Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski NATO genel sekreteri: Strateji değişmezse Ukrayna’da savaş bitmez

Yayınlanma

NATO’nun eski Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Avrupa’nın Ukrayna’da strateji değiştirmemesi hâlinde savaşın sonunun gelmeyeceği uyarısında bulundu. Rasmussen, Ukrayna’nın batısının bir hava kalkanıyla korunmasını ve Kiev’e Taurus ile Tomahawk gibi uzun menzilli füzelerin verilmesini teklif etti.

NATO’nun eski Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Avrupa’nın Ukrayna stratejisini değiştirip Rusya üzerindeki baskıyı köklü bir şekilde artırmaması durumunda savaşın sonun gelmeyeceğini ve ülkenin kademeli olarak toprak kaybedeceğini belirtti.

Rasmussen, The Guardian‘a verdiği mülakatta, Avrupa’nın ateşkes anlaşmasından önce Ukrayna’ya asker göndermesi ve kendi topraklarında Ukrayna altyapısını da koruyacak bir füze ve dron kalkanı oluşturması gerektiğini ifade etti.

Ukrayna’nın batısı için ‘hava kalkanı’ teklifi

2009-2014 yılları arasında ittifakı yöneten Rasmussen, “Ukrayna halkının, Rus füzeleri ve dronlarına karşı kendilerini savunmalarına yardımcı olmalıyız. Bunun için onları düşürecek bir hava kalkanı inşa etmeliyiz. Ukrayna’ya komşu NATO ülkeleri, NATO’nun hava ve füze savunma sistemlerinin konuşlandırılacağı yer olabilir” diye konuştu.

Bunun yanı sıra eski NATO liderleri ve Avrupalı askeri yetkililer tarafından desteklenen ve Ukrayna Hava Kuvvetleri ile işbirliği içinde geliştirilen bir plan, yaklaşık bir yıl önce Ukrayna’nın batı ve orta bölgelerinin korunmasını hedefliyordu.

“Gökyüzü Kalkanı” (Sky Shield) adını taşıyan proje, Ukrayna’ya ait uçakların cephe hattındaki bölgelere kaydırılmasına imkân tanıyacaktı.

Projenin mimarlarına göre bu kalkan, karada görev yapan 10 binden fazla askerin yerini etkin bir şekilde alabilir ve Ukrayna için savaş sonrası güvenlik garantilerinin temelini oluşturabilirdi.

Taurus füzeleri Tomahawk’ların önünü açabilir

Rasmussen, Ukrayna’ya uzun menzilli füzelerin teslim edilmesi gerektiğini de savundu ve bu konuda ilk adımın daha önce olduğu gibi ABD’nin kararını beklemeden Avrupalıların atması gerektiğini söyledi.

Eski genel sekreter, Almanya’nın Kiev’e Taurus füzeleri vermesi durumunda, ABD yapımı Tomahawk füzelerinin tedarikine ilişkin tartışmaların yeniden başlamasının mümkün olacağını dile getirdi.

Daha önce Vladimir Zelenskiy’nin benzer bir taleple başvurduğu ABD Başkanı Donald Trump, konuyu başlangıçta değerlendirmiş ancak Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gündemden kaldırmıştı.

Mevcut Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Hristiyan Demokrat Birliği’ndeki meslektaşları, muhalefetteyken Taurus füzelerinin Ukrayna’ya verilmesini savunmuş, ancak dönemin şansölyesi Olaf Scholz buna karşı çıkmıştı.

Merz, iktidara geldikten sonra 500 kilometre menzile sahip bu füzeleri Kiev’e sağlamadı.

Rasmussen, Berlin’in bu konudaki “kararlılığının” ABD için net bir sinyal olacağını ve Trump yönetimi üzerinde baskı kuracağını düşünüyor:

“Almanya, Putin’i barış görüşmelerine zorlamakla son derece ilgili. Taurus, bu amaca ulaşmak için bir araçtır.”

‘Gönüllüler koalisyonu’ yerine ‘bekleyenler koalisyonu’

Diğer yandan çözüme ulaşılmadan önce Ukrayna’ya bir miktar Avrupa birliğinin konuşlandırılması gerektiğini savunan Rasmussen’e göre, savaş bittikten sonra barış gücü konuşlandırarak barış anlaşmalarının uygulanmasına yardımcı olmayı planlayan “gönüllüler koalisyonu”, bu hâliyle bir “bekleyenler koalisyonuna” dönüşüyor.

Rasmussen sözlerini şöyle sürdürdü:

“Stratejimizi ciddi şekilde değiştirmezsek bizi sonsuz bir savaş bekliyor. Putin, savaş alanında kazanabileceğine inandığı sürece barış görüşmelerine katılmak için hiçbir teşviki yok. Eylemlerimizin temposunu ve düşünce yapımızı değiştirmemiz gerekiyor.”

Ukrayna yönetimiyle yakın bağlar kuran Rasmussen, halihazırda Londra dahil olmak üzere Avrupa başkentlerini ziyaret ediyor.

Rasmussen, İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ile ABD’nin Ukrayna’ya, Washington’un İsrail’in Doha’daki Hamas temsilcilerine yönelik saldırısının ardından Katar’a verdiği güvencelere benzer güvenlik garantileri sağlama ihtimalini de ele almıştı.

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

The Economist: ABD, Ukrayna için Kuzey Akım ve yaptırım planı hazırladı

Yayınlanma

The Economist’in haberine göre ABD, Donbass’ta askersiz bölge kurulması, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna’ya yatırım yapılmasını içeren bir barış çerçevesi hazırladı. Taslakta Rus gazının Avrupa’ya sevkiyatı ve Kuzey Akım hattının açılması önerilirken, Kiev yönetiminden NATO hedefinden vazgeçmesi karşılığında AB üyeliği talep ediliyor.

ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye dönük taslak önerilerinde, Donbass bölgesinde silahsızlandırılmış bir hat kurulması, Moskova’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve Kiev’e kapsamlı bir yatırım paketi sunulması öngörülüyor.

İngiliz The Economist dergisinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Washington, tarafları uzlaşmaya ikna etmek için hem ekonomik hem de siyasi başlıklardan oluşan geniş bir çerçeve üzerinde çalışıyor.

Derginin aktardığı taslak plana göre Rusya’ya ABD ile ticari anlaşmalar yapma imkanı, yaptırımlarda yumuşama ve siyasi ilişkilerin normalleşmesi teklif ediliyor.

Ukrayna’ya ise NATO üyeliği hedefinden vazgeçmesi karşılığında doğrudan yabancı yatırımlar ile Avrupa Birliği üyeliği vadediliyor.

Haberde, Ukraynalı yetkililerin masadaki son metnin bütün ayrıntılarına hakim olmadığı ancak ana çerçeveyi yakından bildiği kaydediliyor.

Kuzey Akım hattı ve doğalgaz sevkiyatı gündemde

The Economist, Moskova yönetimini ikna etmek amacıyla hazırlanan pakette Rus doğalgazının yeniden Avrupa pazarına satılması ve Kuzey Akım boru hattının tekrar faaliyete geçirilmesi gibi başlıkların da yer aldığını aktardı.

Dergi, Avrupa topraklarında yer alan bir boru hattının işletilmesine dair kararların doğrudan ABD’nin yetki alanına girmediğini de hatırlatıyor.

Ukraynalı müzakereciler ise Washington heyetinin çatışmalar resmen durmadan önce kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda ticari anlaşmalar bağlamasından endişe duyuyor.

Dergiye konuşan bir Ukraynalı yetkili, Amerikan tarafının bu yaklaşımını “Neden bekleyip vakit kaybedelim ki? Vakit nakittir” sözleriyle özetledi.

Liderler düzeyinde diplomatik temaslar sıklaştı

Müzakerelere hazır olduğunu belirten Rusya yönetimi, Washington ile yürütülen son temaslarda Ukrayna’nın da yer alacağı üçlü bir müzakere sürecinin başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını duyurdu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu müzakerelerin amacı, barış anlaşmalarına varılmasının ardından Ukrayna ve Rusya’nın güvenliğinin sağlanması meselesini ele almak olacaktır” açıklamasını yaptı.

Bu temaslar çerçevesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim’de Rus lider Putin ile St. Petersburg’daki Konstantinovski Sarayı’nda bir araya geldi.

Görüşmenin basına açık bölümünde barışa giden yola dair hazırlanan belgeleri getirdiğini belirten Witkoff, Putin’den bu metinleri incelemesini istedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, devlet başkanının Amerikan önerilerini değerlendireceğini duyurdu.

St. Petersburg’daki görüşmede ateşkes için somut bir zemin oluştuğunu kaydeden Witkoff, teknik başlıkların ele alınması için Rusya, ABD ve Ukrayna arasındaki üçlü temasların başlamasını umduğunu dile getirdi.

Putin ise Trump’a barış çabalarına gösterdiği ilgi nedeniyle teşekkür ederek, ABD Başkanı’nın son telefon görüşmelerinde savaşın bir an önce sonlandırılması gerektiği üzerinde özellikle durduğunu aktardı.

Oslo’da hazırlanan çerçeve Moskova’ya taşındı

Witkoff, St. Petersburg ziyaretinden hemen önce 20 Ekim’de Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen müzakerelere katılmıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin katıldığı bu toplantıya Trump’ın damadı Jared Kushner rahatsızlığı nedeniyle uzaktan bağlandı.

Stubb’ın verdiği bilgiye göre Oslo’daki görüşmede taraflar, Amerikan temsilcisinin Moskova’ya sunacağı güvenlik ve ekonomi alanındaki temel unsurları netleştirdi. Masada hava savunma sistemleri, enerji tesisleri ve kısmi ateşkes başlıkları da ele alındı.

St. Petersburg’daki görüşmenin ardından değerlendirmelerde bulunan Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov ise sunulan yeni yaklaşımlarda çözüm için faydalı unsurların çok fazla olmadığını savundu.

Witkoff’un Oslo’daki temaslar hakkında Putin’e bilgi verdiğini ve Avrupalı liderler ile Kiev yönetiminin tutumundaki yeni noktaları aktardığını söyleyen Uşakov, görüşmenin kapsamlı ve açık sözlü geçtiğini belirterek çatışmanın “sona doğru ilerlediğini” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English