Dünya Basını

Gazeteci Thomas Fazi: NATO Avrupa’nın bağımsız bir güç olmasını engelliyor

Yayınlanma

İtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi, NATO’nun savunma amaçlı bir yapı olmadığını, aksine Avrupa’nın egemenliğini bastırmak ve kıtayı Washington’a bağımlı kılmak için tasarlanmış bir çıkar düzeneği olduğunu belirtti. Fazi, Almanya’nın askeri açıdan yeniden yapılandırılmasının ve Ukrayna’daki çatışmaların, Avrupa ile Rusya arasındaki jeopolitik entegrasyonu kalıcı olarak engellemek amacıyla yürütülen ABD merkezli stratejinin birer parçası olduğunu açıkladı.

Almanya merkezli yayın yapan 99 ZU EINS YouTube konuk olan İtalyan-İngiliz gazeteci, yazar, çevirmen ve belgesel yönetmeni Thomas Fazi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün kurumsal yapısı, Avrupa üzerindeki etkisi ve Almanya’nın mevcut askeri-politik konumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Ekonomik gelişmeler, jeopolitika ve Avrupa meseleleri üzerine kaleme aldığı analizleriyle tanınan, “Devleti Geri Kazanmak” ve “Avrupa Savaşı: Avrupa Birliği Eleştirileri” kitaplarının yazarı olan Fazi, 2010 yılında yayımlanan ve ABD askeri üslerinin küresel ölçekteki varlığını irdeleyen “Daimi Ordu” belgeseliyle de biliniyor.

Mülakatta, Merkel ve Trump arasında geçmişte yaşanan gerilimleri ve ABD’nin Almanya’dan 5 bin askerini çekme tehdidini değerlendiren Fazi, NATO’nun savunma ittifakı kimliğinin ardındaki gerçek işlevleri ayrıntılarıyla açıkladı.

“NATO’nun amacı Avrupa’nın bağımsız bir güç olmasını engellemekti”

NATO’nun savunmayla hiçbir ilgisi olmadığını belirterek sözlerine başlayan Thomas Fazi, örgütün gerçek işlevinin 1940’lı yıllarda ilk Genel Sekreter Lord Ismay tarafından açıkça özetlendiğini hatırlattı.

Ismay’in, “NATO’nun amacı Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise aşağıda tutmaktır” şeklindeki meşhur sözüne atıfta bulunan Fazi, bu ifadenin örgütün kurumsal niyetini doğrudan ortaya koyduğunu ifade etti. Fazi, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“NATO’nun gerçek amacı, en başından beri özerk bir Avrupa’nın ortaya çıkmasını önlemek, kıtanın ABD’ye stratejik olarak tabi kılınmasını güvence altına almak ve Avrupa ile Rusya arasında herhangi bir jeopolitik uzlaşmanın önüne geçmek olmuştur. Bu, NATO’nun kurulduğu dönemdeki temel amacıydı ve bugün de tam olarak aynı amaca hizmet ettiğini savunuyorum.”

Soğuk Savaş döneminde NATO’nun, Sovyetler Birliği tehdidini kasıtlı olarak büyüterek Avrupa’yı kalıcı olarak militarize edilmiş bir çıkmaza hapsettiğini dile getiren Fazi, bu stratejinin ABD’nin kıtadaki kalıcı askeri varlığını meşrulaştırmasına zemin hazırladığını aktardı.

Bu mekanizma sayesinde Washington’ın Avrupa ülkelerinin dış politikalarını kontrol ettiğini söyleyen Fazi, özellikle Almanya’yı siyasi ve ekonomik açıdan Rusya’dan olabildiğince uzak tutmanın hedeflendiğini kaydetti.

Fazi, “NATO’nun varlığı, Rusya ile olan gerilimleri büyük ölçüde kendisi üretmiş, en azından bu gerilimleri tırmandırarak sözde Rus tehdidini bizzat körüklemiştir” dedi.

“NATO Avrupa topraklarında doğrudan terör eylemleri gerçekleştirmiştir”

NATO’nun yalnızca Sovyet bloku gibi dış unsurlara değil, aynı zamanda Avrupa toplumlarının içine yönelik de yapılandırıldığını belirten Fazi, gizli paramiliter ağ olan Gladio Operasyonu’na dikkat çekti. Gladio’nun NATO tarafından yönetilen yeraltı bir yapılanma olduğunu vurgulayan İtalyan gazeteci, bu şebekenin birçok Avrupa ülkesinde terör eylemlerine ve siyasi şiddete başvurduğunu ifade etti.

Bu saldırıların çoğunlukla demokratik sol hareketleri ve partileri bastırmak amacıyla düzenlendiğini, ardından da aşırı sol grupların üzerine yıkılarak sahte bayrak operasyonlarına dönüştürüldüğünü dile getirdi. Fazi, İtalya örneğinde bu durumun düzenlenen çeşitli mahkemeler kanalıyla hukuken de kanıtlandığını aktararak şunları söyledi:

“NATO’nun, sol hareketleri kontrol altında tutmak amacıyla kelimenin tam anlamıyla Avrupa topraklarında terör eylemlerine giriştiğini biliyoruz. Bu, NATO’nun gerçek doğasıdır. Bunu anladığınızda, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında çöktükten sonra NATO’nun neden lağvedilmediğini de kavrarsınız. Eğer tek amaç Avrupa’yı Sovyet tehdidine karşı korumak olsaydı, bu tehdit ortadan kalktığında örgütün de dağıtılması gerekirdi. Ancak tam tersi oldu; NATO genişlemeye ve doğuya doğru ilerlemeye devam etti.”

Batılı liderlerin Rusya’ya, ittifakın doğuya doğru “tek bir inç bile” genişlemeyeceğine dair defalarca yazılı ve sözlü güvenceler verdiğini hatırlatan Fazi, bu taahhütlerin hiçe sayıldığını belirtti. Bugün Ukrayna’da yaşanan ve “NATO’nun vekalet savaşı” olarak nitelendirdiği çatışmanın temel nedeninin de bu genişleme politikası olduğunu da sözlerine ekledi.

“Pentagon Rusya’yı askeri açıdan zayıflatmak için savaşı kışkırttı”

Ukrayna’daki savaşın zeminini hazırlayan sürecin, özellikle Batı destekli 2014 hükümet darbesinin ardından Ukrayna’nın fiilen NATO entegrasyonuna dahil edilmesiyle başladığını belirten Fazi, resmi üyeliğin bu aşamada önem taşımadığını, asıl belirleyici olanın ülkenin askeri olarak ittifaka entegre edilmesi olduğunu kaydetti.

Rusya’nın 2022 yılındaki askeri müdahalesinin, sınırında konuşlanan bu de facto NATO karakolunu sınırlama amacı taşıdığını ifade eden Fazi, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu durum, NATO genişlemesinin veya Ukrayna’nın fiili entegrasyonunun istenmeyen bir sonucu değildi; aksine bilinçli bir hedefti. ABD’nin Rusya’yı bu savaşa kışkırtmak istediğini düşünüyorum. Savunma odaklı düşünce kuruluşlarından RAND Corporation tarafından hazırlanan çok sayıda stratejik belgede, Rusya’nın askeri güçlerini aşırı ölçüde yayarak onu zayıflatmamız gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla bu savaşın temel amaçlarından biri buydu.”

ABD’li yetkililerin açıklamaları ve resmi belgelerin, savaş başladıktan sonra da çatışmaların sona ermesini istemediklerini kanıtladığını söyleyen Fazi, Washington’ın bu krizi Rusya’nın askeri gücünü ve küresel konumunu yıpratmak için bir fırsat olarak gördüğünü belirtti.

Fazi, NATO’nun Avrupa’yı korumak bir yana, bugün kıtanın doğu sınırında süregelen savaşın ve Avrupalıların Rusya ile doğrudan bir çatışma riskine girmesinin başat sebebi olduğunu vurguladı.

“Avrupa’daki ABD üsleri Ortadoğu’daki savaşların lojistik merkezidir”

Fazi, kaleme aldığı makalenin başlığında yer alan “NATO tehlikeli bir çıkar düzeneğidir” ifadesini açıklayarak, bu yapının resmi olarak ilan edilen amaçlarından tamamen farklı bir gündeme hizmet ettiğini belirtti.

NATO’nun yalnızca Avrupa’yı ABD’ye tabi kılmakla kalmadığını, aynı zamanda Pentagon’un askeri gücünü küresel ölçekte yansıtması için gerekli fiziksel ve lojistik altyapıyı sağladığını dile getirdi.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana geçen 80 yıla rağmen Avrupa’daki büyük ABD üslerinin varlığını koruduğunu ve bu üslerin küresel güç projeksiyonunda vazgeçilmez bir rol oynadığını ekledi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Amerikan televizyonuna verdiği bir mülakatta, “Evet, NATO’nun amacı ABD’nin gücünü dünya geneline yansıtmasını sağlamaktır” dediğini aktaran Fazi, Rutte’nin savunma söyleminin ardındaki asıl gerçeği ifşa ettiğini söyledi.

Fazi, Avrupa’daki askeri üslerin işlevini şu lojistik verilerle açıkladı:

“Avrupa’daki bu askeri üsler ağı olmasaydı, ABD bugün Ortadoğu’da, örneğin İran’a karşı askeri gücünü yansıtamazdı. Amerikan askeri uçaklarının uçuş rotalarına bakıldığında, Kuzey Amerika’dan kalkıp Avrupa’da mola verdikleri ve ardından Ortadoğu’ya yöneldikleri görülmektedir. Ayrıca Avrupa’daki üslerden sürekli olarak Ortadoğu’daki üslere silah taşınmaktadır. Dolayısıyla Avrupalı liderler bu savaşlarla hiçbir ilgilerinin olmadığını iddia etseler de, ABD’nin bu üsleri kullanmasına izin vererek gerçekleştirilen tüm saldırılara tamamen suç ortağı olmaktadırlar.”

Avrupa ülkelerinin bu askeri üslere ev sahipliği yaparak kendilerini muazzam bir güvenlik riskiyle karşı karşıya bıraktıklarını ve kendi ekonomik çıkarlarını baltaladıklarını ifade eden Fazi, ABD’nin bu üsleri kendi enerji stratejileri ve küresel kaynak kontrolü doğrultusunda kullandığını, yükselen enerji fiyatlarından Amerikan şirketleri kar sağlarken Avrupa toplumlarının zarar gördüğünü belirtti.

“Trump NATO’yu kapatmak istese bile askeri vesayet buna izin vermez”

Donald Trump’ın gerek ilk başkanlık döneminde gerekse güncel açıklamalarında NATO’ya yönelik sergilediği memnuniyetsizliği ve ittifaktan çekilme tehditlerini değerlendiren Fazi, bu söylemlerin arkasında derin bir strateji aramanın yersiz olduğunu kaydetti.

Trump’ın veya herhangi bir ABD başkanının açıklamalarına aşırı önem verilmemesi gerektiğini belirten yazar, Beyaz Saray’ın dış politika üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu ve yönetimler değişse de sürekliliği sağlayan daha derin bir devlet yapısının mevcut olduğunu vurguladı.

Fazi, ABD dış politikasındaki bu kararlılığı şu sözlerle aktardı:

“Ukrayna projesini ele alalım; bu, 2000’li yılların başından itibaren Bush, Obama, ilk Trump dönemi, Biden ve şimdi ikinci Trump dönemine kadar uzanan, yaklaşık 20 yıllık bir süreci kapsayan bir projedir. Yönetimlerin siyasi renkleri ne kadar farklı olursa olsun, olağanüstü bir süreklilik söz konusudur. Dolayısıyla ABD’yi gerçekten yöneten ulusal güvenlik ve askeri elitlerin NATO’dan ayrılmak gibi bir niyeti yoktur. Trump askeri üsleri kapatmak istese bile buna asla izin verilmeyecektir.”

Trump’ın Almanya’dan 5 bin askeri geri çekme kararının tamamen sembolik bir tehdit olduğunu ve sahada hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini belirten Fazi, arka planda yaşanan asıl sürecin bir “iş bölümü” talebi olduğunu açıkladı.

Washington’ın Avrupalılardan NATO’ya daha fazla finansman sağlamasını ve askeri teçhizat yükünü üstlenmesini istediğini dile getiren Fazi, ABD Savaş Bakanı adayı Pete Hegseth’in de ilk günlerde bu iş bölümünü açıkça dillendirdiğini belirtti.

Hegseth’in, ABD güçlerinin Çin’i çevrelemek amacıyla doğuya, yani Pasifik bölgesine kaydırılması gerektiğini, Avrupa’nın ise kendi kıtasının güvenliğini yönetmek üzere daha fazla sorumluluk alması gerektiğini söylediğini aktaran Fazi, bunun aslında Avrupalıların kendi bağımlılıklarını finanse etmelerinden başka bir anlama gelmediğini sözlerine ekledi.

“Avrupalı seçkinler kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarını terk etti”

Avrupa Birliği ve üye ülkelerin neden kendi çıkarlarına aykırı olan bu politikalara ortak olduğu sorusuna yanıt veren Fazi, Avrupa genelinde ulusal çıkar kavramını tamamen terk etmiş bir siyasi sınıfın varlığına işaret etti.

Fazi, Avrupa yönetim kademelerini şu sözlerle eleştirdi:

“Bugün Avrupa’da, neredeyse istisnasız bir şekilde, ulusal çıkar fikrinden tamamen vazgeçmiş, bağımlılaşmış, Atlantikçi ve ulusötesileşmiş bir seçkinler sınıfı iktidardadır. Bu elitler yönettikleri ülkelerin ya da bir bütün olarak Avrupa’nın çıkarlarını zerre kadar önemsememektedir. Onlar küresel sermayenin en güçlü grupları olan askeri-endüstriyel komplekse, finans çevrelerine, enerji devlerine ve doğrudan Washington’ın çıkarlarına hizmet etmektedirler. Bu durum, ABD’nin on yıllardır sürdürdüğü kültürel, siyasi ve ekonomik boyunduruğun doğal bir sonucudur.”

Refah dönemlerinde bu bağımlı ilişkiyi gizlemenin ve Avrupa’ya yapay bir egemenlik alanı sunmanın mümkün olduğunu belirten Fazi, ancak ABD’nin küresel hegemonyasının gerileme dönemine girmesiyle birlikte bu durumun değiştiğini belirtti.

Washington’ın kendi etki alanındaki sömürge benzeri uydu devletler üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak zorunda kaldığını ifade eden Fazi, bu nedenle Avrupa’da tamamen ABD çizgisine sadık liderlerin öne çıkarıldığını belirtti.

Almanya Hristiyan Demokrat Birliği lideri Friedrich Merz’in bu küreselci ve ulusötesi elitlerin en net temsilcisi olduğunu söyleyen Fazi, geçmişte küresel varlık yönetim şirketi BlackRock bünyesinde üst düzey yöneticilik yapan Merz’in, Alman ulusal çıkarlarıyla hiçbir ilgisi bulunmayan Atlantikçi siyasi sınıfın somut bir örneği olduğunu dile getirdi.

“Avrupa Komisyonu ABD’nin jeopolitik hedeflerine hizmet etmektedir”

Thomas Fazi, mülakatında Avrupa Birliği’nin bu bağımlılık ilişkisindeki kurumsal rolüne de değindi. Sol çevrelerin çoğunlukla bu gerçeği gözden kaçırdığını belirten Fazi, Avrupa Birliği’nin kuruluş sürecinin ve Avrupa’nın ekonomik ile siyasi entegrasyonunun, en başından itibaren ABD tarafından aktif olarak desteklendiğini kaydetti.

Washington’ın, çok sayıda Avrupa ülkesini tek bir merkezden daha kolay yönetebilmek amacıyla federalist hareketleri fonladığını ve desteklediğini belirten Fazi, kurulan bu ulusüstü mekanizmanın beklendiği gibi ABD kontrolünde işlediğini ifade etti.

Geçmişte Avrupa Birliği’nin zaman zaman ABD’ye karşı daha egemen bir duruş sergilediği dönemler olduğunu kabul eden Fazi, ancak mevcut yönetim altında bu durumun tamamen ortadan kalktığını vurguladı.

Fazi, Avrupa Komisyonu’nun mevcut işlevini şu şekilde tanımladı:

“Ursula von der Leyen başkanlığındaki Avrupa Komisyonu, ticaret, güvenlik, ekonomi ve jeopolitika gibi her alanda Avrupa’nın ABD’nin stratejik hedefleriyle tam uyum içinde olmasını sağlamak için her şeyi yapmaktadır. Komisyon, adeta Avrupa ülkelerinin Washington’ın küresel stratejisine sadık kalmasını teminat altına almak için var olan sömürge altı bir idari birim gibi hareket etmektedir. Dolayısıyla Avrupa’nın bağımlı hale getirilmesi sürecinde Avrupa Birliği’nin bizzat üstlendiği rolü anlamak son derece önemlidir.”

“Almanya’nın silahlanması egemenlik değil kolektif bir çılgınlıktır”

Almanya’nın askeri harcamalarını artırması ve yeniden silahlanması yönündeki tartışmaları değerlendiren Fazi, bu durumun iki farklı yanlış okumayla ele alındığını belirtti.

Kimilerinin bunu Almanya’nın ve dolayısıyla Avrupa’nın ABD karşısında daha özerk hale gelmesi için olumlu bir adım olarak gördüğünü, kimilerinin ise geçmişteki karanlık dönemleri hatırlatarak Alman militarizminin yeniden canlanmasından endişe duyduğunu aktardı.

Her iki görüşün de temelsiz olduğunu ifade eden Fazi, Almanya’nın silahlanma sürecinin tamamen NATO çerçevesinde gerçekleştiğini, bunun ise egemenliği artırmak yerine bağımlılığı daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Almanya’nın bu süreçte NATO’nun Avrupa’daki yerel yönetimini devralmak üzere ABD tarafından konumlandırıldığını belirten Fazi, ülkenin Kuzey Amerika ile Doğu Avrupa ve Rusya sınırını birbirine bağlayan askeri bir lojistik koridorun merkez üssü haline getirildiğini söyledi.

Fazi, NATO bünyesindeki karar alma mekanizmalarını şu detaylarla açıkladı:

“NATO içinde askeri ve siyasi kararları üreten en önemli yapı, Belçika’da bulunan Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’dır ve bu birim tamamen Amerikalıların kontrolü altındadır. Dolayısıyla NATO çerçevesi içinde kaldığınız sürece herhangi bir özerklik veya egemenlik iddiası tamamen bir illüzyondan ibarettir. Ayrıca Avrupa ülkeleri, NATO’nun kuruluş anlaşmaları gereği askeri teçhizatlarının büyük bölümünü Amerikan savunma şirketlerinden satın almak zorundadır. Bu durum teknolojik bir bağımlılık yaratmakta, ABD’nin tek bir düğmeyle sistemleri devre dışı bırakabilmesine olanak tanımaktadır. Tıpkı Avrupa’da konuşlandırılan ve kontrolü tamamen Washington’da olan Amerikan nükleer silahlarında olduğu gibi.”

Sözde Rus tehdidi gerekçesiyle girilen silahlanma yarışının ve Rusya ile kaçınılmaz bir savaşa hazırlanma söyleminin egemenlikle hiçbir ilgisi olmadığını, bunun kolektif bir çılgınlık olduğunu ifade eden Fazi, Almanya’nın asıl çıkarının Rusya ile çatışmaktan ne pahasına olursa olsun kaçınmakta yattığını vurguladı.

Bu noktada diplomasinin önemine dikkat çeken yazar, geçmişte Willy Brandt gibi Alman liderlerin Doğu Politikası çerçevesinde Rusya ile yürüttükleri başarılı diplomatik ilişkileri örnek gösterdi.

Mevcut krizden çıkış yolunun Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak ve Rusya’nın da güvenlik endişelerini tanıyan yeni bir ortak güvenlik mimarisi inşa etmek olduğunu belirten Fazi, 1970’li ve 1980’li yıllarda Helsinki Nihai Senedi ile atılan adımların Transatlantik elitleri tarafından sabote edildiğini söyledi.

Batı’nın Ukrayna üzerinden Rusya içerisindeki sivil ve enerji altyapılarını hedef alan saldırılar düzenlemeye devam ettiğini ve bunun çok büyük riskler taşıdığını belirten yazar, Avrupa diplomasisinin Kaja Kallas gibi yetersiz isimlerin elinde olmasının kıtayı felakete sürüklediğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:

“Avrupa genelinde lider kadrolarına bakıldığında, kendi ülkelerinin veya kıtanın gerçek çıkarlarını anlayan tek bir isim bulmak zordur. Bu durum son derece tehlikeli bir tablo ortaya koymaktadır. Avrupa’nın varlığını sürdürebilmesi, ancak kıta genelinde acil bir yönetim ve zihniyet değişimiyle mümkün olacaktır.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version