Bizi Takip Edin

Amerika

Hedge fonları, ABD destekli kritik maden şirketlerine şüpheyle yaklaşıyor

Yayınlanma

Hedge fonları, sektörü hızla büyüten Trump yönetiminin desteğinin, Çin’in küresel arz üzerindeki hakimiyetini kırmak için yetersiz kalacağı inancıyla, ABD’li kritik maden şirketlerine karşı şüphesini artırıyor.

S&P Global Market Intelligence’ın hisse ödünç verme verilerine göre, bu yıl US Antimony Corporation, American Resources Corporation ve MP Materials gibi şirketlere karşı açılan “short” pozisyonlar (yani bir hisse senedinin değerinin düşeceğine yönelik bahisler) artış gösterdi.

Teknoloji ve savunma sektörleri için hayati önem taşıyan kritik mineraller ve nadir toprak elementleri tedarik eden şirketlerin hisse fiyatları, geçen yıl ABD hükümetinin sektördeki Çin hakimiyetini kırmak ve ulusal bir tedarik zinciri geliştirmek amacıyla hisse katılımı, krediler ve sözleşmeler şeklinde sektöre milyarlarca dolarlık kaynak aktarması üzerine hızla yükseldi.

Ne var ki yatırımcılar, küresel tedarik zincirlerini anlamlı bir şekilde değiştirmek için yıllar süreceği öngörüsü ve Çin’in piyasayı arzla doldurarak yurtdışı üreticileri zayıflatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bu çarpıcı yükselişin çok ileri gitmiş olabileceğinden giderek daha fazla endişe duymaya başladı.

Daha önce MP hakkında eleştirel bir rapor yayınlamış olan kısa satış şirketi Grizzly Research’ün CEO’su Siegfried Eggert, “Bazı hisse senetleri ‘retorik’ nedeniyle yükseltilmiş gibi görünüyordu ve bazılarının ise ‘çok kibarca ifade etmek gerekirse’ bu hisse fiyatlarını sürdürebilecek yeterli ekonomik temeli yoktu,” dedi.

Eggert, şirketin pozisyonları hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Trump yönetiminin madencilik sektörüne verdiği destek, elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri ve tüketici elektroniği için kalıcı mıknatıslarda kullanılan nadir toprak elementlerini üreten veya üretmeyi planlayan birçok şirketin hisse fiyatlarını artırdı.

Aynı zamanda tungsten, germanyum ve antimon gibi savunma tedarik zincirine giren metallerin fiyatlarını da yükseltti.

2020’deki bir anlaşma kapsamında “SPAC kralı” olarak bilinen Chamath Palihapitiya’dan yatırım alan MP’nin hisseleri, geçen yıl üç katından fazla değer kazandı.

Bu artışta, ABD hükümetinin şirkete sermaye payı alması ve belirli ürünler için asgari garantili fiyat vermesi etkili oldu.

USAC’nin hisseleri 2025’te neredeyse üç katına çıktı. Şirket, geçen yıl Pentagon’a 245 milyon dolara kadar antimon tedarik etmek üzere bir sözleşme kazandı ve bu Mart ayında Ukrayna’ya ayrılan acil durum fonundan 27 milyon dolarlık bir yatırım aldı.

Şirketin yönetim kurulu üyeleri arasında, daha önce Başkan Donald Trump tarafından “1 numaralı adamı” olarak anılan ve 2020 yılında Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı alan emekli general Jack Keane de yer alıyor.

ARC’nin eski iştiraki olan ReElement Technologies temmuz ayında Savunma Bakanlığı’ndan 25 milyon dolarlık finansman sağladığını açıkladı.

Geçen yıl değerinde büyük artış gösteren bir başka hisse senedi olan USA Rare Earth ise, yaklaşık yüzde 10’luk bir hisse karşılığında Ticaret Bakanlığı’ndan 1,6 milyar dolarlık şartlı finansman elde etti.

Vanda Research verilerine göre, bu tür hisse senetleri bireysel yatırımcılar için çok rağbet gören bir yatırım aracı haline geldi.

Örneğin, geçen yıl USAC ve USA Rare Earth’e toplamda yaklaşık 200 milyon dolarlık bireysel yatırımcı parası akarken, önceki yıllarda bu rakamlar ihmal edilebilir düzeydeydi.

Fakat Washington’un çabalarına rağmen, Çin, bu sektöre on yıllardır yaptığı yatırımlar sayesinde hâlâ dünyadaki kritik minerallerin arzının büyük bir kısmını kontrol ediyor.

Sivil toplum kuruluşu Safe’in Kritik Maden Stratejisi Merkezi’nin son raporuna göre, Batı’nın maden tedarik zincirlerini iyileştirme kabiliyeti, jeolojik kaynaklara erişimden çok, kamu kurumlarının yarattığı “kalıcı finansman açığını” gidermeye bağlıdır.

Yeni madenlerin ve işleme tesislerinin geliştirilmesi sermaye yoğun bir süreçtir ve on yıl veya daha uzun sürebilir.

Bazı yatırımcılar, ABD hükümetinin yaptığı büyük çaplı yatırımların bile Çin’in hakimiyetini sona erdirmek için yetersiz kalacağı konusunda uyarıyor.

S&P Global Market Intelligence’a göre, işleyici firma USAC için ödünç verilen hisselerin oranı (bu, açığa satışın bir göstergesi) bu yıl piyasa değerinin yüzde 23’ünden yüzde 42’sine sıçradı.

Geçen yıl hiçbir geliri olmayan kritik mineral çıkarma ve geri dönüşüm şirketi ARC’deki pozisyonlar, geçen yılın sonundaki yüzde 9’dan yüzde 23’e yükseldi.

ABD’deki açık ara en büyük nadir toprak madencisi olan MP’nin ödünç verilen hisseleri de bu yıl yükselirken, Teksas’taki yatağından henüz hiçbir şey çıkarmamış olan ve zarar eden bir şirket olan USA Rare Earth’e karşı yapılan bahisler de hafifçe artış gösterdi.

Yatırım şirketi ARR Investment Partners’ın kurucusu ve CEO’su Christian Putz, Çin’in nadir toprak elementleri işleme konusunda fiilen tekel konumunda olduğunu ve “tarih bir rehber olarak alınırsa, bu nadir toprak elementlerinin kısa bir süre için muazzam [fiyat] artışları yaşandığını, fakat daha sonra… Çin’in temelde piyasayı çökerttiğini” söyledi.

Geçen ay, Washington’un Alibaba dahil Çinli şirketlere benzer yaptırımlar uygulamasına yanıt olarak, MP ve USA Rare Earth, ABD ordusuyla olan bağlantıları nedeniyle Çin’in ihracat kontrol listesine eklendi.

Eggert, “Gerçek dünyada, Çin [nadir toprak elementleri konusunda] en fazla etki gücüne sahip baskın aktör… Büyüklükte tüm işleme tesisleri Çin’de,” dedi.

American Resources ve ReElement’in genel müdürü Mark Jensen, yorum isteyen bir FT muhabirine şunları söyledi:

“Dünya için gerçek işler yapmaya çalışan insanları umursamayan, önyargılı ve olumsuz bir kişi olduğunuz için sizinle konuşmak gibi bir niyetimiz yok.”

MP Materials yorum yapmayı reddetti. Şirkete yakın bir kaynak, MP aleyhindeki artan açığa satış pozisyonlarının “çok önemli bir kısmının”, şirkete karşı yapılan bahislerden ziyade 862 milyon dolar değerindeki dönüştürülebilir tahvillerin arbitrajından kaynaklandığını söyledi.

USA Rare Earth, hisseleriyle ilgili yorum yapmayı reddetti. Şirket, “Çin dışında güvenli bir nadir toprak elementleri değer zincirine yönelik stratejik ihtiyaç giderek artıyor. USA Rare Earth, bu talebi karşılamak için uygulamaya odaklanıyor,” diye ekledi.

USAC’nin CEO’su Gary Evans, şirketin hisselerini kimin açığa sattığını “anlamaya çalışmak için çok fazla araştırma yaptığını” söyledi.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English