Görüş

Çin’in Afrika hegemonyasını kırmak için Batı Bloku’ndan hamle: Lobito Koridoru

Yayınlanma

Bu yüzyılın gelişen ekonomilerinin yükselen yıldızlarının pek çoğu Afrika’dan çıkacak. Yüzyıllarca sömürüye uğramasına karşın, hâlâ ‘Kara Kıta’ gerek yeraltı gerekse yerüstü zenginlikleriyle küresel ekonomi açısından potansiyel bir kaynak. Bundan da önemlisi demografik eğilimler dikkate alındığında, Afrika büyük avantajlara sahip olacak. Kıtanın 1 Ocak 2025 itibarıyla 1 milyar 304 milyon olan nüfusu, 2050 öngörülerüne göre 2 milyar 500 milyonu bulacak. Bu sadece nüfus yoğunluğu açısından değil, genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı açısından da önemli. Yani devasa bir dinamik nüfus, büyük bir işgücü potansiyeli barındırıyor. Bir diğer önemli nokta ise Afrika’daki tüketim eğilimleri… Yoğun nüfusun aynı zamanda tüketime aç bir nüfus olması, küresel ticaret açısından da Afrika’nın önemini ve cazibesini artırıyor. Yani Afrika sadece bir kaynak değil, çok büyük bir pazar olma potansiyelini taşıyor. Gelecekte küresel ekonomiyi canlandıracak bir pazardan söz ediyoruz.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Fas, Cezayir, Etiyopya, Kenya, Nijerya, Gana, Gabon, Senegal, Gine, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) gerek nüfusları gerekse doğal kaynaklarıyla öne çıkan ülkeler… Büyük olasılıkla kıtanın yükselişinde bu ülkeler öncü rol üstlenecek. Kuzeyde Akdeniz, doğuda Hint Okyanusu, batıda ise Atlas Okyanusu’na kıyısı bulunan kıta gelecekte küresel ticaret koridorları açısından da stratejik bir öneme sahip olacak.

ÇİN UZAK ARA ÖNDE AMA…

İşte tüm bu sebeplerle, bu yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren büyük güçlerin rekabet sahası Afrika olacak gibi görünüyor. Çin zaten uzun bir süredir kıtaya önemli yatırımlar yapıyor. Pekin’in Afrika’daki ekonomik etkisinin yükselişi inkâr edilemez. Çin, 2009 yılında kıtanın en büyük ticaret ortağı olarak ABD’yi geride bıraktı ve son zamanlarda ABD-Afrika ticaret hacminin dört katına ulaştı. Bu durum, Amerikalı politikacıları ABD’nin kıta üzerindeki etkisinin azalması konusunda endişelendiriyor ve ABD-Afrika ekonomik bağlarını geliştirmek ve kolaylaştırmak için kalkınma ve altyapı yatırımlarına olan ilgilerini artırıyor. Bu girişimlerden biri de Lobito Ticaret Koridoru… Doğudan batıya, Zambiya, DKC ve Angola’yı geçen 1,300 kilometre uzunluğundaki bir demiryolu olan Lobito Koridoru ilk kez 2023’te gündeme geldi.

Afrika’daki herhangi bir ABD girişimi, Çin’in daha uzun vadeli ve daha kapsamlı etkileşim stratejisine yetişmek ve onunla rekabet edebilecek potansiyeli yaratmak zorunda. Son on yıldan bu yana, Çin; Asya, Avrupa ve Afrika’yı kapsayan devasa bir altyapı ve ekonomik kalkınma projesi olan Kuşak ve Yol Girişimi (Belt ann Road Initiative-BRI) aracılığıyla bu faaliyetlerini yürütüyor. Bugüne kadar pek çok Afrika ülkesinin hükûmetleri BRI ile ilgili mutabakat zaptı imzaladı ve bu girişim; yollar, limanlar, demiryolları ve diğer kritik altyapıların inşasına milyarlarca dolar yatırım yapılmasını sağladı. Sadece 2023 yılında, BRI’den Afrika’ya yaklaşık 21.7 milyar dolarlık kredi akışı gerçekleşti. BRI bünyesindeki ve diğer ikili anlaşmalar çerçevesindeki yatırımlarla birlikte, Çin’in 2005 yılından bugüne Afrika’ya toplam 2.23 trilyon dolarlık yatırım yaptığı tahmin ediliyor.

Her finans akışının jeopolitik hedefleri ve sonuçları olduğunu unutmamak gerek. Bu finansman gücü sayesinde, Çin, Afrika’dan önemli miktarda maden ve nadir toprak elementlerine erişim sağlayabildi. Çin şirketlerin tüm kobalt ve bakır madenlerinin yüzde 72’sine sahip olduğu DKC buna bir örnek. Yine zengin boksit madenlerine sahip olan Gine’de, Çin şirketleri Simandou demir madeninde önemli bir paydaş statüsünde…



ÇİN HAKİMİYETİNİ MÜMKÜN
OLABİLDİĞİNCE KIRMAK İÇİN

ABD ise küresel hegemonyasını kalıcılaştırabilmek için Afrika’daki etkisini artırarak sürdürmek zorunda olduğunun farkında. Bunu, geçmişte geniş koloniler kurmuş ve bu kıtayla tarihsel, siyasi ve ekonomik bağları olan Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle eşgüdümlü bir şekilde yapmak dışında pek bir seçeneği de yok. Birleşik Krallık, Fransa ve diğer AB ülkeleriyle eşgüdümlü ve ‘kazan-kazan’ işbirliğini ne kadar hayata geçirebileceği ise o kadar net değil! Zira işbirliği yapacağı bu ülkelerle bundan kısa bir süre öncesine kadar bu kıtada rakipti. Yakın geçmişten bir örnek vereyim; Fransa bundan birkaç yıl öncesinde Sahel ülkelerinden kovulurken, Washington’da ellerini ovuşturan Amerikalı yetkililerin sayısı hiç de az değildi. Washington bu bölgede Fransa’nın yokluğunda boşluğu doldurmayı planlıyordu. Ancak bölge ülkelerindeki ulusal bağımsızlıkçı iktidarlar, ABD’nin bu hayalini şimdilik kursağında bırakmış görünüyor. Nijer’deki siyasi gerilimde Rus beyraklarıyla gösteriye katılan Nijerliler, sanırım Afrika’daki batı karşıtı uyanışın bir simgesi olarak görülebilir. Ha keza Burkina Faso Cumhurbaşkanı İbrahim Traoré’nin açıklamaları da öyle…

Çin’in kıtanın büyük bir bölümünde en önemli ticari partner olduğu koşullarda, Batı Blokunun işi her zamankinden daha zor. Aslına bakarsanız, bu bölgede Çin’i alt etmekten çok, ne koparabilirlerse onu almaya odaklanmak zorunda kalacaklar gibi… Kıtanın güneyinde ABD’nin BRI’ye rakip olarak projelendirdiği Lobito Koridoru, işte bu hedefin önemli bir parçası. Her ne kadar hedefine ulaşıp ulaşamayacağı şimdilik bir soru işareti olarak duruyorsa da…

ABD PATRONLUĞUNDA
‘ÇOK TARAFLI’ BİR İMAJ

Projenin başlangıcından bu yana yaklaşık iki yıl geçti. Ekim 2023’te AB Küresel Girişim Forumu’nda duyurulan proje, Afrika Kalkınma Bankası (African Development Bank-AfDB), Afrika Finans Kurumu (Africa Finance Corporation-AFC), ABD ve Avrupa Komisyonu’nu bir araya getirerek, Zambiya’nın kuzeybatısından Angola’nın Atlantik Okyanusu kıyısındaki Lobito Limanına bağlanacak bir demiryolu inşasını birlikte gerçekleştirilecek.

Lobito Koridorunun finansman yapısı, BRI’nin finansman yapısıyla benzeşiyor ve ABD, yatırımın ana finansörü olması sebebiyle ‘birincil kolaylaştırıcı’ rolünü üstleniyor. Projenin başlangıcından Eylül 2024’e kadar Washington, ulaştırma ve lojistik, tarım, temiz enerji, sağlık ve dijital erişim dahil olmak üzere, birçok sektörde 3 milyar doların üzerinde finansman sağladı. Finansmanın büyük bir kısmı, küresel altyapı alanında daha büyük bir rol üstlenmeyi hedefleyen G7 ülkelerinin ortak girişimi olan ve ilk olarak 2022’de kurulan Küresel Altyapı Ortaklığı (PGI) aracılığıyla sağlanıyor.

Lobito Koridoru, kendini tam da böyle bir alternatif olarak sunmaya çalışıyor. Birincisi, tipik bir BRI projesine göre daha çok taraflı bir bakış açısı benimsiyor gibi görünüyor ve başından beri koridorun aktif bir destekçisi olan AfDB gibi bölgesel aktörlerle ortaklık kurmaya çalışıyor. AfDB’nin katılımı iki kritik amaca hizmet ediyor. Finansal düzeyde, kârlılık açısından uzun vadeli bir perspektife sahip olan altyapı projeleri için para toplamanın finansal yükünün dağıtılmasına yardımcı oluyor. Bu durum, AfDB’nin 2023’te toplanmasına yardımcı olduğu 1.6 milyar dolardan da anlaşılıyor. Siyasi düzeyde ise AfDB, ABD veya Çin gibi büyük güçlerin hegemonyasına dair endişelerin hafifletilmesine yardımcı oluyor. Çok taraflı yaklaşım, dış aktörleri de sürece dahil ediyor. Örneğin, Dünya Bankası, tamamlayıcı bir yerel girişime 300 milyon dolar sağladı ve bu, bankanın 2002’den bu yana Afrika’da katkıda bulunduğu ilk altyapı projesi oldu. Avrupa Komisyonu ise Lobito Koridoru güzergahı boyunca savunmasız yaşam alanları üzerindeki etkiyi sınırlamak amacıyla, çevresel ve sosyal fizibilite çalışmaları yürütme sözü verdi. Yani ‘çevreci’ bir makyaj da var!

KOLONYALİZM HATIRALARINI
CANLANDIRACAK KÖŞE TAŞLARI

Lobito Koridorunun amacı, sermaye eksikliği çeken gelişmekte olan ülkelerde yeni altyapılar inşa etmeyi hedeflemesi bakımından da tanıdık. Bu altyapılar, kendi başına kârlı olmasa da diğer kârlı ekonomik faaliyetlere olanak tanıdığı için yapılıyor. Proje, Zambiya’da sınırdaki Jimbe’den Zambiya bakır havzasındaki Chingola’ya kadar yaklaşık 550 kilometre yeni demiryolu hattı inşa edilmesini öngörüyor. Bu yeni hat, sınırın Angola’da yeni inşa edilen ve Luacano’daki mevcut Benguela demiryoluna bağlanacak olan hatta bağlanacak. Sonuç olarak, Zambiya’dan Atlantik Okyanusu’na erişim sağlayan yeni bir ticaret koridoru ortaya çıkacak. Proje ayrıca koridor boyunca yaklaşık 260 kilometrelik bağlantı yollarının inşasını ve 120 yıllık Benguela demiryolunun yenilenmesini de içeriyor.

Ancak Afrika’nın bir hafızası olduğunu unutmamak gerek. Benguela demiryolunun pek çok Afrikalı’ya kolonyalist dönemin acımasız sömürüsünü hatırlattığını belirtmekte fayda var! Sadece bu demiryolu mu, Avrupalıların o vahşi, kanlı ve amansız sömürüsünü de! Bu belki de, diğer dezavantajları bir köşeye koyarsak, Batı Blokunun Çin ile rekabetindeki yumuşak karnı…

KISA VADEDE STRATEJİK MADEN
TEDARİKİNİ GARANTİYE ALMAK İÇİN

Bu sebeple, Avrupa ülkeleri ve ABD geçmişteki kötü hatıraları canlandırmamak için, biraz BRI’den kopya çekme yoluna gidiyor gibi görünüyor. Lobito Koridoru, altyapı yatırımlarını yaparken, Afrikalıları da memnun edecek bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor. Koridora dahil olan ülkelerin altyapısını güçlendirmek ve dış ticaret hacimlerini artırmak gibi… Bu nihaî amaca giden bir yol tabii!

Proje, Atlantik Okyanusu rotasından batıya doğru ticaret akışlarını öngörüyor. Amaç; yeşil enerji, elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, bilişim ve telekomünikasyon sektörlerinin stratejik hammaddeleri olan nadir toprak minerallerinin ve sinaî metallerin tedarikini güvence altına almak. Malûm Çin değerli toprak mineralleri pazarında küresel ölçekte hegemonyaya sahip, ABD ve AB işte bu hegemonyayı bir nebze olsun azaltmayı hedefliyor. Bu da projenin bonusu olacak diyelim! KDC bu mineraller açısından oldukça zengin… Aslına bakarsanız, bu ülke stratejik pek çok maden açısından büyük bir zenginliğe sahip.

Lobito Koridoru projesinde yer alan yeni demiryolu, Zambiya bakır havzasının ilk kez bir Atlantik limanlarına bağlamasıyla, hem KDC’den hem de Zambiya’dan tedarik hatları sağlama potansiyeline sahip. En önemli sınaî metal olan bakır, özellikle yeşil dönüşümle birlikte her zamankinden daha önemli bir stratejik bir hammadde artık. Daha önce, Zambiya metal ihracatı Tanzanya’nın Dar es Selam Limanından doğuya doğru akma eğilimindeydi. Bu kez, ABD’ye giden ilk bakır sevkiyatı Angola’nın Lobito Limanından bir konteyner gemisine yüklendi. Bu sevkiyat, Lobito Atlantic Railway’in bu yılın ocak ayında imtiyazı devralmasından bu yana, Avrupa ve Güneydoğu Asya limanlarına yapılan bir dizi bakır sevkiyatının ardından gerçekleşti. Bu, ‘Kongo bakır havzası’ndaki madenlerin mevcut olan batı, özellikle de ABD pazarına erişiminin artacağının bir göstergesi. Ve böyle bir tedarik hattı Amerikan şirketlerinin Çin şirketleriyle rekabeti sürdürebilmesi açısından can alıcı öneme sahip.

HEDEF; TANZANYA’YI DA
KORİDORA DAHİL ETMEK

ABD, Lobito Koridorunun genişlemesini de hedefliyor. Bu genişleme stratejisi, 2024 Ağustos ayında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda PGI Özel Koordinatörü olan Helaina Matza’nın, koridorun Tanzanya’ya genişletilmesi konusunda görüşmeler yapıldığını açıklamasıyla gündeme geldi. Washington böylelikle, Atlantik ve Hint okyanuslarını birbirine bağlayan daha geniş kapsamlı bir ‘Trans-Afrika Koridoru’nu hayata geçirme planını ortaya koymuş oldu. Bu atağı, salt ticari bir hedef olarak değil, jeo-ekonomik bir hamle olarak görmek gerek. Bu sayede, Washington, Hint Okyanusu rotası üzerinden hızla büyüyen Afrika-Çin ticaretini bir ölçüde dizginlemeyi ve bu rotada etkin bir aktör olmayı amaçlıyor. Bu arada Matza, Lobito Koridorunun ilk aşaması olan Benguela demiryolunun yenilenmesinin sorunsuz ilerlediğini ve bakır sevkiyatlarının KDC’den ABD’ye ilk kez aktığını sözlerine eklemişti.

Zambiya’da yeni bir demiryolunun inşasının ikinci ve daha iddialı aşaması ise fizibilite çalışmalarının tamamlanmasını bekliyordu. Koridor boyunca uzanan maden yataklarındaki tüm nadir toprak minerallerini, Dar es Selam üzerinden doğuya doğru ticarete açma kararı, ilk bakışta Batı Bloku açısından mantık dışı görünüyor olabilir. Ancak bu muhtemelen uzun vadeli bir stratejinin parçası…

Birincisi, altyapı büyük ölçüde zaten Hint Okyanusu’ndaki Dar es Selam’ı, Zambiya’daki Kapiri Mposhi’ye bağlayan Tazara Hattı şeklinde mevcut. Chingola’daki Lobito Koridoruna bağlanmak yaklaşık 200 kilometrelik sıfırdan inşaat gerektirecek. İkincisi, Trans-Afrika Koridoru’nun hayata geçirilmesi, her şeyden önce iyi yönetişimi ve bölgesel ekonomik büyümeyi ilerletmekle motive olduğunu iddia eden PGI’nin yumuşak güç profilini güçlendirebilir.

PARALAR SUYUNU ÇEKİNCE…

Lobito Koridoru, Batı Bloku açısından önemli bir hamle, ancak biraz geç kalmış bir proje olabilir. Çin’in Afrika’daki doğrudan yabancı yatırımı, 2019-2021 yılları arasında ortalama 4 milyar dolar olarak batılı ülkelerden daha yüksek seyrederken, ABD’nin doğrudan yatırım miktarı bazı yıllarda gerilemişti. Ancak Pekin’in uzak ara rekabet avantajı son zamanlarda biraz zayıfladı. Pandemi sonrası ekonomik yavaşlama ve kredi olanaklarındaki daralma, BRI ile ilgili yatırımların Afrika’da 2021’deki 16.5 milyar dolardan 2023’te 7.5 milyar dolara düşmesine neden oldu; bu da yüzde 55’lik bir düşüş demek. BRI’ye bakışa 2017-2022 yılları arasında birçok coğrafyada kötüleşmesiyle bir yorgunluk hissi ortaya çıktı; bu durum kısmen BRI ülkelerindeki artan borç endişelerinden kaynaklanıyor. Zira çok ciddi altyapı ve üstyapı yatırımları büyük bir finansman gerektiriyor ve her finansmanın da bir geri ödemesi var!

AFRİKA BU REKABETTEN
KAZANÇLI ÇIKABİLİR

Tarafların durumu özetle bu… Avantajlar ve dezavantajlarla döşeli bir yol var. Peki Washington’ın Afrika’da konumlanabilmesi hâlâ mümkün mü? Ya da bu yatırımlar yeterli mi?.. İşte bu sorulara şimdilik net bir cevap vermek pek kolay değil. Lobito Koridoru ve benzeri projelerin gerçek zorluklarla karşı karşıya olduğu doğru; Çin’in altyapı geliştirme konusundaki başarıları ve Afrikalıların Pekin’e yönelik ilgisinin gün geçtikçe arttığı bir gerçek. Bu sayede, Pekin ile Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik ve diplomatik ilişkiler güçleniyor. Kıta, her biri kendi kalkınma ihtiyaçlarına ve Çin ile olumlu ve olumsuz etkileşim deneyimine sahip 54 devlete ev sahipliği yapıyor. Ve bu çeşitlilik içinde Afrikalıları birleştirebilecek bir şey varsa, o da sermaye ve altyapı yatırımına duyulan ortak ihtiyaç…

Görünen o ki, Çin ile ABD-AB ittifakı arasında kızışacak rekabet Afrikalılar için bir fırsat penceresi yaratabilir. Bu rekabetten daha fazla kazançlı çıkacak ülkeler Afrika ülkeleri olacak, eğer ki hükûmetleri gerçekten halklarının çıkarı doğrultusunda hareket edebilirse… Söz konusu Afrika olunca, rüşvet, yolsuzluk, bağımlılık, iç çatışmalar akla geliyor ve her zaman doğru kararın alınabileceğinin bir garantisi maalesef yok!

Çok Okunanlar

Exit mobile version