Bizi Takip Edin

Amerika

Epstein e-postalarından neler çıktı?

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesindeki Demokratlar, cezaevinde ölen Jeffrey Epstein tarafından gönderilen e-postaları çarşamba günü yayınladı.

Yaşı küçük çocukları istismar ederek zenginlere fuhuş için pazarlayan finansçı ile ilgili dosyalar ve belgeler, ABD Başkanı Donald Trump’tan bahseden e-postaları içeren bir grup da dahil olmak üzere, tüm yıl boyunca siyasi tartışmaların merkezinde yer almıştı.

Epstein tarafından gönderilen ve Trump’ın “kızlar hakkında bilgi sahibi olduğunu” iddia eden bir e-posta gündeme oturdu.

Birkaç saat sonra, Temsilciler Meclisi Denetim Komitesinin Cumhuriyetçi üyeleri, Epstein’ın mülkünde bulunduğu iddia edilen binlerce belgeyi yayınladı.

Belgelerin yayınlanması, Adalet Bakanlığını Epstein ile ilgili belgeleri açıklamaya zorlayacak olası bir Temsilciler Meclisi oylaması öncesinde gerçekleşti.

2011 yılında gönderilen bir e-postada Epstein, ismi gizlenen bir kişinin Trump ile Epstein’ın evinde saatlerce vakit geçirdiğini iddia etti. Epstein, Trump’tan “havlamayan köpek” olarak söz ediyor.

2019 yılında gönderilen bir e-postada Epstein, Trump’ın “kızlar hakkında bilgi sahibi olduğunu” belirten bir cümleye yer verdi. Bu cümle, başkanın geçmişte Epstein’ın Mar-a-Lago’ya girişini, orada çalışan genç kadınlara yaklaştığı iddiasıyla yasakladığını iddia etmesine açık bir gönderme olarak görülüyor.

Yayımlanan belgeler arasında, Epstein’ın 2016 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın dostu ve şu anda Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’la yaptığı yazışmalar da yer alıyor.

Barrack, Epstein’a, “Umarım iyisindir, görüşelim” derken, Epstein ise bunun üzerine, “Çocukla fotoğrafını gönder” yanıtını veriyor.

E-postalarda BAE ve Suudi Arabistan yöneticilerinin de ismi geçiyor. Örneğin Emirliklerin önemli kraliyet üyelerinden Sultan Bin Sulayem, Epstein’a “GPS cihazı yerleştirilmiş ayakkabılar” hakkında bir e-posta göndermiş.

Bin Sulayem, Dubai’deki Jebel Ali Serbest Bölgesi (Jafza) Başkanı; DP World Başkanı ve CEO’su; Hyperloop One şirketinin başkanı gibi sıfatlara sahip.

Postalarda Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Sultan da görülüyor. Jeffrey Epstein, Aralık 2016’da milyarder Tom Pritzker’a attığı e-postada, “Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bana bir ÇADIR, halılar ve her şeyi gönderdiğine inanabiliyor musun?” diye yazmış.

Pritzker yanıt olarak, “Çadır mı? Hmmm… Bence bu ‘seni seviyorum’un şifresi. Ya da belki ‘git kumları döv’ün şifresi. Suudi şehir sözlüğünü kontrol etsen iyi olur,” diyor.

Bu, Epstein’ın Trump’ın 2016’daki zaferinden sonra, bin Selman’ın iktidarını sağlamlaştırdığı esnada veliaht prensle doğrudan temas halinde olduğunu gösteriyor.

Epstein, Donald Trump ile “nasıl başa çıkılacağı” konusunda Rusya hükümetine danışmanlık yaptığını e-postalarda belirtiyor.

2018 yılında Trump, Helsinki’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeden yaklaşık bir ay önce, Epstein Rusya’nın en üst düzey diplomatına, “Trump’ı anlamak istiyorsanız, benimle konuşun,”diyerek ulaşmak istemiş.

Epstein, 24 Haziran 2018’de, o sırada Avrupa Konseyi’ni yöneten Norveç’in eski başbakanı Thorbjorn Jagland’a gönderdiği bir e-postada, “Putin’e, Lavrov’un benimle konuşarak bilgi edinebileceğini önerebilirsiniz,” diye yazdı.

Yüzlerce e-postadan birinde Epstein, Rusya’nın Birleşmiş Milletler’deki büyükelçisi Vitali Çurkin ile Trump hakkında daha önce konuştuğunu belirtti.

Epstein, “Çurkin harikaydı. Konuşmalarımızdan sonra Trump’ı anladı. Bu karmaşık bir şey değil. Bir şeyi anlamak için onu görmek gerekiyor, bu kadar basit,” diyor.

E-postalarda Jagland, ertesi gün Lavrov’un asistanıyla görüşeceğini ve Epstein ile bağlantı kurmayı önereceğini söyledi. Önerilen temasın sonuçlandığına dair herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Ruslarla ilgili yardım için Jagland’a ulaşmadan bir yıl önce, Norveçli, Epstein’dan Strazburg’da kendisini ziyaret etmesini istiyor; böylece Epstein, “Trump ve Amerikan toplumunda neler olup bittiğini daha iyi anlamasına” yardımcı olabilecekti.

Clinton yönetimi Hazine Bakanı ve Obama yönetimi ekonomi danışmanı Larry Summers, Epstein’a, “Ruslar Trump hakkında bilgi sahibi mi? Bugün, onun standartlarına göre bile korkunç bir gündü,” diye yazmış. Bu e-postanın tarihi 16 Temmuz 2018, yani Putin ile Helsinki zirvesinin yapıldığı gün.

Epstein bu e-postaya ertesi gün verdiği yanıtta, “E-postam benzer yorumlarla dolu. Vay canına. Eminim onun görüşü, her şeyin çok iyi gittiği yönündedir. Rakibini büyülediğini düşünüyor… Kuşkusuz sembolizmin farkında değil. Çoğu şeyin farkında değil,” diyor ve ayrıca Trump’ın Putin ile yaptığı zirveyi “öngörülebilir” olarak nitelendiriyor.

Birkaç gün sonra Epstein, Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon ile yaptığı e-posta yazışmalarında yurtdışı ilişkilerini sergiliyor ve 23 Temmuz 2018 tarihli bir mesajında Bannon’a, “kıtada nüfuz sahibi olmak için fiziksel olarak Avrupa’da bulunması gerektiğini” söylüyor.

Epstein, “Burada oynayacaksan, zaman harcamak zorundasın, uzaktan Avrupa olmaz,” diye yazıyor.

Epstein, Bannon’a yabancı liderlerle bire bir görüşmeler düzenleyebileceğini, fakat birkaç gün kalması gerekeceğini söylüyor ve “Korku, onların umutlarını ve duygularını körükleyip sonra onları terk etmendir. Bence sen bir yabancı değil, içeriden biri olmak istiyorsun,” diyor.

Bir konuşmada Summers, 2017 yılında Suudi Arabistan’a yaptığı geziden bazı kesitleri paylaşıyor ve Suudi yetkililer arasında “Donald bir palyaço ve dış politikada giderek daha tehlikeli hale geliyor,” şeklindeki “genel görüş”ü esprili bir şekilde aktarıyor.

Başka bir e-postada Summers, “Dünyadaki IQ’nun yarısının kadınlara ait olduğunu gözlemledim, fakat onların nüfusun yüzde 51’inden fazlasını oluşturduğundan bahsetmedim,” diyerek “şaka” yapıyor.

Demokrat isim, başka bir yerde de, “Amerikan elitlerinin, bebeğini döverek ve terk ederek öldürmenin Harvard’a kabul edilmenle ilgisi olmadığını, amak 10 yıl önce birkaç kadına asılmanın bir ağda veya düşünce kuruluşunda çalışmanı engellediğini düşünmelerinin nedenini anlamaya çalışıyorum,” diyen Summers, Epstein’a seslenerek, “BU GÖRÜŞÜ TEKRARLAMAYIN,” diye yazıyor.

10 yıl öncesine ait bir dizi e-postada Epstein, yazar ve gazeteci Michael Wolff ile içinde bulunduğu zor durumu ve Trump ile olan bağlarını tartışıyor.

Wolff, Epstein’a, o sırada 2016 başkanlık kampanyasının ortasında olan Trump ile ilişkisini kamuoyunda en iyi şekilde nasıl yönetebileceği konusunda birkaç kez tavsiyelerde bulunuyor.

2015 tarihli bir e-postada Wolff, Trump’a Epstein ile ilişkisi sorulursa ne yapması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyor. Epstein, Wolff’a Trump’ın böyle bir soruya nasıl cevap vereceğini soruyor.

Wolff, 2015 yılında gönderdiği bir e-postada Trump hakkında, “Bence onun kendi kendini asmasına izin vermelisin. [Trump] uçağa binmediğini veya eve gitmediğini söylerse, bu sana değerli bir halkla ilişkiler ve siyasi avantaj sağlar,” diyor.

2019 yılında Wolff’a gönderdiği bir e-postada Epstein, “Trump benden istifa etmemi istediğini söyledi, hiçbir zaman üye olmadım. Tabii ki kızlar hakkında bilgi sahibiydi, çünkü Ghislaine’den durmasını istedi,” diye yazıyor.

Mesaj, Trump’ın Mar-a-Lago kulübüne ve Epstein’ın suç ortağı olarak hüküm giymiş ve Epstein ile bağlantılı suçlardan 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış Ghislaine Maxwell’e atıfta bulunuyor gibi görünüyor.

Ertesi yıl, Epstein ve birkaç ortağı, Reuters’ın 1994’te meydana gelen bir cinsel saldırı iddiasıyla, kendisi ve Trump aleyhine açılan bir dava hakkında bir haber hazırladığını öğreniyor.

Wolff, “Sanırım bunu böylece ortadan kaldırabilecek biri varsa, o da Donald’dır. Yapabileceğim bir şey varsa bana haber verin,” diyor.

Epstein’ın gelen kutusunda, Obama yönetiminin bir başka üyesi olan eski Beyaz Saray Danışmanı Kathryn Ruemmler de sık sık yer alıyor.

2018 yılında yapılan bir görüşmede, o zamanlar Latham & Watkins hukuk firmasının ortağı olan Ruemmler, New York’ta yürütülen bir ceza soruşturması sırasında porno yıldızı Stormy Daniels’a sus payı ödemek için Trump ile komplo kurduğunu itiraf eden eski Trump avukatı Michael Cohen aleyhindeki ceza davasını tartışıyor.

Mesajlardan birinde Epstein, “Bakın, Donald’ın ne kadar kirli olduğunu biliyorum. Tahminimce, avukat olmayan New Yorklu iş adamları bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Bir sorun çözücünüzün olması ne demek,” diyor.

2018 yılında yapılan bir yazışmada Epstein, PayPal ve Palantir’in kurucusu ve JD Vance’in en büyük destekçisi Peter Thiel’e, Los Angeles’ı beğenip beğenmediğini soruyor. Epstein ayrıca Thiel’i “yalanlar değil, abartılı ifadeler” konusunda övüyor.

Thiel, “Şu ana kadar şikayet edemem…” diye yanıtlıyor ve Epstein de “Aralık ayında Karayiplere gel” diye cevap veriyor.

Epstein’ın Karayiplerde bulunan St. Thomas yakınlarındaki özel adası, suç faaliyetlerini gizlemek için kullandığı iddia edilen bu adayı hangi olası isimlerin ziyaret etmiş olabileceği konusunda uzun süredir spekülasyonların konusu olmuştu.

Thiel’in sözcüsü, patronunun adayı hiç ziyaret etmediğini savundu.

Epstein’ın tavsiye almak için başvurduğu karakterler arasında, yönetmen ve yapımcı Woody Allen’ın ailesi de yer alıyor.

Epstein, bir e-postada, Clinton yönetimi sırasında CIA’in başında bulunan James Woolsey’in, Allen’ın eşi ve aktris Mia Farrow’un evlatlık kızı Soon-Yi Previn ile birlikte Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasına danışman olarak katıldığına dair bir haber makalesini paylaşıyor.

Previn, “Woody bunun hiçbir anlamı olmadığını söyledi,” diye cevap veriyor.

2011 yılında Epstein, New York ve Hollywood’un seçkin çevrelerinde çalışmış olan tanınmış bir halkla ilişkiler uzmanı olan Peggy Siegal’a bir mektup yazarak, medya patronu Ariana Huffington’a ulaşıp adını temize çıkarmak için yardımını isteyebilir mi diye soruyor.

Bu konuşmada Epstein ve Siegal, “Prens Andrew’u suçlayan kız” hakkında konuşuyorlar. Bu, Epstein’ın en önde gelen kurbanlarından biri olan ve 2021’de Prens Andrew’u kendisine birkaç kez cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla dava eden merhum Virginia Giuffre’ye açıkça atıfta bulunuyor. 

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English