Diplomasi

Gazze anlaşmasında Britanya’nın rolü

Yayınlanma

ABD’den, Gazze anlaşmasında Britanya’nın rolüne dair iki farklı açıklama gelirken, Trump’ın 20 maddelik planı ile Hayırlı Cuma Anlaşması arasındaki benzerlikler dikkat çekiyor.

Pazar günü, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, hem Birleşik Krallık’a hem de daha spesifik olarak Eğitim Bakanı Bridget Phillipson’a beklenmedik bir şekilde sert bir tepki göstermişti.

Eğitim Bakanı pazar sabahı Sky News’e verdiği demeçte, Birleşik Krallık’ın “bu konunun şekillenmesinde perde arkasında önemli bir rol oynadığını” söyleyince Huckabee bu sözlere çok kızmış ve “Sizi temin ederim ki o hayal görüyor. Gerçekleri ortaya koymak için Donald Trump’a her zaman teşekkür edebilir,” demişti.

Huckabee’nin müdahalesi, diplomatik kanallardan yoğun tartışmalara yol açtı ve bu tartışmaların sonucunda, görüşmelerde önemli bir rol oynayan Trump’ın Orta Doğu özel temsilcisi Steve Witkoff’un sosyal medyada bir mesaj yayınlamasına neden oldu.

Witkoff, X’te yaptığı açıklamada, “İsrail’de bu tarihi güne ulaşmamızı sağlayan çabaları destekleme ve koordine etme konusunda Birleşik Krallık’ın hayati rolünü takdir etmek istiyorum. Özellikle, ulusal güvenlik danışmanı Jonathan Powell’ın inanılmaz katkılarını ve yorulmak bilmeyen çabalarını takdir etmek istiyorum,” dedi.

Witkoff’tan, Powell ve Britanya’nın Gazze’deki rolüne övgü

The Times’ta yer alan analize göre, İngiltere’nin “Orta Doğu barış süreci”ndeki rolüne ilişkin her iki açıklama da doğru olabilir.

Analizde, Witkoff’un Powell’ı öne çıkarmasının önemli bir karar olduğuna işaret ediliyor çünkü Powell, “Çinli casus” davasının çöküşü nedeniyle yoğun baskı altında. Ayrıca Starmer kabinesinin bakanları, onun etkisi ve yargı gücü konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. 

Ne var ki, Başbakan Keir Starmer şimdiye kadar Powell’ın yanında durmayı tercih etti ve şu anda Başbakanlıktaki en güçlü isimlerden biri olan İşçi Partisi’nin kıdemli üyesine defalarca tam güvenini ifade etti.

Çin casus davası nedeniyle diplomatik gerginliğin yaşandığı süre boyunca Powell Mısır’da bulunuyordu ve hassas müzakerelerde yoğun bir şekilde yer aldı.

Powell daha önce Tony Blair’in baş danışmanı olarak görev yapmış ve Kuzey İrlanda barış görüşmelerinde yakından yer almıştı.

The Times, “Herkes Trump’ın övgüyü almasına razı olsa da, Başkanın Gazze için hazırladığı 20 maddelik barış planı, Blair ve Powell’ın Kuzey İrlanda’daki deneyimlerinden yola çıkarak uluslararası çatışmaların çözümüne yaklaşımlarının bazı özelliklerini taşıyor,” diye yazdı.

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

Analiz şu benzerliklere dikkat çekiyor:

“Hayırlı Cuma anlaşması gibi, Trump’ın Gazze planı da Hamas’ın silahlarının imha edilmesi konusunu ileri bir tarihe erteliyor ve bağımsız gözlemcilerin denetimi altında, silahların kalıcı olarak kullanılamaz hale getirilmesini de içeren aynı ‘süreç’ fikrini kullanıyor.

Gazze planı, Hamas’ın ‘Gazze’nin yönetiminde hiçbir şekilde rol oynamayacağını’ belirtirken, grubun eski üyelerinin, bireyler olarak da olsa, Gazze Şeridinin geleceğinde rol oynamasını engellemiyor. Bu, İrlanda anlaşmasının temel ilkelerinden biriydi: Silahlı bir grup, güç kullanımından siyasete geçiş yaptığında ilerleme kaydedilebilir.

Son olarak, plan her iki tarafın da çıkarlarına uygun kilometre taşları belirleyerek, her iki tarafın da ‘süreç’e devam etmesini sağlıyor.

Filistinliler için bu, Gazze’nin silahsızlandırılmasıyla bağlantılı daha fazla özerklik vaadidir. İsrailliler için ise güvenlik ve yeni ‘Gazze’nin 7 Ekim 2023’te olduğu gibi İsrail’e asla tehdit oluşturmayacağının somut kanıtıdır.”

Powell’ın da arkasında durduğu Gazze planının “süreç” olarak kurgulanması dikkat çekici; çünkü Suudi yayın organı Al Majalla daha önce Powell’ın Türkiye’deki “çözüm süreci” konusunda da rol oynadığını ve “PKK’yi silah bırakmaya ikna eden kişi” olduğunu ileri sürmüştü.

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Yazıda görüşlerine yer verilen üst düzey İngiliz hükümet kaynakları, Beyaz Saray’da büyük öfkeye neden olan Filistin devletinin tanınması konusunun da barış yolunda önemli bir adım olduğunu savunuyor.

The Times’a göre Starmer ve bakanları, özellikle dışişleri bakanı ve şu anda başbakan yardımcısı olan David Lammy, zamanlarının çoğunu Arap devletlerini ikna etmekle geçirdiler.

Ağustos ayında Suudi Arabistan, Katar ve Mısır’ın da dahil olduğu Arap Birliği, Hamas ile resmi olarak ilişkilerini kesen ve 7 Ekim saldırılarını kınayan ortak bir bildiri yayınladı.

Arap ülkeleri, perde arkasında Britanya ve diğer müttefiklerinden Filistin devletini tanımalarını istiyordu. Görüşmelere katılan bir kaynak, “Bizim kararlı olduğumuzu bilmek istediler,” dedi.

The Times, “Filistin devletinin tanınması sadece bir ilke meselesi olarak görülmüyordu, aynı zamanda Trump’ın 20 maddelik planını imzalamak için gerekli siyasi alanı sağlayan önemli bir diplomatik araç olarak da görülüyordu,” diye yazıyor.

Görüşmeciler geçen ay BM Genel Kurulu’nda bir araya gelmeye başladı. Trump, Britanya ve diğer müttefiklerine yönelik bir dizi sert eleştiriyle manşetlere taşınırken, perde arkasında Batılı müttefikler Orta Doğu’daki bölgesel güçlerle ortak bir zemin buldular.

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

The Times’a göre üç plan masaya yatırıldı: biri Mısır tarafından, diğeri Blair ve Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından, üçüncüsü ise Fransa ve Suudi Arabistan tarafından sunuldu. Üç planın da bazı yönleri sonunda Trump’ın barış planına dahil edildi.

Tony Blair’in rolü de, bundan sonra olacaklarda temel öneme sahip olacak. Eski başbakanın, yaptıklarını hükümete bildirerek, fakat kendi yetkisi altında hareket eden “tek taraflı bir temsilci” olarak çalıştığı söyleniyor. 

Öte yandan The Times’a göre Trump, Blair’in Gazze’de geçici hükümeti yönetmesi planını açıkladığında, üst düzey İngiliz bakanlar “gafil avlanmış görünüyordu.”

The Times, analizini şöyle bitiriyor:

“Pazartesi günkü olaylar ve Birleşik Krallık’ın bu olaylara katılımı, çatışmanın sona erdiğini göstermiyor.

Fakat umut, Trump’ın planının, Kuzey İrlanda’da olduğu gibi, yarım asırdan fazla süredir devam eden Orta Doğu çatışmasını farklı bir yörüngeye sokması.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version