Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa, siber güvenlik krizleriyle boğuşuyor

Yayınlanma

Fransa’nın kamu sektörü, geçtiğimiz yıl boyunca bir dizi veri ihlaliyle sarsıldı; bu olayların doruk noktası, bu yaz Maliye Bakanlığı’na bağlı vergi dairesinden yaklaşık 700.000 vatandaş ve işletmeye ait verilerin sızması oldu.

Bundan sadece birkaç ay önce, Nisan ayında, kimlik belgelerinden sorumlu devlet kurumundan 11,7 milyon kişinin bilgilerinin çalınmasıyla bir başka büyük veri hırsızlığı manşetlere taşınmıştı.

Siber olayları takip eden bir devlet portalı tarafından yapılan yakın tarihli bir ankette, 2026 yılında veri ihlallerinde bir “patlama” kaydedildi.

Tahminlere göre, Fransız nüfusunun neredeyse yarısı bu durumdan etkilenmiş durumda ve bu yaz yaşanan sızıntılar da hesaba katıldığında bu rakam yıl sonuna kadar artabilir.

Özel bir parlamento soruşturma komisyonu kurulması için baskı yapan Senatör Nathalie Goulet, sosyal medyada ulusal siber krizi sık sık “Fransız Eleği” veya Fransızca’da “France Passoire” olarak nitelendiriyor.

AB siber güvenlik ajansı ENISA’nın 2026 siber tehdit manzarası raporuna göre, Fransa, Avrupa’da hackerların en çok hedef aldığı ülkeler arasında yer alıyor.

Bir bakıma, veri hırsızlığının artması şaşırtıcı değil. Daha fazla saldırı, daha fazla güvenlik ihlali anlamına geliyor.

Siber suçlular üzerine bir kitap yazan siber güvenlik uzmanı Déborah Haddad, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Fransa her gün siber saldırı girişimlerinin hedefi oluyor ve bunların büyük bir kısmını engelliyor,” dedi.

Haddad’a göre saldırıların çoğu fırsatçı nitelikte. Siber suçlular, karanlık web’de kullanıma hazır güvenlik açıkları satın alıyor.

Haddad, bu eğilimin son beş yılda arttığını belirtti. Maddi kazanç elde etme umuduyla her türlü sistemi ele geçiriyorlar.

Küresel ölçekte de siber tehdit manzarası değişiyor; saldırılar her yerde hız ve ölçek bakımından artıyor.

ENISA’nın yıllık raporları da gösterdiği gibi, kamu idareleri uzun süredir hackerların başlıca hedefleri arasında yer alıyor.

Özellikle Fransa’yı hedef alan hackerlar için motivasyonlar maddi ya da ideolojik olabilir.

Haddad, Fransa’nın yüksek “stratejik, iktisadi ve siyasi değeri” nedeniyle bu ülkeyi seçtiklerini belirtti.

Yapay zeka yeteneklerinin gelişmesi, Haddad’ın “siber tehditlerin sanayileşmesi” olarak adlandırdığı süreçle birleşerek, saldırıların genel hızını ve ölçeğini artırmaya katkıda bulunuyor.

İkinci noktaya gelince, sistem açıkları veya erişim kodları üzerinden artan suç ticareti, daha az eğitimli hackerların bir sistemi hedef almasına olanak sağlarken, daha sofistike siber suçlulara da daha geniş bir araç yelpazesi sunuyor.

Bu durum, hepsi ileri düzeyde olmayan ve bazıları genç ve daha az deneyimli failler tarafından gerçekleştirilen saldırıları körükledi.

Fransa’nın siber güvenlik kurumu ANSSI’nin Genel Müdürü Vincent Strubel, bu ayın başlarında LinkedIn’de yaptığı açıklamada, “Devletler ve organize suç grupları yıllardır bize saldırıyor ama artık genç Fransızlar da onlara katılıyor,” dedi.

Ağustos ayında, maliye bakanlığı saldırısının arkasındaki gruba üye oldukları şüphelenilen iki genç gözaltına alındı ama ikisi de henüz resmi olarak suçlanmadı. Bunlardan biri reşit değildi.

Yapay zeka araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte daha fazla saldırganın eline daha fazla yetenek geçmesi nedeniyle ENISA, siber olayların hızlanmasında bir yavaşlama öngörmüyor.

Nitekim kurumun raporunda vurgulandığı üzere, saldırganlar yakında yapay zekayı kullanarak insan müdahalesinin çok az olduğu, “insanın döngü dışında kaldığı” saldırılar olarak bilinen tamamen otonom saldırılar gerçekleştirebilir.

Bu arada, son aylardaki siber güvenlik haber başlıkları, yapay zeka kaynaklı olaylarda belirgin bir artışa işaret ediyor.

Büyük yapay zeka laboratuvarları, teknolojilerinin sistemlere otonom olarak sızması ile ilgili sorunları açıklıyor.

Fransa’nın siber krizi nedeniyle baskı altında kalan kamu idarelerinden sorumlu bakan David Amiel, Ağustos ayında ülkenin siber güvenlik konusunda tarihsel bir “teknik borç” sorunu yaşadığını itiraf etti.

Bu yaz, Başbakan Sébastien Lecornu da Nisan ayında duyurduğu acil eylem planını gündeme getirdi ve bakanlara birkaç hafta içinde koruyucu önlemleri uygulamaları için baskı uyguladı.

Plan kapsamında, iç sistemlerin standartlara uygun hale getirilmesi için 200 milyon avro ayrıldı.

Bakanlıklardan ise 2027 itibarıyla teknoloji bütçelerinin %5’ini siber güvenlik için ayırmaları istendi.

Ne var ki Fransa, bu önlemlerin bir kısmının çok daha önce hayata geçirilmiş olması gerektiği için geride kalmış durumda.

Örneğin, Amiel’in Ağustos ayında açıkladığı eylem planında, çok faktörlü kimlik doğrulamanın yıl sonuna kadar Maliye Bakanlığı’nda yaygınlaştırılacağı belirtilmişti.

Bu, AB’nin NIS2 Direktifi kapsamında zaten zorunlu olan bir uygulama.

Yine de Fransa, kritik altyapıya yönelik AB güvenlik kurallarını uygulayan en son ülkeler arasında yer alıyor çünkü kamu sektörünün siber dayanıklılığını artıracak ve Ekim 2024’te tamamlanması gereken bir adımı yerine getirmedi.

Avrupa Komisyonu, bu başarısızlık nedeniyle Temmuz ayında Fransa’yı mahkemeye verdi. O zamandan beri, NIS2 yasal metni, uyum süresinin bitiminden iki yıl sonra nihayet Ekim ayı için ulusal parlamentonun gündemine eklendi.

Paris, yapay zekanın gelişmesiyle çevrimiçi tehditlerin hızla artmasına rağmen, siber güvenliğin temel unsurlarını yerine getirmek için şimdi acele etmek zorunda kalıyor.

Lecornu’nun Nisan ayında açıklanan planı, idarelere, sistem sağlamlığını test etmek için tatbikatlar düzenlemelerini talimat vermişti.

Bu tatbikatlar, sızma testleri veya sosyal mühendislik tehditleri konusunda personeli eğitmek için sahte oltalama e-postaları gibi, başka yerlerde standart siber hijyen uygulamaları olarak kabul edilen önlemleri içeriyordu.

Haddad, ekonomisi AB içinde küçük bir ülke olmasına rağmen siber politika konusunda genellikle bir model olarak görülen Estonya’yı örnek gösterdi.

Bu ülkede hükümetin, saldırılara hazırlık amacıyla çok sayıda sızma testi gerçekleştirdiğine işaret eden Haddad, Fransa’nın henüz bunu yapmadığının altını çizdi.

Avrupa

Kuzey Avrupa ülkeleri, askeri üslerin çevresindeki Rus mülklerine el koymaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Telegraph gazetesinin haberine göre Baltık ve İskandinav ülkeleri, askeri tesislerin çevresinde Rusya ile bağlantılı kişilere ait mülklerin casusluk ve sabotaj amacıyla kullanılabileceği gerekçesiyle el koyma ve alım kısıtlaması adımları atıyor. İsveç donanma üssü yanındaki bir araziyi devralmaya hazırlanırken, Litvanya havalimanları ve askeri poligonlar çevresindeki alımları sınırladı.

Baltık ve İskandinav ülkeleri, askeri üslerin yakınında Rusya bağlantılı kişilere ait olduğu değerlendirilen gayrimenkullere yönelik tedbirleri sıkılaştırıyor.

The Telegraph gazetesinin Avrupalı yetkililere dayandırdığı habere göre planlar arasında bu mülklere el konulması da yer alıyor.

Görüşlerine yer verilen yetkililer, stratejik tesislerin çevresindeki bu yapıları Rusya’nın olası “Truva atları” şeklinde nitelendiriyor.

İncelenen taşınmazların Litvanya, İsveç ve Norveç’te yer aldığı belirtiliyor. Batılı yetkililer, bu mülklerin askeri altyapıyı gözetleme, olası sabotaj hazırlıkları yürütme veya insansız hava araçları fırlatma amacıyla kullanılabileceğinden endişe ediyor.

İsveç yönetimi, Muskö Deniz Üssü yakınındaki bir konuta el koymaya hazırlanıyor. İsveç Savunma Bakanı Pål Jonson gazeteye yaptığı değerlendirmede arazinin stratejik önem taşıdığını ve mülk sahibinin İsveç tarafınca güvenlik tehdidi görüldüğünü dile getirdi.

Jonson, arazinin bölgede İsveç Silahlı Kuvvetleri’nin tasarrufunda olmayan tek parsel kaldığını belirterek bu durumun deniz üssünün savunmasında kritik bir açık yarattığını söyledi.

Bakan ayrıca bölgeye erişimin üssü insansız hava araçlarından korumak için de gerekli olduğunu ifade etti.

İsveç’te güvenlik açısından hassas faaliyetlerle bağlantılı gayrimenkul işlemlerinde 1 Temmuz itibarıyla sıkı denetimler uygulanıyor.

Yetkililer, ülkenin savunma çıkarlarını etkileyebilecek yabancı mülk edinimlerine karşı ek denetim mekanizmaları üzerinde çalışıyor.

Litvanya ise Rusya vatandaşlarının stratejik tesislerin yakınında mülk edinmesine yönelik kısıtlamalar getirdi.

Litvanyalı yetkililer, Rusya ile bağlantılı kişilerin Šiauliai-Zokniai ve Panevėžys-Pajuostis hava üsleri, Rukla’daki askeri poligon ile Vilnius ve Palanga havalimanları çevresinde mülk satın aldığını aktarıyor.

Litvanya’nın eski Londra Büyükelçisi Eitvydas Bajarūnas, Baltık ülkelerinde Rusya’nın mülk sahipliğini veya aracıları bir tür Truva atı gibi kullanabileceğine dair ciddi kaygılar bulunduğunu ifade etti.

Vatan Birliği partisi milletvekili Mindaugas Lingė de yetkililerin askeri tesislerin yakınındaki gayrimenkullerin kullanım biçimlerini değerlendirmesi gerektiğini kaydetti.

Lingė, bu tür yapıların birer gözlem noktası ya da ekipman deposu işlevi görebileceği uyarısını yaptı.

The Telegraph, şubat ayında da üç ayrı Avrupa istihbarat servisinin mevcut ve eski çalışanlarına dayandırdığı haberinde benzer iddiaları gündeme getirmişti.

Haberde askeri ve sivil tesislerin yakınındaki evlerin, depoların ve diğer binaların gözetleme ile sabotaj hazırlıklarında kullanılabileceği öne sürülmüştü.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, şubat ayındaki haberde yer alan casusluk ve sabotaj iddialarını geri çevirmişti.

Haberi enformasyon alanına yönelik klasik bir manipülasyon olarak niteleyen Zaharova, yayınlanan iddiaların Rus düşmanlığının bir tezahürü ve Avrupalıların korkularını istismar etme çabası olduğunu ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İspanya’da solun bölünmesi Sánchez’in seçim planlarını zora soktu

Yayınlanma

İspanya’da sol partilerin kasım ayındaki genel seçim öncesinde tek listede birleşememesi, Başbakan Pedro Sánchez’in iktidarda kalma umutlarını zayıflattı. İttifak dışında kalan Podemos’un oyları yaklaşık yüzde 3 seviyesinde görünürken, ana ortak Sumar’ın desteği 2023’ten bu yana yarıdan fazla azalarak yüzde 5’e geriledi.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in kasım ayındaki genel seçimde kamuoyu yoklamalarını boşa çıkarma umudu ciddi bir darbe aldı.

Ülkenin geleneksel olarak parçalı solunun tek bir çatı altında birleşmeyi başaramaması, Sosyalist liderin seçmeni sandığa taşıma ve yeni bir hükümet kurma planlarını zora soktu.

Sol cenahtaki bölünme, Alberto Núñez Feijóo liderliğindeki muhafazakar Halk Partisi’ni Madrid’deki sekiz yıllık sosyalist yönetimin ardından iktidara bir adım daha yaklaştırdı.

Bu gelişme, Avrupa siyasetini yeniden şekillendiren genel sağa kayış dalgasıyla da örtüşüyor.

Müzakerelerin tıkanması üzerine Geniş Cephe adayı ve Sağlık Bakanı Mónica García sosyal medyadan tepki gösterdi.

García, solun “sağ cenah dışında hiç kimsenin işine yaramayan egolara, kaygılara, iç çekişmelere ve seçim hesaplarına sıkışma” riskiyle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.

Seçim kararının hemen ardından Sánchez’in solundaki partileri bir araya getirmek amacıyla kurulan Geniş Cephe, solun önemli aktörlerinden Podemos’u ikna edemedi.

Podemos, Kanarya Adaları ve Valensiya bölgesi haricinde ortak listeye katılmadı ve solun genel seçim şansını zayıflattı.

El País anket analisti Kiko Llaneras, Sánchez’in yeniden yönetebilmesinin tek yolunun Sosyalistlerin solunda güçlü bir varlık gösterilmesi olduğunu belirtti.

Llaneras, “Geniş Cephe aslında o kadar da geniş değil” diyerek yeni hareketin solun çoğunluk kurmasına yetecek güce ulaşmasının zorluğuna işaret etti.

Podemos ortak listeden çekildi

Eski Barselona Belediye Başkanı Ada Colau’nun liste başı olduğu Geniş Cephe çatısı altında mevcut koalisyon ortağı Sumar, Katalan Comuns, komünistlerin öncülüğündeki Birleşik Sol (IU), Más Madrid ve bölgesel sol partiler yer alıyor.

İspanya’nın seçim sistemi birleşik platformları ödüllendirirken, mevcut ittifak Sánchez’in 2023’te hükümet kurmasını sağlayan ve Podemos’u da kapsayan önceki birlikteliğin gerisinde kalıyor.

Politico‘nun verilerine göre ittifakın ana gücü konumundaki Sumar’ın oy oranı, 2023’ten bu yana yarıdan fazla eriyerek yüzde 5 seviyesine geriledi.

Madrid Carlos III Üniversitesi’nden siyaset bilimci Pablo Simón, koalisyonların küçük ortaklarının görünürlük kaybetmesi ve kendi programlarını uygulamakta zorlanması nedeniyle güç kaybettiğini kaydetti.

Daha önce başbakanlık için adı geçen Çalışma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Yolanda Díaz’ın seçimlerde aday olmaması da Sumar’ı güçlü bir lider figüründen yoksun bıraktı.

Pablo Simón, Geniş Cephe listesinin hiçbir anlaşma olmamasına kıyasla daha iyi bir seçenek olduğunu ancak tablonun sol adına zorlu göründüğünü aktardı.

İttifakların tescili için belirlenen cuma gece yarısı mühletine kadar yürütülen görüşmeler, aday listeleri ve yaklaşık yüzde 3 oy oranına sahip Podemos’un ittifak içinde erime kaygıları nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Gelişmelerin ardından sol seçmenden özür dileyen Ada Colau, “Birisi masaya oturmak istemiyorsa onu zorlayamazsınız” dedi.

Rufián’ın çekilmesi birleşme umudunu tüketti

Anketlerin işaret ettiği en olası senaryo, Halk Partisi’nin göç karşıtı söylemleriyle desteğini artıran aşırı sağcı Vox ile koalisyon kurması yönünde şekilleniyor.

Sánchez ise bu senaryoyu engellemek için kendi partisinin güçlü bir sonuç almasına ve Sumar çevresindeki partilerin toparlanmasına güveniyor.

Sol tabandaki hayal kırıklığı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) Meclis Sözcüsü Gabriel Rufián’ın yalnızca kendi partisinden aday olacağını duyurmasıyla daha da derinleşti.

Katalonya dışındaki sol seçmende de karşılığı bulunan Rufián, aşırı sağın iktidara gelişini önlemek için geniş katılımlı bir sol birliğin öncülüğünü yapıyordu.

Bağımsızlık yanlısı partisinin sınırları nedeniyle ulusal bir listeye liderlik edemeyeceğini belirten Rufián, “Başarısız olduk, özellikle de ben başarısız oldum” ifadesini kullandı.

Politico‘ya konuşan Podemos kurucularından Juan Carlos Monedero ise sol birliği başarıya ulaştıracak bir otorite kalmadığını, Rufián’ın bu fikre yaklaştığını ancak ERC’ye olan bağlılığının ağır bastığını söyledi.

Anket analisti Llaneras, bölünmenin seçim sistemindeki baraj etkisi nedeniyle ağır sonuçlar doğurabileceğini hatırlattı.

İspanya’da yüzde 10’un altındaki oyları sandalyeye dönüştürmenin hayli zor olduğunu vurgulayan Llaneras, seçim bölgelerinin küçüklüğü nedeniyle oyların bölünmesinin temsil gücünü doğrudan yok ettiğini ve altı ya da yedi milletvekili çıkaran bölgelerde solun tüm sandalyeleri kaybedebileceğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonyalı hava yolu şirketi, yakıt maliyetleri nedeniyle kış seferlerinin bir kısmını durdurdu

Yayınlanma

Polonya hava yolu şirketi LOT, uçak yakıtı fiyatlarındaki artış sebebiyle kış sezonundaki bazı Avrupa seferlerini geçici olarak askıya aldı. Şirkette şubat ayında yüzde 25 seviyesinde olan yakıt payının yüzde 40’a dayanması, Varşova ve Krakow çıkışlı popüler hatları doğrudan etkiledi.

Polonya’nın ulusal hava yolu şirketi LOT, kış tarifesindeki bazı seferleri havacılık yakıtı fiyatlarındaki artış sebebiyle geçici olarak durdurdu.

Gelişmeyi Polsat News televizyonuna açıklayan hava yolu şirketi sözcüsü Krzysztof Moczulski, yakıt maliyetlerinin toplam harcamalar içindeki payının ciddi şekilde yükseldiğini belirtti.

Yakıt maliyetleri toplam giderlerin yüzde 40’ına ulaştı

Kış tarifesinde planlanan kısıtlamaların arkasındaki mali tabloya değinen Moczulski, şu bilgileri paylaştı:

“LOT kış tarifesi kapsamında seferlerin bir kısmını durduruyor. Bunun birkaç nedeni var ancak en önemlisi maliyetler. Şubat ayında yakıt giderleri şirketin toplam harcamalarının yüzde 25’ini oluştururken bugün bu oran yüzde 40 seviyesine kadar çıkabiliyor”

1929 yılında kurulan Polonya’nın bayrak taşıyıcı hava yolu şirketi LOT, dünya genelinde 50 ülkede 120 farklı noktaya uçuş gerçekleştiriyor.

Uçuşların durdurulmasından etkilenen güzergahlar arasında Varşova’dan Bologna’ya ve Krakow’dan Roma, Madrid ile Barselona’ya yapılan seferler yer alıyor. Şirket sözcüsü, kış tarifesinde askıya alınan bu hatların önümüzdeki yılın yaz döneminde yeniden açılabileceğini aktardı.

Sektör temsilcilerine göre yüksek yakıt fiyatları yeni normal haline geldi

Yakıt maliyetlerindeki küresel baskı diğer taşıyıcıları da zorluyor. Financial Times gazetesi 17 Ekim tarihli haberinde, büyük hava yolu şirketlerinin İran ile başlayan savaşın ardından yükselen uçak yakıtı fiyatlarını “yeni normal” olarak değerlendirdiğini yazmıştı.

Şirket yöneticileri, artan giderleri dengelemek için bilet fiyatlarına yapılacak olası zamların yolcular tarafından kabul görmeyeceğinden endişe ediyor ve sektörün yıllar sürecek zorlu bir döneme hazırlandığını ifade ediyor.

Öte yandan, küresel yakıt piyasasındaki dalgalanmalar uçakların yakıt ikmali tercihlerini de değiştirdi. Rusya Federal Sivil Havacılık Kurumu (Rosaviatsiya) basın biriminin haziran ayında Rus medya kuruluşu RBK‘ya verdiği bilgiye göre, yabancı taşıyıcılar operasyonel maliyetleri düşürmek amacıyla Rusya havalimanlarında daha sık yakıt ikmali yapmaya başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English