Dünya Basını
Fordizm olarak Muskizm
Çevirmenin notu: “Bilimsel yönetim” ilkelerinin yazılı hali Taylorizmin pratiği olarak görülebilecek Fordizm üzerine büyük bir literatür var. Aşağıda çevirisine yer verdiğimiz makalede, Fordizm ile yazarların “Muskizm” adını verdikleri akım kıyaslanıyor ve sürekliliklerle kopuşlara dikkat çekiliyor. Öte yandan, okurları bir meseleye karşı uyarmamız gerekiyor: Slobodian ile Tarnoff’un tartışmalı Fordizm ve daha da tartışmalı post-Fordizm periyodizasyonu için şahit gösterdiği “Düzenleme Okulu”nun modeline (birikim rejimi-düzenleme rejimi) yönelik bilhassa Marksizm içinden ciddi eleştiriler vardır: Örneğin, “Keynesçi refah devleti” tanımı hayli su götürür; zira Keynesçilik ile refah devleti arasında, başta kronolojik olmak üzere, doğrudan bir bağ olduğu hayli şüphelidir. Yine de, Henry Ford’un, Taylorizmi işçilere kabul ettirmek, başka bir deyişle Marx’ın Kapital‘de formüle ettiği şekliyle emeğin sermayeye reel tabiyetini (real subsumption) güçlendirmek için attığı adımlarla Elon Musk’ın attığı adımlar arasındaki paralellikleri görmek şaşırtıcı olacaktır (meraklı okur, Ford’un ütopik pastoral ütopyasının anlatıldığı Fordlandia kitabına göz atabilir). Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir.
Fordizm olarak Muskizm
Quinn Slobodian ve Ben Tarnoff
LPE Project
22 Nisan 2026
Elon Musk ile Henry Ford’un pek çok ortak yönü olduğu sık sık dile getirilmiştir. Her ikisi de üretim süreçlerinde ve tüketim ürünlerinde çığır açan teknolojik dehalar olarak övgüyle karşılanmıştı. Her ikisi de siyasi açıdan muhafazakârdı. Ayrıca her ikisi de kişisel medya kanalları aracılığıyla gerici görüşleri savunmuşlardı; Ford, The Dearborn Independent adlı gazetesinde bir dizi antisemitik makale yayınlamasıyla tanınırken, Musk ise Twitter’ı (daha sonra X) beyaz olmayan göçmenlere yönelik düşmanlığını dile getirmek için bir megafon olarak kullandı. Yine de Elon Musk hakkında yazdığımız son kitabımıza başlarken, Musk ve Ford arasındaki paralelliklerin esas olarak kişisel biyografilerle ilgili olmadığını hemen fark ettik. Bu paralellikler, onların siyasal iktisadi anlayışlarının ne tür toplumlar ürettiği ve ne tür toplumlar gerektirdiği ile ilgili.
Ford’un otobiyografisi My Life and Work [Hayatım ve İşlerim] yayınlandıktan kısa bir süre sonra, Alman ekonomist Friedrich von Gottl-Ottlilienfeld, 1926 tarihli Fordism [Fordizm] kitabıyla kalıcı bir terim ortaya attı. Ona göre Fordizm, Ford’un kişiliğinden daha büyüktü; toplumsal ilişkilerin yeniden yapılandırılmasını içeriyordu. O buna “teknik aklın diktatörlüğü” adını verdi. İtalyan Marksist Antonio Gramsci, hapishane yazılarında bu temayı ele aldı. Diğer şeylerin yanı sıra, fabrikaya montaj hattının getirilmesinin, toplumsal yeniden üretimi ve “psiko-fiziki” dengelenmesi heteroseksüel çekirdek aile içinde gerçekleşen, daha disiplinli, “rasyonel” bir işçi gerektirdiğini savundu.
1970’lerde bir grup Fransız teorisyen, daha sonra Düzenleme Okulu olarak bilinen akım içinde Fordizm kavramını yeniden canlandırdı. Onlar, kapitalist büyümenin tarihsel olarak tanımlanan her aşamasının iki ana unsurdan oluştuğunu öne sürdüler. Birincisi, birikim rejimi olarak adlandırdıkları şeydi: Para nasıl kazanılıyor? Emek süreci nasıl örgütleniyor, üretim ve tüketim nasıl yapılandırılıyor, toplumsal artık değer nasıl dağıtılıyor? İkincisi ise düzenleme biçimi olarak adlandırdıkları şeydi. Gramsci’yi takip ederek, yeni iktisadi modellerin potansiyel olarak yıkıcı etkilerini dengelemek için hangi tür yazılı ve yazılı olmayan toplumsal geleneklerin ve yasal kodların vazgeçilmez olduğunu sordular. Düzenleme biçimi, birikim rejimini çelişkilerini yöneterek düzenleyen veya “düzene koyan” kurumlar ağını kapsar. Bu, bir toplumun kapitalizmin sürekli maruz kaldığı krizleri nasıl uzak tuttuğudur.
Düzenlemeciler için Fordizm, yirminci yüzyılın ortalarında ileri sanayi kapitalizmini tanımlayan siyasi-iktisadi düzendi. Birikim rejimi kitlesel üretime odaklanırken, düzenleme biçimi kitlesel tüketimle karakterize ediliyordu. Kitlesel üretim, tüketim mallarının büyük ölçekli endüstriyel üretimini içeriyordu; burada yeni bir teknik ve toplumsal işbölümü, hızlı verimlilik artışını kolaylaştırıyordu. Kitlesel tüketim, daha yüksek ücretler sayesinde kolaylaştırıldı; bu da Fordist fabrikalardan çıkan tüm arabaları, radyoları ve buzdolaplarını emebilecek kadar büyük bir tüketici tabanı yaratarak, böylece iktisadi büyümenin bir döngüsünü oluşturdu.
Daha geniş bir bakış açısıyla, kitlesel tüketim, Düzenleme Okulu’nun kurucularından biri olan ekonomist Michel Aglietta’nın “toplumsal tüketim normu” olarak adlandırdığı şeye dayanıyordu; bu norm, toplu pazarlık kurumları ve Keynesçi refah devleti tarafından sürdürülüyordu. Aglietta’nın anlatımına göre, bu kurumlar 1930’lar ve 1940’larda Amerikan işçi sınıfı tarafından yürütülen yoğun sınıf mücadelelerini, işçilerin üretim süreci üzerinde anlamlı bir kontrol gibi daha iddialı isteklerinden vazgeçip, bunun karşılığında savaş sonrası dönemde beyaz erkek ekmek kazanan hane halkının sahip olduğu göreceli iktisadi istikrarı elde ettikleri yeni bir toplumsal sözleşmeye dönüştürdü.
Önemli bir şekilde, Düzenlemeciler Fordizmi geriye dönük bir bakışla teorileştiriyorlardı. Düzenleme Okulu’nun kurucu metni olan Aglietta’nın A Theory of Capitalist Regulation [Kapitalist Düzenleme Teorisi] adlı eseri 1976’da yayınlandı; bu noktada Fordizm açıkça bir krizdeydi. Kâr oranındaki keskin düşüş, stagflasyon, 1973 petrol şoku ve hem işyerlerinde (öncelikle izinsiz grevler şeklinde) hem de yeni toplumsal hareketlerden kaynaklanan yeni bir sınıf mücadelesi döngüsü, hakim olan siyasi-iktisadi paradigmaya baskı uyguluyordu. Fordizmin birikim stratejileri, tıpkı toplumsal barışı sürdürme mekanizmaları gibi çöküyordu.
Peki, Fordizm çöküyorsa, onun yerini ne alacaktı? Aglietta, kendi deyimiyle “neo-Fordizm”in, ya da İngiliz ekonomist Robin Murray’in daha sonra “post-Fordizm” olarak adlandırdığı ve sonunda yaygınlaşan bir terimin ortaya çıkacağını öngördü. Post-Fordizm, küreselleşme ve dış kaynak kullanımının yeni olanaklarının yanı sıra, “just-in-time” ve “lean” üretim stratejileri olarak bilinen yaklaşımlara dayanacaktı. Fordizm üretimi tek bir firma içinde merkezileştirme eğilimindeyken, post-Fordizm, küresel tedarik zincirleri aracılığıyla birbirine bağlı bir dizi bağımsız tedarikçiden temin edilen parçalardan nihai ürünün montajına öncelik veriyordu. Düşen nakliye maliyetleri, bilgi teknolojisinin yaygınlaşması ve uluslararası ekonomi hukukundaki değişiklikler, ürünlerin dünyanın dört bir yanında parça parça üretilebileceği ve kapitalistlerin en düşük işgücü maliyetlerini arayabileceği anlamına geliyordu.
Esneklik, post-Fordist birikim rejiminin sloganıysa da, düzenleme biçimi iki yöne işaret ediyordu. Bir yandan, bireylere, büyük ölçüde tüketim tercihleri yoluyla gerçekleştirilecek genişletilmiş bir kişisel kendini ifade etme yelpazesi vaat edildi. Fordizm altında tüketim “kitlesel” bir biçim almıştı; post-Fordizm altında ise pazar, nişlere ve segmentlere ayrılmaya başladı. Fakat bu uzmanlaşma eğilimi, akademisyenlerin “sorumluluk yükleme” olarak adlandırdığı bir olguyla eşlik ediyordu: riskin işçilere ve hane halklarına devredilmesi. Refah devleti zayıfladıkça, işçi hareketi geriledikçe ve alt yüklenici, geçici ve yarı zamanlı işlerin yaygınlaşmasıyla işyerleri parçalandıkça, insanlar kendi bakımları ve üremeleri için giderek daha fazla sorumluluk almak zorunda kaldılar. Post-Fordizm’in kazananları ücretliler değil, varlık sahipleriydi; zira hükümetler, servet yaratmanın motoru olarak giderek varlık fiyat enflasyonuna yöneldi. Bu hamle, toplumdaki en zengin kesime büyük ölçüde fayda sağlarken, aynı zamanda ev sahipleri ve perakende yatırımcılardan oluşan yeni bir “kitlesel varlıklı” sınıfı, ekonominin giderek artan finansallaşmasını desteklemeye dahil etti.
Finansallaşmanın, sonunda post-Fordizm’in aşil topuğu olduğu ortaya çıktı. 2007-2008 finans krizi ve ardından gelen Büyük Durgunluk, siyasi-iktisadi düzenin yavaş yavaş çözülmesini tetikledi. Batı’da azalan iktisadi dinamizm, post-Fordist büyüme modelinin sürdürülebilirliği konusunda endişeleri artırdı ve genel olarak “popülist” olarak nitelendirilen yeni müesses nizam karşıtı siyasi akımların, özellikle de yükselen aşırı sağın ortaya çıkmasını kolaylaştırdı. Aynı zamanda, teknoloji devlerinin ortaya çıkışı, kapitalizm ve dijitalleşme arasındaki ilişki hakkında yeni sorular ortaya attı. Son olarak, Covid-19 salgını ve artan jeopolitik gerilimler, şirketleri ve ülkeleri tamamen küreselleşmiş bir ekonominin akıllıcılığını yeniden düşünmeye itti.
Post-Fordizm krizdeydi, ama onun yerini ne alacaktı? Bir dizi birbiriyle rekabet eden vizyon ve çerçeve önerildi. Devlet kapitalizmi, felaket kapitalizmi, platform kapitalizmi, darboğaz kapitalizmi, akbaba kapitalizmi, örümcek ağı kapitalizmi, takımada kapitalizmi, varlık yöneticisi kapitalizmi, gözetim kapitalizmi ve hatta çöküş kapitalizmi gibi kavramları duymuşuzdur. Teorisyenler, neo-feodalizm, tekno-feodalizm, tekno-libertarizm, tekno-otoriterlik, tekno-popülizm, tekno-faşizm, kıyamet faşizmi, neo-faşizm, neoliberal faşizm, post-neoliberalizm, paleo-popülizm, neo-patrimonyalizm, hiperpolitika ve jeoekonomi çağında yaşadığımızı öne sürdüler.
Post-Fordizm’in bir başka olası halefi olarak Muskizm’i önermek istiyoruz. Bu kavramın, gerçekte yeni olan ve hâlâ ortaya çıkmakta olanı yakalamakta zorlanan, çağrışımlara dayalı metaforlara veya tarihsel emsallere sıklıkla dayanan diğer önerilen terimlerde bulunan belirsizliği gidermeye yardımcı olacağına inanıyoruz. Geçen yüzyılda Fordizm’i yorumlayanların Ford’un hayatı ve çalışmalarından analitik materyallerini aldıkları gibi, Muskizm’i anlamanın başlangıç noktası –bitiş noktası olmasa da– Musk’ın kendi hayatı ve çalışmalarıdır.
***
Musk’tan Muskizm’i türetmenin ilk adımı, bu adam ve fikirleri hakkındaki en yaygın yanlış okumalara karşı çıkmaktır. Ortadan kaldırılması en kolay olanlardan biri, Musk’ın bir liberteryen olduğu düşüncesidir. Aslında, Muskizmin temel ilkelerinden biri kamu-özel sektör füzyonudur; devletin, yüksek riskli, yüksek getirili girişimler için fon sağlayıcı, kolaylaştırıcı ve destekleyici olarak kullanılması; bizim devlet simbiyozu dediğimiz şey. Bunu SpaceX, Starlink ve Tesla’da açıkça görebiliriz. Musk, bürokrasinin ve belirli türden düzenlemelerin kararlı bir eleştirmenidir, fakat kesinlikle devletin kendisinin değil. Aksine, devleti bir iktidar ve kâr kaynağı olarak tutarlı bir şekilde araçsallaştırmıştır. Bunu, hükümetlerin kendi altyapılarına güvenerek egemenlik işlevlerini yerine getirmelerine yardımcı olacağına söz vererek yapmaktadır: bu dinamik, bizim “hizmet olarak egemenlik” olarak tanımladığımız bir durumdur.
Bir başka yanlış kanı ise, Musk’ın en çok dikkat çeken şirketi olan Tesla’nın, esas olarak Ford’unkine benzer bir otomobil tüketim malı sattığıdır: Model T’nin elektriklendirilmiş hali olarak Model Y. Aslında Tesla, otomobillerle ilgili değildir. Tesla, doğal afetler, savaşlar ve toplumsal istikrarsızlıkların yaşandığı bir çağda elektrikli özerkliğe dair bir vizyonla ilgilidir. Musk, birbirine bağlı tedarik zincirlerinin yararlarına dair küresel şüpheciliğin hakim olduğu bir dönemi kendi lehine çevirmiş ve ulustan bireye, evlere kadar uzanan ölçeklenebilir bir egemenlik modeli sunmuştur. Roadster’dan Cybertruck’a geçiş, sıfır karbonlu tüketiciliğin parlak yeşil geleceğinden, iklim çöküşü ve hayatta kalma mücadelesinin karanlık yeşil geleceğine doğru bir kaymayı yansıtmaktadır. En başarılı haliyle Muskizm, dış şoklara, düşmanlara ve istenmeyen unsurlara karşı toprakların güçlendirilmesi arzusunu kullanır. Yeniden yerelleşme ve yeniden silahlanma dünyasında Muskizm, ulusal projeler için küresel bir altyapı sunar.
Bu dünya görüşü, küresizleşen çağımıza benzersiz bir şekilde uyan bir endüstriyel model olan dikey entegrasyonu benimsemesinde de yansıtılır. On yıllardır Musk, üretimi mümkün olduğunca kendi şirketleri içinde yoğunlaştırmaya ve dış tedarikçilere olan bağımlılığını azaltmaya çalışmaktadır. Muskizm altında fabrika, küresel bir üretim ağındaki bir düğüm değil, bir anklavdır. Bu strateji, Musk’ın SpaceX’i kurduğu ve Tesla’nın CEO’su olduğu 2000’li yılların geleneksel anlayışına aykırıydı, fakat 2020’lerde “finans, sağlık, enerji ve jeopolitik alanlarda yaşanan bir dizi kriz… aşırı küresel entegrasyonun risklerini ortaya çıkardığı” için öngörülü görünecektir; bu, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin bu yılın başlarında Davos’ta yaptığı açıklamadan alıntılanmıştır.
Musk hakkında yaygın bir başka yanlış kanı ise, Mark Zuckerberg gibi birinin somutlaştırdığı web siteleri ve platformların havada asılı, maddi olmayan yapısından ziyade, somut mühendislik ve nesneler yaratmaya daha fazla ilgi duyduğu için diğer teknoloji milyarderlerinden farklı olduğudur. Musk’a bu statüyü tanımak için nedenler var: Sonuçta, yeniden kullanılabilir roketlerin yaratılmasını denetledi, gökyüzünü uydularla doldurdu, elektrikli araçları yaygınlaştırdı, beyin-bilgisayar arayüzleri geliştirdi ve trafik sıkışıklığını ortadan kaldırmak için dev tüneller kazmanın zorlukları üzerinde kafa yordu.
Yine de Musk’ın dikkati giderek çevrimiçi dünyaya ve onun “sibernetik kolektifler” olarak adlandırdığı şeye yöneliyor. 2015 civarında başlayan ve 2022’de Twitter’ı satın almasından bu yana hızla artan bir ivmeyle, Musk çevrimiçi dünyada olan biteni sadece çevrimdışı dünyanın bir yansıması ya da ondan bir kaçış olarak değil, insanlığın geleceği için merkezi bir savaş alanı olarak çerçevelemiştir. Bu konularda soğukkanlı bir materyalist olmaktan uzak olan Musk, tüm insan eylemlerini yönlendirmek için memlerin ve karşı-memlerin gücüne olan inancını sorgusuz sualsiz benimsemiştir. 2023’ten bu yana, bu dürtü, onun “duyarcı [woke] zihin virüsü” olarak adlandırdığı şeyden arındırılmış bir yapay zekaya olan artan arzusunu da yönlendirdi. Büyük dil modellerinin “zekası”, eğitildikleri veri külliyatından çekildiğinden, çıktılarını belirli bir siyasi bakış açısıyla uyumlu hale getirmeye çalışmak zor olabilir. Musk, “duyar karşıtı” yapay zeka modelleri serisi olan Grok ile, Grok’u Wikipedia’nın sağcı versiyonu olan Grokipedia ile entegre etmekten, modeli kendi versiyonundaki politik olarak doğru yanıtları vermeye yönlendiren insan anotatörleri işe almaya kadar bir dizi yaklaşım denemiştir.
Musk’ın internetin gücüne olan şaşırtıcı derecede gerçek inancı, bir tür memetik determinizmi yansıtıyor. İnternet sadece dünyayı yansıtmıyor: Son on yılda, onun için internet dünya haline geldi. Çevrimdışı süreçler, web’de, özellikle de Musk’ın kendisinin sahip olduğu ve sık sık kendi siyasi tercihlerine göre manipüle ettiği platformda olanların bir sonucu. Bu bakış açısı tamamen bir yanılsama değil. Musk ile Ford arasındaki bir benzerlik, kişisel servetlerinin aşırı likidite eksikliğidir. Ford’un servetinin neredeyse tamamı Ford hisselerindeydi ve bu hisseler, ölümünden neredeyse on yıl sonraya kadar özel mülkiyette kaldı. John D. Rockefeller ve Andrew S. Mellon gibi diğer iş adamlarının aksine, Ford portföyünü çeşitlendirmemişti ve Wall Street’ten uzak durmuştu; burayı parazitlerin ve özellikle de Yahudilerin egemenlik alanı olarak görüyordu. Musk da servetinin yapısı açısından benzer şekilde kendine özgüdür. Servetinin neredeyse tamamı kendi şirketlerinin hisselerinde bulunmaktadır. Bir röportajda ifade ettiği gibi, “Tesla ve SpaceX iflas ederse, ben de hemen iflas ederim.”
Bu, Muskizmin siyasi iktisadını anlamak için kilit önemdedir. Musk’ın iş modeli, istikrarlı üretim veya uzun vadeli kârlılık üzerine değil, yaklaşan teknolojik atılımlar, gezegenin kurtuluşu ve finansal kazançlar gibi abartılı vaatlerin sürekli olarak ortaya atılması üzerine kuruludur. Bu iddialar, dikkat çekerek varlık fiyatlarında enflasyona yol açar. Hisse senedi fiyatı, insanların belirli bir günde ödemeye razı oldukları fiyattan ibaret olduğu için, çok hızlı bir şekilde değişebilir; Tesla’nın hisselerinin sık sık yaptığı gibi, günden güne yüzde 10 veya daha fazla dalgalanabilir. Balonun şişkin kalması gerekir. Zamanla bu strateji, anlatı üretiminin araçları üzerinde tam bir kontrole dönüştü: Musk, sonunda kendi gelecekteki kârlılığına olan inancı yaymak için küresel bir medya platformu satın aldı.
***
Genel hatlarıyla, bunlar Muskist birikim rejiminin ana unsurlarından bazılarıdır. Temel işlevler için tekelci bir sağlayıcı haline gelerek devletle birleşmek. Dayanıklılık, bağımsızlık ve kontrolü önceliklendirerek üretimi yoğunlaştırmak. Irksallaştırılmış ötekilerle dolu düşmanca bir dünyada ulusal ve bireysel öz yeterlilik için teknoloji satmak. Her şeyi, özellikle de insan beynini dahil olmak üzere programlanabilir hale getirmek için dijitalleşmeyi hızlandırmak.
Peki ya düzenleme biçimi ne olacak? Muskizm hangi toplumsal sözleşmeyi sunuyor? Fordizmin vaat ettiği “her tencerede tavuk” ve nesiller arası yukarı doğru hareketliliğin karşılığı nedir? Ya da post-Fordizmin sundukları, örneğin tüketici kimliğinin sonsuz yeniden karıştırılması ve kazanan her şeyi alır türünden finansallaşmış bir ekonomide adrenalinle beslenen umut ve umutsuzluk döngüleri?
Muskizmin post-Fordizmden miras aldığı yönlerden biri, perakende portföyünüzde veya emeklilik fonunuzda hisse senetleri bulundurarak, kapitalistlerin zenginleşmesine Lilliput tarzında katılma fırsatıdır. Tesla yatırımcıları, bilindiği üzere hem markaya hem de Musk’a karşı sadıktır. Sadakatleri çevrimiçi ortamda ifade edilir; burada kölece davranan yorumcular, efendinin içgörüsünü övmek veya girişimlerinin başarısına dair en son haberleri paylaşmak için sıraya girer. Musk’ın Twitter’ı satın alması ve onu X’e dönüştürmesinden bu yana, eskiden gazeteciler, politikacılar, markalar ve diğerleri için ayrılmış olan mavi onay işareti, artık ücretli abonelikle birlikte geliyor. Bu, Musk’a bağlılığın bir sembolü haline geldi ve takipçiler, algoritmanın gönderilerini öne çıkarmasıyla ödüllendiriliyor. Aboneler ayrıca feed’lerinden para kazanabilirler. Retweetler ve görüntüleme sayıları sadece endorfin patlaması için iyi olmakla kalmaz, aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla paraya dönüştürülür. Musk’ın en sadık destekçileri, dalkavukluk yoluyla elde ettikleri aylık gelirle düzenli olarak övünürler. Kişi bu oyuna katılıp Musk hayran topluluğunun iç veya hatta dış çevrelerine dahil olmayı isteyebilir.
Kısacası, toplumsal sözleşmenin yerine Muskizm bir hayran sözleşmesi sunar. Musk hayranlığına girerek, kişi güçlendirilmiş ve paraya dönüştürülmüş iletişimin ayrıcalıklı bir katmanına erişim kazanır. Peki bu ne kadar genişleyebilir? Hayran sözleşmesinin çekiciliği sınırlıdır. Bu, Fordizm veya post-Fordizm tarafından sunulan düzenleme biçimleriyle karşılaştırılabilir bir düzenleme biçimi değildir. Musk’ın 2025’in başlarında DOGE girişimi ile yüksek siyasete dalışını, Muskist düzenleme biçimi için bir tür deneme olarak düşünürsek, sonuç cesaret verici değildi. Musk, federal hükümetin kod tabanının silinmesi gereken hatalarla dolu olduğu inancıyla Washington’a geldi. Çözümü, toplu işten çıkarmalar ve “duyarcı” kurum ve programların gelişigüzel bir şekilde yok edilmesiydi. Fakat Muskizm, Sosyal Güvenlik ve Medicare’e saldırmayı düşündüğünde karaya oturdu. Musk, halkın öfkesini üstünde topladı ve Washington’dan ayrıldı. Bir düzenleme biçimi olarak Muskizm, ulusal sahneye hazır değildi.
Yükselen dalgasının toplumdaki diğerlerinin de gemisini yüzdüreceğine ikna etme kapasitesinden yoksun olan Musk, onları boğacak olan yabancılardan oluşan tsunamiye karşı histerik bir şekilde uyarmayı tercih etti. Avrupa’daki demografik düşüş ve “beyaz soykırımı” temaları, Musk’ın günlük ve sıklıkla saatlik paylaşımlarının ritmini oluşturuyor. Burası, yarı tutarlı bir ideolojinin inşası için en net alan ve büyük ölçüde Avrupa aşırı sağının dilinden ödünç alınmış. Beyaz olmayan dünya hem kötü adam hem de piyon. Üyeleri, “bizim” mallarımızı yağmalamak ve “bizim” kadınlarımızı kirletmek için Kuzey Atlantik’e girmeye çalışıyor ve Batının merkez ve merkez sol partileri tarafından, sözde Büyük İkame’nin bir parçası olarak gelecekteki seçmenleri ithal ederek bunu yapmaya teşvik ediliyorlar. Buna karşılık Musk, beyaz olmayan sakinlerin toplu olarak sınır dışı edilmesi anlamına gelen “tersine göç” çağrısında bulunuyor.
Bu, Muskist düzenleme modelinin diğer yüzüdür: ortak refah değil, şiddet vizyonu. Güçlendirilmiş Batının duvarları içindekiler için hayranlık sözleşmesi, gayrimeşru olarak işaretlenenler için ise sınır dışı edilme. Hem Fordist sanayileşme hem de post-Fordist dış kaynak kullanımı ve küreselleşme modelleri geriledikten sonra, Muskizm hayatta kalanlardan oluşan saf bir topluluk umudu sunuyor.
Gelgelelim burada da Muskizm, daha geniş bir destek elde etmekte zorlanıyor. Musk’ın kendisi, ABD dışındaki siyasi müdahalelerinde şaşırtıcı derecede etkisiz kalmıştır. Avrupa’daki aşırı sağ partilerle olan ittifakları bile gergin. Egemenlikçilik diliyle tanımlanan Fransız Ulusal Birlik, İtalya’nın Kardeşleri veya hatta Almanya için Alternatif gibi partilerin, iç politikaya müdahale etmeye çalışan bir yabancıya fazla sadakat göstermesi zordur. Musk, Birleşik Krallık’ta Nigel Farage’a yanaştığında, Farage geri çekildi.
Muskizm için bir başka sürtüşme kaynağı, son zamanlarda Minneapolis’te görülen türden halk örgütlenmeleridir. Birçok yönden, ICE’ın baskını Muskizmin uygulamaya geçirilmesiydi: veri analizi panelleri ve yüz tanıma yazılımlarıyla donatılmış, ağır silahlı ajanlar, yüksek teknolojiyi kullanarak uygunsuz görülen göçmenleri tasfiye etmek ve onların “duyarcı” destekçilerini cezalandırmak için harekete geçti.
Minneapolis toplulukları buna tepki olarak harekete geçti ve büyük kişisel riskler alarak operasyonu başarıyla engelledi. “Komşularımızı koruyun,” sloganı popülerdi. Bu, Muskizme tamamen yabancı bir egemenlik fikridir; burada mesele kişinin elindeki roket, gigavat veya gigabit sayısı değil, ortak bir geleceğin kolektif ifadesidir.
***
Düzenleme Okulu için sınıf mücadelesi, tarihin motoruydu. Sınıf mücadelesi, kapitalizmi bir gelişme aşamasından diğerine taşıdı. İşçi sınıfı sömürüye direndikçe, kapitalistler rızayı güvence altına almak için yeni yöntemler bulmak zorunda kaldılar. İşte bu şekilde, birbirini izleyen düzenleme biçimleri doğdu: toplumsal çatışmaların yükselişine yanıt olarak ortaya çıkan uzlaşma ve kooptasyon çabaları olarak.
Musk ve meslektaşları, egemenliklerine meydan okuyabilecek yapısal bir aktörün olmadığı bir dönemde yaşama şansına sahipler. İşçi sınıfı, örgütlü bir güç olarak neredeyse ortadan kalkmıştır. Aşağıdan gelen baskı olmadığından, siyasi partiler de Muskizme karşı anlamlı bir muhalefet sunmamaktadır. Bunun etkisi paradoksaldır. Bir yandan, kapitalistlerin işçilerini daha fazla sömürebilmeleri ve siyasette dirençle karşılaşmadan nüfuz satın alabilmeleri, hayatlarını kolaylaştırmaktadır. Ama bu aynı zamanda, en antisosyal dürtülerini dizginlemek ya da eylemlerinin uzun vadeli sonuçlarını düşünmek için hiçbir teşvikleri olmadığı anlamına da gelmektedir.
Muskizm bu eğilimi tipik bir şekilde yansıtıyor: Fordizm ve post-Fordizm farklı şekillerde de olsa toplumsal barışı güvence altına almak için organize edilmişse, Muskizm toplumsal savaşa yöneliktir. Muskist düzenleme biçiminin nispeten zayıf olması semptomatiktir: işçi sınıfı muhalifeti o kadar zayıf, toplumsal savaş o kadar asimetrik ki, müzakereye dayalı bir barışa gerek kalmamaktadır. Şu anda strateji işe yarıyor gibi görünüyor. Zaten dünyanın en zengin adamı olan Musk’ın, önümüzdeki yıl ilk trilyoner olması bekleniyor.
Gelgelelim dizginsiz kapitalizm, kapitalistler için her zaman iyi değildir. Tarih boyunca kapitalizm, doğayı ve toplumu sürekli olarak dönüştürmüştür. Bu, muazzam bir kargaşaya yol açar. Yine de işletmelerin faaliyet gösterebilecekleri düzenli ve öngörülebilir bir siyasi ortama da ihtiyaçları vardır. Düzenlemecilerin önemli bir görüşü, işçi sınıfının direnişinin, paradoksal bir şekilde, böyle bir ortamın yaratılmasını zorunlu kılarak birikim sürecini istikrara kavuşturduğu yönündedir. Taviz vermeye zorlayacak bir karşı taraf olmadan, kapitalistler o kadar büyük bir kaos yaratabilirler ki, kendi birikim kapasitelerini baltalayabilirler. Eğer Muskizm, zafer kazanan bir sınıf egemenliği ise, bu zafer kendini yiyip bitiren bir zafer haline gelebilir.