Dünya Basını
Ekonomist Weber: Fosil yakıt sektörü krizlerden devasa kârlar elde ediyor
Ekonomist Isabella Weber, Jung & Naiv kanalına verdiği mülakatta, küresel ekonominin “enerji krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla” karşı karşıya olduğu ve fiziksel arz kıtlıklarının Hunger Organisation verilerine göre milyonlarca insanı açlığa sürükleyebileceği uyarısında bulundu.
Jung & Naiv programına katılan ekonomist Isabella Weber, içinde bulunulan dönemi “enerji krizinin steroid almış hali” olarak tanımladı. Weber, bu durumun küresel ölçekte çok daha felaket senaryoları altında gerçekleştiğini belirtti. Ekonomist olarak pozisyonunun şu an çok keyifli olmadığını ifade eden Weber, uzmanlığına her ihtiyaç duyulduğunda aslında toplum için kötü bir anın yaşandığını dile getirdi.
Weber, enflasyonun en temel mallardan kaynaklandığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Şu an karşı karşıya olduğumuz enflasyon, doğrudan doğruya yoksul kesimlerden zenginlere ve en zenginlere doğru bir servet transferine yol açıyor. Bu, toplumları özünde istikrarsızlaştıran bir süreçtir ve kesinlikle hoş bir konu değildir.”
“Fiziksel kıtlık riskiyle karşı karşıyayız”
Mevcut durumun henüz bir tehlike aşamasında olduğunu belirten Weber, bu şokun çok kısa bir süre önce yaşanan bir diğer şokun hemen ardından geldiğini hatırlattı. Welthungerlage (Dünya Açlık Durumu) verilerine atıfta bulunan Weber, dünyanın son açlık krizinden henüz tam olarak kurtulamadığını vurguladı. Geçmişteki krizin fiziksel bir kıtlıktan ziyade fiyat patlamalarından ve arz akışlarındaki kaymalardan kaynaklandığını, ancak bu kez durumun farklı olabileceğini söyledi.
Weber, gübre kıtlığı tehlikesine işaret ederek, “Savaş devam ederse, bu kez gerçekten fiziksel kıtlıkların yaşandığı bir krizle karşılaşabiliriz” dedi. Dünya Gıda Örgütü’nün verilerine göre 45 milyon ek insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Ekonomist, 2022 yılında yaşanan enerji krizinin etkilerinin henüz sönümlenmediğini ve mevcut durumun son derece tehdit edici olduğunu ekledi.
“Siyaset bu kez daha hızlı tepki veriyor”
Almanya’daki siyasi tartışmaları değerlendiren Weber, bu kez tartışmaların 2022’ye kıyasla çok daha hızlı ilerlediğini gözlemlediğini belirtti. Geçtiğimiz kriz döneminde fiyat tavanı gibi önerilerin aylar sonra ciddiye alındığını hatırlatan Weber, bu kez haftalar içinde benzer konuların gündeme geldiğini ifade etti. Weber, “Fiyat tavanı talebi artık Maliye Bakanı Klingbeil gibi isimler tarafından bile dile getiriliyor. Bu, bir öğrenme sürecinin gerçekleştiğini gösteriyor” dedi.
Ancak Weber, temel derslerin henüz alınmadığı konusunda uyardı. Ekonomist, “Acil durum ekonomisi (Emergency Economics) ve hazırlıklılık önlemleri konusunda yeterli adım atılmadı. Yenilenebilir enerjilere yatırım yapılması, kamu elinde rezervlerin oluşturulması ve uygun fiyatlı yaşamın bir barış politikası olduğu gerçeği göz ardı edildi” ifadelerini kullandı. Weber’e göre, siyaset yine sırtını duvara yaslamış durumda ve bu durumu sadece daha hızlı fark etmiş olması sonucu değiştirmiyor.
“Şoklar şirketler için fiyat artırma sinyaline dönüşüyor”
Weber, kriz dönemlerinde ortaya çıkan “fahiş kârlar” konusundaki analizlerini paylaştı. Fosil yakıt şirketlerinin hisse senedi fiyatlarının son haftalarda neredeyse dikey bir artış gösterdiğini belirten Weber, bunun piyasanın da devasa aşırı kârlar beklediğinin bir kanıtı olduğunu söyledi. Sadece fiyatların fırladığı sektörlerde değil, maliyetlerin arttığı tüm alanlarda bu kârların oluştuğunu ekledi.
Weber’in araştırmalarına göre, kriz şokları şirketler için bir “koordinasyon mekanizması” işlevi görüyor. Weber bu süreci şöyle açıkladı: “Şok, şirketlere fiyatları artırma zamanının geldiği sinyalini gönderiyor. Normal şartlarda bir şirket fiyat artırırsa müşterilerini rakiplerine kaptırmaktan korkar. Ancak maliyetlerin her yerde arttığı bilindiğinde, rakiplerin de fiyat artıracağından emin olurlar. Bu durum, geçici bir tekel gücü yaratır ve kâr artırıcı bir şekilde fiyatların yükseltilmesine olanak tanır.”
“Maliyetler düşse de fiyatlar aşağı inmiyor”
Weber, bu sürecin iki aşamalı olduğunu belirtti. İlk aşamada fiyatların şokla birlikte sert bir şekilde yükseltildiğini, ikinci aşamada ise maliyetler düşse bile fiyatların eski seviyesine indirilmediğini ifade etti. Weber, “Maliyetler düştüğünde fiyatlar aynı kalırsa, fiyat eksi maliyet formülü gereği ek bir kâr artışı oluşur. Biz her iki durumun da yaşandığını gördük” dedi.
Piyasadaki yoğunlaşmanın bu durumu kolaylaştırdığını ancak tek başına yeterli olmadığını kaydeden Weber, Kovid öncesi dönemde de pazar yoğunlaşmasının yüksek olmasına rağmen fiyatların nispeten istikrarlı kaldığını hatırlattı. Weber, “Tedarik zincirlerindeki istikrarsızlık ve kritik girdilerdeki (mikroçipler gibi) kıtlıklar, bu fiyat artırma kapasitesini daha da şiddetlendirdi. Müşteriler televizyonlarda sürekli maliyetlerin arttığını duydukları için fiyat artışlarına karşı daha anlayışlı bir beklenti içine giriyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
“ABD enerji krizinden en büyük kârı sağlayan ülke”
Aşırı kârların küresel dağılımına değinen Weber, 2022 verilerine göre ABD’nin fosil yakıt sektöründe elde edilen rekor kârlardan en büyük payı alan ülke olduğunu ortaya koydu. Suudi Arabistan’ın belirgin bir farkla önünde yer alan ABD’de, bu kârların dağılımının da son derece adaletsiz olduğunu belirtti. Weber, “En zengin yüzde 1’lik kesim, bu kârların yüzde 50’sini portföylerinde tutuyor. En yoksul yüzde 50’lik kesimin payı ise sadece yüzde 1” dedi.
Mevcut petrol fiyatı krizinden de yine ABD’nin ve bu savaşı tetikleyen güçlerin kârlı çıkmasının muhtemel olduğunu söyleyen Weber, Hürmüz Boğazı’nın kısmen bloke olmasıyla Suudi Arabistan gibi üreticilerin devre dışı kaldığını ifade etti. Weber, “ABD şu an ‘son çare üreticisi’ (Producer of Last Resort) konumunda. Fiyatlar tırmanırken üretim yapmaya devam edebilenler devasa paralar kazanacak” dedi. Donald Trump’ın daha önce yüksek petrol fiyatlarından ABD’nin çok para kazanacağını açıkça söylediğini de hatırlattı.
“Piyasa fiyatları rasyonel gerçekliği yansıtmıyor”
Enerji piyasalarındaki fiyat oluşumunun arz ve talebin rasyonel bir yansıması olmadığını savunan Weber, “Kimse Hürmüz Boğazı’ndan tam olarak ne kadar petrol geçtiğini veya haftaya ne olacağını bilmiyor. Piyasa aslında aşırı bir belirsizliğin ifadesidir” dedi. Bu tür durumlarda, Trump gibi güçlü figürlerin sosyal medya hesaplarından paylaştıkları “küçük haberlerin” bile piyasada muazzam etkiler yarattığını ve spekülasyonu körüklediğini belirtti.
Weber, bu belirsiz piyasa fiyatlarının doğrudan tüketiciye yansıtılmasının hatalı olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Eğer piyasa fiyatlarının saf haliyle herkese ulaşması gerektiğini söylüyorsanız, bu fiyatların rasyonel olduğunu varsayıyorsunuz demektir. Oysa bu kriz anlarında fiyatlar, Trump’ın son attığı mesajın bir yansımasından ibarettir.”
ABD’deki iç politik durumu değerlendiren Weber, Trump’ın seçim kampanyasında “Amerika’yı tekrar karşılanabilir yap” sloganını kullandığını ancak iktidara geldikten sonra “karşılanabilirliğin bir efsane” (affordability is a hoax) olduğunu iddia etmeye başladığını söyledi. Weber, yüksek enerji fiyatlarının Trump’ın siyasi tabanını erozyona uğratabileceğini, çünkü Amerikalıların ulaşımda tamamen otomobile bağımlı olduğunu kaydetti.
Ancak Weber, bu durumun Trump’ı rotasından döndüreceği konusunda iyimser değil. “Eğer bir savaş nedeniyle olağanüstü hal durumuna girilirse, seçimlerin ne kadar özgür olacağı veya seçmenlerin ne kadar acı çektiğinin bir öneminin kalıp kalmayacağı büyük bir soru işaretidir” dedi. Ayrıca, gümrük vergilerinin aksine bir savaşın tek taraflı olarak sona erdirilmesinin çok daha karmaşık bir süreç olduğunu hatırlattı.
“Yapay zeka sektörü enerji ve çip kriziyle sarsılabilir”
Weber, krizin yapay zeka (AI) sektörü üzerindeki olası etkilerine de değindi. Fosil yakıt endüstrisi kârlılığını artırırken, son derece enerji yoğun olan AI sektörünün yüksek maliyetler ve fiziksel kısıtlarla karşı karşıya kalabileceğini belirtti. “AI veri merkezleri muazzam miktarda enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerjinin bu kadar pahalı ve kısıtlı olduğu bir ortamda, yapay zekanın yayılma hızı öngörülenin çok altında kalabilir” dedi.
Ayrıca mikroçip üretimindeki kritik girdilerden biri olan helyumun yüzde 30’unun Katar’dan geldiğine dikkat çeken Weber, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın bir helyum kıtlığına yol açabileceğini söyledi. Weber, “Şu an dalganın karaya vurmasından hemen önceki andayız. Helyum kıtlığı ve buna bağlı olarak gelişecek çip krizleri, sadece AI için değil otomotiv gibi birçok sektör için büyük bir sorun teşkil edecek” uyarısında bulundu.
“Önce istikrar sağlanmalı, sonra alternatifler inşa edilmeli”
Isabella Weber, krizlerin yenilenebilir enerjilere geçiş için bir ivme olarak kullanılması gerektiğini ancak bunun tek başına piyasa dinamiklerine bırakılamayacağını savundu. “Eski dünyanın kârları bu kadar patlamışken, sermaye doğal olarak o alanlara akar. Bu yüzden devletin müdahale ederek aşırı kârları sınırlandırması ve kamu yatırımlarıyla alternatifleri inşa etmesi şarttır” dedi.
Weber, Avrupa’nın karbon fiyatlandırması (CO2 Pricing) modelinin de mevcut krizle birlikte sorgulanmaya başlandığını belirtti. “Her şeyin zaten çok pahalı olduğu bir dönemde ‘neden daha da pahalı yapıyoruz?’ sorusu meşrudur. Biz sadece fiyat sinyalleriyle dönüşümü gerçekleştirmeye çalıştık, oysa ihtiyacımız olan şey yeşil alternatiflerin istikrarlı bir şekilde daha ucuz ve güvenilir olmasını sağlamaktı” eleştirisinde bulundu. Sadece fiyatları artırmaya odaklanan bir stratejinin, AfD gibi sağ popülist partilerin siyasi zeminini güçlendirdiğini ekledi.
“Temel mallarda fiyat istikrarı kamu sorumluluğudur”
Weber, toplumun çoğunluğunun krizden korunması için “temel ihtiyaç malları” üzerinden bir politika izlenmesi gerektiğini savundu. New York’ta Zohran Mamdani’nin ücretsiz otobüsler, çocuk bakımı ve kira tavanı önerilerinin büyük destek gördüğünü hatırlatarak, “Bu temel mallar o kadar kritiktir ki, bunların karşılanabilir olmasını sağlamak siyasetin sorumluluğundadır” dedi.
Meksika’nın temel gıda sepeti için uyguladığı fiyat sabitleme politikasını başarılı bir örnek olarak gösteren Weber, “Süpermarket sektörü çok konsantre olduğu için bu tür politikaları birkaç büyük aktörle koordine etmek mümkündür. Ancak bu sadece zaman kazandırır; arka planda arzın artırılması ve yapısal önlemlerin alınması gerekir” dedi. Weber ayrıca, Almanya’daki “borç freni” (Schuldenbremse) tartışmalarına da değinerek, kamu yatırımlarının kısıtlanmasının enflasyonla mücadeleyi ve dayanıklılığı engellediğini, atılması gereken adımın tam tersine bu alanlara muazzam yatırımlar yapmak olduğunu belirtti.
“Demokrasiyi korumak için antifaşist bir ekonomi politikası şart”
Weber, mevcut hükümetin önerdiği daha uzun çalışma süreleri ve emekliliğin zorlaştırılması gibi neoliberal reformların “antifaşist bir ekonomi politikası” olmadığını vurguladı. “Ekonomik belirsizlik ve eşitsizlik sağın yükselişine zemin hazırlıyor. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayamama korkusu, demokratik düzeni tehdit ediyor” uyarısında bulundu.
Hükümetin mali baskı altında eski “mottenkiste” (eski püskü dolap) neoliberal yöntemlere başvurduğunu söyleyen Weber, mülakatını şu sözlerle tamamladı: “Kamu yoksulluğu ve özel zenginlik üzerine kurulu bu sistem, aşırı sağın yükseldiği bu dönemde daha da perçinleniyor. Sadece ücret artışları yetmez; barınma, ısınma ve ulaşım gibi temel hakların kamu tarafından güvence altına alınması demokratik bir zorunluluktur. Bunu başaramazsak, sadece ekonomik değil, toplumsal bir yıkımla yüzleşeceğiz.”