Dünya Basını

Fransız tarihçi Todd: Batı bir blok olmaktan çıktı, ABD’nin askeri hakimiyet alanına dönüştü

Yayınlanma

Fransız tarihçi ve antropolog Emmanuel Todd, Vendée Katolik Enstitüsünde (ICES) katıldığı konferansta, Batı dünyasının derin bir içsel parçalanma ve “kültürel nihilizm” sürecine girdiğini söyledi. Batı’nın artık ortak değerler etrafında birleşen bir blok değil, yalnızca ABD’nin askeri nüfuz alanı olduğunu belirten Todd, Avrupa’nın Ukrayna savaşıyla birlikte “savaş makinesine” dönüştüğünü ifade etti.

Fransız tarihçi, antropolog ve demograf Emmanuel Todd, Vendée Katolik Enstitüsü (ICES) bünyesinde düzenlenen stratejik konferansta yaptığı kapsamlı sunumda, modern jeopolitiğin en temel kavramlarından biri olan “Batı” tanımını yeniden masaya yatırdı.

Todd, uzun yıllar boyunca demokrasi, serbest piyasa ve hukukun üstünlüğü gibi değerler bütününü temsil ettiği varsayılan bu yapının, günümüzde sadece ABD’nin askeri nüfuz alanı olarak tanımlanabileceğini de sözlerine ekledi.

Todd, “Batı, benim için dürüst olmak gerekirse sadece ABD’nin askeri hakimiyet alanıdır” ifadelerini kullanarak, kültürel ve siyasi birliğin yerini askeri bir bağımlılığın aldığını vurguladı.

Todd, antropolojik perspektiften bakıldığında Batı’nın “doğal çekirdeğini” yalnızca liberal demokrasiyi ortaklaşa icat eden ABD, İngiltere ve Fransa’nın oluşturduğunu belirtti.

Bu üç ülkenin bireysel aile yapıları ve liberal devrim geleneklerinin Batı’nın kültürel özünü şekillendirdiğini kaydeden Todd, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin bu bloka eklemlenmesinin kültürel bir tercihten ziyade askeri bir sonuç olduğunu vurguladı.

Todd, “Almanya ve Japonya, liberal demokrasinin yükseliş tarihinin bir parçası değildir; onlar sadece İkinci Dünya Savaşı sonunda Amerikan ordusunun gerçekleştirdiği fetihlerin birer ürünüdür” diyerek, bu ülkelerin temel toplumsal dokularının hiyerarşik ve otoriter unsurlar barındırmaya devam ettiğini ifade etti.

“Avrupa barış makinesinden savaş makinesine evrildi”

Avrupa Birliği’nin (AB) mevcut siyasi yönelimini “delilikte birleşme” (convergence dans le délire) olarak nitelendiren Todd, kıtanın Ukrayna savaşıyla birlikte köklü bir kimlik krizine girdiğini belirtti.

Todd’a göre, ABD kendi içinde Ukrayna’daki stratejik yenilgiyi ve silah üretim kapasitesindeki yetersizliği kabul etme noktasına gelmişken, Avrupa ülkeleri tuhaf bir şekilde bu “kaybedilmiş savaşı” daha da tırmandırma eğilimi gösteriyor.

Todd, “Avrupa’nın barış inşası için kurulmuş bir mekanizmadan bir savaş makinesine dönüşmesi, sistemin önce tıkandığını, ardından gerçeklikten tamamen koptuğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Todd, AB içerisindeki güç dengelerinin 2008 mali krizinden bu yana dramatik şekilde değiştiğini, Fransa ve Almanya arasındaki eşitlikçi yapının yerini Almanya’nın örtülü hegemonyasına bıraktığını ifade etti.

Bu süreçte Fransa’nın uluslararası sahnede etkisizleştiğini ve adeta “buharlaştığını” kaydeden Todd, 2014’teki Ukrayna hamlelerinin arkasında Amerikan manevralarının yanı sıra Almanya’nın doğuya doğru genişleme ve Rusya ile Avrupa arasında bir seçim dayatma arzusunun yattığını hatırlattı.

“BRICS Batı merkezli düzene karşı pragmatik bir meydan okumadır”

Observatoire Français des BRICS Direktörü ve konferansın diğer konuşmacısı stratejist David Teurtrie ise, Batı’nın Ukrayna üzerinden Rusya’ya “stratejik yenilgi” yaşatma projesinin başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti.

Teurtrie, Washington’ın bu başarısız projenin sorumluluğunu Avrupalılara devrettiğini ve Avrupa elitlerinin kendi çıkarlarına açıkça aykırı olan bu durumu ideolojik bir körlükle sahiplendiğini dile getirdi. Teurtrie, “Ukrayna projesi en başından beri Rusya kadar Avrupa’yı da zayıflatmak ve bağımlı kılmak için tasarlanmıştı” dedi.

BRICS oluşumunun NATO gibi katı bir askeri ittifak olmadığını, ancak küresel kuralların tanımında Batı’nın merkeziliğini sorgulayan esnek ve güçlü bir dinamik sunduğunu belirten Teurtrie, ABD’nin “nihilist ve yıkıcı” tutumunun bu arayışı daha da tetiklediğini dile getirdi.

Teurtrie’ye göre, geçmişte ABD “demokrasi ihracı” gibi kavramlarla küresel bir cazibe merkezi oluşturabiliyorken, bugün dünyada sadece “saf güç ve yaptırım” üzerinden bir baskı kurmaya çalışıyor. Buna karşılık BRICS’in, ulusal egemenlik ve ekonomik pragmatizm odaklı bir dünya vizyonu sunduğunu ifade etti.

“İskandinav ülkelerinde intihar eğilimli bir savaş yanlılığı görülüyor”

Emmanuel Todd, sunumunun ilerleyen bölümlerinde Avrupa’daki kültürel ve dini kırılma hatlarının jeopolitik sonuçlarına dikkat çekti. Özellikle Protestan kuzey ülkeleri ile Katolik-Latin güney ülkeleri arasında derin bir zihniyet farkı oluştuğunu belirten Todd, İskandinav ülkelerinin Rusya’ya karşı takındığı tutumu “intihar eğilimli bir dürtü” (pulsion suicidaire) olarak tanımladı.

Todd, “Rusların soğuk savaş boyunca hiçbir sorun çıkarmadığı Finlandiya’nın, St. Petersburg sınırına nükleer silah konuşlandırma planları yapması rasyonel bir mantıkla açıklanamaz” diyerek, bu ülkelerin kendilerini hedef tahtasına yerleştirdiklerini vurguladı.

Almanya’da ise Rusya’ya yönelik “barbarlık” söyleminin yeniden canlanmasını endişe verici bulduğunu belirten Todd, tarihte Sovyetler Birliği topraklarında on milyonlarca insanın ölümüne yol açan bir geçmişe sahip olanların bu dili kullanmasının derin bir tarihsel amneziye işaret ettiğini kaydetti.

Todd, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde Rusofobi’den uzak, daha rasyonel bir yaklaşım gözlemlediğini, ancak Avrupa’nın genel gidişatının Almanya’nın “nihilist” savrulmasıyla belirlendiğini ifade etti.

“Amerikan toplumu içsel bir dekompozisyon sürecinde”

Konferansın soru-cevap bölümünde Batı’nın geleceğine dair karamsar bir tablo çizen Todd, Amerikan toplumunun içsel bir “dekompozisyon” (parçalanma) sürecinde olduğunu kaydetti.

Todd, bu sürecin sadece ekonomik değil, aynı zamanda dini ve ahlaki değerlerin çöküşüyle ilgili olduğunu belirtti. Batı’nın “sıfır din” aşamasına geldiğini savunan Todd, bu boşluğun rasyonel politikalar yerine yıkıcı ve kontrolsüz bir nihilizmle dolduğunu vurguladı.

Todd, BRICS ülkelerinin bu çöküşe karşı sadece ekonomik bir direnç değil, aynı zamanda “gerçekçilik” temelinde bir alternatif sunduğunu kaydetti.

Batı’nın kendi yarattığı liberal değerlerden koparak bir “savaş makinesine” dönüşmesinin, tarihçiler tarafından Batı hegemonyasının son evresi olarak kaydedileceğini belirten Todd, “Bugün yazdıklarımız ve tartıştıklarımız, elli yıl sonra bu büyük dönüşümün belgeleri olarak kullanılacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.

Teurtrie ise sonuç olarak, Batı’nın artık dünyaya bir “model” sunamadığını, aksine müdahaleci politikalarıyla küresel istikrarsızlığın ana kaynağı haline geldiğini dile getirdi.

Teurtrie, BRICS’in yükselişinin bir tesadüf olmadığını, aksine Batı’nın artık “ideolojik bir kılıf” bulamadığı çıplak güç politikalarına karşı bir savunma refleksi olduğunu ifade etti. Konferans, her iki ismin de küresel dengelerin Batı aleyhine, BRICS lehine kalıcı olarak değiştiği yönündeki ortak tespitiyle sona erdi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version