Görüş

Hindistan’ın altüst olan Washington ilişkilerine dair

Yayınlanma

Trump, Hindistan’a bir büyükelçi atamak için yedi aydan fazla bekledi. Ve 23 Ağustos günü, 38 yaşındaki Sergio Gor’un Hindistan Büyükelçisi adayı olacağını duyurdu. Sergio Gor, Washington’daki en önemli görevlerden birine sahip; şu anda Beyaz Saray Başkanlık Personel Ofisi’nin başında. Trump’ın en yakın danışmanlarından birini ve dolayısıyla Washington’daki en etkili isimlerden birini Hindistan Büyükelçisi için seçmesi, Delhi çevrelerinde, bozulan iki ülke ilişkilerine yönelik yeni bir umut ışığı doğurmuş gibi gözüküyor.

Ancak Gor’un daha geniş yetki alanı söz konusu; yalnızca Hindistan Büyükelçisi olarak değil, bununla birlikte Güney ve Orta Asya Özel Temsilcisi olarak da atanması söz konusu. Bu bir yandan olumlu karşılanırken diğer yandan (ve çoğunlukla) olumsuz birtakım spekülasyonlara yol açtı. Delhi çevrelerinde, bir yandan, Gor’un Hindistan merkezli yeni ve güçlü rolünün, Delhi’nin Trump yönetiminin planlarının merkezinde kalmasına olanak sağlayacağını düşünen olumlu görüşler yer alıyor. Ancak doğrusu bu yeni rolün ne anlama geleceği henüz net değil.. Ve bir süre daha net olmayacak. Ki Henüz üst düzey bir dış politika görevinde bulunmayan Gor’un, Senato tarafından onaylanması gerekiyor.

DELHİ-WASHİNGTON İLİŞKİSİ SON BİR AYDIR,
SON YİRMİ YILDIR GÖRMEDİĞİ DİBİ GÖRÜYOR

İlişkiler böyle bir dönemeçteyken Trump’ın duyurduğu Washington’ın Hindistan Büyükelçisi’nin Güney ve Orta Asya özel elçisi olarak daha geniş rolü, Delhi çevrelerinde çoğunlukla Hindistan’ın Pakistan ile aynı kefeye koyulduğu algısını yaratmış gözüküyor; hatta Amerika’nın Soğuk Savaş jeopolitiğine bir geri dönüş sinyali verdiği dahi söyleniyor. Ve dolayısıyla da Amerika’nın, Hindistan’ı “küresel bir ortaktan” Güney Asyalı bir oyuncuya “indirgediği” yorumları yapılıyor.

Eğer ki Gor, Hindistan büyükelçisi ve aynı zamanda özel elçi olarak görev yapacaksa bu, Washington’ın Hindistan ile bağların önemini vurguladığı ve iki önemli bölgenin özel elçisinin Delhi’de görevlendirilmesinin, Delhi’deki Washington’ın tüm bölgeyi Hintlerin gözünden izleyeceği anlamına mı gelecek?  Aslında Hindistan’da bazıları Trump’ın Delhi ile iyi ilişkiler içinde yeni büyükelçi atamasını olumlu bir adım olarak görüyor olabilir, ancak Trump’ın böyle çalışmadığını biliyoruz; ülke ile vekiller aracılığı ile değil, doğrudan ilişki kurmayı tercih ediyor. Gor daha çok Delhi’de oturarak Güney Asya’yı gözlemleyecek yani Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in bir paket olarak bir araya getirilmesi söz konusu gibi duruyor. Olumlu tarafı, Gor’un Trump’a çok yakın olması ve sıradan bir bürokrat olmaması.

Ancak büyükelçinin Hindistan dostu olup olmaması da artık ne kadar önemli, tartışılır.. Trump, Washington-Delhi ilişkilerini öyle bir düzeye getirdi ki sıradan Hintler dahi Amerika’yı kesinlikle güvenilmez olarak görmeye başladı. Stratejik bir ortaklık için 25 yılı aşkın süredir gösterilen özenli çabalar ve kurulan güven bir anda altüst olmuş gözüküyor. Washington’ın Hindistan’a bir büyükelçi atamakta gecikmesi ve ardından bu rolü Güney ve Orta Asya portföyü ile birleştirmesi daha çok bir düşüşe işaret ediyor. Evet, büyükelçinin portföyünü daha geniş bir bölgesel odakla birleştirmek daha çok Washington’ın Hindistan’ın küresel önemine bakış açısında bir düşüş. Trump’ın —Soğuk Savaş tarzı Güney Asya diplomatik çerçevesinin yeniden kurulmasını andıran— gecikmeli büyükelçiliği, Soğuk Savaş’ın eski “Hindistan-Pakistan” ilişkisini yeniden canlandırarak, Hindistan’ın stratejik önemini açıkça azaltıyor ve Delhi’yi “küresel bir ortaktan” yalnızca “bölgesel bir oyuncuya” indirgiyor. Trump muhtemelen Hindistan’ı tek başına küresel bir oyuncu haline getirmek yerine, Güney Asya bulmacasının yalnızca bir parçası olarak görmeye başlamış olmalı Ki Bu, Trump’ın Delhi’ye artık onun için eskisi kadar önemli olmadığını söyleme şekli olabilir.

Ancak öte yandan, şu da söylenebilir veya düşünülebilir: Trump, Hindistan’ı Pakistan (ve Bangladeş) ile bir paket halinde sınıflandırarak indirgeme yoluna gitseydi, Büyükelçi’nin görev alanı Güney Asya ile sınırlı kalabilirdi. Güney ve hatta Orta Asya’yı dahil etmek, muhtemelen Rubio ve Dışişleri Bakanlığı’nın isteği ile bağları onarmaya yönelik bir girişim de olabilir. Bunu zaman gösterecek. Ki Delhi-Washington ilişkilerindeki kötüleşmenin derinleşeceğini sanmıyorum. Farklılıklar daha çok Trump ile yaşanıyor gibi görünüyor, Washington’ın tamamıyla değil.

Ben burada, “küresel bir ortak” ve “bölgesel bir oyuncu”, bu iki ifadeye dikkati çekmek istiyorum:

Hindistan gerçekten bir “Amerika ortağı” oldu mu?

Hindistan gerçekten “küresel oyuncu” statüsünü “hak etti mi”?

Yoksa bu yalnızca kendi varsayımı mı?

Dürüst olmak gerekirse, Delhi henüz küresel bir oyuncu olmaya hazır değil; ne yazık ki kendi mahallesinde dahi pek etkili değil.

Hindistan’ın “stratejik özerklik” arayışı, Modi hükümeti tarafından son derece saygı görüyor olabilir, ancak açıkçası itici bir noktaya varacak kadar da abartılıyor. Washington’dan ticari avantajlar elde ederken bloklar arasında denge kurmak, inanç değil, kolaylık gibi görünme riskini taşıyor. Bu da muhtemelen Amerika’nın hoşuna gitmiyor. Amerika’nın hoşuna gidip gitmemesi ne kadar önemli, bu tartışılır… Ancak Delhi-Washington ilişkisinin bu denli kötüleşmesine ne neden oldu?  Bu yalnızca bir tarafın sorumluluğunda olan bir şey değil, burada beklentilerin çarpışması söz konusu. Washington güvenilirlik, Delhi ise özerklik istiyor. Ve her ikisi de ortaklık istiyor ancak kendi şartları ile.

Burada “işlemsellik” değil, “kararlılık” önemli olacak.

Aslında genel anlamda, Hindistan için bir zamanlar küresel liderliğe doğru bir uygarlık sıçraması olarak lanse edilen şey, bir güvenilirlik krizine dönüşmüş gibi görünüyor; ülkede dış politikadan iç yönetime kadar her güç kolunda bir kararsızlık hakim gibi.

Hindistan bir süredir Amerika tarafından terk edilip hor görüldüğünden yakınıyor, bunu bırakmalı. Bu, zayıflık ve bağımlılık göstergesi olarak algılanmasına yol açabilir.

Yapılması gereken, uzun vadeli bir strateji planlaması.

Aslında Trump Delhi’ye bir anlamda bir seçenek sundu, ya bizimle çalışırsınız ya da Rusya ile. Şimdi Delhi, Rusya ile çalışmayı seçmiş gözüküyor. Ve Trump da kendi seçimini sunmuş gözüküyor.

Dediğim gibi, “kararlılık” önemli…

Gerçek şu kİ Amerİka Hİndİstan’ı 20 yıl boyunca destekledİ ancak belkİ de bu, Hİndİstan’ı kendİsİnİ “aşırı değerlİ” görmek gİBİ bİr “İllüzyona” İTTİ..

Doğrusu Batı ve özellikle Amerika için en ilgi çekici şeyin Hindistan’ın geniş pazarı olduğunun farkında olunmalı. Hindistan pazarı ve ekonomisi üzerinde “tam ve eksiksiz” bir hakimiyet kurmak daha fazla önemseniyor. Delhi’nin mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında imzalanan ateşkes için Trump’a herhangi bir kredi vermemesi de bir neden, ANCAK ÖZELLİKLE tarım ve süt ürünleri sektörlerinde Amerika ihracatına Hint pazarlarını açmaması, ilişkileri bozmuş olabilir. Ve Trump, birkaç öfke darbesi ile de bu kritik ilişkiyi tamamen altüst etmiş gözüküyor.

Trump, Hindistan’a dünyanın en yüksek tarifesi olan yüzde 50 gümrük vergisi uyguladı ki bu bugün (27 Ağustos) geçerli olmaya başladı ve bu tarifeye Rus petrolü alımına yüzde 25 ceza da dahildi. Ve tüm ticaret görüşmelerini durdurdu.

Sindoor Operasyonu’nun yankıları daha yeni başlıyor da olabilir. Pakistan’a kesin bir şekilde “üstün gelememek” ve ardından Amerika’dan yardım talep edip bunu reddetmek de Washington baskısına yol açmış olabilir. Sindoor Operasyonu sonrası, Hindistan Silahlı Kuvvetleri’nin, özellikle de Hava Kuvvetleri’nin 1 günde en fazla sayıda 4.5 nesil uçağını kaybetmesi, Amerikalıları stratejilerini yeniden ayarlamaya yöneltmiş de olabilir.

Şunu ifade etmeliyim: Hindistan, Çin’e karşı bir denge unsuru olduğu noktasında Washington’ı ikna ediyor gibi gözüküyor, ancak yalnızca Pakistan’ın askeri rakibi olarak görülme riskini de beraberinde taşıyor. Bunun farkındalığı mayıstan itibaren oluşmuş olmalı..

Neden her ne olursa olsun HİNDİSTAN İÇİN sanırım uyanma zamanı…

Aslında Delhi doğal yüzde 6,5’lik büyüme ile fazlasıyla rehavete kapılıyor görünüyordu. Gerçek şu ki yalnızca en üstteki yüzde 10’unu, (hatta yüzde 8’ini) gerçekten hızlı büyütüyor. Ve aslında gerileyen vergi politikaları ve korumacı önlemlerin birleşimi ile Hint ekonomisi açısından ideal olmayan bir büyüme hızı ile büyüyerek Delhi aslında kendini zayıflatıyor. Evet, bazı ekonomik reformlar yaptı ancak belli ki yeterli değil. Gelişmiş bir ekonomi olmak istiyorsa şu ankinden daha hızlı büyümeye ihtiyacı var ve kademeli reformlar ihtiyacı olan en azından yüzde 2-2,5’lik ekstra büyümeyi sağlamıyor. Ve ayrıca Ülkede öncelikle çok büyük yerel ihtiyaçlar söz konusu ve öncelikle kendi ihtiyaçları için bir şeyler üretmeye yatırım yapmaya odaklanmalı.

Ve bağımsız olarak büyümek isteyen Hindistan, önce Amerika merkezli analizlerden uzaklaşmalı, ancak tamamen Amerika’dan değil..

Trump tüm kartlarını bir bir oynuyor, Hindistan ise henüz tam olarak hiçbir kart göstermedi. Bu noktada Delhi’nin Çin’e yaklaşmaya başladığı görülüyor ancak Nehru da Çin ile yakınlaşma aramıştı ki Pekin’in 1961’de Hindistan’a saldırıp Siachen’i ele geçirmesi ile ihanete uğradığını hisseden Delhi’nin 1962 Savaşı’nda Çin’den ağır yenilgi alması da yarasına tuz basmıştı.

Hİntler toplumsal olarak kİndarlığı uzun sürdürmeseler de unutan bİr ulus değil. Ve tarİh yerİnde duruyor.

Hindistan Çin’e ne kadar güvenebilir? Ya da Çin ile ne kadar yakınlaşabilir?

Burada şu soru ortaya çıkıyor: Peki Hindistan neden Çin ile stratejik bir diyalog içinde? Modi neden Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine Çin’e gidiyor?

Bunun yanıtı ancak şöyle olabilir: Alternatif nedir?

Ve sonuç: Hindistan’ın mevcut gerçekliği şu ki Çin’i yönetmek Delhi için temel bir stratejik kaygı.

Şunu düşünün:

Hindistan, son iki yıldır ŞİÖ’nün dış politikasındaki öneminin azaldığının sinyallerini veriyor. Geçen yıl Modi, Astana’daki ŞİÖ zirvesine katılmamıştı. 2023’te ise —Hindistan’ın dönüşümlü başkanlığını yürüttüğü dönemde dahi— ŞİÖ zirvesini şahsen değil, çevrimiçi olarak düzenlemeyi tercih etti. Şimdi, ŞİÖ zirvesine Çin’de katılma kararı, Çin ile ilgili iki önemli gelişmenin ardından geldi: Birincisi, 7-10 Mayıs tarihleri arasındaki Hindistan-Pakistan çatışması sırasında Pekin, görünmez bir üçüncü taraf gibi davranarak İslamabad’a gerçek zamanlı istihbarat, radar verileri ve uydu verileri sağladı ve Delhi’ye karşı derinleşen Çin-Pakistan stratejik eksenini güçlendirdi. Ve İkincisi, geçtiğimiz ay Pekin, Hindistan sınırına çok yakın bir yerde dünyanın en büyük barajının inşasını resmen doğruladı Ki bu girişim, Delhi için ekolojik ve ulusal güvenlik açısından geniş kapsamlı sonuçlar doğuracak.

Dostunu yakın tut, düşmanını daha da yakın..

Bu arada, Modi’nin ŞİÖ zirvesi için Çin ziyaretinden önce Japonya’ya gitmesi, bir anlamda Çin ziyaretini dengeleme hamlesiydi.

Delhi’nin Pekin ile dramatik bir yeniden yapılanma yaşadığı ortada; kısa süre öncesine kadar Modi, Çin ile hiçbir ilgisi olmadığını söylüyordu ancak şimdi Hindistan’ın politikası değişiyor gibi gözüküyor.

Öncesinde Hindistan, parçası olduğu Batı dışı ittifaklar olan BRICS ve ŞİÖ’yü —kendi tarzında— zayıflatarak Amerikan çıkarlarının ilerlemesine katkıda bulunuyordu. Dönem başkanı olduğu dönemde yıllık zirvesini sanal bir etkinlik haline getirmek, ŞİÖ’nün etkisini azaltma girişimiydi. Modi daha sonraki zirveye katılmadı ve ŞİÖ, üyelerinden biri olan İran’a saldırdıkları gerekçesi ile Washington ve İsrail’i kınayan bir açıklama yayınladığında da Delhi İsrail’in yanında yer almak için ayrıldı. Bu hareket hem Tel Aviv’i hem de Washington’ı memnun edecek, ancak ŞİÖ’nün kilit üyeleri Rusya ve Çin’i memnun etmeyecekti, kuşkusuz. Delhi ayrıca, Trump’ın bu fikirden hoşnutsuzluğunu dile getirmesinin ardından, dolarizasyonun kaldırılması ve olası bir BRICS para birimi konusunda da BRICS ile bağlarını gevşetmişti.

Delhi, Hindistan’ın Amerika ile yakın ilişkilerini yıllardır gözlemledikten ve deneyimledikten sonra, Çin ve Rusya’nın Hindistan konusunda hiçbir kaygısı olmadığı yanılgısına kapılmış olabilir. Ve Moskova’nın, Delhi’nin Rus silah sistemleri satın almaktan giderek uzaklaştığını ve Fransa, İsrail ve Washington’dan alışveriş yapmaya başladığını fark etmediğini düşünüyor olabilir. Ancak şu da bir gerçek, Jaishankar’ın yakın zamanda Rusya’da iken ifade ettiği gibi “Hindistan ve Rusya, günümüzde büyük uluslar arasında en istikrarlı ilişkilerden birini geliştirmiştir.”

Aslında tablonun özeti şu: Rus petrolünün en büyük alıcısı olmasına karşın Çin yaptırımla karşılaşmazken yaptırımlar için yalnızca Hindistan seçilmiş gibi gözüküyor Ki Bu durum, Hindistan’da Amerika’nın Hindistan’dan vazgeçtiği algısını doğuruyor Ve bu durum da Hindistan’ın Çin ve Rusya’ya yönelmesine yol açıyor.  Bunu Rubio “Çin’e Rus petrolü satın aldığı için yaptırım uygularsanız, küresel petrol fiyatları yükselir” diye açıklarken Delhi ise doğal olarak aynı mantığın Hindistan için de geçerli olduğu bir durumda neden Hindistan’a gümrük vergisi uygulandığını sorguluyor. Jaishankar ayrıca şöyle söylemişti: “…şunu söylemeliyim ki Rus petrolü veya LNG’sinin en büyük alıcısı biz değiliz. ABD, Rus enerjisini satın almak da dahil olmak üzere enerji piyasalarını istikrara kavuşturmamızı istedi. Bu yüzden oldukça şaşkınız.” Bu arada Beyaz Saray da Trump’ın Ukrayna savaşını sona erdirmek amacıyla Hindistan’a yaptırımlar uyguladığını söylemişti. Ve Delhi’de konu Trump’ın stratejik hatası olarak da yorumlanıyor ve Trump ile Amerika’nın geri kalanının aynı düşünmediği söylemleri de görülüyor. Neyse, konu gümrük vergisi anlaşması da değil, er geç bir tarife anlaşması olacaktır, ancak 25 yıllık güven inşasının çöküşünü öylece geri alamazsınız. Ve doğrusu bu güven aşınması Biden döneminde başlamıştı zaten..

Amerika-Hindistan ilişkilerindeki krizi hafifletebilecek fırsatlar da var:

BM Genel Kurulu oturum aralarında olası bir Trump-Modi görüşmesi, örneğin.

Ve yeni ticaret anlaşması.

Ya da Trump’ın, Quad zirvesi için olası Hindistan ziyareti.

Ve ayrıca Amerika-Pakistan ilişkilerinde pek de olası olmayan ivme kaybı…

Ve kim bilir belki de Çin, Washington’ın Hindistan’a yönelik politikasını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılacak…

Ancak Washington’ın her şeyden önce Delhi’deki huzursuzluğu ve güven kaybını kabul edip ele alması gerekiyor gibi gözüküyor. Ki eğer Washington Büyükelçisi olarak onaylanırsa Gor’un öncelikle potansiyel olarak yardımcı olabileceği yer de burası gibi görünüyor…

Çok Okunanlar

Exit mobile version