Görüş
Hint gözüyle Amerikan H-1B vizesi, bir diğer baskı aracı
Amerika, H-1B vize ücretini kişi başı yıllık 100 bin dolara çıkarıyor. Ticaret Bakanı Howard Lutnick, “Bu, büyük teknoloji şirketlerinin işlerimizi elimizden alacak yabancı işçileri ülkeye getirmesini engelleyecek” diyor ve bu hamlenin Amerika’daki Hint teknoloji çalışanlarını etkileyeceği belirtiliyor. Elbette bu durum yalnızca Hindistan için geçerli değil, ilk akla gelenlerden biri olarak Çin de söylenebilir. Ancak H-1B vizeleri en çok Hindistan’dan gidenleri kaygılandırıyor çünkü son yıllarda başvuranların ezici çoğunluğu Hindistan’dan gidiyor.
Onlarca yıldır Amerika’ya giden Hint öğrenciler, kendilerine H-1B vizesi ve ardından yeşil kart sponsorluğu sağlayan şirketlerde iş bulabiliyordu. Ancak şimdi Amerika’daki Hintler panik halinde gözüküyor. Yalnızca geçtiğimiz yıl Amerikan teknoloji şirketleri binlerce çalışanı işten çıkarmıştı. Ki Amerikan yasalarına göre bu firmalar yabancı işçilere yeşil kart sponsorluğu yapamaz. Ve H-1B’li çok sayıda Hint, vizeleri sona erdiği için Amerika’yı terk etmek zorunda kalmıştı. Aynı zamanda vize işlemleri ve evrak işleri de arttı ki bundan dolayı şirketler yabancılara sponsor olmaktan kaçınmaya başladı. Hatta şirketleri tarafından göçmenlik sorunları ile uğraşmak istemediği için işten çıkarılan insanlar olduğu söylendi.
Amerika’daki önde gelen teknoloji şirketlerinin çoğu Hindistan’da ofis açtı ve aynı iş Hindistan’da da yapılabildiği için artık büyük olasılıkla H-1B vizesi ile daha yüksek maaşlara Hintleri işe alma ihtiyacı hissetmiyor olabilirler. Amazon Hindistan’da aynı pozisyonlar için aktif olarak işe alım yaparken Amerika’daki yeni yazılım mühendisleri (SDE-1’ler) portföyünü önemli ölçüde yavaşlattı, örneğin. Google’da da benzer bir eğilim görülüyor ki Hindistan’da Amerika’ya kıyasla çok daha fazla yeni mezun pozisyonu mevcut.
Sonuç itibarıyla artık H-1B vize sahibi olan Hintlerin Amerika’da uzun süre kalabileceklerine ve yeşil kart alabileceklerine dair daha güçlü kuşkuları var. (H1-B vizeleri ve ardından yeşil kartlar Amerikan vatandaşlığına giden yol bu arada.) Aynı zamanda daha az iş ve daha az vizenin elde edilebilme olasılığının söz konusu olduğu böyle bir durumda Amerika’da eğitim almanın artık bir anlamının kalmadığını düşünen Hint sayısı da azımsanmayacak ölçüde. Artık birçoğu Amerika dışındaki fırsatlara bakmaya yönelmiş gözüküyor, H-1B vizesi sahipleri Kanada, Avrupa ve Singapur’a yönelmiş durumda ve Hindistan’a geri dönmeyi düşünenler de var. Ancak yine de Hindistan’daki en iyi yetenekler için Amerika hala çekici bir yer olmaya devam ediyor. Bazıları zorluklara karşın Amerika’da kalmaya kararlı gözüküyor ki Amerika’nın dünyanın en iyi teknoloji ekosistemine sahip olduğuna ve Hindistan’ın ise hala karmaşık bir yapıya sahip olduğuna inanıyorlar. Ve bir kısmı ise Amerika’da kalabilmek için O-1 gibi başka vize türleri almaya çalışıyor.
H-1B vizesinin çıkış rotası
H-1B vizesi esasen Amerika’nın yetenek arzında gerçek bir krizle karşı karşıya kalması nedeni ile ortaya çıktı. 1980’lerin sonlarına doğru Amerikan ekonomisi sismik bir dönüşüm geçiriyordu. Soğuk Savaş sona eriyor, küreselleşme hızlanıyor ve teknoloji hızla ekonomik gücün çevresinden merkezine doğru kayıyordu. Yarı iletkenler, kişisel bilgisayarlar ve yeni gelişen biyoteknoloji yalnızca geleceğin endüstrileri değildi, aynı zamanda bugünü de yeniden şekillendiriyorlardı. Amerika bu dönüşümün ölçeğine uyum sağlayacak yeterli sayıda uzman yetenek yetiştiremiyordu. Üniversiteler bilgisayar bilimcileri, mühendisler ve matematikçiler yetiştiriyordu ancak bu sayı katlanarak büyüyen Silikon Vadisi’nin taleplerini karşılamaya yetmiyordu. Şirketler kendi ülkelerinde yeterli sayıda çalışan bulamıyordu ve küresel yeteneğe erişim olmadan Amerika teknolojik üstünlüğünü Japonya, Avrupa veya gelişmekte olan Asya ekonomilerine kaptırma riski ile karşı karşıyaydı.
Çözüm H-1B vize kategorisini resmen oluşturan 1990 Göçmenlik Yasası ile geldi. Belirsiz ve kapsamı sınırlı olan önceki çalışma vizesi çerçevelerinin aksine H-1B özellikle lisans derecesi veya daha yüksek bir derece gerektiren uzmanlık gerektiren meslekleri hedef alıyordu. İşgücü piyasası talebi ile iç işgücü açığı arasında esnek ve geçici bir köprü olarak tasarlanmıştı. Program bir hayırseverlik eylemi değildi yani. Amerika’nın teknolojik devrimini sürdürmek için mühendis ve bilim insanlarına ihtiyaç duyduğu bir dönemde onun adeta oksijen maskesiydi. Kİ H-1B vizeleri artık Silikon Vadisi’nin yalnızca yararlandığı bir araç değildi, bizzat bu vizeler üzerine şekillendi. Günümüzde Amerikan inovasyonu ile özdeşleşen birçok ismin ardından göçmen yetenekler çıkıyordu. Google, Intel ve Tesla gibi sayısız girişimin Amerika’ya H-1B yolu ile gelen göçmen kurucuları veya önemli katkı sağlayıcıları vardı. İstatistikler, Amerika’daki unicorn’ların yüzde 55’inden fazlasının en az bir göçmen kurucusu olduğunu söylüyor ya da 21. yüzyılın belki de en stratejik öneme sahip alanı yapay zekada önde gelen şirketlerin yüzde 65’inin göçmenler tarafından kurulduğunu söylüyor, örneğin.
H-1B çıkışının Hindistan boyutu
YANİ, H-1B vize programı, düşük vasıflı işgücünün yerini doldurmakla ilgili değil, Amerika’nın teknoloji, sağlık, mühendislik ve akademi alanlarında özellikle de doktora ve daha da ileri derece sahibi profesyoneller olmak üzere yüksek vasıflı yabancı yetenekleri bünyesine katması için en önemli kanallardan biri. Trump’ın 100 bin dolarlık H-1B ücreti küresel yeteneklere Amerika artık sizi istemiyor mesajı gönderir. Verilen H-1B vizelerinin yaklaşık yüzde 72’sini oluşturan Hint uyruklular artık sıklıkla MAGA tabanında yaygın olduğu gibi Amerikan işlerini çalan kişiler olarak işaret edilmeye başlandı.
Amerika’daki bu politika değişikliği Hindistan için tarihi bir pencere açabilir. Amerika, onlarca yıldır H-1B kanalı ile Hindistan’ın en parlak mühendis ve bilim insanlarına bir anlamda ‘gönüllü sömürü’ gerçekleştirdi. Mevcut durumda beyin göçü tersine dönebilir veya bu beyinler giderek daha fazla evde kalabilir. Böyle bir eğilim aslında ülkede var ancak çok cılız. Bengaluru, Hyderabad, Chennai, Pune, Mumbai ve Delhi gibi geleneksel merkezler baskınlığını korurken ikinci kademe şehirlerden de gelişmeler gözlemlenebiliyor. Visakhapatnam, Jaipur, Vadodara, Kochi, Chandigarh ve Coimbatore burada öne çıkıyor. Özellikle Coimbatore, olumlu devlet politikaları, düşük emlak maliyetleri ve büyüyen kalifiye işçi havuzu sayesinde kendini “yeni Chennai” olarak konumlandırıyor. Büyüyen bir Körfez İşbirliği Konseyi sektörü (2030’a kadar Hindistan’ın Körfez İşbirliği Konseyi işgücünün 4,5 milyonu aşması ve bugünkü yaklaşık 1,9 milyonluk tabanın iki kattan fazla artması bekleniyor), geniş bir yetenek havuzu ve küresel inovasyon merkezleri olmak için yarışan şehirleri ile gözlemlenebilen bu gibi teoride iddialı pratikte cılız eğilimler doğru yönetilebilirse eğer Amerika’nın yükselişini besleyen inovasyon ekosistemi Hindistan topraklarında da olgunlaşabilir.
H-1B, Hindistan ile ticaret anlaşmasının çarkındaki başka bir dişli mi?
Şu ana dek yaşananlar takip edilince, Trump 2.0 döneminde Amerika’nın Hindistan’a yönelik politikasının gidişatı, Delhi’nin stratejik özerkliğini kırma nihai amacı ile yoğunluğu giderek artan dikkatlice sıralanmış bir baskı kampanyası gibi gözüküyor. İlk doğrudan somut silah olarak Hindistan ihracatına yüzde 25’lik kapsamlı bir vergi geldi Kİ emek yoğun sektörlere zarar vermeyi ve Delhi’yi taviz vermeye zorlamayı amaçlıyordu. Hindistan esnemedi ve odak enerjiye kaydı devreye Rus petrol ithalatı girdi ki tarife yüzde 50’ye çıktı ve en bilineni Reliance’tan Mukesh Ambani gibi dev şirketlere baskı oluştu. Bu da pek sonuç vermeyince Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı enerji ithalatına karşı bir karalama kampanyası gündeme geldi. Bunu, Trump’ın Hint ekonomisini “ölü bir ekonomi” ilan ettiği sert eleştirileri ve ŞİÖ zirvesinden sonra meşhur cümlesi “Hindistan ve Rusya’yı en derin, en karanlık Çin’e kaybettik” sözü izledi. Sonra Trump’ın Modi’nin doğum günü kutlaması, dostum demesi, aslında Hindistan’ı kaptırmadık söylemleri gibi yüzeysel bir geri vites eğilimi görüldü ancak peşine bir yandan Hindistan’ın insan sermayesindeki küresel üstünlüğünü sembolize eden TCS, Infosys, HCL ve Wipro gibi BT hizmetleri hedef olurken bir yandan da Amerika’da Adalet Bakanlığı ve SEC tarafından açılan bir dava ile karşı karşıya olan Adani Group dosyası gündeme geldi ancak şimdilik Hindistan’daki piyasa müdavimi SEBI ve Hindistan Yüksek Mahkemesi tarafından aklanmış durumda. Ve tüm bunların ötesinde şimdilik baskı silsilelerinin son durağı olarak İran ile yapılan Chabahar limanı anlaşmaları ve Rus silah alımlarının devam etmesi nedeni ile uygulanacak yaptırımlar söz konusu oluyor.
Strateji açık görünüyor: Hindistan’ın ekonomik zayıf noktalarını tespit edip ardından politikayı etkileyen oligark ve şirket devlerini köşeye sıkıştırmak. ihracat, emek yoğun endüstriler, BT’nin İK avantajı, Ambani, Adani ve şimdi teknoloji devleri, sonuç alınamazsa belki de ve muhtemelen sıradaki Hindistan savunma sektörü, özellikle de Tejas jet motoru programı, savunma sektörünün kendi kendine yeterliliğini sınamak. (Ki Hindistan zaten savunma inovasyonuna önemli yatırımlar yapması gerekiyor ama bu başka bir yazı konusu, neyse..)
Peki tüm bunlar niye?
Delhi’nin Tarım ve Süt Ürünleri’ni Amerikan Tarımsal Kimyasal lobisine açma konusundaki Amerika’nın ticaret şartlarına boyun eğmeme kararlılığını kırmak.
Delhi, Amerikan çiftçileri kurtarmak için tarım ve süt ürünleri pazarlarını açmayı reddediyor, ucuz Rus ham petrolünü pahalı Ameeikan LNG’si ile değiştirmeyi reddediyor, Washington’ın pek hoşuna gitmeyecek şekilde Çin ile ticaret anlaşmasını yeniden düzenlemeye çalışıyor ve Fransız Rafale veya Rus sistemleri ihtiyaçlarını daha iyi karşıladığı düşüncesi ile Amerikan silahları satın almayı reddediyor. Sindoor Operasyonu sırasında Trump’ın Hindistan ve Pakistan arasında ateşkesi sağlamada üçüncü taraf rolünü veya arabuluculuğunu da ısrarla reddetti, ayrıca.
Ve kırılma noktası da Tianjin’deki ŞİÖ zirvesinden -her ne kadar büyük çoğunlukla sembolik de olsa- Hindistan’ın Çin ve Rusya ile bağımsız diplomasi yürüttüğünü gösteren görüntülerin ortaya çıkması gibi duruyor.
Çarktaki dolaylı bir dişli olarak Amerika’nın gölge merkez olduğu düşünülebilecek Suudi-Pakistan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması da Hindistan prizmasına konabilir ve evet bir dişli daha, H-1B vize konusu eklenebilir. Bakalım bunun sonu nereye varacak ancak Hindistan aslında gerçekten kritik bir dönüm noktasında ve acaba her zamanki gibi işlerine devam edip yakında başka bir krizin ortaya çıkmamasını mı umacak veya da yarının zorluklarına karşı stratejik yaklaşımını yeniden mi tasarlayacak şu an için yalnızca soru işareti olarak bırakıyorum, ki bunu da başka bir yazıda etraflıca tartışırız…
