Diplomasi
Epstein, müesses nizama karşı
Javier Marías’ın Yarınki Yüzün roman üçlemesinin kahramanı Jacques Deza, “insan tercümanı/yorumcusu” olarak gizemli bir şirkette çalışır. Şirket, müşterileri için hedef kişileri yorumlar. Bu hedef siyasetçi, iş adamı, sanatçı olabilir. Herkes hakkında dosyalar, bilgiler, belgeler, görüntüler, kayıtlar tutulabilir. Kimin destekleneceği, kime şantaj yapılacağı, hangi unsurların ortadan kaldırılacağı bu değerlendirmeye bağlıdır.
Şirket elbette İngiliz istihbaratı ile bağlantılıdır; ama ondan ibaret değildir. Deza’nın amiri, özel müşterilere de çalıştıklarını anlatır bir seferinde. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle kendisini kamuoyu önüne çıkarmaya karar veren (gerçekten de MI5’in ismi açıkça bilinen ilk şefi, 1992’de göreve gelen Stella Rimington’dur) hantal, bürokratik ve şiddet içeren operasyonları ulu orta yapmakta zorlanan gizli servisler, işlerini “taşeronlara” devretme fırsatı yakalarlar. Artık halkla ilişkiler dünyasının bir parçası hale gelen gizli servislerin operasyonları, daha doğru bir deyişle “pis işleri”, marjlardaki unsurlarla devredilmiştir. Amir Bertram Tupra bir yerde, devletin “ihlal edilecek ve çiğnenecek yasalara ihtiyaç duyduğunu” bile söyler. Bu, dönemin iktisadi ruhuna da uygundur: devlet “küçülmüş”, istihbarat kurumları bile dışarıdan hizmet satın almaktadır.
Ama aynı zamanda dönemin kültürel ruhuna da uygundur: Sovyet sonrası dünyanın finansal dalavereleri, sınırların her bakımdan belirsizleşmesi, bilginin anonimleşmesi gibi eğilimler istihbaratın da askeri verilerin haritalandırılması gibi standart uygulamalardan belirsiz geleceğin işaretlerinin arandığı daha “yumuşak” yöntemlere kaymasını gerektirmiştir. İnsan tercüme etmek, onların “yarınki yüzlerinin” ne olacağını tahmin etmek bu nedenle kritik hale gelmiştir. Burada silahlı ajanlara değil, dilbilimcilere, davranış bilimcilere, edebiyatçılara, tercümanlara olan ihtiyaç artmıştır.
Bu dünyanın “medeni” olduğunu sanmak ise abestir. Yıllar önce Oxford’da ders verirken hoş bir partide “devşirilen” Deza, insan yorumlamaya başladıkça hem kendi hayatında, hem de şirketin gündelik işlerinde şiddetin tam ortada yer aldığını, tercüme için gereken istihbarat faaliyetinin kendisinin yüklü bir vahşet içerdiğini anlayacaktır. Oxford’un kerli ferli ve sinik hocaları arasında olduğunu düşünürken kendini verdiği hoş sohbet adam, onu küresel bir şebekenin içine sokacaktır.
***
Jeffrey Epstein’in de hem mesleği hem de konumu itibariyle, roman karakteri Deza’nın girdiği dünyada ayrıcalıklı bir yer edindiği görülüyor. Her bilgi kırıntısı, her veri, her politik görüşten insan istihbarata dönüşebiliyor. 0’lar ve 1’ler çağında, bu da sürpriz görünmüyor.
Mesela POLITICO’ya göre e-postalar bir bütün olarak ele alındığında, Epstein’in Norveç prensesi, finans dünyasının üst düzey yetkilileri ve eski Avrupa devlet ve hükümet başkanlarını içeren, dünyayı kapsayan bir ağ olan bir tür “yeraltı Davos’u”nun merkezinde nasıl konumlandığını gösteriyor. Ama tabii, POLITICO Davos’un yalnızca yerin üstünde faaliyet yürüttüğüne nereden çıkarıyor, orası muamma!¹
Epstein’in bu ağda elde ettiği istihbaratı şantaj unsuru olarak nasıl kullandığına dair ilginç bir örnek var. Üstelik bu örnek, bir önce yazıda bahsettiğim “eğilimlere” ilişkin de önemli bir ipucu sunuyor.
Meseleyi Wikileaks yakaladı. Aralık 2017’de New York Times, 66 yaşındaki Arthur Ochs ‘Pinch’ Sulzberger Jr’ın, NY Times’ın yayıncısı olarak emekliye ayrıldığını duyurdu.
Epstein’in Sulzberger ailesiyle ilişkisi, 1970’lere kadar uzanıyordu. Epstein’in yakın olduğu eski NY Times muhabiri Landon Thomas Jr.’ın 2015 yılında NY Magazine için yazdığı ve hiçbir zaman yayınlanmayan Epstein profili taslağına göre, Epstein o dönemde Sulzberger ailesinin kır evinde vakit geçiriyordu. Sulzberger de baba tarafından Alman Yahudisiydi.
New York Times şu anda “Pinch”in oğlu A.G. Sulzberger tarafından yönetiliyor. Sulzberger ailesi, 1896 yılından beri New York Times’ı yönetiyor.
Buraya kadar normal bir aile içi devir teslim gibi görünüyor. Ama öyle değil.
Sulzberger Jr’ın ani ayrılışından bir ay önce, Epstein avukat Brad Karp’a yazdığı e-postada, “Sulzberger nasıl olur, komik olmaz mı?” diye soruyor. Karp ise şöyle cevap verdi: “Bu oldukça ironik olur ve onun ‘pinch’ lakabına yepyeni bir anlam kazandırır.” “Pinch” sözcüğünün “çimdik, tutam” gibi anlamları var.
Karp ve Epstein arasındaki bu yazışmadan bir gün sonra, Epstein ve gazeteci Michael Wolff, “bildiğimiz haliyle müesses nizamın sonu” olacak bir seks skandalını tartışıyorlar.
Epstein, “[Steve] Bannon, Charlie [Rose] ve Pinch Sulzberger’i ifşa ederse ne olur?” diye soruyor. Wolff: “Bildiğimiz haliyle müesses nizamın sonu,” diye karşılık veriyor.
Epstein, kendisinin de böyle düşündüğünü söylüyor, “‘Pinch’ =sulz senin sihirli değneğin,” diyor.
Charlie Rose, cinsel taciz iddiaları nedeniyle üç hafta sonra Bloomberg, CBS ve PBS’ten kovuldu. 2024 yılında cinsel taciz davası, davacılar Rose’un davranışında kötü niyet olmadığını kabul ettikleri bir uzlaşma ile sonuçlandı.
Charlie Rose’un, kendi adını taşıyan röportaj programını “cinsel taciz davranışlarının bir aracı” olarak kullandığı ve stüdyosunu “cinsel avlanma alanı”na dönüştürdüğü öne sürülmüştü.
11 Aralık 2017’de yapılan bir sonraki görüşmede Wolff ve Epstein, bir sonraki cinsel taciz skandallarının kodaman adaylarını tartışıyorlar. Wolff, “Ufukta büyük isimler var… benim favorim: Arthur Sulzberger,” deyince Epstein, “Sen ve ben [artık] eski haber miyiz? :)” diye cevap veriyor.
“Pinch”in ayrıldığının duyurulmasından bir gün sonra Epstein, Landon Thomas Jr.’a “Sulzberger, sana söylemiştim” diye bir e-posta göndermiş. Thomas Jr. ise “bunu yönlendiren şeyin” kanıtını istiyor; Epstein “bekle” cevabını veriyor.
Kethy Ruemmler’e gönderdiği başka bir e-postada ise, Harvey ve Charlie (muhtemelen Weinstein ve Rose’dan bahsediyor) ile “oynamak” için kendisine para ödendiğini söylüyor.
Wikileaks’e göre New York Times, son yayınlanan Epstein dosyalarını önemsiz göstererek, belgelerin “geçmişte kalmış bir eliti ortaya çıkardığını” ve “neredeyse tamamen ortadan kalkmış bir kulüp dünyasına ait olduğunu” yazdı.
***
Virajı mı alamadı? Yoksa yapacağını zaten yaptığı için miadını mı doldurdu? Kim bilir, belki de istihbarat yöntemleri yeniden “devletleştirildi.” Bunu henüz bilmiyoruz.
Ama bu işler biraz da böyledir. Epstein de Deza’nın Tupra’nın çekmecelerinden birinde kendi “tercümesi”nin olduğunu anladığı zamandaki gibi hissetmiş olabilir. Bu karanlık dünyada haydan gelen huya gidiyor.
¹ Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık Davos toplantılarında fuhuş “sektörünün” nasıl canlandığı biliniyor. Zenginlere ve siyasetçilere “sunulan” eskortlara gizlilik sözleşmelerinin imzalatıldığı daha önce ortaya çıkmıştı. “Epstein adası”nın kış turizminin gözde mekanlarında da mevcut olduğu açık değil mi?