Ortadoğu
Emekli Albay Wilkerson’dan Dimona uyarısı: ‘İsrail nükleer tehdit kartını masaya sürmüş olabilir’
ABD Ordusu’ndan emekli Albay Larry Wilkerson, Trump yönetiminin İran ile savaş konusunda isteksiz olmasına rağmen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve finansörlerin baskısı altında hareket ettiğini söyledi. Washington’ın rotasını Grönland ve Kuzey Amerika’yı kapsayan bir “Kıtasal İmparatorluk” doktrinine çevirdiğini belirten Wilkerson, İsrail’in Dimona yakınlarındaki sismik hareketliliği bir nükleer gözdağı olarak kullanmış olabileceği uyarısında bulundu.
ABD Ordusu’ndan emekli Albay Larry Wilkerson, Dialogue Works platformuna verdiği demeçte, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında yükselen tansiyonu, Trump yönetiminin değişen stratejik önceliklerini ve İsrail’in bölgesel hedeflerini değerlendirdi.
Mevcut ABD yönetiminin İran politikasında net bir strateji belirlemenin neredeyse imkansız olduğunu vurgulayan Wilkerson, Washington ve Tahran arasında çelişkili sinyallerin dolaştığına dikkat çekti.
Wilkerson, bölgeye sevk edilen uçak gemisi gruplarının savaş hazırlığına işaret etmesine rağmen, diplomatik kanalların tamamen kapanmadığı yönünde duyumlar aldığını belirtti.
ABD’nin Bahreyn gibi İran füzelerinin menzilindeki kritik bölgelerden personel tahliyesini durdurmasını şaşırtıcı bulduğunu ifade eden Wilkerson, “Bu sinyalleri nasıl okumamız gerektiğini bilmiyorum. Daha fazla diyalog için mi pozisyon alıyoruz, yoksa diyaloğu tamamen bir kenara mı itiyoruz?” diye konuştu.
“Trump savaş istemiyor, süreci Netanyahu ve Adelson parası yönetiyor”
Donald Trump’ın şahsi olarak İran ile bir savaş arzusunda olmadığını ifade eden Wilkerson, ABD Başkanı’nın eylemlerinin büyük ölçüde bağışçısı Miriam Adelson ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından şekillendirildiğini kaydetti.
Wilkerson, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın gerçekten İran ile bir savaş istediğini sanmıyorum. Eylemlerinin çoğu Miriam Adelson’ın parası ve bunun bir sonucu olarak Binyamin Netanyahu tarafından programlanıyor. Muhtemelen İran ile dünyada yankı uyandıracak bir tür uzlaşmaya varmayı tercih ederdi. Ancak Netanyahu bu denklemdeki bilinmeyen unsur. Netanyahu, İran’a önemli bir saldırı düzenleyene, kendi zihninde rejim değişikliğini gerçekleştirene ve İran’ı İsrail’e tabi bir devlet haline getirene kadar durmayacaktır.”
Larry Johnson: İran’daki darbe girişimi Rusya’nın elektronik harp desteğiyle engellendi
Dimona’daki sismik hareketlilik: “Netanyahu nükleer kartı gösteriyor olabilir”
İsrail’in Negev Çölü’ndeki Dimona nükleer tesisleri yakınında kaydedilen sismik hareketliliğe dikkat çeken Wilkerson, bunun sadece doğal bir deprem olmayabileceğini ima etti. Bu olayın zamanlamasının manidar olduğunu belirten Wilkerson, İsrail’in bu durumu bir tehdit unsuru olarak kullanabileceği uyarısında bulundu.
Wilkerson, “İsrail bunu yalanlamadı. Ya bunu kullanıyorlar ya da gerçekten böyle bir şey gerçekleşti. Peki kimi tehdit etmeye çalışıyorlar? İran’ı mı yoksa Donald Trump’ı mı? Netanyahu, nükleer silah kullanma ihtimalini Trump’a karşı bir tehdit olarak mı kullanıyor? ‘Eğer gelip bunu konvansiyonel yollarla yapmama yardım etmezsen, nükleer silah kullanırım’ mı diyor? Bunu Netanyahu’dan beklerim” ifadelerini kullandı.
ABD’nin yeni rotası: Güneybatı Asya değil, Grönland ve Kuzey Amerika
Trump’ın dış politika vizyonunun geleneksel ABD yaklaşımından farklılaştığını belirten Wilkerson, yeni yönetimin Güneybatı Asya’dan ziyade yakın coğrafyaya odaklandığını ifade etti.
Wilkerson, Trump’ın Grönland, Meksika ve Kanada’ya olan ilgisinin “Kıtasal İmparatorluk” kurma hedefinin bir parçası olduğu yorumunu yaptı.
Wilkerson sözlerini şöyle sürdürdü:
“Trump Grönland’ı, Meksika’yı, Kanada’yı arzuluyor. Kendi topraklarına bitişik bölgeleri istiyor. Güneybatı Asya’yı arzulamıyor ve bence bu aptalca bir önerme değil. Güneybatı Asya’da ne işimiz var? Ancak Trump, kendisine tonla para veren Miriam adında bir kadına ve diğer Siyonist milyarderlere sahip. Bu yüzden Güneybatı Asya’yı istiyormuş gibi davranmak zorunda.”
“ABD medyası kaybolmuş durumda”
Amerikan ana akım medyasının uluslararası olayları takip etme yeteneğini kaybettiğini vurgulayan Wilkerson, medya kuruluşlarının sahada muhabir bulundurmak yerine hükümet sözcülerine ve istihbarat servislerine bağımlı hale geldiğini belirtti.
Gazze’deki can kayıpları konusunda Birleşmiş Milletler Raportörü Francesca Albanese’nin raporuna atıfta bulunan Wilkerson, ölü sayısının 600 bine ulaşmış olabileceği yönündeki tahminin doğru olabileceğini, Hamas Sağlık Bakanlığı verilerinin gerçeğin çok altında kaldığını ifade etti.
Eski CIA analisti McGovern: Rusya parmağını kıpırdatmadan NATO’nun dağılmasını izliyor
“Suriye bölgesel bir nükleer bombadır”
Bölgedeki istikrarsızlığın Suriye üzerinden yayıldığına işaret eden Wilkerson, Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin Libya benzeri bir kaosa yol açma potansiyeli barındırdığı uyarısında bulundu.
Suriye’yi bölgedeki “nükleer bomba” olarak nitelendiren Wilkerson, güçlü bir merkezi otoritenin yokluğunda ülkenin tehlikeli bir terör ve çatışma alanına dönüştüğünü belirtti.
Wilkerson, ABD’nin 2002 yılından bu yana bilinçli olarak iş birliğine dayalı bir dünya yerine, tepesinde oturabileceği “Hobbesçu” bir kaos dünyası yaratmayı hedeflediğini söyledi. Ancak bu stratejinin nükleer silahların varlığı nedeniyle geçmiş imparatorlukların stratejilerinden çok daha tehlikeli olduğunu vurguladı.
Emekli Albay, sözlerini şu uyarıyla noktaladı:
“Geçmiş imparatorlukların hiçbiri nükleer silahlara sahip değildi. Biz sahibiz, Rusya sahip, Çin sahip. Bu her şeyi değiştiriyor. Hobbesçu bir dünya inşa etme girişimi, iyi uygulansa bile nükleer silahlar yüzünden son derece tehlikeli. Bir yanda tepemizde sallanan bu varoluşsal kılıç var, diğer yanda hepimizi iş birliğine çağıran iklim krizi var. İnsanlık tarihinin en büyük iki kriziyle aynı anda karşı karşıyayız.”