Görüş
Hindistan Afganistan’da sessizce nüfuz kazanma yolunda
Delhi, Taliban’a yönelik angajman mı yoksa tanıma mı tartışmasında çokça oyalandı. Şimdi yaklaşımını yeniden ayarlamaya karar vermiş gözüküyor. Bu yenilenen kalibrasyon izolasyondan temkinli ve pragmatik angajmana geçişi yansıtıyor. Bu geçişin veya yenilenen kalibrasyonun birkaç motivasyonu var. Örneğin güvenlik konusu: İlk Taliban rejiminin aksine mevcut Taliban hükümetinin Hindistan karşıtı terör örgütleri olarak görülen grupları açıkça barındırmadığı gözlemleniyor, JeM ve LeT gibi grupların Afganistan’daki faaliyetleri büyük ölçüde Afganistan ve Pakistan arasındaki gergin ilişkiler nedeni ile asgari düzeyde. İletişimin sürdürülmesi Delhi’nin Afgan topraklarından kaynaklanan potansiyel terör tehditlerini izlemesine ve yönetmesine olanak sağlayabilir. Çin’in Taliban ile artan etkileşimi ve Pakistan’ın tarihi bağları Delhi için stratejik bir kaygı kaynağı Kİ Delhi aynı zamanda Taliban ile etkileşime girerek Afganistan’da nüfuzunu korumayı ve bölgenin tamamen Çin-Pakistan ekseni etkisine girmesini önlemeyi amaçlıyor. Yani burada ikinci bileşen Çin ve Pakistan nüfuzunu dengelemek olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca, Salma Barajı, Zaranj-Delaram Otoyolu, Afgan Parlamentosu ve çeşitli enerji, sağlık ve eğitim projelerinin inşasına katkıda bulunan Delhi son yirmi yılda Afganistan’a yaklaşık 3 milyar dolar yatırım yaptı Kİ Kabil ile tüm bağların kesilmesi bu yatırımların ve Afgan halkının iyi niyetinin kaybolması riskini doğurur. Dolayısıyla üçüncü motivasyon kaynağı Hint yatırımlarını korumaktır. Ve dördüncü ve en az ilk üçü gibi eş değerde önemli motivasyon kaynağı da gelecek projeksiyonu ya da gelecekteki siyasi önem. Yani iletişimin sürdürülmesi Delhi’nin Kabil geleceğini ve daha geniş bölgesel jeopolitikayı şekillendirmede önemini korumasını sağlayabilir. Ki Delhi de siyasi olarak istikrarsızlığını sürdüren Afganistan için gelecekteki herhangi bir siyasi çözümün dışında kalmak istemiyor.
Afganistan 1996’dan bu yana ikinci Taliban hükümetini yaşıyor ve Hindistan her iki rejimi de tanımamış olsa da bugünkü yaklaşımı ve diplomatik ilişkileri 1996-2001 yılları arasındaki ilk Taliban iktidarı sırasında benimsediği tutumdan farklılaşıyor. İlk Taliban rejimi sırasında Delhi’nin Kabil ile ilişkisi neredeyse yoktu, politikası açıkça Taliban karşıtıydı ve yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından resmi olarak tanınan Taliban hükümetini tanımayı kesin ve açık bir retorikle reddetti. Hindistan o zamanlar Taliban’ın yükselişinin Afganistan’ı bir terörizm merkezine dönüştüreceğinden ve Pakistan istihbaratı ISI ile koordinasyon halinde Keşmir’deki militanlığı tırmandıracağından korkuyordu. O dönemde Ahmad Shah Massoud liderliğindeki Kuzey İttifakı’nı destekleyerek Rusya ve İran ile koordinasyon halinde siyasi, ekonomik ve askeri yardım sağlıyordu. Aralık 1999’daki IC-814 uçağının kaçırılması Hindistan’ın tutumunu daha da sertleştirdi. Katmandu’dan Delhi’ye kaçırılan Indian Airlines uçağı o zamanlar Taliban kontrolünde olan Kandahar’a götürüldü. Taliban’ın uçağı kaçıranlara doğrudan yardım etmese de onlara güvenli bir sığınak sağlaması Delhi’nin Taliban’a olan güvensizliğini daha da pekiştirdi. Hindistan diplomatik olarak Kabil’deki büyükelçiliğini kapattı ve artık açıkça hem tanıma yok hem de iletişim yok dedi. Yani kısacası 1996 ile 2001 yılları arasında Delhi-Taliban ilişkisi fiilen sıfırdı.
20 yıl sonra Taliban Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirip Afganistan’da yönetimi ele geçirdiğinde Hindistan’ın gelişmelere tepkisi hem ani hem de kademeli oldu. Konsolosluklarını ve büyükelçiliğini kapatmakta gecikmedi. Ayrıca vizeleri iptal etme ve Hint vatandaşlarının ülkeden tahliyesini sağlama konusunda da hızlı davrandı. Ancak rejimle nasıl ilişki kuracağı konusunda bir miktar oyalanma söz konusuydu. Sonrasında Dışişleri Bakanlığı’nın Pakistan, Afganistan ve İran Bölümü Sekreteri’nin Haziran 2022’de Kabil’e yaptığı ziyaretin ardından Delhi yardımların dağıtımını kolaylaştırmak ve takibini yapmak için ülkede teknik bir misyon başlattı. Bu geçici ve isteksiz angajman artık Taliban gerçeği ile yüzleşmenin kaçınılmazlığını zımnen kabullenmeye dönüştü. Oluşturduğu sınırlı diplomatik varlık, yaklaşımındaki büyük değişimin küçük bir yansımasıydı.
Bu yılın başında Hindistan Dışişleri Sekreteri Vikram Misri’nin Dubai’de Afganistan İslam Emirliği Dışişleri Bakan Vekili Amir Han Muttaqi ile kurduğu etkileşim iki taraf arasındaki ilk üst düzey görüşme oldu. Nisan ayında Pahalgam’da meydana gelen terör saldırısının ardından dış etkileşimler gerçekleştiren Hindistan liderliğindeki heyetlerden birkaç üst düzey Hint diplomat da karşılıklı kaygı duyulan konularda Taliban yetkilileri ile görüştü. Bunu Jaishankar ile Muttaqi arasında Hindistan’ın Taliban’ın Pahalgam’daki saldırıları kınamasından dolayı minnettarlığını ifade ettiği bir telefon görüşmesi izledi. Taliban saldırıyı kınamış ve bölgesel barış ve istikrarı olumsuz etkilediğini dile getirmişti.
Taliban hükümetini tanımamasına karşın Hindistan’ın rejimle siyasi ve diplomatik ilişkilerinin şimdiye kadarki en yüksek düzeye ulaştığı görülüyor. Ki bunda Pakistan ve Afganistan arasındaki ilişkilerin bozulması da bir etken ki Hindistan’a Taliban ile daha fazla etkileşim alanı sağladı. 10 Ekim’de Afganistan Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaqi ile Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar Yeni Delhi’de bir araya geldi. Muttaqi’nin Hindistan ziyareti Taliban yönetimi altındaki iki taraf arasında ilk siyasi düzeyde temas anlamına gelmekle beraber, bu görüşme iki taraf arasında onlarca yıldır gerçekleşen en üst düzey etkileşim olma özelliğini taşıyor. Hindistan, Kabil’deki büyükelçiliğini yeniden açacağını açıkladı. Hindistan’ın Kabil’deki Taliban’ın ilk iktidara geldiği 1990’larda kapatılan büyükelçiliği son dört yıldır kapasitesi azaltılmış olsa da açık kalmıştı. Şimdi Hindistan’ın Kabil’deki misyonunu yeniden tam teşekküllü bir büyükelçiliğe yükseltme hamlesi diplomatik ilişkileri onlarca yılın en yüksek düzeyine taşımış olabilir ancak Taliban hükümetinin resmen tanınması konusunda yetersiz kalıyor.
Jaishankar, Hindistan’ın Afganistan’a yönelik kalkınma yardımlarını genişlettiğini ve Pakistan ve İran’dan Afganistan’a geri gönderilen mülteciler için barınaklar inşa edildiğini söyledi. Ve Afgan mevkidaşı iki ülke arasındaki ekonomik etkileşimin artmasını umduğunu dile getirirken Hindistan’ı ülkenin madencilik sektörü de dahil olmak üzere Afganistan’a yatırım yapmaya davet etti. Son birkaç yıldır Delhi’nin vize vermeyi yeniden başlatması, yardımlarını artırması ve kalkınma yardımına odaklanması yönünde sürekli bir baskı söz konusuydu. Taliban ayrıca Hindistan’ı altyapı projelerini yeniden başlatmaya ve iki ülke arasındaki yatırımları memnuniyetle karşılamaya teşvik ediyordu. Ağustos’taki son depremin ardından yardım sunan ilk ülkelerden biri olan Delhi ayrıca Chabahar limanı aracılığı ile gıda maddeleri, su arıtıcıları, çadırlar ve temel ilaçlar sağlayarak Afgan halkına desteğini artırıyordu.
Bu arada liderlerden hiçbiri Taliban hükümetinin insan hakları siciline, özellikle de rejimin kız çocuklarının 6. sınıftan sonra eğitim görmesini yasaklamasına değinmedi. Jaishankar’ın açılış konuşmasında veya Muttaqi ile yapılan görüşmelerin ardından yayınlanan ortak açıklamada Taliban rejimi altındaki Afgan kızlarının ve kadınların içinde bulunduğu durumdan bahsedilmedi. Ve basın toplantısına hiçbir kadın gazetecinin davet edilmemesi özellikle Hindistan çevresinden oldukça tepki aldı ancak Dışişleri Bakanı Jaishankar’ın da bu tepkilere yanıt niteliğinde belirttiği gibi basın toplantısı Hindistan hükümetinin yargı yetkisinin olmadığı Afganistan büyükelçiliğinde gerçekleşmiş olsa da bunu şu iki bakıştan da görebilmek mümkün: Bunu ister hukuki bir argüman olarak değil de diplomasinin temelleri, ziyaret ettiğiniz bir ülkenin geleneklerine saygı duymak ile ilgili bir noktadan ele alabilirsiniz -yani yasal olarak bunu yapmak hak olabilir ancak diplomatik açıdan bulunulan yere nezaket hoşluğu veya duyarlılığı da olabilirdi- veya isterseniz de Afganistan ile ilişkinin daha önemli olduğunu düşündüğünüz bir noktadan da ele alabilirsiniz..
Bu arada Taliban için de Hindistan ile etkileşim iç seçmenleri nezdinde bir meşruiyet algısı yaratmalarına olanak tanır. Ki iktidara döndüklerinden bu yana dış politika konularına yaklaşımlarını pragmatizme dayalı dengeli ve ekonomik bir dış politika odaklı bir yaklaşım olarak sunmaya çalışıyor ve Pakistan ile ilişkilerinin bozulması aynı zamanda iddialarını korumalarına ve hayatta kalmak için artık İslamabad’a bağımlı olmadığını göstermelerine, Pakistan’a aşırı bağımlılıklarından ayrı bir kimlik oluşturmalarına yani özerklik arayışlarına olanak tanıyor. Ama bu durum Hindistan’a daha fazla manevra alanı sağlıyor olabilir ancak yine de Çin-Pakistan-Afganistan üçlüsünü de göz ardı edebileceği anlamına gelmiyor.
Son olarak bu arada Taliban dışişleri bakanının Hindistan ziyareti sırasında Pakistan’ın Kabil de dahil olmak üzere Afganistan’da gerçekleştirdiği bildirilen hava saldırıları iki yönlü bir mesaj gönderiyor olabilir: Taliban’a kendi yönetimlerinin Pakistan’ın askeri harekatından muafiyet sağlamadığı mesajı Kİ Kabil’e Pakistan’ın bölgesel projeksiyonundaki bağımlılığını hatırlatıyor ve Delhi’ye Pakistan’ın kötüleşen Pakistan-Afganistan ilişkilerinden faydalanmaya çalışan Taliban ile Hindistan’ın artan etkileşimini onaylamadığı mesajı Kİ Hindistan’a İslamabad’ın öngörülemeyen yüksek riskli manevralar yapmaya devam edebileceği sinyalini verir. Kısacası özünde Pakistan Taliban’a Hindistan ile dostluğun sonuçları olacağını söylüyor olabilir; hava saldırısı Afganistan’daki düşman ile ilgili olmaktan çok, Pakistan’daki kaygılarla ilgili gibi gözüküyor ki Taliban’ın Hindistan ile etkileşime girerek meşruiyet aradığı bölgesel bir alan beliriyor ve bu saldırı zamanlaması açısından açıklayıcı gibi duruyor.
