Diplomasi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Wüst ile görüştü

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Hendrik Wüst, Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştü.
Friedrich Merz’in ardından Şansölye olabileceği konuşulan CDU’lu Wüst, 1 milyona yakın Türkiye kökenli göçmenin yaşadığı Almanya’nın en kalabalık eyaletinin lideri.
Bild gazetesinin aktardığına göre Wüst, aralarında Henkel ve Rewe’nin başkanlarının da yer aldığı 60 kişinin üzerinde bir heyetle Türkiye’ye geldi. Henkel’in Türkiye’de fabrikası da bulunuyor. Kuzey Ren-Vestfalya’daki birçok şirket Türkiye ile iş yapıyor.
Erdoğan ile Wüst arasındaki görüşme, Kuzey Ren-Vestfalya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, iktisadi işbirliği ve güncel siyasi meselelere odaklandı.
Bild’e göre Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanlığı’nda, Wüst’ün “Eyalet Başbakanı olarak” Türkiye’yi ziyaret ettiği her zaman vurgulandı. Başbakanın, Ankara’nın yanı sıra İstanbul’a da uğrayacağı ve eski “misafir işçilerle” bir görüşme planladığı belirtiliyor. Bu yıl, Türkiye’den Almanya’ya “misafir işçi” programının başlamasının 65. yıldönümü.
Programda, Atatürk Mozolesi’ne çelenk bırakma töreni ve Alman Birlik Günü’nün ortak ev sahibi olarak düzenlenecek bir gala resepsiyonu yer alıyor.
Yola çıkmadan önceki akşam, Wüst ZDF kanalında Şansölyelik niyeti olmadığını bir kez daha açıkça söyledi.
Erdoğan ile görüşmesinin ardından Wüst şöyle konuştu:
“Türkiye’ye ilk kez geliyorum ve Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı olarak da ilk kez Türkiye’ye geliyorum.”
Bir görüşme için zamanın “çoktan geldiğini” söyleyen Wüst, Erdoğan ile ekonomi ve toplumdaki “sayısız bağları” daha fazla değerlendirmeyi görüştüğünü belirtti.
Wüst, Almanya’daki durumun da gündeme geldiğini söyledi: Erdoğan’ın son seçim sonuçlarını “çok yakından takip ettiğini” ve Wüst’ten bir değerlendirme istediğini ekledi.
Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’nde gerçekleştirmeyi hedeflediği reformu desteklediğini ifade eden Wüst, aynı zamanda hukuki güvence konusunda Türkiye’nin harekete geçmesi gerektiğine de dikkat çekti.
Görüşmede ayrıca savunma alanında daha yakın işbirliği ve insan hakları konuları da ele alındı.
Wüst, Türk göçmenlerin Almanya’nın iktisadi canlanmasına yaptığı katkıyı takdir etti. Henkel fabrikasını ziyaret ettiği sırada, “Bu insanlar olmasaydı, savaş sonrası iktisadi canlanmayı başarmak mümkün olmazdı. Çelik fabrikasında, madenlerde, Köln’deki Ford fabrikasında, yol yapımında, her yerde çalıştılar,” dedi.
Türk işçilerin çocuklarının ve torunlarının bugün Alman toplumunun her yerinde, “hatta sorumluluk gerektiren görevlerde” de faaliyet gösterdiğini hatırlatan Başbakan, bu durumun, “o dönemdeki misafir işçilerin ve onların bugünkü çocukları ile torunlarının toplumumuzun ayrılmaz bir parçası olduğunu” gösterdiğini söyledi.
Wüst, Türkiye’den gelen insanların Almanya’da çok uzun süre “entegrasyon görevi, hatta bir sorun olarak görüldüğünü”, oysa göçün “devasa bir fırsat” olduğunu vurguladı.
Der Spiegel’e göre Wüst’ün gezisi bir yılı aşkın bir süredir planlanıyordu. Kuzey Ren-Vestfalya’da yaklaşık bir milyon Türk kökenli insan yaşıyor ve önümüzdeki Nisan ayında yapılacak eyalet seçimlerinde CDU’lu Başbakan koltuğunu kaptırmak istemiyor.
Hendrik Wüst’ün geçen Mayıs ayında Polonya’ya seyahat edip bir düzine başkent muhabirini yanına alması da bir iç politika hamlesi gibi görünmüştü.
Diplomasi
ABD elçisi Kimberly Guilfoyle, Yunanistan’da ortalığı karıştırdı

Yunanistan’daki muhalefet partileri, hükümetten ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle hakkında ortaya atılan iddialara yanıt vermesini talep etti.
Wall Street Journal’da yer alan habere göre, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Guilfoyle, ülkesinin Romanya hükümetinin devrilmesinde rol oynadığını ve ABD’nin Yunanistan’da da aynı şeyi yapabileceğini ima etmiş.
WSJ, ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’un bu sözleri, Mart ayında Yunan ve Amerikalı yetkililerin katıldığı bir akşam yemeğinde sarf ettiğini iddia ediyor.
Buna göre Guilfoyle, Ilie Bolojan liderliğindeki Romanya merkez sağ hükümetinin yaklaşan çöküşüne atıfta bulunarak, Yunanistan Enerji Bakanı Stavros Papastavrou’ya ABD’nin bu devrilme sürecinde rol oynadığını söylediği ve “Bunu istediğimiz herhangi bir ülkeye yapabiliriz. Burada da aynısını yapabiliriz,” dedi.
Gazetenin kaynaklarına göre Papastavrou, halk tarafından seçilmiş olan Yunan hükümetini ABD’nin değiştiremeyeceğini söyledi.
Guilfoyle’un avukatı ise WSJ’de yer alan bu diyalogun aktarımına itiraz etti.
Muhalefetteki PASOK, bir basın açıklamasında şunları söyledi:
“Hükümet ve özellikle Dışişleri ile Enerji ve Çevre bakanlıkları gerekli açıklamaları yapma ve yayınlanan haberin doğruluğunu değerlendirme yetkisine sahip tek kurumdur. Yunanistan bağımsız ve egemen bir demokrasidir ve istisnasız her durumda ve tüm taraflar karşısında bu şekilde hareket etmekle yükümlüdür.”
Yunan Sol İttifakı (ELAS), iddia edilen açıklamaların “benzeri görülmemiş ve kabul edilemez” olduğunu belirtti ve şunları söyledi:
“Hükümet, olayı ne doğruluyor ne de yalanlıyor; sessizliğini koruyor. Bu nedenle Mitsotakis hükümetinden, söz konusu olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını; eğer yaşandıysa, neden Mart ayından beri gizlendiğini; ve hükümetin buna yanıt verip vermediğini –ve nasıl yanıt verdiğini– Yunan halkına derhal açıklamasını talep ediyoruz.”
SYRIZA, ortaya çıkan iddiaların “son derece ciddi olduğunu ve hükümetin sessiz kalamayacağını” belirtti… Parti, “Eğer doğruysa, basit bir diplomatik olayla değil, ülkenin yönetim sistemine yönelik bir hakaretle karşı karşıyayız,” dedi.
SYRIZA ayrıca hükümetten, neden Dikey Gaz Koridoru’nun desteklenmesinde ısrar ettiğini ve “Yunanistan’ın Amerikan LNG’sine daha fazla bağımlı hale gelmesini” açıklamasını talep etti.
Yunanistan Komünist Partisi (KKE), ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun birkaç gün içinde Yunanistan’a yapacağı ve bölgedeki ABD planlarını daha da ilerletmeyi ve Yunanistan-ABD stratejik anlaşmasını yenilemeyi amaçlayan ziyaret göz önüne alındığında, hükümetin “ağır bir sorumluluk taşıdığını” belirtti.
Guilfoyle, Rus gazına alternatif olarak Yunanistan’dan Bulgaristan ve Romanya üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya gaz taşımak üzere tasarlanan bölgesel bir altyapı projesi olan Dikey Gaz Koridoru’nun tanıtımında önemli bir rol oynamıştı.
Yunanistan hükümeti sözcüsü Pavlos Marinakis ise bu konunun “hiç gündeme gelmediğini” ve buna müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti.
Marinakis ayrıca Yunanistan ile ABD arasındaki ilişkiyi stratejik olarak nitelendirdi ve ortaklığın karşılıklı saygı ve ortak değerlere dayandığını vurguladı.
WSJ haberinde ayrıca Guilfoyle’un Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazıyla (LNG) ilgili faaliyetleri de inceleniyor.
Guilfoyle’un Güneydoğu Avrupa genelinde ABD’nin enerji satışlarını desteklediği bildiriliyor.
Haberin ayrı bir bölümünde iş adamı Hristos Marafatsos ele alınıyor. Marafatsos’un, Yunan inşaat şirketi Aktor’u temsilen Guilfoyle’a birkaç resmi toplantıda eşlik ettiği söyleniyor.
Habere göre, Aktor, lobi faaliyetleri karşılığında Marafatsos’a 160.000 dolar ödedi. Marafatsos’un bu sürece dahil olması, diplomatik toplantılara özel çıkarların karıştığına dair şüpheler uyandırdı.
Diplomasi
AB, Çin mallarına gümrük vergisi uygulamayı planlıyor

Avrupa Komisyonu, ithalatın belirli bir eşiği aştığı durumlarda Çin menşeli bir dizi ürüne gümrük vergisi uygulanmasına olanak sağlayacak bir ticari savunma önlemi hazırlıyor.
Rapporteur’ün ulaştığı taslak plana göre, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla, AB’nin ithalatının %40’ından fazlasını Çin’in karşıladığı ürünlere gümrük vergisi uygulanacak.
Yetkililer, bu önlemi yarı iletkenler, kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri gibi stratejik sektörler için değerlendiriyor.
İlk olarak Haziran ayında AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič tarafından gündeme getirilen bu önlem, Çin’in AB ile olan ticaret fazlasından kaynaklanan gerginliklerin tırmanması, kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Avrupa şirketlerinin Çin iç pazarında karşılaştığı engellerin ortasında geliştiriliyor.
Šefčovič’in 8 ve 9 Ekim tarihlerinde Pekin’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşmesi planlanıyor.
Bir hafta sonra ise Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Brüksel’de düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine Çin ile ilişkiler hakkında bilgi vermesi bekleniyor.
Yetkililer, yeni aracın, “bazuka” adı verilen AB’nin “Zorlama Karşıtı Aracı”ndan daha kolay kullanılabilir olmasını hedefliyor.
Bu aracı kullanmak için AB hükümetlerinin öncelikle nitelikli çoğunlukla oylama yaparak iktisadi zorlamanın gerçekleştiğine karar vermesi gerekiyor.
Önerilen yeni yönetmeliğe göre, üye devletlerin nitelikli çoğunluğu itiraz etmedikçe Komisyon bu önlemi uygulayacak.
Tartışmaya aşina olan başka bir kaynağa göre, Šefčovič bu ay iş dünyası liderleriyle yaptığı bir toplantıda ilaç, kimyasallar, otomobiller ve kritik hammaddelerin bu önlemin kapsamına girebileceğini belirtti.
Geçen yıl günlük yaklaşık 1 milyar avroya ulaşan AB’nin Çin ile olan ticaret açığının ardından, von der Leyen bu ayki Birlik Durumu konuşmasında, “İlişkilerimizi yeniden dengelemek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız,” demişti.
Ziyaretten önce Šefčovič, ticaret dengesizlikleri, kritik minerallere yönelik ihracat kontrolleri ve Çin iç pazarına erişim kısıtlamaları konusunda Pekin’den defalarca somut sonuçlar talep etti.
Komiser’e yakın bir kaynak, Šefčovič’in görüşmeler konusunda özel olarak iyimser olduğunu belirtti.
Bu kaynak, belirli sanayi ürünlerinde AB’nin ticaret açığındaki azalmayı, Avrupalı şirketlerin Çin’in nadir toprak elementleri ihracat lisanslarına daha kolay erişimini ve Çin pazarına erişimin iyileşmesini ilerleme işaretleri olarak gösterdi.
Fakat toplantı hazırlıklarına aşina olan diğer kaynaklar, Çin’in büyük ticaret fazlasını ve ileri imalat alanındaki hedeflerini gerekçe göstererek, görüşmelerin somut tavizler getireceği konusunda şüpheciydiler.
Wang ile Šefčovič arasında yakın zamanda gerçekleşen bir telefon görüşmesine ilişkin Çin tarafının yaptığı açıklama, Pekin’in Komisyon’un taleplerini karşılayacağına dair herhangi bir işaret vermedi.
Šefčovič, ilerleme sağlanmaması halinde AB’nin önerilen çeşitlendirme aracının kullanımı da dahil olmak üzere önlemler alabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Diplomasi
Kazak petrolünde saldırılar sonrası Hazar üzerinden Ceyhan planı

Kazakistan’ın büyük petrol şirketleri, ihracatı Rusya dışındaki Hazar geçişli hattan artırmak amacıyla boru hattı ve tanker projelerini inceliyor. Hazırlanan fizibilite çalışması, Karadeniz’deki ana ihracat hattı CPC’ye yönelik insansız hava aracı saldırılarının ardından başlatıldı.
Kazakistan’ın en büyük petrol şirketleri, Rusya topraklarını baypas eden Hazar geçişli güzergah üzerinden petrol ihracatını artırma seçeneklerini inceliyor.
Nikkei Asia’nın haberine göre değerlendirilen planlar arasında Hazar Denizi’nin altından bir boru hattı inşa edilmesi ya da tanker filosunun ciddi ölçüde genişletilmesi yer alıyor.
Kazakistan petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) üzerinden gerçekleştiriyor. Kazakistan sahalarından çıkarılan ham petrolü Rusya toprakları üzerinden Karadeniz’deki Novorossiysk deniz terminaline taşıyan bu hat, ülkenin ana ihracat kanalı konumunda.
Fakat hatta petrol akışı bu yıl terminale ve petrol tankerlerine düzenlenen Ukrayna insansız hava aracı saldırıları nedeniyle birkaç kez durduruldu.
Temmuz ayındaki yükleme kesintileri sırasında Kazakistan, sevkiyat yapamadığı için ham petrol üretimini geçici olarak düşürmek zorunda kaldı.
Astana yönetimi mevcut alternatif güzergahı halihazırda kullanıyor ancak bu hattan düşük hacimli sevkiyat yapılıyor. Söz konusu rota Kazakistan’daki petrol merkezi Atırau’dan başlıyor; petrol buradan Aktav Limanı’na, ardından Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye ve mevcut altyapı kullanılarak Tiflis üzerinden Ceyhan’a ulaştırılıyor.
Kazakistan Enerji Bakanlığı verilerine göre Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden yılda yaklaşık 1,2 milyon ton Kazak petrolü sevk ediliyor. Bu miktar, CPC üzerinden taşınan hacmin yüzde 2’sinden azına karşılık geliyor.
Nikkei Asia, Kazak şirketlerin bu hattı genişletmeye yönelik fizibilite çalışması hazırladığını aktardı. Yayına konuşan bir kaynak, deniz altından inşa edilecek bir boru hattının ya da tanker filosunu büyütmenin yıllık 35 milyon tona kadar kapasite sağlayabileceğini belirtti.
Bu miktar, Kazakistan’ın CPC üzerinden sevk ettiği petrol hacminin yarısından fazlasına ulaşıyor.
Energy Monitor Fonu İcra Direktörü Nurlan Cumagulov ise bu seçeneğe dair, “Ancak bu güzergahın yüksek maliyetli olacağını belirtmek gerekir” değerlendirmesini yaptı.
Rusya ve Kazakistan’a ait kuruluşların yanı sıra Chevron ve ExxonMobil gibi uluslararası devlerin ortak olduğu CPC’deki kesintilerin ardından Kazakistan, petrol ihracatının bir kısmını alternatif yollara yönlendirerek özellikle Çin’e yapılan sevkiyatı artırdı.
Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, CPC gemilerine yönelik saldırıları ülke çıkarlarına bir tecavüz olarak niteledi; oluşan zararın hesaplandığını ve tazminat talep etme hakkının saklı tutulduğunu bildirdi.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Dünya Basını2 hafta önceAkademisyen Norman Finkelstein: Üniversitelerdeki baskı McCarthy dönemini aştı
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Rusya2 hafta önceRomanya’da Lukoil rafinerisinin kapatılması iflas dalgası yaratabilir
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek










