Bizi Takip Edin

Diplomasi

FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Yayınlanma

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.

Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.

Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.

Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.

Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.

Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.

Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.

Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.

FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.

Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.

Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.

İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.

Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.

Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.

Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.

Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English