Amerika
Hegseth, “Savaşı biz başlatmadık” dedi, Amerikan askerlerinin öldüğünü kabul etti

Pentagon şefi Pete Hegseth, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı işgalin, Tahran’ın yıllardır ABD ordusunu ve dünya çapındaki çıkarlarını hedef almasına bir yanıt olduğunu ileri sürdü.
Hegseth, “Bu savaşı biz başlatmadık, fakat Başkan Trump yönetiminde onu bitiriyoruz,” dedi.
Hegseth, savaşın “rejim değişikliği” için olmadığını, fakat “rejimin kesinlikle değiştiğini” savundu ve “Dünya bu sayede daha iyi bir yer haline geldi,” iddiasında bulundu.
Bakan, İran’ın taktik operasyon merkezini vurduğunu ve buradaki Amerikalıların öldüğünü de kabul etti.
Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ise, gazetecilere İran’daki askeri hedefin “ulaşılması zor ve bazı durumlarda zorlu ve çetin bir iş” olacağını söyledi.
Caine, “Ek kayıplar bekliyoruz ve her zamanki gibi kayıpları en aza indirgemek için çalışacağız,” dedi.
Hegseth, ABD’nin İran’daki hedefinin “füze tehditlerini yok etmek, donanmayı yok etmek, nükleer silahları yok etmek” olduğunu söyledi ve çatışmanın uzayacağı veya Irak ve Afganistan’daki gibi bir “ulus inşasına” yol açacağı görüşünü reddetti.
Caine, görevin “kendimizi korumak ve savunmak ve bölgesel ortaklarımızla birlikte İran’ın sınırları dışına güç yayma yeteneğini engellemek” olduğunu söyledi.
Genelkurmay Başkanı, çalışmaların bir kısmının “aylarca, hatta bazı durumlarda yıllarca süren kasıtlı planlama ve iyileştirme” sonucunda ortaya çıktığını söyledi.
İlk aşamanın İranlıların komuta ve kontrol altyapısını, deniz kuvvetlerini, balistik füze üslerini ve istihbarat altyapısını hedeflediğini, “düşmanın görme, koordine etme veya etkili bir şekilde yanıt verme yeteneğini ortadan kaldırdığını” ileri sürdü.
Caine, ABD ve İsrail’in saldırılarının “yerel hava üstünlüğü” sağladığını söyledi.
Hava üstünlüğünün ABD güçlerini daha iyi korumaya yardımcı olacağını ve çalışmalarını sürdürmelerini sağlayacağını belirtti.
Caine ayrıca, ABD’nin siber ve uzay operasyonlarının “düşmanı bozmak, yönünü şaşırtmak ve kafasını karıştırmak için sürekli katmanlı etkiler” yarattığını söyledi.
Trump, pazar günü New York Times’a, gerekli olması halinde, tüm ABD hedefleri gerçekleştirilene kadar “dört ila beş hafta” boyunca savaş operasyonlarının devam edeceğini söylemişti.
Caine ve Hegseth, Orta Doğu’da hayatını kaybeden dört Amerikan askerinin ailelerine başsağlığı dileklerini ilettiler.
Caine, “Savaşta hayatını kaybeden ve yaralanan Savaş Bakanlığı personeline derin taziyelerimi ve müşterek kuvvetlerin taziyelerini iletmek istiyorum,” diyerek, askerleri “ulusumuzun sunabileceği en iyiyi temsil eden kahramanlar” olarak nitelendirdi.
Öte yandan ABD askerlerinin sahada olup olmadığı sorulduğunda Hegseth hayır yanıtını verdi, fakat operasyon devam ederken ABD’nin neler yapabileceğini açıklamayacağını söyledi.
Hegseth, Trump’ın “ülkenin düşmanlarına”, ABD’nin çıkarlarını ilerletmek için gerektiği kadar ileri gideceğini bilmelerini sağladığını ileri sürdü.
Amerika
Saniyenin yirmide biri 100 bin dolar: Trump’ın paylaşımlarına erken erişim

ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarını işlem yazılımlarına daha hızlı aktaran özel veri hizmetini Bloomberg ile yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna ve Jump Trading’e satmaya başladı. Ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödeyen abonelere yaklaşık 50 milisaniyelik zaman avantajı sağlayan uygulama, Demokrat senatörlerin inceleme çağrısına ve resmi açıklamalara eşit erişim davasına konu oldu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarına herkesten önce ulaşma imkânı tanıyan özel hizmetini haber ve veri sağlayıcısı Bloomberg ile iki Wall Street şirketine satmaya başladı.
Reuters’a konuşan ve konuyu doğrudan bilen kaynaklara göre, aboneler arasında algoritmik ve otomatik alım satıma odaklanan yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna International Group ile Jump Trading yer alıyor.
Truth API adı verilen bu ürün, sıradan kullanıcıların platformda gezinmesini sağlayan standart bir abonelik değil.
Farklı yazılımların birbirine bağlanmasına yarayan API arayüzü üzerinden çalışan sistem, Trump’ın paylaşımlarını uygulama ekranına düşmesini beklemeden doğrudan abone şirketlerin bilgisayar sistemlerine aktarıyor.
Böylece alım satım yazılımları, piyasaları hareketlendirebilecek başkanlık açıklamalarını daha erken yakalayıp otomatik işlem kararları verebiliyor.
Saniyenin yirmide biri için ayda 100 bin dolar ödüyorlar
Truth Social’ın çatı şirketi Trump Media and Technology Group, paylaşımlara doğrudan ve hızlı erişim sağlayan bu ürünü temmuz ayında duyurarak işlem şirketlerine ve diğer finans kuruluşlarına pazarladı.
Şirket, ağustosta yatırımcılara yaptığı açıklamada 10’dan fazla müşteriyle sözleşme imzaladığını bildirdi; ancak Reuters bu sayıyı bağımsız olarak doğrulayamadı.
Müşterilerinin kimliğini açıklamayan Trump Media, abonelerin ağırlıklı olarak Wall Street işlem şirketlerinden oluştuğunu ve hizmet için ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödediklerini belirtti.
Trump Media yetkililerine göre bu doğrudan bağlantı yaklaşık 50 milisaniyelik, yani saniyenin yirmide biri kadar bir zaman avantajı sağlıyor.
Bir insanın fark etmesi güç olan bu süre, haberleri saniyenin binde biri içinde okuyup analiz edebilen ve anında işlem emri verebilen algoritmalar için büyük değer taşıyor.
Nitekim Trump’ın nisan ayında İran savaşında ateşkes ilan ettiği Truth Social paylaşımının ardından petrol vadeli işlemlerinin düşmesi, başkanın mesajlarının piyasalar üzerindeki etkisine örnek gösteriliyor.
Hizmetin müşterileri arasında adı geçen Bloomberg, Jump Trading ve Susquehanna konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.
Bloomberg’in finans haberciliğindeki rakiplerinden Reuters ise hizmeti değerlendireceğini ancak şu anda abone olma planı olmadığını açıkladı.
Trump Media cephesi ise Truth Social’ın farklı sektörlerden yoğun talep gören, sektör standartlarına uygun bir API ürünü sunduğunu bildirdi.
Müşteri gizliliğini önemsediklerini vurgulayan şirket, haberin kendilerine, müşterilerine ve hissedarlarına zarar vermeyi amaçlayan anonim kaynakların aktardığı yanıltıcı bilgilere dayandığını savundu.
Şirket zarar ederken gelirler Trump’ın aile fonuna akıyor
Görevdeki bir başkanla bağlantılı bir işletmenin, başkanın açıklamalarına erişimi parayla satmasının ilk örneği olabilecek bu anlaşmalar hukuki ve etik tartışmaları da beraberinde getirdi.
Trump’ın aile fonu, Trump Media’nın yüzde 41’ine sahip. Bu hisselerden doğan gelirlerin tek hak sahibi bizzat Trump olurken, fonun yönetimi ve oy yetkisi oğlu Donald Trump Jr.’ın elinde. Donald Trump Jr. yorum talebini yanıtsız bıraktı; işletmedeki rolüne ilişkin soruların yönlendirildiği Trump Organization da açıklama yapmadı.
Diğer yandan şirketin mali tablosu parlak değil; Trump Media hisseleri yıl başından bu yana yüzde 50’den fazla değer kaybetti.
Mart 2024’te borsaya açıldığı ilk günü yaklaşık 8 milyar dolar değerle kapatan şirketin piyasa değeri bugün yaklaşık 1,8 milyar dolara geriledi.
Üstelik şirket, nakit çıkışı gerektirmeyen muhasebe giderleri de dahil olmak üzere 2024’ten bu yana yaklaşık 1,76 milyar dolar zarar yazdı.
Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle, Trump ve ailesinin portföy yatırımlarına ilişkin kararlara doğrudan katılmadığını söyledi, ancak başkanın makamını uygunsuz biçimde kullandığı iddialarına yanıt vermedi.
Senatörler inceleme istedi, basın örgütleri yargıya taşıdı
Uygulama Kongre ve yargı koridorlarına da taşındı. Demokrat senatörler Elizabeth Warren ve Adam Schiff, temmuz ayında ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonuna (SEC) başvurarak hizmetin menkul kıymetler yasalarını ihlal edip etmediğinin incelenmesini istedi.
İki senatör, bu satışı başkanın kişisel kazanç uğruna makamını “şoke edici biçimde kötüye kullanması” diye nitelendirdi; SEC ise yorum yapmayı reddetti.
Trump Media sözcüsü, Demokratların serbest piyasalara ideolojik karşıtlıkları yüzünden veya kamuya açık bilgiyle kamuya açık olmayan bilgi arasındaki farkı anlayamadıkları için hizmeti yanlış tanıttıklarını ileri sürdü.
Ağustos ayında ise Intercept Media ve basın özgürlüğü kuruluşu Freedom of the Press Foundation, Trump’a dava açtı.
Davacılar, ücretli veri akışı hizmeti sürerken Beyaz Saray’ın resmi hükümet açıklamalarını yalnızca Truth Social üzerinden yayımlamasının engellenmesini talep ediyor.
Süren davada, kamu bilgisine mali engel konulmasının anayasaya aykırı olabileceği ve varlıklı Wall Street şirketlerine ayrıcalık tanıdığı savunuluyor.
Ücretli hizmeti “derinden yozlaşmış” bir uygulama olarak tanımlayan davacılar, bilgiye eşit erişimi olmayan kamuoyunun Anayasa’nın Birinci Değişikliği kapsamındaki haklarının çiğnendiğini, yasayla güvenceye alınan eşit erişim için “makul olmayan tutarlar” istenmesinin de Beşinci Değişikliği ihlal ettiğini öne sürüyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Ingle, açılan davaya ve iddialara doğrudan yanıt vermek yerine, Trump’ın yalnızca Amerikan halkının çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söylemekle yetindi.
Amerika
“ICE, ABD tarihinin en büyük sol karşıtı izleme operasyonlarından birini yürütüyor”

Hukukçulara göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE), ABD tarihinde görülmemiş düzeyde bir “sol karşıtı” izleme operasyonu yürütüyor.
WIRED’da yer alan habere göre avukatlar, federal komplo suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Minnesota sakinleri adına, ICE tarafından Minnesota ve ötesindeki solcu sosyal hareketlere karşı yürütülen, geniş kapsamlı ve muhtemelen anayasaya aykırı bir casusluk operasyonuna dair kanıtlar elde etti.
Gündemi meşgul eden “Minnesota 15” davası, federal fonlar ve yeni personel ile donanmış İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS), artık Başkan Donald Trump’ın muhalefete karşı başlıca aracı olduğunu ve 11 Eylül sonrası elde edilen güçlü soruşturma yetkilerini, topluluklarını örgütleyen sıradan Amerikalılara karşı kullandığını açıkça ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, 1960’lar ve 1970’lerde federal hükümetin Yeni Sol ve savaş karşıtı harekete karşı yürüttüğü isyan bastırma operasyonlarından bu yana ABD’de bu ölçekte bir olay görülmemişti.
Bu davalarda delil toplama süreci sırasında ortaya çıkan belgeler arasında onlarca rapor, ses kaydı transkripti, e-posta, ele geçirilen Signal sohbetleri, fotoğraflar, veritabanı sorguları ve daha fazlası yer alıyor.
Bu belgeler, tartışmalı 7 Numaralı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (NSPM 7) ile yetkilendirilen ve “Project Whipple Shield” ile “Operation Puppet Master” isimleri altında yürütülen iç terör soruşturmalarının iç işleyişini ortaya koyuyor.
Geçen yılın Eylül ayında Charlie Kirk’ün suikastının ardından yayınlanan NSPM 7, federal kolluk kuvvetlerine, yönetimin politikalarını eleştiren ve “Hıristiyanlık karşıtı” fikirleri savunan örgüt ve kişilere karşı mevcut her türlü aracı kullanma talimatı veriyor.
Bu belgenin yetki verdiği soruşturmaların tam kapsamı ve boyutu hâlâ bilinmiyor.
Minnesota 15’in savunma avukatları, bu davanın Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı çıkanları hedef alan, ülke çapında yürütülen daha geniş kapsamlı bir gözetim operasyonundan kaynaklandığını iddia ediyor.
Davaya bakan avukatlardan biri, DHS tarafından yürütülen bu kampanyayı, 1950’lerden 1970’lerin başlarına kadar ırk adaleti, sivil haklar ve savaş karşıtı hareketleri anayasaya aykırı bir şekilde gözetleyen, içlerine sızan ve şantaj uygulayan FBI’ın kötü şöhretli Karşı İstihbarat Programı (COINTELPRO) ile karşılaştırıyor.
Dosyaları inceleyen üç eski kolluk görevlisi de bu görüşe katılıyor ve WIRED’e, bu davanın, yönetimin Aralık 2025’te Minnesota’yı işgal etmesinden çok önce başlayan daha geniş çaplı bir istihbarat toplama operasyonunun neredeyse kesin olarak bir parçası olduğunu belirtiyor.
DHS’nin gözetleme programının ortaya çıkarılmasına ilişkin davada sunulan karşılıklı dilekçeler, ICE’ın iki biriminden biri olan İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) personelinin, ciddi cezai soruşturmalar için ayrılmış finansman mekanizmalarını ve soruşturma araçlarını başka amaçlarla kullanarak bunları yurt içi muhaliflere yönelttiğini ortaya koyuyor.
Minnesota 15 davasının finansmanını sağlayan HSI’nin gizli operasyonu “Operation Keyhole”, 2008 yılına kadar uzanıyor.
Haziran 2026 itibarıyla, bu program Minneapolis–Saint Paul bölgesinde devam eden yarım düzine gizli soruşturmayı finanse ediyordu.
Aralarında 11 gizli ajan da olmak üzere, Beyaz Saray’ın askeri nitelikli göçmenlik denetim operasyonlarının ön saflarında görev yapmış, ülke çapındaki özel birimlerden gelen yaklaşık 120 HSI ajanı bu vakaya atandı.
Bu ajanlar, genellikle kara para aklama ve terör soruşturmalarıyla sınırlı olan Reaper insansız hava araçlarının kullanımı ve Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) araçları da dahil olmak üzere son derece müdahaleci gözetim teknikleri kullandılar.
Gizli ajanlar ayrıca, bir mahkeme kararını açıkça ihlal ederek kiliselere sızdılar.
Minnesota 15 iddianamesi, geçen kış gerçekleştirilen “Operation Metro Surge” sırasında cemaat tepki ağlarına karşı sert önlemler alınması için Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı’ndan “büyük ve gürültülü hareket etmesini” talep etmesinden kaynaklanıyor.
Twin Cities’deki (yani Minneapolis ve St. Paul’deki) aktivistler, şifreli Signal grupları, kendi geliştirdikleri araç veritabanları ve merkezi bir sevk sistemi kullanarak DHS ajanlarını ve araçlarını izlemek üzere gönüllüler organize ettiler.
Eyalet savcıları, bunun göçmenlik uygulamalarını engellemek, federal ajanları yasadışı olarak tespit edip takip etmek ve hatta onlara saldırmak amacıyla kurulan bir komplo olduğunu iddia ediyorlar.
Savunma avukatları, Minnesota 15’e yöneltilen ağır suçlamaların, sanıkların iddia edilen davranışlarıyla uyuşmadığını belirtiyor.
Sanık Isaac Sant’ı temsil eden Kevin Riach, “Komplo kurmakla suçlanan ve bunun üzerine bir konuşma turuna çıkan bir müvekkilim ilk kez oluyor”, diyor.
Minneapolis 15’in iddianamesine yol açan “Operation Puppet Master”nun kapsamını ortaya koyan bir ICE iç belgesi, şu notla sona eriyor: “Bu dava, CUC Op Keyhole kapsamında da kabul edilmiştir.”
Savcılara göre, “Operation Keyhole”, HSI’nın Saint Paul ofisi tarafından Minnesota, Kuzey ve Güney Dakota, Iowa ve Nebraska’yı kapsayan bir bölgede “gizli faaliyetler”e (özellikle ekipman alımları ve personel masraflarına) finansman sağlamak amacıyla oluşturulan uzun soluklu bir program.
Program, Aralık 2008’de başladığından bu yana “uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara yönelik cinsel istismar, mali soruşturmalar ve silahların yayılmasının önlenmesi” alanlarında en az 77 soruşturmaya finansman sağladı.
2008 tarihli bir DHS iç el kitabına göre “CUC” kısaltması öneki, “Sertifikalı Gizli Operasyonlar” (Certified Undercover Operations) anlamına geliyor.
Bu, açıkça tanımlanmış denetim mekanizmaları, prosedürleri ve raporlama gerekliliklerine sahip resmi bir tanımlama.
Operation Keyhole’un parametreleri, Adalet Bakanlığı (DOJ) ve DHS’nin üst düzey yetkililerinden oluşan bir komite tarafından her altı ayda bir gözden geçirilir.
En son Haziran 2026’da yenilendiğinde, Keyhole, Şubat ayında DHS ajanlarına ve diğer federal çalışanlara yönelik saldırı, taciz ve kişisel bilgilerin ifşa edilmesi iddialarını araştırmak üzere başlatılan ve Minnesota 15 iddianamesinin temelini oluşturan “Project Whipple Shield” dahil olmak üzere altı aktif soruşturmaya fon sağlamıştı.
“Operation Keyhole” kapsamında görev yapan en az 11 gizli ajan, Twin Cities’deki ICE karşıtı aktivistlerin arasına sızarak dövüş sanatları ve “haklarını bil” eğitimlerine, yürüyüşlere, genel grevlere ve topluluk toplantılarına katıldı.
Ayrıca, olası gizli ICE araçlarını tespit etmek ve aktivistleri bu araçları Twin Cities genelinde takip etmeleri için görevlendirmek amacıyla aktivistlerin iletişim ağına da sızdılar.
Signal üzerinden yürütülen çeşitli aktivist grup sohbetlerine girerek, bu sohbetlerin içeriğini analiz ve nihayetinde iddianameye dahil edilmek üzere diğer HSI meslektaşlarına ilettiler.
Soruşturma kapsamında Seattle, Michigan, Chicago ve New York City gibi uzak yerlerdeki aktivist konferansları gözetim altına alındı.
HSI ekipleri, toplantı mekanlarının otoparkında park etmiş veya aktivistleri taşıyan her aracın fotoğrafını çekti ve plaka numaralarını kaydetti.
Ayrıca, Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’ne ait silahsız Reaper insansız hava araçlarından, Twin Cities bölgesinde dolaşan aktivistlerin görüntülerine de rastlanıyor.
Gizli ajanlar, sanıkların hem dijital ortamda hem de yüz yüze olarak soruşturulmasına ve gözetlenmesine katılan, 50’den fazla HSI ajanından oluşan çok daha geniş bir grubun parçasıydı.
Bu grubun içinde HSI’nın pek bilinmeyen Özel Operasyonlar Grubu’ndan en az iki düzine ajan da yer alıyordu.
Karmaşık mali suçlar, uyuşturucu kartelleri soruşturmaları, insan kaçakçılığı ve organize suçlar konusunda onlarca yıllık deneyime sahip federal ajanlar, “Minnesota 15” soruşturmasına dahil edildi.
Eski DHS avukatı ve terörle mücadele uzmanı olan ve şu anda NAACP Hukuki Savunma Fonu’nda çalışan hukukçu Spencer Reynolds şunları söyledi:
“Bu operasyon hiçbir şekilde Minnesota ile sınırlı görünmüyor. Sokaklarda görev yapan ekiplerde gördüğümüz gibi, Greg Bovino’nun önderliğinde CBP ve Sınır Devriyesi özel kuvvet birimlerinin ülke çapında geniş çaplı baskınlar düzenlemesi, bu kapı kırma operasyonlarıyla paralel olarak işleyen istihbarat ve gizli soruşturma mekanizması.”
11 Eylül sonrası federal kolluk kuvvetlerinin sert bir eleştirmeni haline gelmeden önce yıllarca gizli görevde iç terör davalarında çalışan emekli FBI ajanı Mike German, Minnesota 15 davasını, federal kolluk kuvvetlerinin solcu sosyal hareketleri bastırma konusundaki uzun geçmişine benzetiyor.
Buna, Vietnam Savaşı sırasında yabancı etkilerin kanıtlarını bulmak amacıyla savaş karşıtı hareketi gözetleyen CIA’in MH/Chaos Operasyonu da dahil. Aradaki farklardan biri ise olayın muazzam ölçeği: Bu seferki çok daha büyük.
Eski CIA ajanı Frank Rafalko’nun 2011 yılında yayımlanan kitabına göre, Yeni Sol ve Vietnam Savaşı karşıtı hareket üzerinde şüphelenilen yabancı etkilerle ilgili CIA’nın gizli soruşturmasında, en yoğun döneminde 42 ajan görev almıştı.
Mahkeme kayıtları, yalnızca Minnesota 15 davasında 119 HSI ajanının görev yaptığını gösteriyor.
German’a göre, günümüzde en önemli fark, federal yetkililerin elinde bulunan muazzam veri havuzu.
HSI, soruşturma kapsamındaki kişileri tespit etmek için, banka havalelerinin, PayPal geri ödemelerinin ve diğer finansal işlemlerin incelenmesi; web sitesi trafiğinin adli dijital analizi; ele geçirilen 15 terabaytlık Signal sohbetleri; ve ticari bir veri aracısından elde edilen bilgiler dahil olmak üzere son derece müdahaleci önlemler uyguladı.
Yerel bir aktivistin, geliştiricilere yönelik bir kamu bulut platformu olan Fly.io’da bulunan bir plaka arama aracını, sızdırılmış bir Signal sohbetine yüklemesinin ardından, HSI ajanları, ticari bir aracıdan satın alınan verilerin yanı sıra web sitesinin DNS sorgularını ve Stripe verilerini inceledi.
Bu sayede HSI, SSH oturum günlüklerine, giden bağlantı kayıtlarına, Fly.io hesabının kayıt IP adresine ve hiç ödeme gerçekleştirilmemiş bir hesaba ait Stripe kart parmak izine erişim sağladı.
Ajanlar, bu bilgileri Minnesota DVS kayıtları ve Thomson-Reuters CLEAR platformundan elde edilen ticari verilerle birleştirerek sürücü belgesi numarası, Sosyal Güvenlik numarası özeti, yıllara ait adres geçmişi, telefon numaraları, mülk kayıtları ve ortak kayıtlı araçları tespit ettiler.
WIRED’in incelediği, Los Angeles ve Arizona’da görev yapan birkaç HSI ajanı arasında geçen e-postalar, bu soruşturmalar kapsamında bir dizi kaydın teslim edildiğini ortaya koyuyor.
Bunlar arasında, Minnesota’da görevli kıdemli bir HSI ajanının, “bu kayıtların saklandığı her yerde” dosyalanması amacıyla Los Angeles’ta görevli bir meslektaşına gönderdiği, SEIU (Hizmet İşçileri Uluslararası Sendikası) ile ilgili bazı kayıtlar da bulunuyor.
Komplo soruşturmasında görev alan diğer ajanlar da son dönemde gündeme gelen bazı olaylara karışmışlar.
Örneğin HSI Özel Operasyon Grubu (SOG) ekibinin “ekip lideri” Tim Gerber, bir ICE ajanının papazlık yaptığı Minneapolis’teki bir kilisede düzenlenen protesto hakkında haber yapan eski CNN sunucusu Don Lemon’a yönelik soruşturmayı yönetti.
SOG’dan meslektaşı Yue Her ise, 2025 yılında Renee Good’un katili olan ICE Özel Müdahale Ekibi ajanı Johnathan Ross’un, yakalamaya çalıştığı bir adamın arabası tarafından sürüklendiği olayın yerinde bulunmuştu.
Amerika
Dev petrol anlaşmasına uzman engeli: Venezuela sahada mühendis arıyor

Venezuela enerji sektörünün yöneticileri, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Caracas yönetiminin petrol üretimini artırma hedefine rağmen, sektörü ayağa kaldıracak nitelikli iş gücünü bulmakta ciddi zorluklar yaşandığı uyarısında bulunuyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, sahalarda üretimi yeniden canlandırma çabaları derin bir uzman eksikliğine çarpıyor.
Teksas Latin Amerika Petrol Girişimcileri Derneği Başkanı Alejandro Teran, günlük 3 milyon varil üretim seviyesine ulaşabilmek için hem işten ayrılan personelin bir bölümünün geri getirilmesi hem de yeni çalışanların eğitilmesi gerektiğini vurguladı.
Teran, özellikle orta ve alt teknik kademelerde çok sert bir personel açığı yaşandığını dile getirdi.
Gazetenin verilerine göre, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro dönemlerinde binlerce petrol sektörü çalışanı Venezuela’yı terk etti.
Ülkeden ayrılan 8 milyon göçmenin içinde petrol emekçileri önemli bir yer tutarken, bu çalışanların birçoğu Kolombiya, Kanada ve ABD’ye yerleşti.
Teran’ın paylaştığı verilere göre, şu anda ABD’de 4 bin 800 Venezuelalı petrol ve doğalgaz mühendisi, İsrail’in petrol ve doğalgaz sanayisinde ise 2 bin 500 Venezuelalı kaynak ustası çalışıyor. Ücret uçurumu da göçü tetikleyen temel etkenler arasında yer alıyor.
Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA bünyesindeki mühendisler ayda yaklaşık 200 dolar taban maaş alırken, ülkedeki özel şirketlerde bu rakam 2 bin ila 3 bin dolara çıkıyor; ABD’de ise ortalama aylık maaş 5 bin doları buluyor.
Danışman Gualberto Bello, başka sektörlerden iş gücü transfer etmenin ya da yapay zekaya bel bağlamanın bu açığı kapatamayacağını savunuyor.
Bello durumu, “Kasaya bira dizmekle ham petrolü yüksek basınç altında borulardan taşımak aynı şey değil. Sahada denetim yapacak, bakım ve onarımı üstlenecek, boru hattı döşeyecek ve kaynak yapacak yetişmiş insanlara ihtiyaç var” sözleriyle açıklıyor.
Akademide petrol mühendisliğine ilgi dibe vurdu
İş gücü krizinin eğitim ayağında da tablo pek iç açıcı görünmüyor.
Venezuela Merkez Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Julio Molina, geçen ay mezun olan 52 mühendisten yalnızca dördünün petrol ve doğalgaz alanında uzmanlaştığını duyurdu.
Molina, buna karşın söz konusu bölümde şu anda 125 öğrencinin eğitim gördüğü bilgisini verdi.
ABD, ağustos ayı sonunda Venezuela ile ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin Amerikan denetimine geçmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı.
Trump bu mutabakatı dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması olarak niteledi.
Beyaz Saray ile Venezuela yönetimi arasındaki bu uzlaşma, ABD’nin doğrudan North American Blue Energy Partners adlı özel şirketten hisse almasını kapsıyor.
Bu şirkete, Venezuela’nın toplam rezervlerinin beşte birine denk gelen ve yaklaşık 65 milyar varillik petrol barındıran 17 sahada 100 yıllık işletme hakkı verilecek.
Öte yandan Venezuela devlet şirketi Petróleos de Venezuela S.A.’nın (PDVSA) Arama ve Üretimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Pinto Salazar, 24 Ekim’de yaptığı açıklamada, ülkedeki ham petrol üretim seviyesinin günlük 1,252 milyon varile ulaştığını kaydetti.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi4 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi6 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı










