Dünya Basını
Eski CIA görevlisi Giraldi: İlan edilmemiş savaşlar sıradan bir uygulama haline geldi
Eski CIA vaka görevlisi Philip Giraldi ve Yargıç Andrew Napolitano, ABD hükümetinin İran’a yönelik son askeri adımlarını ve ilan edilmemiş savaşların hukuki meşruiyetini ele aldı. Giraldi, sahadaki operasyonların sivil hedeflere yöneldiğini ve Washington’daki karar alıcıların anayasal denetimden kaçmak için terminolojik manipülasyonlara başvurduğunu belirtti.
Yargıç Andrew Napolitano, “Judging Freedom” programında, eski CIA vaka görevlisi Philip Giraldi ile ABD’nin Ortadoğu’daki askeri faaliyetlerini ve Trump yönetiminin İran politikasını irdeledi. Programın açılışında konuşan Napolitano, ABD hükümetinin “önleyici savaş” adı altında yürüttüğü saldırganlık politikalarının Amerikan halkı nezdinde tepkisiz karşılanmasını eleştirdi. Napolitano, “Hükümetin gayrimeşru güç kullanımına alışmış durumdayız. Özgür bir toplum inşa etmek için, güce başvurma meselesinin anlaşılması ve reddedilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Napolitano, Thomas Jefferson’ın “En az yöneten hükümet en iyisidir” ilkesine atıfta bulunarak, mevcut siyasi atmosferde hükümetin hatalı olduğu durumlarda haklı olmanın tehlikelerine dikkat çekti. Özgürlük için savaşmanın önemine vurgu yapan Napolitano, demokratik değerlerin bugün her zamankinden daha büyük bir tehdit altında olduğunu kaydetti.
“Zamanlama meselesi Netanyahu’nun Washington ziyaretiyle netleşti”
Napolitano, İran’a yönelik operasyonların zamanlamasına ilişkin olarak, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump üzerinde kişisel bir baskı kurup kurmadığını sordu. Giraldi, operasyonun önceden planlanmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu ancak zamanlamanın diplomatik temaslarla şekillendiğini belirtti. Giraldi, “Bu zaten gerçekleşecekti; asıl mesele bunu tam olarak nasıl, ne zaman ve hangi şartlar altında yapacaklarıydı” dedi.
Netanyahu’nun Washington ve Florida ziyaretlerinin operasyon takviminde belirleyici olduğunu ifade eden Giraldi, Trump yönetiminin sunduğu gerekçelerin gerçeklikle bağdaşmadığını vurguladı. İran’ın nükleer silah inşa ettiği veya ABD’ye ulaşabilecek balistik füzeler ürettiği yönündeki iddiaların “uydurma nedenler” olduğunu dile getiren Giraldi, asıl motivasyonun İsrail’in güvenliği olduğunu kaydetti.
“Hedefte İran’ın balistik füze cephaneliği var”
Giraldi, mevcut askeri operasyonların merkezinde İran’ın balistik füze kapasitesinin bulunduğunu ifade etti. İsrail için en büyük tehdidin bu cephanelik olduğunu belirten Giraldi, “Şu anda hedef alınan temel unsur bu füzeler; ancak bu hedeflerin birçoğu yer altında olduğu için ne ölçüde başarılı olduklarını kestirmek güç” dedi. Sahadan gelen taktiksel raporların yetersizliğine değinen Giraldi, bombardımanların sivil yerleşim birimlerini ve okulları etkilemesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
Napolitano, Profesör Muhammed Marandi ile yaptığı mülakata atıfta bulunarak, sahada uygulanan yöntemin “İsrail savunma güçleri modeli” olduğunu belirtti. Bu modele göre, önce bir apartman dairesi bombalanıyor, ardından yardıma gelen acil müdahale ekipleri hedef alınıyor. Giraldi bu gözlemi onaylayarak, “İsrailliler bunu yapar; Gazze’de yaptılar, şimdi de Lübnan’da yapıyorlar. Terör yaratıyorlar ve yumuşak hedefleri vuruyorlar” diye konuştu.
“Müslümanlar kalıcı bir etnik düşman olarak görülüyor”
Giraldi, İsrail’in bölgedeki vizyonuna dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İsrailli karar alıcıların Gazzelilere bakış açısıyla İranlılara bakış açısı arasında bir fark olmadığını kaydeden Giraldi, “Hepsini Müslüman oldukları için birer düşman olarak görüyorlar. Bu, onları kalıcı bir ırksal ve etnik düşman olarak algılayan temel bağlayıcı faktör” ifadelerini kullandı. Giraldi, “Büyük İsrail” projesinin gerçekleşmesi durumunda bölgedeki tüm Müslüman unsurların bir şekilde tasfiye edilmesinin hedeflendiğini belirtti.
ABD’li bazı siyasetçilerin bu operasyonları bir “savaş” olarak nitelendirmekten kaçınmasını eleştiren Napolitano, bu durumun anayasal ve ahlaki yükümlülüklerden kaçmak için yapıldığını ifade etti. Giraldi de bu görüşe katılarak, “Eğer buna savaş demezseniz, savaş ilan etmezseniz, o zaman savaş değildir diye düşünüyorlar. Bunları sadece ‘mahallede düzeni sağlamak’ gibi görüyorlar. Bu durum Beyaz Saray’dan düzenli olarak servis edilen bir polis eylemi anlatısıdır” dedi.
“Ordu içinde sadece ‘evet efendim’ diyen subaylar seçildi”
Trump yönetiminin askeri komuta kademesini nasıl şekillendirdiği de mülakatın önemli başlıklarından biriydi. Giraldi, Başkan Trump ve ekibinin kıdemli pozisyonlara, kendisine asla itiraz etmeyecek isimleri özenle yerleştirdiğini belirtti. Vietnam Savaşı dönemindeki üst düzey subayların siyasi otoriteye karşı daha eleştirel ve dürüst olabildiğini hatırlatan Giraldi, “Şu anki yönetim, herhangi bir konuda kendisine katılmayanların başını uçuruyor. Eğer askeri görevliyseniz istifaya zorlanıyorsunuz, devlet görevlisiyseniz kovuluyorsunuz” şeklinde konuştu.
Giraldi, bu tek tip düşünce yapısının gelecekte büyük bir pişmanlığa yol açacağını savundu. Emekli bir ordu mensubuyla yaptığı görüşmeyi aktaran Giraldi, “Bu yöntemle sonuç alırlarsa, ödeyeceğimiz bedel çok ağır olacak. Zaten şu anda bunun etkilerini yaşıyoruz; Grönland meselesi, İran operasyonları ve Ekvador’daki uyuşturucu operasyonlarına katılan birlikler bunun birer parçası” dedi.
“CIA 1980’lerden beri etnik kartı oynamaya devam ediyor”
Giraldi, CIA bünyesinde Türkiye’de görev yaptığı 1980’li yıllara dair anılarını paylaşarak, ABD’nin bölgedeki istihbarat stratejilerini anlattı. İran veya Suriye gibi ülkeleri içeriden zayıflatmak için her zaman “etnik kartın” oynandığını belirten Giraldi, “Hakim olmayan etnik grupları kullanmaya çalışırsınız. Bir Persliyi yanınıza çekmek yerine, diğer etnik kökenlerden gelenleri devşirirsiniz. Kürtler bu konuda her zaman en belirgin gruptu” dedi.
Kürt milislerin İran içinde istihbarat toplamak ve Amerikalıların doğrudan yapamayacağı terör eylemlerini gerçekleştirmek için kullanıldığını kaydeden Giraldi, Trump yönetiminin bu stratejisinin bölgesel risklerine dikkat çekti. Giraldi, “İran’a kara gücü olarak gönderilmesi planlanan bu milisleri silahlandırmak büyük bir tehlike. Türkiye, sınırlarında böyle bir oluşuma asla müsamaha göstermeyecektir. Türkiye’nin ciddi bir Kürt meselesi var ve bu gruplar bölge genelinde bir mevcudiyete sahip” uyarısında bulundu.
“Askerlere bu savaşın bir ‘Armageddon kehaneti’ olduğu söyleniyor”
Programda, Demokrat milletvekili Jared Huffman’ın sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşıma da değinildi. Huffman, ABD birliklerine İran ile savaşın İncil’deki bir kehanetin, yani Armageddon’un parçası olduğunun ve Trump’ın bunu gerçekleştirmek için Tanrı tarafından seçildiğinin anlatıldığını ifade etmişti. Giraldi, bu tür iddiaların Trump’ın çevresindeki Hristiyan milliyetçisi unsurlardan kaynaklandığını belirtti. Dini liderlerin mesajlarının bu şekilde çarpıtılmasının son derece tehlikeli olduğunu vurgulayan Giraldi, “Bu durum, dini bir mesajın suistimal edilmesinde zirve noktasıdır” dedi.
Mülakatın sonunda, Trump’ın özel temsilcileri Kushner ve Witkoff’un rollerine değinildi. Giraldi, bu iki ismin dış politika konusunda yetersiz olduğunu ve tek odak noktalarının Akdeniz kıyılarında tatil köyleri inşa etmek veya ham madde anlaşmaları imzalamak olduğunu savundu. “Karşımızda kendi ülkesi ve Amerikan halkı için doğru olanı yapmaktan anlamayan bir başkan var” diyen Giraldi, mevcut tablonun bir “korku şovu” niteliğinde olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.