GÖRÜŞ

Hint toplumunda Hindu-Müslüman ayrışması – 3

Yayınlanma

Çeşitliliğin Birliğinden Hindu(tva) Birliğine

Bağımsızlıktan sonraki ilk otuz yılda Hindistan Ulusal Kongresi ülke siyasetine hakim oldu. Özgürlük mücadelesinin mirasından yararlanan Nehru ve halefleri laik bir demokratik kültür geliştirmeye çalıştı. Bu dönemde RSS “Hindistan Gönüllü Organizasyonu” (Rashtriya Swayamsevak Sangh) Hindistan genelinde varlığını artırırken Hindu Sağ siyasi olarak mücadele etti. Godse bir RSS üyesiydi ve örgüt yaygın olarak cinayette suçlu olarak görülüyordu. Suikastın ardından 18 ay boyunca yasaklanan ve hayatta kalma mücadelesi veren RSS, doğrudan siyasete girerek, üyeleri ile 1951’de yeni bir Hindu milliyetçisi parti olan Bharatiya Jana Sangh’ı (BJS, Hindistan Halk Birliği) kurmaya karar verdi. Siyasi iktidarın cazibesinin fazla baştan çıkarıcı olduğu anlaşılınca, koruma kalıcı bir özelliğe dönüştü.

Hint toplumunda Hindu-Müslüman ayrışması -1

1963’te yaşlılık ve rahatsızlıklar nedeni ile zaten bir ayağı çukurda olan Savarkar, son tarihi incelemesi “Six Glorious Epochs of Indian History” (Hindistan Tarihinin Altı Görkemli Dönemi) eserini yayımladı. “Görkemli Dönemler”, uygarlık savaşçılarının Hindu ulusunu “yabancı egemenliğinin zincirlerinden” kurtardığı dönemleri ifade ediyordu. Kitabın büyük bir bölümünü, bin yıldan uzun süren “destansı bir savaş” olarak nitelendirdiği Hindu-Müslüman karşılaşmasına ayırıyordu. “Altı Görkemli Dönem”, Hinduizm’e, Budizm’e ve en önemlisi Hindulara karşı polemikleri ile dikkat çekiyor.

Friedrich Nietzsche’nin Hristiyanlığa ve sıradan insanlara duyduğu nefreti hatırlatan Savarkar, Hinduların şiddetsizlik, dini hoşgörü ve savaşta etik davranış gibi “sapkın erdem anlayışından” söz ediyor. Savarkar’a göre Hindular, Budizm ve onun şiddet içermeyen öğretisi tarafından yozlaştırılmıştı (Nietzsche’nin anlatımındaki Hristiyanlığın yozlaştırdığı Roma kültürü gibi). Savaşları kazandıktan sonra Müslümanları topluca katletmediklerini, Müslüman kadınlara tecavüz etmekten kaçındıklarını, zorla din değiştirme eylemlerinden kaçındıklarını ve camileri yıkmadıklarını söylüyor. Ona göre bu tam olarak Müslümanların Hindulara yaptığıydı ve savaşta bu, övdüğü bir tavırdı yani savaşta her şey mübahtı. Ancak Hinduların “sapkın erdem anlayışı” onları “serseri ve aptal ve her türlü utanç verici aşağılanmaya duyarsız” hale getirmişti.

Savarkar, bu iddialı eserinde, Hindu ulusunun kurulmasına yönelik bir rehber sağlamak amacı ile tarihteki muzaffer bir Hindu iktidar iradesini ortaya çıkarıyor ve esasen Hindulara kendi anavatanlarında “kalıcı” bir savaş öneriyordu. Bölünme, Gandhi’nin şehitliği, Kongre’nin amansız hakimiyeti ve Savarkar’ın kendi itibar kaybı sonrasında yazılan “Altı Görkemli Dönem” aslında kaybedilmiş bir oyunun adeta bir öfke patlamasıydı: Önceki bölümde aktardığım üzere Savarkar, Müslümanlar tarafından “reddedilmişlik” hissini yaşamışken Hindular tarafından da reddedilmişlik duygusuna kapılmıştı. Ve 1966’da hasta Savarkar 82 yaşında intihar ederek öldü.

1975 yılında Nehru’nun kızı başbakan Indira Gandhi’nin demokrasiyi askıya alması ve otoriter yönetim dayatması daha sonra halkın büyük öfkesine yol açtı. İki yıl içinde Hindistan Ulusal Kongresi ilk kez oylanarak iktidardan uzaklaştırıldı ve Hindu milliyetçisi Bharatiya Jana Sangh’ın da dahil olduğu partilerin geçici bir grubu Birlik hükümetini kurdu. Kongre kısa sürede toparlandı ancak hakimiyeti sona ermişti.

1980’lerde, şimdi BJP olarak yeniden dönüştürülen eski Jana Sangh, Hindistan siyasetini kalıcı olarak değiştiren Rama Tapınağı hareketine öncülük etti. BJP ve müttefikleri, eski bir efsaneye dayanarak 16. yüzyıldaki İslamcı işgalciler tarafından kuzeydeki Ayodhya şehrinde Tanrı Ram’ın doğduğu iddia edilen yerde bulunan Ram tapınağının kalıntıları üzerine bir caminin inşa edildiğini iddia etti. BJP, tapınağı yeniden inşa etmek için kitleleri harekete geçirirken Ram’ın doğum yerinin tahrip edilmesini Hindu Hindistan’ın Müslümanlar tarafından tarihi baskısının yaşayan bir sembolü olarak lanse etti. Yüz milyonlarca Hindu tarafından içtenlikle ibadet edilen Ram, karşı konulamaz olduğunu kanıtladı: 1992’de cami bir Hindu çetesi tarafından yerle bir edildi.

1984’te 500’den fazla sandalyeden yalnızca ikisini kazanan BJP, 1998’de iktidar koalisyonunun başına geçmişti. Ve Ram tapınağı kampanyasında aslında küçük bir rol oynamış olan Modi, 2014’ten bu yana Hindistan siyasetine hakim durumda.

Ram tapınağı evanjelizmi aslında Kongre’nin yıpranmış eski rejimini devirmek için üretilmişti. Savarkar propagandası ile birlikte her iki kampanyanın da ortak bir özelliği vardı: Sağın meşruiyetini tarihte bulma ihtiyacı hissetmesi. BJP, Savarkar’ın Hindu dini metinleri yerine tarihe yönelme mirasını sürdürdü. BJP’nin yönetimini belirleyen, en büyük Hindu metinleri Vedalar ya da Bhagavad Gita değil, Hinduların uygarlık tarihidir. Binlerce yıl öncesine uzanan kesintisiz bir zincir kuran BJP ile RSS, kendilerini büyük Hindu uygarlığının koruyucuları, Chandragupta Maurya (MÖ 322-298), Prithviraj Chauhan (MÖ 1178-92) ve Shivaji (1674-80) gibi ikonik kralların halefleri olarak tanıtıyor.

Doğrusu BJP ve RSS’nin Hint tarihine sahip çıkmadaki başarısı, dışlayıcı politikalarının dini inancı kapsamasına, hatta onun yerine geçmesine dahi olanak tanıyor. Örneğin, modern Hint tarihinin en büyük olaylarından biri olan Rama tapınağının Modi tarafından Ocak 2024’te açılışı, Hindular arasında ulusal bir çılgınlığa yol açmıştı. Ancak gösteri esas olarak Rama “bhakti”nin (dini bağlılık) kutlanması değildi. Bu, politik olarak birleşmiş bir Hindu topluluğunun kendi anavatanındaki üstünlüğünü ilan etmesi ile ilgiliydi.

RSS, Hindistan’ın özgürlük hareketine katılmamasına karşı aşırı duyarlıdır. Zamanında Kongre partisi üyelerinin Sağcı liderleri “ulus karşıtı” olarak nitelendirirken kastettiği şey buydu ve bu şimdi Sağ eleştirmenler için favori etiketlerden biri. Doğrusu, Hindistan’ın bağımsızlığının Gandhi’nin yönetimi altında Gandhi yöntemleri kullanılarak elde edildiği gerçeği ve Hindutva’nın Gandhi ve yöntemlerine karşı duyduğu antipati, Sağ kanat bu gerçeklerin kamuoyu algısını bir anda kökten değiştiremez. Açıkçası Savarkar, Kongre tarafından sahiplenilemeyen ve İngiliz karşıtı mücadele ile gerçek bağları olan tek kişi. Onun devrimci geçmişi ve daha sonra marjinalleştirilmesi, Sağın özgürlük hareketindeki yokluğunu bir şekilde örtbas edebilecek karşı-olgusal bir yoruma yol açıyor. Sağın anlatımına göre Savarkar, Gandhi ve Nehru tarafından kenara itilirken Hindu yönetim biçimi Hindutva’yı reddetti ve Bölünme bu iki kararın vahim sonucuydu; yani bu, şu anlama geliyor: Eğer Hindular Gandhi’nin “Müslümanları yatıştırma politikası” yerine Savarkar’ın (ve RSS’nin) Hindutvasını seçmiş olsaydı, bölünmemiş Hindistan’da üstün bir konumda hüküm sürerlerdi.

Bu yüzden Savarkar ikonu Hindulara şunu hatırlatır: Hindutva olmadan Hindistan’ın ulusal güvenliği sürekli tehdit altındadır. Yalnızca “zamanında Bölünmeyi önleyebilecek üzere olmuş bir adama” kulak vererek Hindu Hindistan’ı güvence altına alabilirsiniz, özellikle de bir tehdit algısı olarak İslamofobi yayıldığında ve Müslümanlar Hindistan nüfusunun yüzde 15’ini oluşturduğunda. Çünkü inşa edilegelen anlatıya göre Müslümanlar yüzyıllar boyunca Hindulara baskı uyguladılar ve Hindu topraklarını kamulaştırarak kendileri için bir ulus kazandılar ki Hindular neden kendi kadim vatanlarından geriye kalan her şeyin efendisi olmasınlar ki?

Gandhi hayatını bu politikalar ile savaşmaya adamıştı, bu mücadele Nehru tarafından bağımsızlıktan sonra da sürdürülmüştü. Ancak Hindutva artık tüm kastlardan Hindular arasında geniş bir meşruiyete sahip. Rakip partiler BJP’yi eleştirebiliyor, ancak Hindutva’ya karşı çıkmaktan kaçınıyor. Örneğin, kendini laik olarak tanımlayan Kongre partisi, Hindu üstünlüğüne karşı çıkmak yerine, hapiste iken İngilizlere merhamet dilekçeleri sunma konusunda dirayetli olmamasını sorgulayarak BJP’nin Savarkar propagandasına yanıt verme eğiliminde.

BJP ve RSS liderleri Savarkar’ı Hindistan siyasetinde ve düşüncesinde öne çıkarırken parti sadıklarının arasında Gandhi’nin suikastçısı Godse’ye dair bir kült gelişiyor. Son yıllarda Godse’ye adanmış heykeller ve hatta tapınaklar ortaya çıkarken Gandhi anıtlarının tahrip edildiği görülüyor. Oysa Savarkar’ın Hindutvası, yüzyıl önce BJP’nin ana örgütü RSS’nin kurulmasına ilham vermiş olsa da örgütün doğrudan siyasi katılımdan kaçınma kararını küçümsemişti. Önceki bölümde de değindiğim üzere Hindu milliyetçisi RSS, 1925 yılında K.B. Hedgewar tarafından kurulmuştu. Ve RSS’ye 33 yıl başkanlık eden M.S. Godwalkar, Adolf Hitler’in açık bir hayranıydı Ki Nazilerin azınlıklara yönelik yaklaşımını kopyalamanın Hindistan’a “kazanç” sağlayacağını yazmıştı. Hindutva, RSS ve “Sangh Parivar”daki bağlı örgütler ailesi, özellikle 1964’te Hindu dinini koruma ve teşvik etme amacı ile kurulan Vishva Hindu Parishad (VHP, Dünya Hindu Konseyi) tarafından titizlik ile desteklenen bir doktrin. Ve BJP, Hindutva’yı 1989’da tanımlayıcı inancı olarak resmen benimsedi.

Narendra Modi 2014’te başbakan olana kadar Savarkar, Hintlerin çok azı tarafından tanınıyordu ve bu az sayıdaki kişi onu küçük bir özgürlük savaşçısı olarak tanıyordu. O zamandan beri BJP ve RSS, Savarkar’ı Hindu üstünlükçü bir bakış açısı ile Hindistan tarihini yeniden yazma çabalarının merkezine yerleştirdi. Bugünün BJP’si Savarkar’ı Jawaharlal Nehru ve Mahatma Gandhi ile aynı düzeyde, hatta onlardan daha üstün bir milliyetçi ikon olarak konumlandırıyor …

(3. Bölüm sonu)

Hint toplumunda Hindu-Müslüman ayrışması – 2

Çok Okunanlar

Exit mobile version