Görüş

Ermenistan: Yeni devlet, yeni ideoloji, yeni kilise

Yayınlanma

Kafkaslar yerkürenin en ilginç bölgelerinden biri. Sayısız mikro-milliyetçilik birbiriyle sürekli çatışma halinde; etnik ve dini düşmanlıklar doğuran tarihi-ideolojik angajmanlar sürekli kendini yenileyerek başka formlarda tekrar ve tekrar ortaya çıkıyor, Bunda bölgenin tarih boyunca birçok farklı uygarlık ve kültürün geçiş ve kesişme noktası olması da rol oynuyor. Bu nedenle bir laboratuvar alanını andırıyor; bölgedeki mikro yapı siyasi, dini, ideolojik, sosyal çatışmalarıyla bütün dünyanın bir minyatürü adeta.

Siyasi iktidardaki her köklü değişiklik devlet yapısının değişmesi demektir; bu da yeni bir ideolojik çimentoyla kaynaşmış yeni bir milletin kurulmasıyla sonuçlanır. Eski ideolojik çerçeve parçalanır, düşünülmez olan düşünülür, tabu olan fars olur. Bu süreç Ermenistan’da şaşılacak kadar bir hızla gerçekleşti; şimdi burjuva şovenizminin yerine yeni bir ideolojik hegemonya kuruluyor.

Nüfusu sadece 2,95 milyon. Bütün dünyada 10-12 milyon Ermeni bulunduğu tahmin ediliyor. Bunların 2 milyondan fazlası Rusya’da, 500 bin kadarı ABD’de ve 300 bin kadarı da Fransa’da yaşıyor. Geri kalanı Arjantin’den Mısır’a kadar bütün dünyaya dağılmış durumda.

İki yıl önce Ermenistan’la ilgili şöyle yazmıştım:

“1) Ermenistan’da saldırgan burjuva şovenizminin barutu tükendi; devlet kaçınılmaz olarak hâlâ bu şovenizmin izlerini taşısa bile yeni bir şeye evrilmesi kaçınılmazdır; 2) ilerici güçlerin bulunmadığı bir yerde ‘yeni’ her zaman eskisinden bile yıkıcıdır.”

Bu “yeni” artık ortaya çıktı.

Bununla birlikte “yeni”, burjuva şovenizminin ideolojik etki alanını adeta göz açıp kapayıncaya kadar (tarih sahnesinde birkaç yıl nedir ki?) ve tamamen kaybetmesi yüzünden kısa vadede belli bir istikrar kazanmayı başardı. Neden böyle? Çünkü siyasetin “tunç kanunu” hiç değişmiyor: siyaset boşluk tanımıyor. Çürümüş üzerine kurulu burjuva şovenizmi öylesine koftu ki Paşinyan gibi birinin temellerine üflemesi yıkılması için yeterli oldu.

Paşinyan eski burjuva şovenizmiyle sürekli alay ediyor, aşağılıyor onu; kendi “yenisini” kurmak için çoğu zaman demagojik bir temelde yapıyor bunu, ama düşmanının gücü zayıfladıkça daha güçlü darbeler indiriyor ve bütün bunlarda bölgesel-uluslararası bir bağlamı ustalıkla gözetiyor.

Her “yeni” yeni bir ideolojik kimliğe yaslanır. İdeolojik kimlikler eski anlatıları alay konusu haline getiren yeni anlatılarla kurulur. Burjuva şovenizmi Ağrı dağını bile Ermenistan’ın parçası sayıyordu; Paşinyan alay ederek anlatıyor bunu. Böylece Türkiye ile ilişkileri iyileştirmenin manivelasını yakalamayı umuyor. Ancak bana daha şaşırtıcı gelen nokta şu: bu yılın ortasına kadar gerek Türkiye, gerek Azerbaycan, gerekse de (en önemlisi) batıyla ilişkileri Rusya’dan uzaklaşma niyetiyle paralel yürütüyordu, ama birkaç aydır Rusya’yla diplomatik ve siyasi ilişkilerde de bir canlılık var; dahası, eylül ortasında dediği gibi, bunun sonucunda Rusya ile ilişkilerin “güçleneceğini” söylüyor.

Paşinyan’ın burjuva şovenizmine karşı liberal oryantasyonlu projesi yeni bir kimlik de üretmeyi başardı; Ermenistan yönetimi sadece kurumların reformasyonuyla yetinmedi, derin bir dini ve sosyal bilinç dönüşümüne de girişti. Paşinyan bunun “dördüncü cumhuriyet” olduğunu söylemişti geçen ay. Her yeni devlet inşası aynı zamanda yeni bir millet inşasıdır da. Dolayısıyla Paşinyan’ın projesi devleti aşan bir millet projesidir.

Bunun temel ayaklarından birini de Kafkasların dini manzarasının doğrudan doğruya ve geniş ölçekli reforme edilmesi oluşturuyor.

Bu, kabul etmek gerek ki, cesaret gerektiren muazzam bir proje. Paşinyan burjuva şovenizminin son ve en güçlü dayanağı kiliseye saldırıya geçmekten çekinmedi (ve doğrusu, bütün bunlar, onun kendi ülkesinde rakiplerini çok iyi tanıyan, zayıf noktalarını ve anlarını çok iyi bilen, refleksleri güçlü bir siyasetçi olduğuna yorulmalı); 7 Temmuz’da Ermeni kilisesinin “deccal, sapkın, gayrimilli, devlet düşmanı” unsurlardan “kurtarılmasına” bizzat önderlik etmeye söz verdi. Paşinyan’a göre kilisenin başı Garegin II ve piskopos Acapahyan’ın “İsa’yla hiçbir teması yok”. 23 Temmuz’da kiliseyi katolikos II’nci Garegin’den “kurtarmayı” ve yeni katolikos seçimlerini de kilisenin kanonu onaylanana kadar ertelemeyi önerdi. Paşinyan’a göre kanon da “evrensel, kısa ve herkesin anlayabileceği bir belge” olmalıydı: “Kanonik kodeksin onaylanmasından sonra bütün Ermenilerin katolikosunun seçimi yapılmalı; seçimler sırasında katolikos makamının bütün adaylarının güvenilirliği de sınanacaktır.”

Bu yeni millet projesinin kilit noktası bir köy: Ohanavan. Burası 1828 gibi geç bir tarihte Muş’tan gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Tarihi-ideolojik önemini tek bir şeyden, 13’üncü (başka bazı kaynaklara göre de 5’inci) yüzyılda kurulmuş Hovhannavank manastırından alıyor.

Bütün millet inşası projelerinin temelinde “unutulmuş” tarihin canlandırılması (veya hatırlanması, üretilmesi, uydurulması) yatar. Yeni anlatı da bölgenin Ortaçağda bölge halkları için çok önemli hac ve ticaret yollarına ev sahipliği yaptığı ve böylelikle bu halkların kültürel sentezinin temelini oluşturduğu iddiasına yaslanıyor.

Bu köyde “zengin tarihi miras”, “kültürel hoşgörü”, “karşılıklı saygı” nutukları eşliğinde yeni bir dini merkezin temeli atıldı.

Bütün bunların eskinin yerine vazediliyor. Başka deyişle, yeni dini merkez, doğal olarak, eski resmi (ve hatta bir ölçüde devlet-yapıcı) inancın miadını bütünüyle doldurduğu ve yenisinin vazettiklerinin tam tersine (hoşgörüsüzlük, başka inançlara saygısızlık, vb.) dayandığı kabulüne dayanıyor. Önüne ihtiraslı hedefler koyuyor, mimari proje bile bunu yansıtıyor: buna göre farklı dini geleneklerin unsurlarını birleştiren Ayasofya’ya benzeyen bir ibadet kompleksi kurulacak, tarihçiler ve ilahiyatçılar için Kafkaslardaki dini gelenekleri inceleyen bir uluslararası araştırma merkezi oluşturulacak, eski manastır bölgesi iç ve uluslararası turizm ve hıristiyan hacılar için hac merkezi olacak, vb.

Bu durum bana, bir tarihi paralellik kurmak gerekirse eğer, Büyük Pyotr’un “eski inancı” kanunsuz ilan edip bugün bildiğimiz resmi Rus ortodoks kilisesini kurmasını hatırlatıyor. Modern bir formda elbette. Büyük Pyotr’un kilise reformundan temel farkı sadece kendi iktidarını pekiştirme amacı gütmekle yetinmiyor olması. Benzerlik, yeni devlet için yeni devlet ideolojisi denkleminde.

Riskli bir girişim. En ciddi karşı çıkış hiç kuşku yok ki apostolik kiliseden gelecektir. Bu kilisenin önde gelen isimlerinin kendi dini tekellerinin sarsıldığını görmemeleri mümkün değil; bu dini tekel şimdiye kadar siyasi ve ideolojik egemenliğin veya hiç değilse nüfuzun da biricik garantisiydi. Bu nedenle milli kimliğin aşındırıldığı hatta (1915’e göndermeler yaparak) imha edildiği itirazları daha güçlü yükselecektir. Ama Paşinyan’ın siyasi yetenekleri ve Ermeni burjuva şovenizminin kokmakta olan bir ceset olduğu düşünülürse girişimin hiç değilse iç siyasette başarılı olmaması için bir neden yok.

Dış siyaset açısından ise riskler daha büyük. Öncelikle, Aliyev yönetimi bu projede Ermenistan’ın eline geçecek bir (moda deyimle) “yumuşak güç” vasıtası görebilir ve bunu tehdit olarak değerlendirebilir — gerçekten de, eğer çökmüşün yerine yeni bir milli kimlik oluşacaksa, Paşinyan yönetimi projesini batı ve Türkiye ile ilişkileri geliştirmek amacıyla da kullanacaktır.

Sorun şu: bu milli kimliğin oluşumu kuşkusuz Paşinyan’ın liberal oryantasyonunun bir parçası, ancak nüfusu sadece 2,95 milyon olan Ermenistan’dan başka neredeyse bir o kadar Ermeni nüfusunun da Rusya’da yaşadığı unutulmamalı. Yönetim Rusya’daki Ermenilerin desteğini kazanmak zorunda. Bunun iki yolu var. İlki, Azerbaycan’ın Rusya’daki Azerbaycan diasporasına yaklaşımında olduğu gibi, buradaki irili ufaklı servet sahiplerini Rusya yönetimine karşı bir baskı unsuru olarak kullanmak. Ne var ki bu siyaset Azerbaycan örneğinde çöktü. İkinci yol, Rusya yönetimiyle ilişkilerde tarafların menfaatlerini gözeten bir dengenin sağlanması. Ben Paşinyan’ın bu ikinci yolu tercih edeceğini düşünüyorum.

Baştaki alıntıya geri döneceğim. Öncelikle, “yeni” artık bir rüşeymden ibaret değil; tamamen ortaya çıktı. Sosyalist hareketin güçsüzlüğünden başka büyük ölçüde (neredeyse bütünüyle) Türk düşmanlığına dayanan Ermeni burjuva şovenizmine de angaje olması yüzünden yeninin ortaya çıkışında onun hiçbir etkisi olmadı. Paşinyan arka arkaya gelen askeri yenilgileri bile siyasi bir zaferle taçlandırmayı başardı. Bu benzeri pek görülmemiş olan durum, eski resmi ideolojinin onca yekpare görüntüsüne rağmen kofluğuna tanıklık ediyor. Öyleyse şimdi yapılması gereken eskinin nostaljisi değil yeniyi biçimlendirmek olmalı.

Paşinyan’ın vazettiği yeni Ermeni milli kimliğinin iddiaları büyük. Rüşeymin elle tutulur bir gerçeklik haline gelmesi, yeni bir devlet ve yeni bir milli kimlik, çalkantıların ardından siyasi istikrar ihtiyacını doğuracaktır. Bu da eski Daşnak şovenizminin bütün ideolojik kalıntılarının gömülmesini gerektirir. Ohanavan’da yeni bir dini merkez, veya daha açık söylemeli: Ermeni kilisesinin tamamen dönüştürülmesi, bu amaca hizmet ediyor. Bu yeni ideolojiyle çatışan bütün görüşler ekstremizm olarak nitelenecek ve ezilecektir.

“Dinler arası hoşgörü” söylemi hiç kuşkusuz Türkiye ile ilişkilerle ilgili. Bunun sonucunda başta ilahiyat fakülteleri ve Diyanet olmak üzere akademik ilişkiler kurulmasını da beklemek gerek, zira şovenizmin yerini alacak liberalizm başka türlü hayata geçirilemez. Bu, kültürel ve dini işbirliği olarak tanımlanacak ve çok olasıdır ki bölgenin islam, hıristiyanlık ve yahudilik arasında köprü niteliğine daha çok vurgu yapılacaktır. Bu fonda Ankara ile Erivan arasındaki diplomatik, ticari ve hatta siyasi ilişkilerin derinleşmesi ve hızla gelişmesi beklenmeli.

Başarılı olur mu? Doğrusu, şimdiden kesin bir tahminde bulunmak güç; ancak Paşinyan’ın burjuva şovenizmi yerine burjuva liberalizmini geçirme projesinin böylesine hızlı ve şaşılacak kadar başarılı gerçekleşmiş olması, epey bir gelecek vaat ediyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version