göre Rusya’ya ABD ile ticari anlaşmalar yapma imkanı, yaptırımlarda yumuşama ve siyasi ilişkilerin normalleşmesi teklif ediliyor.

Ukrayna’ya ise NATO üyeliği hedefinden vazgeçmesi karşılığında doğrudan yabancı yatırımlar ile Avrupa Birliği üyeliği vadediliyor.

Haberde, Ukraynalı yetkililerin masadaki son metnin bütün ayrıntılarına hakim olmadığı ancak ana çerçeveyi yakından bildiği kaydediliyor.

Kuzey Akım hattı ve doğalgaz sevkiyatı gündemde

The Economist, Moskova yönetimini ikna etmek amacıyla hazırlanan pakette Rus doğalgazının yeniden Avrupa pazarına satılması ve Kuzey Akım boru hattının tekrar faaliyete geçirilmesi gibi başlıkların da yer aldığını aktardı.

Dergi, Avrupa topraklarında yer alan bir boru hattının işletilmesine dair kararların doğrudan ABD’nin yetki alanına girmediğini de hatırlatıyor.

Ukraynalı müzakereciler ise Washington heyetinin çatışmalar resmen durmadan önce kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda ticari anlaşmalar bağlamasından endişe duyuyor.

Dergiye konuşan bir Ukraynalı yetkili, Amerikan tarafının bu yaklaşımını “Neden bekleyip vakit kaybedelim ki? Vakit nakittir” sözleriyle özetledi.

Liderler düzeyinde diplomatik temaslar sıklaştı

Müzakerelere hazır olduğunu belirten Rusya yönetimi, Washington ile yürütülen son temaslarda Ukrayna’nın da yer alacağı üçlü bir müzakere sürecinin başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını duyurdu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu müzakerelerin amacı, barış anlaşmalarına varılmasının ardından Ukrayna ve Rusya’nın güvenliğinin sağlanması meselesini ele almak olacaktır” açıklamasını yaptı.

Bu temaslar çerçevesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim’de Rus lider Putin ile St. Petersburg’daki Konstantinovski Sarayı’nda bir araya geldi.

Görüşmenin basına açık bölümünde barışa giden yola dair hazırlanan belgeleri getirdiğini belirten Witkoff, Putin’den bu metinleri incelemesini istedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, devlet başkanının Amerikan önerilerini değerlendireceğini duyurdu.

St. Petersburg’daki görüşmede ateşkes için somut bir zemin oluştuğunu kaydeden Witkoff, teknik başlıkların ele alınması için Rusya, ABD ve Ukrayna arasındaki üçlü temasların başlamasını umduğunu dile getirdi.

Putin ise Trump’a barış çabalarına gösterdiği ilgi nedeniyle teşekkür ederek, ABD Başkanı’nın son telefon görüşmelerinde savaşın bir an önce sonlandırılması gerektiği üzerinde özellikle durduğunu aktardı.

Oslo’da hazırlanan çerçeve Moskova’ya taşındı

Witkoff, St. Petersburg ziyaretinden hemen önce 20 Ekim’de Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen müzakerelere katılmıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin katıldığı bu toplantıya Trump’ın damadı Jared Kushner rahatsızlığı nedeniyle uzaktan bağlandı.

Stubb’ın verdiği bilgiye göre Oslo’daki görüşmede taraflar, Amerikan temsilcisinin Moskova’ya sunacağı güvenlik ve ekonomi alanındaki temel unsurları netleştirdi. Masada hava savunma sistemleri, enerji tesisleri ve kısmi ateşkes başlıkları da ele alındı.

St. Petersburg’daki görüşmenin ardından değerlendirmelerde bulunan Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov ise sunulan yeni yaklaşımlarda çözüm için faydalı unsurların çok fazla olmadığını savundu.

Witkoff’un Oslo’daki temaslar hakkında Putin’e bilgi verdiğini ve Avrupalı liderler ile Kiev yönetiminin tutumundaki yeni noktaları aktardığını söyleyen Uşakov, görüşmenin kapsamlı ve açık sözlü geçtiğini belirterek çatışmanın “sona doğru ilerlediğini” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English