Avrupa
Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.
Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.
Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.
Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.
Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.
Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.
Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.
Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.
Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.
Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.
Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem
Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.
Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.
Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.
Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.
Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.
Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
Yuanın serbest dalgalanması gündemde
Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.
Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.
Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”
Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.
Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.
Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.
Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.
Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.
Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.
Avrupa
Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.
Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.
Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.
Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.
Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.
Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.
Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.
Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.
Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.
Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.
Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.
Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa
Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.
Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.
Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.
Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.
Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.
Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.
Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.
Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.
Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.
İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.
Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.
Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.
Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.
Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.
Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.
Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.
Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.
Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.
Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.
Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.
Avrupa
Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.
Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.
İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.
Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.
Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.
De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.
Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.
G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.
Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.
İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.
Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.
The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.
Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.
Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.
Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.
Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor
Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.
De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.
Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.
Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.
Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.
Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.
De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.
Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.
Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.
Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.
Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.
De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.
Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.
Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Ortadoğu2 hafta önceForeign Policy: Trump Ortadoğu’da mezhep hatlarını yeniden açıyor










