Bizi Takip Edin

Amerika

Hedge fonları, ABD destekli kritik maden şirketlerine şüpheyle yaklaşıyor

Yayınlanma

Hedge fonları, sektörü hızla büyüten Trump yönetiminin desteğinin, Çin’in küresel arz üzerindeki hakimiyetini kırmak için yetersiz kalacağı inancıyla, ABD’li kritik maden şirketlerine karşı şüphesini artırıyor.

S&P Global Market Intelligence’ın hisse ödünç verme verilerine göre, bu yıl US Antimony Corporation, American Resources Corporation ve MP Materials gibi şirketlere karşı açılan “short” pozisyonlar (yani bir hisse senedinin değerinin düşeceğine yönelik bahisler) artış gösterdi.

Teknoloji ve savunma sektörleri için hayati önem taşıyan kritik mineraller ve nadir toprak elementleri tedarik eden şirketlerin hisse fiyatları, geçen yıl ABD hükümetinin sektördeki Çin hakimiyetini kırmak ve ulusal bir tedarik zinciri geliştirmek amacıyla hisse katılımı, krediler ve sözleşmeler şeklinde sektöre milyarlarca dolarlık kaynak aktarması üzerine hızla yükseldi.

Ne var ki yatırımcılar, küresel tedarik zincirlerini anlamlı bir şekilde değiştirmek için yıllar süreceği öngörüsü ve Çin’in piyasayı arzla doldurarak yurtdışı üreticileri zayıflatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bu çarpıcı yükselişin çok ileri gitmiş olabileceğinden giderek daha fazla endişe duymaya başladı.

Daha önce MP hakkında eleştirel bir rapor yayınlamış olan kısa satış şirketi Grizzly Research’ün CEO’su Siegfried Eggert, “Bazı hisse senetleri ‘retorik’ nedeniyle yükseltilmiş gibi görünüyordu ve bazılarının ise ‘çok kibarca ifade etmek gerekirse’ bu hisse fiyatlarını sürdürebilecek yeterli ekonomik temeli yoktu,” dedi.

Eggert, şirketin pozisyonları hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Trump yönetiminin madencilik sektörüne verdiği destek, elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri ve tüketici elektroniği için kalıcı mıknatıslarda kullanılan nadir toprak elementlerini üreten veya üretmeyi planlayan birçok şirketin hisse fiyatlarını artırdı.

Aynı zamanda tungsten, germanyum ve antimon gibi savunma tedarik zincirine giren metallerin fiyatlarını da yükseltti.

2020’deki bir anlaşma kapsamında “SPAC kralı” olarak bilinen Chamath Palihapitiya’dan yatırım alan MP’nin hisseleri, geçen yıl üç katından fazla değer kazandı.

Bu artışta, ABD hükümetinin şirkete sermaye payı alması ve belirli ürünler için asgari garantili fiyat vermesi etkili oldu.

USAC’nin hisseleri 2025’te neredeyse üç katına çıktı. Şirket, geçen yıl Pentagon’a 245 milyon dolara kadar antimon tedarik etmek üzere bir sözleşme kazandı ve bu Mart ayında Ukrayna’ya ayrılan acil durum fonundan 27 milyon dolarlık bir yatırım aldı.

Şirketin yönetim kurulu üyeleri arasında, daha önce Başkan Donald Trump tarafından “1 numaralı adamı” olarak anılan ve 2020 yılında Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı alan emekli general Jack Keane de yer alıyor.

ARC’nin eski iştiraki olan ReElement Technologies temmuz ayında Savunma Bakanlığı’ndan 25 milyon dolarlık finansman sağladığını açıkladı.

Geçen yıl değerinde büyük artış gösteren bir başka hisse senedi olan USA Rare Earth ise, yaklaşık yüzde 10’luk bir hisse karşılığında Ticaret Bakanlığı’ndan 1,6 milyar dolarlık şartlı finansman elde etti.

Vanda Research verilerine göre, bu tür hisse senetleri bireysel yatırımcılar için çok rağbet gören bir yatırım aracı haline geldi.

Örneğin, geçen yıl USAC ve USA Rare Earth’e toplamda yaklaşık 200 milyon dolarlık bireysel yatırımcı parası akarken, önceki yıllarda bu rakamlar ihmal edilebilir düzeydeydi.

Fakat Washington’un çabalarına rağmen, Çin, bu sektöre on yıllardır yaptığı yatırımlar sayesinde hâlâ dünyadaki kritik minerallerin arzının büyük bir kısmını kontrol ediyor.

Sivil toplum kuruluşu Safe’in Kritik Maden Stratejisi Merkezi’nin son raporuna göre, Batı’nın maden tedarik zincirlerini iyileştirme kabiliyeti, jeolojik kaynaklara erişimden çok, kamu kurumlarının yarattığı “kalıcı finansman açığını” gidermeye bağlıdır.

Yeni madenlerin ve işleme tesislerinin geliştirilmesi sermaye yoğun bir süreçtir ve on yıl veya daha uzun sürebilir.

Bazı yatırımcılar, ABD hükümetinin yaptığı büyük çaplı yatırımların bile Çin’in hakimiyetini sona erdirmek için yetersiz kalacağı konusunda uyarıyor.

S&P Global Market Intelligence’a göre, işleyici firma USAC için ödünç verilen hisselerin oranı (bu, açığa satışın bir göstergesi) bu yıl piyasa değerinin yüzde 23’ünden yüzde 42’sine sıçradı.

Geçen yıl hiçbir geliri olmayan kritik mineral çıkarma ve geri dönüşüm şirketi ARC’deki pozisyonlar, geçen yılın sonundaki yüzde 9’dan yüzde 23’e yükseldi.

ABD’deki açık ara en büyük nadir toprak madencisi olan MP’nin ödünç verilen hisseleri de bu yıl yükselirken, Teksas’taki yatağından henüz hiçbir şey çıkarmamış olan ve zarar eden bir şirket olan USA Rare Earth’e karşı yapılan bahisler de hafifçe artış gösterdi.

Yatırım şirketi ARR Investment Partners’ın kurucusu ve CEO’su Christian Putz, Çin’in nadir toprak elementleri işleme konusunda fiilen tekel konumunda olduğunu ve “tarih bir rehber olarak alınırsa, bu nadir toprak elementlerinin kısa bir süre için muazzam [fiyat] artışları yaşandığını, fakat daha sonra… Çin’in temelde piyasayı çökerttiğini” söyledi.

Geçen ay, Washington’un Alibaba dahil Çinli şirketlere benzer yaptırımlar uygulamasına yanıt olarak, MP ve USA Rare Earth, ABD ordusuyla olan bağlantıları nedeniyle Çin’in ihracat kontrol listesine eklendi.

Eggert, “Gerçek dünyada, Çin [nadir toprak elementleri konusunda] en fazla etki gücüne sahip baskın aktör… Büyüklükte tüm işleme tesisleri Çin’de,” dedi.

American Resources ve ReElement’in genel müdürü Mark Jensen, yorum isteyen bir FT muhabirine şunları söyledi:

“Dünya için gerçek işler yapmaya çalışan insanları umursamayan, önyargılı ve olumsuz bir kişi olduğunuz için sizinle konuşmak gibi bir niyetimiz yok.”

MP Materials yorum yapmayı reddetti. Şirkete yakın bir kaynak, MP aleyhindeki artan açığa satış pozisyonlarının “çok önemli bir kısmının”, şirkete karşı yapılan bahislerden ziyade 862 milyon dolar değerindeki dönüştürülebilir tahvillerin arbitrajından kaynaklandığını söyledi.

USA Rare Earth, hisseleriyle ilgili yorum yapmayı reddetti. Şirket, “Çin dışında güvenli bir nadir toprak elementleri değer zincirine yönelik stratejik ihtiyaç giderek artıyor. USA Rare Earth, bu talebi karşılamak için uygulamaya odaklanıyor,” diye ekledi.

USAC’nin CEO’su Gary Evans, şirketin hisselerini kimin açığa sattığını “anlamaya çalışmak için çok fazla araştırma yaptığını” söyledi.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English