Dünya Basını
Eski CIA operasyon görevlisi Giraldi: Bu ateşkes bir aldatmacadan ibaret
Eski CIA operasyon görevlisi ve dış politika analisti Philip Giraldi, ABD ve İsrail’in Ortadoğu stratejisine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulunarak mevcut ateşkes girişimlerinin lojistik bir mola ve stratejik bir hile olduğunu belirtti. Yargıç Andrew Napolitano’nun programına katılan Giraldi, Trump yönetiminin İsrail ile ilişkilerindeki “emir-komuta” zincirini ve Tahran’a yönelik olası bir nükleer saldırı riskinin denetimsizliğini masaya yatırdı.
Eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) operasyon görevlisi ve kıdemli dış politika uzmanı Philip Giraldi, Ortadoğu’da ilan edilen ateşkes sürecinin gerçek bir barış iradesinden ziyade, cephane tükenmesi ve stratejik tıkanıklık nedeniyle başvurulan bir “aldatmaca” olduğunu ifade etti.
Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu “Judging Freedom” programına konuk olan Giraldi, Washington ve Tel Aviv arasındaki ilişkinin asimetrik yapısını, Trump yönetiminin İran politikasını ve bölgedeki askeri hareketliliğin arka planını detaylandırdı. Giraldi, sözde ateşkes sürecini “bir komedi oyununa” benzeterek, sahadaki gerçekliğin diplomatik söylemlerle taban tabana zıt olduğunu kaydetti.
“Bu ateşkes süreci nefeslenmek için kurgulanmış bir hiledir”
Yargıç Napolitano’nun, “Bu sözde ateşkes bir aldatmaca mı?” sorusuna yanıt veren Giraldi, süreci en başından beri güvenilmez bulduğunu dile getirdi. Ateşkesi bir “aldatmaca” olarak nitelendiren Giraldi, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“En başından beri buna hiç güvenmedim. Bu esasen bir nefeslenme dönemi elde etmek için kurgulanmış bir hileydi. Çünkü İsrail ve Birleşik Devletler’in elindeki silahlar tükeniyordu ve savaş onların bakış açısından pek de iyi gitmiyordu. Biraz zaman kazanmak, bir nefes almak ve ardından tekrar savaşa dönmek istediler; şu an tam olarak gerçekleşen şey de budur.”
Giraldi, diplomatik çabaların devam ettiği iddia edilirken Donald Trump’ın İsrail’e yaklaşık 1 milyar dolar değerinde bomba ve silah gönderdiğine dair haberlere dikkat çekti.
İsrail’in bu mühimmatı insanları bombalamak ve öldürmek için “ücretsiz” aldığını vurgulayan Giraldi, aynı zamanda ABD birliklerinin İran cephesine doğru yola çıktığına dair yeni haberlerin de mevcut olduğunu bildirdi.
“Başarısızlığın üzerini incir yaprağıyla örtmeye çalışıyorlar”
ABD’nin bölgedeki askeri varlığının etkinliğini sorgulayan Giraldi, daha önceki zenginleştirilmiş uranyum ele geçirme girişiminin “sefil bir başarısızlıkla” sonuçlandığını hatırlattı.
Giraldi, bu başarısızlığın ardından operasyonun bir “kurtarma misyonuna” dönüştürülmesini inandırıcı bulmadığını belirtti.
Albay Karen Kwiatkowski’nin gözlemlerine atıfta bulunan Giraldi, kurtarıldığı iddia edilen kişilerin kimliklerinin asla açıklanmadığını ve standart prosedürlerin izlenmediğini kaydetti. Giraldi, “Bu durum, sadece çıplak başarısızlıklarının üzerine bir incir yaprağı örtme çabası olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Bölgeye gönderilen yeni birliklerin kara kuvvetleri olduğuna dair güçlü imalar bulunduğunu belirten Giraldi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu birliklerin konuşlandırılması açısından herhangi bir başarı yolu görünmüyor. Sayıca azınlıkta kalacaklar. Onları denizden ya da havadan karaya çıkarmanın kendisi bile sorunlu bir durum. Bu durum yeni bir tehdit unsuru yaratma çabası olabilir. Trump, bölgedeki deniz yollarını hem Kızıldeniz’de hem de Hürmüz Boğazı’nda her iki taraftan bloke etmeye çalışıyor. İranlıların teslim olacağı beklentisiyle bir tehdit ve uyarı diğerinin üzerine yığılıyor; ancak bu bana pek olası görünmüyor.”
“İslamabad’daki görüşmeler Trump’ın övünme hakkı elde etme çabasıydı”
Geçtiğimiz hafta sonu İslamabad’da gerçekleşen müzakerelerin niteliğini de eleştiren Giraldi, bu görüşmelerin ciddi bir diplomasi değil, Trump için bir “övünme vesilesi” kurgusu olduğunu ifade etti.
Yapının daha en baştan başarısızlık üzerine kurulduğunu savunan Giraldi, süreci şu sözlerle aktardı:
“İslamabad’a varmadan önce, daha önce üzerinde anlaşılan ve İranlılar tarafından sunulan 10 maddelik planın artık geçerli olmadığını şikayet etmeye başlamışlardı. Heyetin bileşimi de dikkat çekiciydi; damadı (Jared Kushner) ve emlakçısı, İranlıları daha önce iki kez oyuna getirmiş olmalarına rağmen yine ana aktörlerdi. Bu şartlar altında başarının şansı yoktu.”
Giraldi, müzakereler sırasında Donald Trump’ın heyetle 11 kez telefonda görüştüğünü, Binyamin Netanyahu’nun da hem heyetle hem de muhtemelen Trump ile sürekli temas halinde olduğunu bildirdi.
Giraldi, “Bu süreç en başından itibaren ‘yürümeyecek’ bir girişimdi. Sadece zaman kazanmanın ve dünyanın geri kalanına sanki ciddi niyetleri varmış gibi görünmenin bir yoluydu” dedi.
“ABD’de hiç kimse İsrail’e meydan okumaya cesaret edemiyor”
Yargıç Napolitano’nun “Birleşik Devletler hiç İsrail’e karşı gelir mi?” sorusuna yanıt veren Giraldi, tarihte bunun sadece iki örneği olduğunu hatırlattı.
John F. Kennedy’nin bu tutumu nedeniyle öldürüldüğünü ima eden Giraldi, ikinci örneğin ise yasadışı yerleşim birimlerine giden fonları kesmeye çalışan “Baba” Bush olduğunu belirtti.
Giraldi, Bush’un bu girişiminin ardından medyanın aniden ekonominin kötü olduğunu “keşfettiğini” ve seçmenin Bill Clinton’a yönlendirildiğini dile getirdi.
Giraldi, mevcut tabloda kimsenin İsrail’e meydan okuyamadığını, aksine İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD yönetimi üzerindeki nüfuzunu açıkça sergilediğini ifade etti.
“Yönetimdekiler her gün Netanyahu’ya rapor veriyor”
Programda, Netanyahu’nun Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile yaptığı görüşmeye dair açıklamaları izletildi.
Netanyahu’nun, “Bu yönetimin insanlarının her gün yaptığı gibi, müzakerelerdeki gelişmeler hakkında bana ayrıntılı rapor verdi” ifadelerini değerlendiren Giraldi, durumun vahametini şu sözlerle özetledi:
“Bu açıklamalar kimin patron, kimin ast olduğunu açıkça gösteriyor. Ona rapor veriyorlar ve onu bilgilendiriyorlar. Bu adam (Netanyahu) ipleri elinde tutuyor. Washington’da, Beyaz Saray’da onun bu tutumuna izin veren acınası varlıklar var. Bu durum Demokratlar döneminde de aynıydı; Demokrat Parti’ye yapılan siyasi bağışların çoğunun AIPAC’ten geldiğine dair haberler mevcut.”
Giraldi, Lübnan ile yapılan müzakerelerin Washington’da yürütülmesini de eleştirdi. İsrail’in Lübnan’ın üçte birini çalmaya ve orayı “Büyük İsrail”in bir parçası haline getirmeye çalıştığını belirten Giraldi, müzakere edilen haritaların durumun vahametini ortaya koyduğunu kaydetti. Lübnan’ın geleceğinin İsrail’in tam kontrolündeki Washington’da konuşulmasının bir “komedi rutini” olduğunu ifade etti.
“Trump nükleer silah kullanmaya karar verirse onu durduracak bir mekanizma yok”
Giraldi, Ortadoğu’daki krizin nükleer bir boyuta evrilme ihtimali konusunda ciddi uyarılarda bulundu. Hem Trump’ın hem de Netanyahu’nun siyasi gelecekleri tehlikeye girdiğinde nükleer seçeneğe başvurabileceklerini kaydeden Giraldi, ABD’deki prosedürlere dair yaptığı araştırmayı paylaştı:
“Birleşik Devletler Başkanı o ‘elektronik futbol topu’ üzerindeki düğmeye basıp nükleer saldırı emri verirse, süreçte neredeyse hiçbir denetim ve denge mekanizması olmadığını keşfettim. Bu kişinin, yani Amerikan başkanının, bunu yapıp yanına kâr kalması ihtimali çok yüksek. Aynı durum Netanyahu için de geçerli. Sırf bu iki aptal yüzünden elimizde nükleer bir Üçüncü Dünya Savaşı olabilir.”
Napolitano’nun “Pekin ve Kremlin buna izin verir mi?” sorusu üzerine Giraldi, Beyaz Saray’dan bir nükleer saldırının gerçekleşmesinin sadece 25 dakika sürdüğünü ve Rusya ile Çin’in manevra yapacak zamanı olmayacağını belirtti.
Giraldi, “Netanyahu ve Trump, istedikleri her şeyi yapabileceklerine ve yanlarına kâr kalacağına inanan insanlar. Tarih de onları bu konuda haklı çıkarıyor; soykırımdan ve saldırgan savaşlardan sıyrılmayı başardılar” dedi.
“Vatikan Temsilcisi Pentagon tarafından tehdit edildi”
Papa Leo’nun Trump yönetimine yönelik eleştirileri ve İncil’deki “Ne mutlu barışı sağlayanlara” mesajını hatırlatması üzerine yaşanan gerilimi değerlendiren Giraldi, Beyaz Saray’ın bu duruma verdiği tepkinin “ucube gösterisi” niteliğinde olduğunu söyledi.
Giraldi, Papa’nın Washington’daki temsilcisi olan kardinalin Pentagon’a çağrılarak tehdit edildiğini açıkladı:
“Pentagon, Papa’nın temsilcisini içeri çağırıp tehdit etti. ‘Politikalarımız hakkında şikayet etmeyi bırakın, biz büyük bir gücüz ve pek çok şey yapabiliriz’ dediler. Bu inanılmaz bir durum. Trump ve ekibi, barış mesajı veren dini liderleri bile hedef alıyor.”
Giraldi, tehdidi gerçekleştiren kişinin soyadının “Colby” olduğunu belirterek, bu ismin eski CIA Direktörü William Colby ile bir akrabalık bağı olup olmadığının tartışıldığını ancak biyografik verilerin farklı siyasi figürlere işaret ettiğini not etti.
“İstihbarat verileri doğrudan Tel Aviv’e akıyor”
CIA’in bölgedeki rolüne de değinen Giraldi, teşkilatın İsrail’e “insanları daha etkili öldürebilmeleri için” bilgi sağladığını öne sürdü.
Bilginin iyi ya da kötü amaçla kullanılabileceğini ancak ABD’nin uzun süredir bunu kötü amaçlar için kullandığını savunan Giraldi, sahadan elde edilen her türlü verinin doğrudan Tel Aviv’e iletildiğini belirtti.
Programın sonunda İsrail istihbaratının Trump’a karşı elinde “şantaj materyali” bulunup bulunmadığına dair spekülasyonları değerlendiren Giraldi, İsrail servislerinin bu tür konularda uzman olduğunu ifade etti.
Giraldi, şantajın muhtemel yöntemini şu şekilde tarif etti:
“Trump’ın devasa egosunu ve öz saygısını göz önüne aldığımızda, bunu bir tehdit gibi değil de ‘sizi koruyoruz’ paketiyle sunacaklardır. ‘Maalesef bu belgelere rastladık ama itibarınızı korumak için elimizden geleni yapacağız’ diyerek onu istedikleri çizgiye çekerler. Avrupa’da görev yaparken bu İsrail istihbarat subaylarıyla çok karşılaştım; bunlar her zaman entrika peşinde olan bir grup pislikten ibarettir.”
Philip Giraldi, bölgedeki gerilimin seçim hesapları ve kişisel bekalar uğruna küresel bir felakete sürüklenmesi riskinin her zamankinden daha yüksek olduğu uyarısıyla sözlerini tamamladı.