Dünya Basını
Gazeteci Blumenthal: Amerikan toplumunda İsrail konusunda bilinç kayması yaşanıyor
Gazeteci Max Blumenthal, İsrail’in Gazze’de bir “nihai çözüm” uyguladığını ve nüfusu “baloncuklar” olarak adlandırdığı toplama kamplarına yerleştirerek etnik temizlik yapmayı planladığını ifade etti. Blumenthal, Hamas’ın yenilmediğini, İsrail’in bölgedeki tüm direnişi ezmeden durmayacağını ve ABD’deki İsrail lobisinin Amerikan dış politikasını şekillendirdiğini savundu.
Gazeteci ve yazar Max Blumenthal, İsrail’in Gazze’de nüfusu zorla yerinden ederek etnik temizliği amaçlayan bir “nihai çözüm” planı yürüttüğünü söyledi. Blumenthal, İsrail’in bu plan kapsamında Gazze halkını “baloncuklar” olarak adlandırılan ve esasen “toplama kampları” niteliği taşıyan bölgelere yerleştirmeyi hedeflediğini belirtti.
Yayıncı Mario Nawfal’a mülakat veren Blumenthal, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’nin kuzeyindeki nüfusu zorla yerinden etme, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı ve diğer direniş örgütlerini bütünüyle yok etme hedefiyle hareket ettiğini savundu.
Blumenthal, “Netanyahu, Gazze için kuzeydeki nüfusu etnik olarak temizlemeyi amaçlayan nihai çözümüne girişiyor,” dedi.
İsrail ordusunun bu hedefi, büyük ölçüde yorgun bir yedek kuvvetle gerçekleştirmeye çalıştığını ifade eden Blumenthal, “30’lu yaşlarındaki profesyonel kişilerin kayıplarını görüyorsunuz. Bir insan gücü sorunu var. İsrail ordusu, insan gücünü korumak için her yıl 600 ila 700 Yahudi Amerikalıyı askere alması gerektiğini duyurdu,” diye konuştu.
“İsrail ordusu, Zeytun mahallesini yedi kez ele geçiremedi”
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde ilerlemekte zorlandığını ve kayıplar verdiğini belirten Blumenthal, özellikle Gazze şehrinin batısındaki ez-Zeytun mahallesinde yaşanan çatışmalara dikkat çekti.
Blumenthal, “Şu anda gördüğümüz şey, öncelikle Gazze şehrinin batı bölgelerini ele geçirme girişimidir. Özellikle el-Zeytun mahallesi, İsrail ordusunun yedi kez ele geçirmeyi başaramadığı bir yer. Her seferinde zafer ilan ediyorlar, sonra geri gelip daha fazla el-Kassam Tugayları savaşçısıyla çatışmaya devam ediyorlar,” ifadelerini kullandı.
Bu mahalleye yönelik ilk saldırıda bir zırhlı personel taşıyıcısının imha edildiğini ve bir İsrail askerinin öldüğünü, yedi askerin ise yaralandığını hatırlatan Blumenthal, bunun “Orta Doğu’nun en güçlü, en iyi donanımlı ordusu için küçük düşürücü bir başlangıç” olduğunu söyledi.
“Sivil halk kasıtlı olarak hedef alınıyor”
Blumenthal, İsrail’in askeri stratejisinin temelinde sivil halkı bölgeden ayrılmaya zorlamak olduğunu iddia etti.
Bu amaçla ticari olarak temin edilebilen çift kullanımlı insansız hava araçlarının (İHA) sivillere yönelik saldırılarda kullanıldığını belirten Blumenthal, şunları kaydetti:
“İsrail’in yaptığı şey, çoğunlukla sivil halkı hedef almak, zira onların orayı terk etmesini istiyorlar. Gazze şehrinde evlerine su veya yardım götürmeye çalışan sivillerin saldırıya uğradığına dair art arda videolar görüyorsunuz. Bu, onları ayrılmaya zorlamak için yapılıyor.”
İsrail’in saygın gazetelerinden Haaretz‘in, ordunun halkı güneye sürmek için topçu ateşi kullanmayı planladığına dair haberini aktaran Blumenthal, İsrail ordusunun ayrıca uzaktan kumandalı robotlara dönüştürülmüş askeri araçlar ve ticari kamyonlarla yerleşim alanlarını yıktığını, böylece insanların geri dönecek bir yerleri kalmamasını hedeflediğini söyledi.
Kuzeydeki Beyt Hanun’da da benzer bir yıkım politikası izlendiğini belirten Blumenthal, “İsrailli müteahhitlerin her evi yıkmak için yaklaşık 5 bin dolar aldıkları İsrail medyasında yer aldı. Gördüğümüz şey, Netzarim koridoruna kadar kuzey Gazze’deki tüm sivil yaşamı, tüm sivil sektörü yok etme planıdır,” dedi.
İsrail’in “nihai çözümü”
Blumenthal, İsrail’in Gazze halkı için uzun vadeli planının, onları “baloncuklar” olarak adlandırılan, ancak İsrail basınında dahi “toplama kampları” olarak nitelendirilen bölgelerde tecrit etmek olduğunu kaydetti.
Bu plana göre, halkın siyasi görüşlerine göre ayrıştırılacağını savunan Blumenthal, “radikal” olarak kabul edilen “ıslah edilemez” nüfusun hapishanelere ve işkence kamplarına gönderileceğini, geri kalanların ise bu kamplarda tutulacağını belirtti.
Bu planın ayrıntılarını, Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) adlı kuruluştan bir muhbir olan 25 yıllık özel kuvvetler gazisi Anthony Aguilar’dan öğrendiğini söyleyen Blumenthal, planın üçüncü aşamasında dev bir yardım merkezi kurulacağını ve yaklaşık 500 bin kişinin bu merkezin etrafındaki bir alanda toplanarak dışarı çıkmalarına izin verilmeyeceğini aktardı.
Blumenthal, “Bu kamplarda insanlar yiyecek alabilecekleri tek yer burası olacak. Bu yüzden İsrail’in UNRWA’dan kurtulması gerekiyordu, çünkü onlar insanlara yaşadıkları her yerde yiyecek götürüyordu. Orada toplandıktan sonra, onlara Gazze’yi kalıcı olarak terk etmeleri için bir yıllık gıda sübvansiyonu gibi teşvikler sunulacak. Bu, bir nevi ana plan, nihai çözüm,” diye konuştu.
Gazze’de yardım adı altında ölüm tuzağı: Paralı askerler, CIA bağlantılı paravan şirketler…
“Hamas, İsrail’in patlamamış mühimmatını yeniden kullanıyor”
Hamas’ın gücünün tükendiği yönündeki yaygın kanının aksine, örgütün direniş kabiliyetini sürdürdüğünü belirten Blumenthal, Hamas’ın İsrail tarafından Gazze’ye atılan patlamamış mühimmatı yeniden değerlendirerek silah ürettiğini söyledi.
“Hamas’ın yapabildiği şey, Gazze Şeridi’ne eşi benzeri görülmemiş miktarlarda atılan İsrail mühimmatını yeniden kullanmak oldu,” diyen Blumenthal, 2014’teki Gazze ziyareti esnasında kano büyüklüğünde patlamamış bombalar gördüğünü ve Hamas’ın bomba imha ekiplerinin bu mühimmatı sökerek “Şuaz bombaları” adını verdikleri tanksavar bombalarına dönüştürdüğünü anlattı.
İnsan gücü açısından Hamas’ın “neredeyse sonsuz bir kaynağa” sahip olduğunu savunan Blumenthal, “El-Kassam Tugayları kimlerden oluşuyor? Onlar yetim. Aileleri nesillerdir öldürülmüş, kaybedilmiş ve tutuklanmış insanlar. Bu yüzden İsrail’e karşı dişe diş direnmeye kararlılar. Kaybedecek hiçbir şeyleri, İsrail’e direnerek kazanacakları ise her şeyleri var,” dedi.
Dahiye Doktrini: Sivil altyapıyı yok etme stratejisi
Blumenthal, İsrail’in Gazze, Lübnan ve bölgedeki diğer hasımlarına karşı uyguladığı askeri stratejinin “Dahiye Doktrini” olarak bilinen bir konsepte dayandığını belirtti.
Bu doktrinin, İsrail’in 2006’daki Lübnan saldırısı sırasında eski kuzey komutanı Gadi Eisenkot tarafından geliştirildiğini ve adını Beyrut’ta yerle bir edilen Şii mahallesinden aldığını söyledi.
Doktrinin temel mantığını, “Bize direnecek liderliği desteklemeyi bırakacakları noktaya kadar onları demoralize etmek için tüm sivil mahalleyi yerle bir edip yok ediyoruz,” sözleriyle açıklayan Blumenthal, bu stratejinin halkı direniş örgütlerinden koparmayı amaçladığını ancak her zaman daha fazla öfke ve direniş üreterek başarısız olduğunu savundu.
“Hizbullah, Lübnan’ı İsrail saldırganlığından koruyor”
Blumenthal, Lübnan’daki durum ve Hizbullah’ın rolü hakkında da değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin Lübnan Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “İsrail’in barış ve istikrar istediği” yönündeki açıklamalarını eleştiren Blumenthal, İsrail’in asıl hedefinin bölgedeki tüm direnişi ezmek olduğunu ve bunun da sürekli savaş anlamına geldiğini söyledi.
Hizbullah’ın, İsrail’in 1982’deki Lübnan işgaline bir tepki olarak ortaya çıktığını hatırlatan Blumenthal, “Hizbullah silahlarını bırakır bırakmaz, İsrail o toprakları alacaktır. İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesinin nedeni de bu; zira oradaki Filistinli gruplar İkinci İntifada sırasında yenilgiye uğradı ve güvenliklerini İsrail ile koordine etmeyi kabul etti. Şimdi tüm topraklarını kaybediyorlar ve fanatik yerleşimcilerin elinde feci suistimallerle karşı karşıyalar,” dedi.
Blumenthal, ABD’nin Lübnan ordusuna verdiği desteğin, onu egemen bir güç yapmadığını, aksine “ülke içinde barışı korumak için var olan yeni-sömürgeci bir ordu” haline getirdiğini savundu. Hizbullah’ın ise Lübnan’ı sadece İsrail’e karşı değil, aynı zamanda Suriye’den sızmaya çalışan el-Kaide ve IŞİD gibi örgütlere karşı da koruduğunu belirtti.
“AIPAC, ABD dış politikasını rehin aldı”
Blumenthal, mülakatın önemli bir bölümünü Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin (AIPAC) ve diğer İsrail yanlısı lobilerin ABD siyaseti üzerindeki etkisine ayırdı. Bu etkinin, ABD’nin Orta Doğu politikasını şekillendirdiğini ve İsrail’in çıkarlarını Amerikan çıkarlarının önüne koyduğunu yineledi.
AIPAC’in, politikacıları kariyerlerinin en başından itibaren “yetiştirdiğini” söyleyen Blumenthal, “AIPAC, Kongre’ye girdikleri andan itibaren ve hatta öncesinden politikacıları yetiştirmeye odaklanıyor,” dedi. Kendi çektiği bir belgeselde, tarihsel olarak siyahi kampüslerden gelen öğrenci liderlerinin AIPAC tarafından Washington’a davet edilerek staj ve bağlantı imkanları sunulduğunu anlattı.
Blumenthal, Trump yönetimindeki kilit isimlerin de AIPAC tarafından desteklendiğini öne sürerek, “CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz gibi isimler, AIPAC’in yeni CEO’su Elliot Brandt tarafından kişisel olarak yetiştirildi,” ifadelerini kullandı.
Ratcliffe’in, CIA direktörlüğü sırasında Mossad’ın “stenografı” gibi çalıştığına ve İsrail’den aldığı bilgileri doğrudan Başkan Trump’a aktardığına dikkat çekti.
Bu etkinin sadece lobi faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını belirten Blumenthal, İsrail’in ABD içinde casusluk faaliyetleri yürüttüğünü de savundu.
Politico dergisinin 2019’da yayımladığı bir habere atıfta bulunarak, “Beyaz Saray’ın bahçesinde İsrail tarafından muhafaza edilen bir casusluk cihazı bulundu. Düşünün, eğer bunu Rusya yapsaydı ne olurdu?” diye sordu.
“Amerikan toplumunda bilinç kayması yaşanıyor”
Tüm bu baskı ve etkiye rağmen, özellikle Gazze’de yaşananların ardından Batı kamuoyunda, bilhassa da gençler arasında İsrail’e karşı ciddi bir bilinç kayması yaşandığını belirten Blumenthal, Maryland Üniversitesinin yaptığı bir ankete göre, 35 yaş altı Demokrat Parti destekçileri arasında İsrail’e desteğin tek haneli rakamlara düştüğünü söyledi.
Blumenthal, “Bu, bir nesil içinde Demokrat Parti’de silinip gidecek,” dedi. Ancak siyasi yapının tepesindeki bağlılığın devam ettiğini ve bunun da halkın iradesine karşı daha fazla baskı ve bastırma politikasına yol açacağını öngördü.
Kendisi de Yahudi olan Blumenthal, İsrail’i eleştirdiği için “kendinden nefret eden Yahudi” ve “anti-Semit” olarak etiketlendiğini belirterek, günümüzdeki yapay olarak inşa edilmiş Yahudi kimliğinin üç temel direğinin din, Holokost ve İsrail devleti olduğunu, ancak İsrail’in Gazze’deki eylemleri nedeniyle bu üçüncü direğin çökmekte olduğunu sözlerine ekledi.
Amerikalıların çoğu ABD-İsrail askeri ittifakını onaylamıyor