Dünya Basını

Emekli İngiliz diplomat Crooke: İsrail’in ‘ebedi savaş’ doktrini çöküyor

Yayınlanma

Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, yargıç Andrew Napolitano’nun programında Batı’nın asimetrik savaş karşısındaki yetersizliğini ve İsrail’in “ebedi savaş” stratejisinin neden olduğu derin çatlağı değerlendirdi. Crooke, modern savaş sahasında milyar dolarlık uçak gemilerinin artık birer “deniz dinozoruna” dönüştüğünü kaydederek, İran’ın asimetrik gücüyle küresel dengeleri nasıl değiştirdiğini ayrıntılarıyla paylaştı.

ABD’de yargıç Andrew Napolitano tarafından hazırlanan ve sunulan “Özgürlüğü Yargılamak” adlı programın 11 Mayıs tarihli yayınında, Batı dünyasının askeri doktrinleri ve İsrail’in stratejik dönüşümü ele alındı.

Programın açılışında Napolitano, hükümetlerin ilan edilmemiş savaşlara ve “önleyici saldırı” adı altındaki saldırganlık eylemlerine olan eğilimini eleştirerek, Amerikan halkının bu gayrimeşru güç kullanımına alıştırıldığını kaydetti. Thomas Jefferson’ın “en iyi hükümet, en az hükmedendir” ilkesini hatırlatan Napolitano, özgürlük mücadelesinin en tehlikeli anının “şu an” olabileceği uyarısında bulundu.

Programın ana konuğu olan eski İngiliz diplomat, strateji uzmanı ve istihbarat görevlisi Alastair Crooke, Batı’nın asimetrik bir savaşı nasıl yürüteceğini bilip bilmediği sorusuna yanıt ararken, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in askeri planlamalarındaki temel hatalara dikkat çekti.

Crooke, Batı’nın Rusya ile olan rekabetinde “daha fazla harcayarak çökertme” paradigmasına hapsolduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Amerika’nın savaş anlayışı, düşmanın harcamalarını aşmak ve onları yüksek maliyetli, sofistike uçak ve füze yarışıyla iflasa sürüklemek üzerine kuruluydu. Bu yaklaşım, milyonlarca dolar değerindeki hayalet uçaklar ve devasa bombardıman uçaklarıyla şekillendi. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle bu model meşrulaşmış göründü. Ancak Batı bu paradigmadan çıkamadı ve asimetrik savaş tehdidini düşünmeye bile başlamadı. Yemenlilerin terlikleriyle devasa Batı askeri makinesine meydan okuyabileceğini hayal bile edemediler; bunu çok uzak ve imkansız bir ihtimal olarak gördüler.”

“Batı, asimetrik savaşın ne anlama geldiğini düşünmedi bile”

Crooke, İsrail’in de benzer bir yanılgı içine düştüğünü ancak başlangıçta çok daha farklı bir askeri felsefeye sahip olduğunu hatırlattı. İsrail’in kurucu lideri David Ben-Gurion’un doktrinini anlatan Crooke, o dönemde sınırlı nüfus ve kaynaklar nedeniyle büyük bir daimi ordu yerine rezervlere dayalı, sınırları içinde kalan profesyonel bir yapının savunulduğunu aktardı.

Ancak bu anlayışın 7 Ekim sonrasında yerini tamamen farklı bir sürece bıraktığını vurgulayan Crooke, İsrail’in artık “ebedi savaş” doktrinine geçtiğini bildirdi.

İsrail hükümetinin 7 Ekim saldırısını bir “Yahudi Soykırımı” benzeri olay olarak çerçevelediğini ve düşmanı “Amalek” olarak nitelendirilen belirsiz bir kitleye dönüştürdüğünü söyleyen Crooke, bu durumun İsrail toplumunda ve ordusunda büyük bir bölünmeye yol açtığını kaydetti.

Crooke, mülakatında şu değerlendirmelere yer verdi:

“İsrail’de şu an İbranice basında geniş yer bulan ve askeri çevrelerce çokça tartışılan ciddi bir ayrışma var. Saygın bir İsrailli albay, ebedi savaşın tehlikeleri hakkında makaleler yazarak, ‘Tehdit oluşmadan önce nüfusları yok etmeye veya yerinden etmeye çalışıyoruz ancak bu işe yaramadı’ diyor. Bu albay, mevcut tüm cephelerde savaşmak için altı ya da yedi adet İsrail Savunma Kuvvetleri’ne ihtiyaç duyulacağını ancak buna sahip olmadıklarını açıkça belirtiyor. İsrail bu savaşı kaybediyor ve ordu içindeki laik, Aşkenaz kesim artık Ben-Gurion’un sınırlarına dönülmesi gerektiğini, askeri gücün ebedi bir savaş için değil, kalıcı bir siyasi çözüm için araç olması gerektiğini savunuyor.”

“İsrail’in mevcut yapısı bir kabusa dönüşmüş durumda”

Askeri ideolojinin, İsrail sağının “Mesihçi kurtuluş” ve “Büyük İsrail” fikirleriyle birleşmesinin bir “kabus” yarattığını ifade eden Crooke, bu yapının uzun vadede İsrail’i mahvedeceğini vurguladı.

İran’ın asimetrik stratejisinden alınan derslerin küresel bir etkisi olacağını öngören Crooke, Rusya ve Çin’in bu yöntemin değerini anladığını, ancak Pentagon ve Tel Aviv’in henüz bu noktaya gelmediğini paylaştı.

İran’ın bölgedeki Amerikan üslerine ve İsrail altyapısına verdiği zararın boyutlarına da değinen Crooke, İsrail’de bu konuda mutlak bir karartma uygulandığını, ancak Çinli ticari firmalar tarafından sağlanan uydu fotoğraflarının hasarın boyutunu gözler önüne serdiğini bildirdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bu bilgileri sağlayan uydu firmalarına yaptırım uyguladığını hatırlatan Crooke, İran füzelerinin hedeflerini “tam burun hizasından” vurduğunu ve yüksek isabet oranına sahip olduğunu aktardı.

“Uçak gemileri artık kimseyi korkutmuyor; onlar denizin ortasındaki dinozorlar”

Napolitano’nun, Amerikan uçak gemilerinin artık kimseyi korkutup korkutmadığı sorusu üzerine Crooke, bu devasa askeri yapıların artık birer “beyaz file” ve zafiyet işaretine dönüştüğünü kaydetti. Crooke, uçak gemilerinin modern savaş koşullarındaki durumunu şu sözlerle tarif etti:

“Donald Trump hala bir uçak gemisini Küba açıklarına gönderdiğinde karşı tarafın hemen teslim olacağını sanıyor. Oysa bugün bir uçak gemisi, sürü halindeki dronlara veya küçük insansız deniz araçlarına karşı son derece savunmasızdır. Bu araçlar gemiyi batırmasa bile radar sistemlerini veya pistini tahrip ederek onu operasyon dışı bırakabilir. Milyarlarca dolara mal olan bu devasa yapılar, denizin ortasında oturan büyük birer dinozordan farksız hale geldi. Güç kaynağı olmaktan çıkıp, korunması gereken devasa birer yük haline dönüştüler.”

Crooke, Trump’ın İran’ı bombalama tehditlerini ve İran’ın buna verdiği yanıtları da analiz etti. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen internet kablolarının kontrolünü ele alabileceği uyarısında bulunduğunu aktaran Crooke, Tahran’ın tüm cephelerde savaşın derhal durdurulması şartıyla bir teklif sunduğunu kaydetti.

Ancak bu teklifin Trump ekibi için kabul edilebilir olmadığını, çünkü İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden ve zenginleştirilmiş uranyumundan vazgeçmediğini belirtti.

“İran, Hürmüz’ü kontrol ederek küresel bir güce dönüşüyor”

Özellikle JD Vance gibi isimlerin, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeye devam etmesi durumunda devasa bir finansal kaynağa erişerek beşinci büyük küresel güç haline gelmesinden endişe duyduklarını ifade eden Crooke, bu durumun Amerika için kabul edilemez görüldüğünü dile getirdi.

Rusya, Çin ve İran arasındaki “kalpgah güçleri” ittifakının güçlendiğini vurgulayan Crooke, Trump’ın Pekin ziyaretinde elinde güçlü bir koz olmadığını belirtti.

Mülakatın sonunda Crooke, Çin’in petrol ihtiyacının yüzde 90’ını karşılamaya devam ettiğini ve devasa rezervleri sayesinde stratejik bir sükunet içinde olduğunu kaydetti.

Rusya ve Çin’in bölge ülkelerini de kapsayan yeni bir güvenlik mimarisi üzerinde çalıştığını belirten Crooke, İsrail’in mevcut yolunda devam etmesi halinde bölgede tamamen izole bir devlet haline geleceği uyarısında bulundu.

Alastair Crooke’un değerlendirmelerine göre, Batı’nın eski askeri paradigmaları asimetrik gerçekliğe çarparak etkisizleşirken, Orta Doğu’da güç dengeleri Tahran, Moskova ve Pekin hattında yeniden şekilleniyor. Crooke, mülakatını şu sözlerle noktaladı:

“Rusya ve Çin kartlarını masaya koyacak ve bu yeni güvenlik mimarisini destekleyecektir. Bu yapının tam anlamıyla hayata geçmesi zaman alacaktır ancak Körfez ülkelerinin nihayetinde başka seçeneği kalmayacaktır. Bu süreçte mevcut yolunda ısrar eden İsrail, bölgenin dışlanmış tek devleti olma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version