Dünya Basını
Fransız iktisatçı Jacques Sapir: Rusya ekonomisi yaptırımlara rağmen büyüyor
Ünlü Fransız ekonomist Prof. Dr. Jacques Sapir, Fréquence Populaire platformuna verdiği mülakatta Rusya ekonomisinin büyüme verilerini, Ukrayna cephesindeki askeri durumu ve Ortadoğu merkezli küresel enerji krizini analiz etti. Batı medyasında yer alan Rus ekonomisinin çöktüğü yönündeki iddiaları istatistiki verilerle çürüten Sapir, Batı dünyasının rasyonel gerçeklerden uzaklaştığını vurguladı.
Fransız ekonomist ve Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu (EHESS) Araştırma Direktörü Prof. Dr. Jacques Sapir, Fréquence Populaire platformundan Jean Chogoui’ye verdiği mülakatta, küresel jeopolitik gelişmeleri, Rusya ekonomisinin güncel durumunu, Ukrayna cephesindeki son gelişmeleri ve Ortadoğu’daki gerilimin küresel enerji piyasalarına etkilerini değerlendirdi.
Batı medyasında ve siyasi çevrelerinde Rusya ekonomisinin çöktüğüne yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten Sapir, resmi ekonomik verilerin çok daha farklı bir tablo ortaya koyduğunu ifade etti.
“Ocak ve şubat aylarındaki gerileme hava koşullarından kaynaklandı”
Rusya ekonomisinin 2026 yılına kötü bir başlangıç yaptığını kabul eden Sapir, yılın ilk iki ayındaki ekonomik durgunluğun temel nedeninin mevsimsel şartlar olduğunu belirtti.
Sapir, konuya ilişkin şu bilgileri aktardı:
“Rusya’da yılın başında kötü bir dönem geçirildiğini daha önceki yayınlarda da belirtmiştim. Ocak ve şubat aylarında, büyük ölçüde hava koşullarından kaynaklanan yüzde 2’nin biraz üzerinde bir daralma yaşandı. Moskova’da son 20 yılın en yoğun kar yağışı kaydedildi, benzer hava muhalefeti Rusya’nın merkez bölgelerinde ve Uzak Doğu’da da etkili oldu. Bu durum ekonomik faaliyetleri geçici olarak durma noktasına getirdi. Ancak mart ayından itibaren ekonominin yeniden canlandığını gördük. İki aylık daralmanın ardından mart ayında yüzde 2,4’lük bir büyüme kaydedildi.”
Nisan ayına ilişkin beklentilerin, Rusya Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikası nedeniyle temkinli olduğunu belirten Sapir, buna karşın nisan verilerinin ve mayıs ayına ait öncü göstergelerin beklentileri aştığını vurguladı.
Sapir, “Nisan ayı için gayri safi yurtiçi hasıla büyüme beklentisi yüzde 0,7 seviyesindeyken, gerçekleşen büyüme yüzde 1,7 oldu. Bu şaşırtıcı büyümenin arkasında, imalat sanayisinin nisan ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3’e yakın büyüme kaydetmesi yer alıyor” dedi.
“Bütçe harcamaları faiz frenini aşmayı başardı”
Rusya’nın mevcut makroekonomik dengelerini bir otomobil analojisiyle açıklayan Sapir, “Rus ekonomisini, sürücüsünün aynı anda hem frene hem de gaza bastığı bir arabaya benzetebiliriz. Burada fren sıkı para politikasını, gaz ise bütçe harcamalarını temsil ediyor. Nisan ve mayıs verilerine baktığımızda, gaz pedalının etkisinin freni bastırdığı görülüyor. Özellikle mart ve nisan aylarında bütçe harcamaları oldukça yüksek seyretti” ifadelerini kullandı.
Artan ekonomik faaliyetlerin vergi gelirlerini de artırdığına dikkat çeken Sapir, Rusya bütçesinin en büyük gelir kaleminin katma değer vergisi (KDV) olduğunu, bunu ihracat vergileri ve kişisel gelir vergisinin takip ettiğini belirtti.
Sapir, yılın ilk iki ayında düşük vergi gelirleri nedeniyle yüksek olan bütçe açığının, mart ve nisan aylarında tahsil edilen vergilerle daralma eğilimine girdiğini kaydetti.
“Yaptırımlara rağmen petrol ve gaz ihracatı yüzde 10 arttı”
Ortadoğu’daki gerilimin Rusya’nın enerji ihracatına olumlu yansıdığını belirten Sapir, Ukrayna’nın Rus rafinerilerini ve liman altyapılarını hedef almasına rağmen ihracatın artmaya devam ettiğini bildirdi.
Sapir, şu ifadeleri kullandı:
“Nisan ayında Rusya’nın petrol ve gaz ihracatı yüzde 10 oranında artış gösterdi. Ukrayna’nın saldırılarına rağmen Reuters ve Bloomberg gibi Batılı ajanslar da bu yüzde 10’luk artışı teyit ediyor. Batı medyasında veya siyasetçiler tarafından öne sürülen yıkım iddialarının aksine, rafinerilerde meydana gelen hasarlar çoğunlukla birincil depolama tanklarıyla sınırlı kalıyor ve bu da büyük yangın görüntülerine yol açsa da üretimi tamamen durdurmuyor. Ayrıca mayıs ayı sonu itibarıyla ihracatta yüzde 3 ila yüzde 5 arasında ek bir artış daha kaydedildi.”
Sapir, Rusya’nın ihracat artışının sadece enerji sektörüyle sınırlı kalmadığını; üre, amonyak gibi kimyasal ürünler ile başta alüminyum olmak üzere metal ihracatında da ciddi artışlar yaşandığını dile getirdi.
“Japonya Rusya’dan alüminyum ithalatını dört katına çıkardı”
Ortadoğu’daki istikrarsızlık nedeniyle Asya ülkelerinin tedarik zincirlerini değiştirmek zorunda kaldığını belirten Sapir, şu değerlendirmede bulundu:
“Dünya alüminyum üretiminin yüzde 24’ünü gerçekleştiren Basra Körfezi bölgesinden sevkiyatlar aksayınca, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ülkeleri hızla Rusya ile yeni anlaşmalar imzaladı. Rusya bu anlaşmalar karşılığında söz konusu ülkelerin uyguladığı bazı yaptırımların esnetilmesini talep etti. Sonuç olarak bugün Japonya, Rusya’dan gerçekleştirdiği alüminyum ithalatını neredeyse dört katına çıkararak Çin ile aynı seviyeye getirdi. Güney Kore de benzer şekilde ithalatını artırıyor. Bu durum, Batı blokunda yer almalarına rağmen Japonya ve Güney Kore’nin pragmatik davrandıklarını gösteriyor.”
“Mavi yakalıların gelirlerindeki artış ortalamayı yükseltiyor”
Rusya genelinde hanehalkı gelirlerinin artmaya devam ettiğini belirten Sapir, bu artışın toplumsal tabakalar arasında farklı hissedildiğini açıkladı.
Moskova ve St. Petersburg gibi büyük metropollerde yaşayan, kendisinin “Batılılaşmış küçük burjuvazi” olarak tanımladığı kesimin reel gelirlerinin enflasyon karşısında gerilediğinden şikayet ettiğini aktaran Sapir, buna karşılık işçi ve teknisyen sınıfının gelirlerinde reel olarak yüzde 6 ila yüzde 10 arasında artış yaşandığını ifade etti.
Sapir, sanayi üretimindeki artış nedeniyle geçmişte kısmi zamanlı çalışan yaklaşık 1,5 milyon işçinin yeniden tam zamanlı ve fazla mesaili çalışmaya başladığını, bunun da taşrada işçi sınıfının refahını artırdığını ve bu durumun Moskova’daki algıdan çok farklı bir toplumsal memnuniyet yarattığını kaydetti.
Rus rublesinin yabancı para birimleri karşısında ciddi değer kazandığına değinen Sapir, “Birkaç ay önce 1 dolar 80 ruble seviyesindeyken, bugün 71 ruble seviyesine kadar geriledi. Rublenin değer kazanması ithal tüketim mallarına erişimi kolaylaştırırken, büyük şehirlerdeki orta-üst sınıfın tatil harcamalarını da olumlu etkiliyor” dedi.
“St. Petersburg’daki tartışma bir koordinasyon komitesine yol açabilir”
3-6 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlenen St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nda (SPIEF) Rus hükümeti ile Merkez Bankası arasındaki görüş ayrılıklarının belirginleştiğini ifade eden Sapir, Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiolina ve üst düzey yardımcılarının foruma katılmamasının önemli bir sinyal olduğunu belirtti.
Sapir, forum oturumlarında iş dünyası temsilcileri ve yatırım fonu yöneticilerinin ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerini açıkça dile getirdiğini aktardı:
“Forumda Maliye Bakanı Anton Siluanov ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov gibi isimlerin katıldığı oturumlarda, iş dünyası temsilcileri mevcut para politikasını eleştirdi. Merkez Bankası’nın sadece enflasyona odaklanan tek hedefli politikasının aksine, ABD Merkez Bankası (Fed) gibi hem enflasyonu hem de ekonomik büyümeyi gözeten çift hedefli bir modele geçilmesi gerektiği savunuldu. Hatta salondan Merkez Bankası’nın faaliyetlerini koordine edecek yeni bir idari kurul, yani bir ‘Gosplan 2.0’ (Devlet Planlama Komitesi) kurulması yönünde talepler yükseldi.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Elvira Nabiulina ile uzun yıllara dayanan yakın çalışma ilişkisi nedeniyle onu görevden almasını beklemediğini söyleyen Sapir, ancak hükümet ile Merkez Bankası üzerinde yetki sahibi olacak bir koordinasyon komitesinin kurulmasının ciddi şekilde tartışıldığını sözlerine ekledi.
“Satın alma gücü paritesine göre Rusya dünyanın dördüncü büyük ekonomisi”
Batılı siyasetçilerin ve medyanın Rus ekonomisine yönelik iddialarını “veri cımbızlama” (cherry picking) yöntemiyle açıkladıklarını söyleyen Sapir, ekonomik eğilimlerin ancak 12 aylık hareketli ortalamalarla analiz edilebileceğini vurguladı.
Batı’daki rasyonellik kaybını eleştiren ekonomist, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Batı medyasında rasyonel analiz yapma isteği kalmadı. Uluslararası karşılaştırmalarda gayri safi yurtiçi hasıla nominal döviz kuru üzerinden değil, satın alma gücü paritesine göre hesaplanmalıdır. Bunu ekonomi eğitimi alan her öğrenci bilir. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında Çin yüzde 22 ile birinci, ABD yüzde 15 ile ikinci, Hindistan yüzde 7,5 ile üçüncü, Rusya ise yüzde 3,9 ile dünyanın dördüncü büyük ekonomisidir. Rusya ekonomisini İspanya ile kıyaslamak tamamen anlamsızdır.”
“Zelenskiy hükümeti resmi olarak Nazi işbirlikçilerini rehabilite ediyor”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin son dönemdeki bazı kararlarını eleştiren Sapir, İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazi işbirlikçisi olan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü (OUN) liderlerinden Andriy Melnik’in naaşının Ukrayna’ya getirilerek resmi tören düzenlenmesini ve ordu birliklerine bu örgütlerin isimlerinin verilmesini “tarihsel bir skandal” olarak nitelendirdi.
Sapir, konu hakkında şu tarihsel detayları paylaştı:
“Zelenskiy hükümeti, Yahudi soykırımında ve on binlerce Polonyalı sivilin katledilmesinde rol oynayan OUN ve UPA (Ukrayna İsyan Ordusu) üyelerini resmi olarak rehabilite ediyor. Melnik ve Stepan Bandera, savaş öncesinde Polonya hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırılmış figürlerdir. 1943 ve 1944 yıllarında Volinya bölgesinde yaşanan katliamlar, Ruanda’daki palalı soykırıma benzer şekilde baltalarla ve sivilleri binalara kilitleyip yakarak gerçekleştirilmiştir. Alman subaylarının bile o dönem bu vahşetten rahatsız olduğu tarihi kayıtlarda mevcuttur. Batı medyasının bu tarihsel gerçekleri görmezden gelmesi kabul edilemez.”
Zelenskiy’nin siyasi kariyerinde olumsuz bir dönüşüm yaşadığını dile getiren Sapir, bu durumun Ukrayna içindeki aşırı sağcı unsurların yönetim kademelerindeki nüfuzunu artırmasından kaynaklandığını belirtti.
“Ukrayna ordusu cephede büyük bir askeri yıpranma yaşıyor”
Askeri alandaki gelişmelere de değinen Sapir, Ukrayna ordusunun cephede momentumu ele geçirdiği yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını, Rus güçlerinin Donbass ve Harkov bölgelerinde düzenli olarak ilerlemeye devam ettiğini ifade etti.
Sapir, sahadaki askeri dengelere dair şu bilgileri paylaştı:
“Aralık 2025 ile Mayıs 2026 arasında Rusya’nın kontrol ettiği alanların yüzde 15 oranında arttığı ABD’li kaynaklarca da doğrulanıyor. Donetsk bölgesinde yer alan savunma hattı Konstantinovka’da Ukrayna birlikleri geri çekilmeye başladı. Zaporijya cephesinde de ağır kayıplar veriliyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki can kaybı oranı bire üç veya bire dört seviyesine ulaşmış durumda. Liman bölgesinde ve Harkiv’in kuzeyinde Rus ordusunun tampon bölgeyi genişleterek ilerlemesi sürüyor. Ukrayna ordusu yedek asker sıkıntısı yaşıyor ve elindeki seçkin birlikleri cephedeki gedikleri kapatmak için sürekli farklı noktalara sevk etmek zorunda kalıyor.”
Ukrayna’nın insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıların askeri sonuçtan ziyade halkla ilişkiler odaklı olduğunu belirten Sapir, Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına ve demiryolu hatlarına yönelik sistematik saldırılarının Ukrayna’nın lojistik kapasitesini yarı yarıya düşürdüğünü ifade etti.
Sapir, Rusya’nın geçici bir ateşkes yerine, Ukrayna’nın gelecekte yeniden silahlanmasını önleyecek kapsamlı bir barış anlaşmasını dayatmak istediğini ve sahada askeri üstünlüğe sahip olduğu için bu hedefine ulaşacağını savundu.
“Küresel petrol piyasalarında temmuz ayında yeni bir fiyat artışı kaçınılmaz”
Mülakatın son bölümünde küresel enerji piyasalarına yönelik öngörülerini paylaşan Sapir, ABD ve diğer Batılı ülkelerin stratejik petrol rezervlerini tüketmek üzere olduğunu, bunun da yaz aylarında fiyatları yukarı çekeceğini öngördü.
Sapir, enerji kriziyle ilgili şu uyarılarda bulundu:
“Küresel piyasada aylık bazda yaklaşık 250 ila 270 milyon varil petrol açığı var. Bugüne kadar piyasaya sürülen stratejik rezervler bu açığı kısmen kapattı ve fiyatların aşırı yükselmesini önledi. Ancak nisan, mayıs ve haziran aylarında piyasaya sunulan rezerv miktarı aylık 76 milyon varil seviyesindeyken, temmuz ayında bu miktar rezervlerin tükenmesi nedeniyle 22 milyon varile gerileyecek. Bu durum temmuz ayından itibaren petrol fiyatlarında yeni ve güçlü bir yükseliş dalgası başlatacaktır. Ağustos ve eylül aylarında bu etki daha da derinleşecek ve sanayi üretimindeki daralmayı hızlandıracaktır. Nitekim Alman sanayisindeki siparişlerin yüzde 5’e yakın gerilemesi bu durumun öncü göstergesidir.”
Ortadoğu’daki diplomatik dengelerin de değiştiğini belirten Sapir, Körfez ülkelerinin ABD’nin güvenlik şemsiyesine olan güvenlerini yitirerek İran ile saldırmazlık anlaşmaları imzalama sürecine girdiğini, bunun da ABD’nin bölgedeki nüfuzunu zayıflattığını ifade etti.
Sapir, nükleer silahsızlanma politikasının küresel düzeyde başarısız olduğunu, Kuzey Kore örneğinin ardından İran’ın da nükleer statü kazanmasının kaçınılmaz hale geldiğini ve artık bu durumun askeri çatışma yerine diplomatik bir çerçeve içinde kontrol altında tutulması gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.