Dünya Basını

Eski İngiliz istihbaratçı Crooke: İran savaşı Washington’un lojistik açmazına dönüşüyor

Yayınlanma

Eski İngiliz istihbaratçı ve stratejist Alastair Crooke, İran-ABD çatışmasının klasik bir Batı hava savaşı formatında sürdürülemeyeceğini, İran’ın 20 yıllık asimetrik savaş hazırlığının Amerikan lojistik zincirini sistematik biçimde aşındırdığını söyledi. Crooke’a göre Netanyahu’nun “büyük zafer” vaadi boşlukta sallanırken, Başkan Trump’ın asıl savaş alanı Kasım’daki ara seçimler ve çöken kamuoyu desteği.

Eski İngiliz istihbarat yetkilisi ve stratejik analist Alastair Crooke, Mario Nawfal’ın programında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik devam eden saldırganlık eyleminin seyrini değerlendirdi.

Crooke, mevcut durumu “çelişkili açıklamalar ve çelişkili baskıların iç içe geçtiği” bir kaos olarak tanımladı. Crooke, “ABD tarafında ve bir ölçüde İsrail’de büyük bir kafa karışıklığı ve birbirine zıt baskılar söz konusu” dedi.

Crooke’un dikkat çektiği ilk tırmanma adımı, İran’daki su arıtma tesisine yönelik saldırıydı. Saldırı yaklaşık 35 köy ve kasabayı etkiledi, ancak Crooke asıl meseleyi çok daha geniş çerçevede ele aldı.

Crooke, “Bunu kimin onayladığını ve ne düşündüğünü merak ediyorum, çünkü İran su arıtmaya yalnızca yüzde 3 oranında bağımlıyken Körfez ülkeleri yüzde 40 ile 70 ve hatta daha fazla oranda bağımlı” dedi. Su arıtma tesislerini hedef alan bir savaşın sivil nüfus için “felaket” boyutuna ulaşabileceğini vurguladı.

Crooke’un öne çıkardığı ikinci tırmanma ise Tahran’daki rafineri ve depolama tanklarına yapılan saldırıydı. Saldırı sonucunda başkentin üzerinde asit yağmuru bulutları oluştu.

Crooke bu saldırıyı, “ekolojik bir felaket, bir sağlık felaketi; etkisi bakımından neredeyse bir kimyasal silah” olarak nitelendirdi. Saldırının amacının İran’ı Körfez’deki petrol ve doğalgaz altyapısına misilleme yapmaya kışkırtmak ya da Körfez devletlerini İsrail’in İran karşıtı koalisyonuna çekmek olabileceğini belirtti.

“Mayınlar tamamen gereksiz, İran boğazı zaten kontrol ediyor”

Hürmüz Boğazı’nın mayınlanmasına ilişkin haberleri Crooke net bir dille reddetti. Crooke, “İran’ın buna ihtiyacı yok. Boğazın karşısındaki yamaç boyunca mağaralar ve silolar kısa menzilli gemisavar füzelerle dolu” dedi.

Boğazın topçu ateşiyle bile kontrol edilebilecek kadar dar olduğunu belirten Crooke, İran’ın strateji olarak boğazı kapatmak yerine “kapılı geçiş” (gated) sistemine geçtiğini aktardı. Bu sisteme göre İran’ın belirlediği kurallara uyan gemiler -özellikle Çin gemileri ve saldırılara katılmayan ülkelerin gemileri- geçiş yapabiliyor.

Crooke, İran’ın 25-30 adet denizaltıdan oluşan bir filoya sahip olduğunu ve bu denizaltıların su altından gemisavar füze ateşleyebildiğini aktardı. Amerikan donanmasının Basra Körfezi’nden giderek uzaklaştığını vurgulayan Crooke, “Amerikan filosu bu süre boyunca Basra Körfezi’nden gitgide uzaklaşıyor, çünkü yaklaşmaktan çok tedirginler” dedi.

Nitekim sohbet sırasında Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un İran’ın boğazı mayınladığına dair herhangi bir teyit veya kanıt almadığını açıkladığı haberi geldi.

“Netanyahu’nun büyük zafere ihtiyacı var, çünkü her şey aleyhine dönüyor”

Crooke, İsrail’in Körfez ülkelerini çatışmaya çekme stratejisine ilişkin iddiaları büyük ölçüde doğruladı. Pakistan istihbaratının Suudi Arabistan’ı, ABD büyükelçiliğine ve Suudi topraklarına yönelik saldırıların İran’dan değil İsrail’den geldiği konusunda uyardığına dair teyit edilmemiş raporlar bulunduğunu aktardı.

Benzer şekilde İran’ın Türkiye’ye füze attığı iddialarının da son derece düşük bir olasılık taşıdığını, zira Türkiye’nin İran’a özellikle Kürt sızmaları konusunda yardım ettiğini kaydetti.

Crooke, Netanyahu’nun savaşı sürdürme motivasyonunu iç siyasi baskılarla açıkladı. Crooke, “Netanyahu’nun gerçekten bunu bir zafere dönüştürmesi gerekiyor, çünkü her şeyin aleyhine döndüğü hissediliyor” dedi.

İsrail kamuoyunun savaşa yüzde 82 oranında destek verdiğini, Yahudi İsrailliler arasında bu oranın yüzde 93’e çıktığını aktaran Nawfal’a karşılık Crooke, bu desteğin yoğun propaganda üzerine inşa edildiğini kaydetti.

Crooke, “İran’ın bir iskambil kağıdından ev gibi çökeceği söylendi. Haziran’da çökeceğini, Ocak protestolarında çökeceğini düşündüler. Herkese parmakla hafifçe itsen tamamının yıkılacağı anlatıldı” dedi.

Hizbullah’ın saf dışı kaldığı varsayılırken yeniden güçlenerek İsrail’e ciddi hasar vermeye başladığını, Hamas’ın Gazze’de yeniden silahlandığını ve halk desteğini artırdığını, Yemen’in hiçbir zaman devre dışı bırakılamadığını sıralayan Crooke, İsrail yerleşkesi içinde “derin bir acılık” olduğunu ifade etti.

Netanyahu’nun yolsuzluk davalarıyla karşı karşıya olduğunu ve 7 Ekim soruşturmasını üstlenerek sorumluluğu orduya yıkmaya çalıştığını da ekledi.

“Füzeler hava kuvvetleriniz olur: 20 yıllık hazırlığın mantığı”

Crooke, çatışmanın en kritik boyutunu “klasik Batı hava savaşı ile asimetrik savaş arasındaki yapısal çatışma” olarak çerçeveledi.

ABD’nin 2003 Irak ve 1999 Sırbistan modelindeki kısa süreli hava bombardımanı ve liderlik tasfiyesi stratejisini uyguladığını belirten Crooke, İran’ın bunun tam tersine hazırlandığını anlattı.

Crooke, 2003 sonrasında İran’ın tüm askeri yapısını köklü biçimde dönüştürdüğünü aktardı. Buna göre İran, 57 özerk komuta bölgesi oluşturdu; her biri kendi mühürlü talimatlarına sahip ve Tahran merkezi komutası ortadan kalksa bile savaşı sürdürecek ve füze ateşleme kararları alacak şekilde tasarlandı.

Crooke bu yapıyı “ölü el” (dead hand) sistemi olarak tanımladı. Büyük füzelerin 90 metre derinlikteki silolarda, İran’ın dağlık ve ormanlık coğrafyasına dağıtılmış halde konuşlandırıldığını, ABD kuvvetlerinin bu hedeflere ulaşamadığını söyledi. Mobil fırlatıcıların ise dağ mağaralarına 60 saniye içinde geri çekilebildiğini, 2006’da Lübnan’da bunu bizzat gözlemlediğini aktardı.

Crooke, “Eşit bir hava kuvveti kurmanın anlamı yok; füzeler hava kuvvetleriniz olur ve füze teknolojisine yoğun yatırım yaparsınız” dedi. İran’ın bu mantıkla 20 yıldır varoluşsal bir İsrail savaşına hazırlandığını kaydetti.

“Amatörler taktik konuşur, profesyoneller lojistik konuşur”

Crooke, savaşın kaderini belirleyecek unsurun cephe hattı değil lojistik olduğunu vurguladı. İsrail’in önleme stoklarının dramatik biçimde azaldığını, Katar’ın elinde çok az kapasite kaldığını, İran füzelerinin artık neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan hedeflerine ulaştığını ileri sürdü.

Özellikle Koram Şah füzesine dikkat çeken Crooke, askeri uzmanların İsrail’in Mach 4’ün üzerindeki hiçbir füzeyi önleyemediğini belirttiğini, Koram Şah’ın ise Mach 8-10 hızında olduğunu ve her birinde 20 kiloluk savaş başlığı taşıyan yaklaşık 80 alt mühimmat barındırdığını aktardı. İran’ın bu füzeleri engellenmeden hedefe ulaştırdığını söyledi.

Crooke, İran’ın füze atış hızını bilinçli olarak düşürdüğünü de vurguladı. İran’ın tutumunu şöyle aktardı: “Artık birden fazla füze göndermeye ihtiyacımız yok, çünkü bir tanesi yetiyor. Hava savunmalarını çekmek için füze göndermeye gerek yok, çünkü hava savunması kalmadı.” İran’ın şu anda 2012-2013 dönemine ait eski stokları kullandığını, en yeni füzelerini henüz sahaya sürmediğini de ekledi.

“Radar ağı çöktü, uyarı süresi iki dakikaya düştü”

Crooke, İran’ın hem İsrail’deki hem de Körfez ülkelerindeki ana radar üslerini imha ettiğini belirtti. Bunun dijital savaş alanı hedefleme sistemini doğrudan etkilediğini vurgulayan Crooke, “Tel Aviv’de daha önce füze uyarıları alınırken, şimdi en fazla bir-iki dakika uyarı süresi var” dedi.

Radar ağını “hem ABD’nin hem İsrail’in gözleri” olarak tanımlayan Crooke, bu gözlerin büyük ölçüde kör edildiğini anımsattı.

İsrail’deki bilgi karartmasının boyutlarını da aktaran Crooke, gelen füzeleri veya füze isabet noktalarını fotoğraflamanın 5 yıl hapis cezası gerektirdiğini söyledi.

Crooke, savaşın yalnızca İran-İsrail ekseninde okunamayacağını, çok daha geniş bir jeopolitik dönüşümün parçası olduğunu vurguladı. ABD’nin ulusal strateji belgelerinden yola çıkarak, Washington’un Çin’i enerji koridorlarını daraltarak ihracat kapasitesini kısmayı hedeflediğini anlattı. Bahreyn’deki Beşinci Filo’nun bu amaca hizmet ettiğini, Venezuela ablukasının aynı stratejinin parçası olduğunu belirtti.

Crooke, İran’ın ise tam tersine bölgenin deniz yolları ve darboğazları üzerindeki kontrolü kendi etkisi altına alarak “bölgenin jeopolitiğini tersine çevirmeye” çalıştığını söyledi. Bu hamlenin hem ithalat ihtiyacı olan Çin hem de enerji ihraç etmek isteyen Rusya tarafından memnuniyetle karşılandığını kaydetti.

Enerji maliyetleri konusunda çarpıcı bir karşılaştırma yapan Crooke, Çin’de bir gigawatt enerjinin ABD’deki fiyatın 16’da birine üretildiğini aktardı. Bu farkı kapatmak için doların yüzde 140 oranında devalüe edilmesi gerektiğini, bunun ise siyasi açıdan imkansız olduğunu belirtti.

Noel öncesi Çin’i ziyaret eden Crooke, Çinli iş insanlarının yapay zeka uygulamalarında Batı’nın “tam bir karmaşa” içinde olduğunu düşündüklerini ve Çin modelinin fiyat deflasyonu üretirken Batı modelinin enflasyon yarattığını aktardığını söyledi.

“Asıl savaş alanı ara seçimler”

Crooke, analizini Başkan Trump’ın iç siyasi kırılganlığı üzerinden bağladı. Trump’ın piyasaları savaşın başarı ölçütü olarak gördüğünü, ancak piyasaları “açığa satış manipülasyonları ve benzeri yöntemlerle” ayakta tutmaya çalıştığını ifade etti.

Crooke, Trump’ın kamuoyu onay oranlarının düştüğünü, savaşa gerçek bir halk desteği bulunmadığını ve Cumhuriyetçi Parti tabanında bile bölünme olduğunu vurguladı.

Crooke, “Ara seçimler Trump için hayati. Onay oranı iyi değil ve kötüleşiyor. Demokratlar ve bağımsızlar dahil olmak üzere Amerika’da savaşa karşı bir çoğunluk var” dedi. Kasım’da hem Temsilciler Meclisi’ni hem Senato’yu kaybetmesi halinde Trump’ın “gerçek bir bela” ile karşı karşıya kalacağını belirten Crooke, bilgi savaşının yoğunluğuna da değindi.

Trump’ın “muhteşem kuvvetlerimiz her yerde kazanıyor” söyleminin Pentagon ve CENTCOM’un gerçek durumu kamuoyuyla paylaşmasını fiilen engellediğini, ancak “savaşlarda sahadaki gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıktığını” kaydetti.

Mar-a-Lago’da verilen yeşil ışık

Crooke, savaşın başlangıcına ilişkin de kritik ayrıntılar paylaştı. İbranice basının tüm siyasi yelpazeyi kapsayan geniş bir uzlaşıyla aktardığına göre Netanyahu, Mar-a-Lago ziyaretinde Trump’a iki temel mesaj iletti: İran’ın nükleer bomba eşiğinde olması artık birincil tehdit değildi; asıl öncelik, İran’ın Haziran’dan bu yana kurduğu yeni nesil balistik füze şemsiyesinin imha edilmesiydi.

Netanyahu’nun Trump’a “Bu yeni hipersonik füzeler nükleer silahları neredeyse demode kılıyor” dediğini aktaran Crooke, İbranice basının saldırı için yeşil ışık verildiğini ve hatta bir tarih belirlendiğini teyit ettiğini söyledi.

Tarihin daha sonra değiştirildiğini, CIA’in dini liderin konutunda olduğunu tespit etmesi üzerine operasyonun cumartesi sabahına alındığını ve suikast girişimiyle başlatıldığını anlattı. Crooke, Trump’ın savaşın gerekçesini Amerikan kamuoyuna açıklamakta yaşadığı güçlüğü de bu arka plana bağladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version