Ortadoğu
Hizbullah yetkilisi Harici’ye konuştu: Türkiye, ABD-İsrail eksenine karşı lokomotif olabilir

Hizbullah Siyasi Büro Üyesi Galib Ebu Zeyneb, Beyrut’un Dahiye mahallesindeki ofisinde Harici’ye konuştu: “İsrail-Amerikan planı tüm bölgeyi hedef almaktadır: Lübnan, Suriye, Arap ülkeleri, İran ve Türkiye.”
2026 yılına dış politikada ve küresel siyasette tam bir fırtınayla girdik. Suriye ve Türkiye’de IŞİD terör örgütünün yeniden görünür olması, YPG – Şam çatışması, ABD’nin Venezuela devlet başkanını haydutça kaçırması ve İran’da patlak veren olaylar…
Bölgenin bam teli Lübnan’da da siyasi ve askeri gerilim tırmanma eğiliminde. Lübnan’da suyun yeniden ısınmaya başladığını daha doğrusu hiç soğumadığını söyleyebiliriz. 7 Ekim sonrası İsrail saldırganlığı aralıksız devam ediyor. Hizbullah tarafı ateşkese uysa da İsrail, Lübnan’ın güneyini aralıksız vuruyor. Bu durum Hizbullah ise Lübnan hükümeti arasındaki ilişkiyi zorlamaya devam ediyor.
Mayıs ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde Lübnan hükümetine yapılan ağır baskı da ülkenin hassas terazisini riske atıyor. ABD ve İsrail Hizbullah’ın kayıtsız şartsız teslim olmasını istiyor. İsrail, bu talebi gerçekleşmezse yeni askeri operasyona başlama tehdidi savuruyor. İran Dışişleri Bakanının 9 Ocak tarihli Lübnan ziyaretinde de ana gündem maddesi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıydı.
Hizbullah Siyasi Büro Üyesi Galib Ebu Zeyneb ise “Hizbullah’ın silahlı gücü sadece Filistin davasıyla ilgili değil aynı zamanda Lübnan’ın savunulmasıyla ilgili” diyor. İsrail’in bölgede sadece Filistin ve Lübnan’ı değil Suriye’den İran’a oradan Türkiye’ye tehdit oluşturduğunu savunan Galib, Hizbullah’ı İsrail’e karşı bölgesel direnişin ön cephesinde konumlandırıyor.
Ebu Zeyneb, İsrail’in Türkiye’yi “düşman” olarak değerlendirdiği ısrarla vurguluyor. Hizbullah yetkilisi, Tel Aviv’in Türkiye’yi “İslam dünyasına liderlik etmeye en ehil ve hâlâ varlığını sürdüren büyük bir güç olarak” gördüğünü düşünüyor.
Beyrut’un Dahiye mahallesindeki ofisinde Hizbullah Siyasi Büro Üyesi Galib Ebu Zeyneb, Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç ve Harici Editörü Mehmet Kıvanç’ın sorularını yanıtladı.

Harici: Gelecekte İsrail’in Lübnan için planladığını düşündüğünüz hamleler nelerdir? Ve siz, yani Hizbullah, askeri olarak karşılık vermeye hazır mısınız?
Ebu Zeyneb: Bana göre İsrail planı yalnızca Lübnan’la sınırlı değildir; aksine, Amerika Birleşik Devletleri İsrail’den ayrı düşünülemeyeceği için bu bir İsrail–Amerikan planıdır. İsrail–Amerikan planı tüm bölgeyi hedef almaktadır: Lübnan, Suriye, Arap ülkeleri, İran ve Türkiye. Amerika Birleşik Devletleri’nin hâkim olduğu, gücün öncelikli olarak İsrail’e verildiği yeni bir Orta Doğu ya da yeni bir bölge oluşturma planı vardır. Bunun sonucunda bölge kapsamlı biçimde parçalanacak, küçük küçük devletçiklere ayrılacaktır. Dolayısıyla İsrail, örneğin Lübnan’da savaşta ısrar ettiğinde, ya da şu ana kadar Suriye’de üç bölgeyi işgal ettiğinde, ya da İran’ı yoğun biçimde tehdit ettiğinde, bölgedeki tüm güç kaynaklarının sökülüp atıldığı bir aşamaya ulaşmayı hedeflemektedir. Böylece bu ülkeler, herhangi bir İsrail hamlesine karşı kendilerini savunabilecek hiçbir güç aracına sahip olmayan devletlere dönüşecektir. Pratikte İsrail, tüm güç unsurlarına sahip büyük bir güç haline gelirken, diğerleri hiçbir şeye sahip olmayacaktır.
İsrail’in hedeflediği ikinci amaç, bu bölgeleri birbiriyle rekabet eden, düşman devletlere dönüştürmektir. Örneğin Suriye’yi dört ya da daha fazla devlete bölmek istemektedir: Kürtler, Dürziler, Aleviler ve Sünniler için; üstelik Sünnilerin kendileri de birden fazla bölgeye ayrılacaktır. Bu yalnızca Suriye ile sınırlı değildir; Suriye’den başlayarak Irak bölünecek, Irak’tan İran’a doğru, başka bir yönden Türkiye’ye doğru ve diğer yönlerden özellikle Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’e doğru bu süreç uzanacaktır. İsrail’in bu eylemlerle ulaşmak istediği tablo budur.
Şu anda, İsrail mutlak bir güç olmadığı için, Amerikan tarafından bizden istenen şudur: İsrail’in, sürekli Amerikan desteği olmaksızın bölgede merkezi ya da belirleyici bir aktör olamayacağını kabul etmek. Sürekli Amerikan desteği olmadan mutlak bir askeri güç olamaz. Bölge, devletleriyle ve hatta direniş hareketleriyle birlikte, İsrail’in karşısında durabilecek kapasiteye sahiptir. Ancak biz İsrail’le tek başımıza karşı karşıya gelmiyoruz; Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıyayız, çünkü sürekli Amerikan desteği vardır. Bu, Filistin’de ve Gazze’de yaşananlara benzemektedir: mesele Filistinli direniş grupları ile İsrail düşmanı arasında bir savaş değildi; aksine tüm NATO ittifakı ile Filistin direnişi arasında bir karşılaşmaydı. Amerika Birleşik Devletleri komuta odasındaydı. Lübnan’da da savaş, tüm ayrıntılarıyla Amerikalılar tarafından yönetildi; buna ek olarak İsrail’e hizmet etmek üzere seferber edilen Batılı ve küresel istihbarat servisleri vardı—koordinatlar, uydular, Starlink ve diğer her şey sağlandı—Lübnan’da direnişe karşı, İsrail’in hizmetinde tam bir hazırlık yapıldı.

Sonuçta İsrail, bu bağlamda sahip olduğu Amerikan desteği sayesinde büyük bir güç haline gelmektedir. Temel sorun da buradadır: Amerika Birleşik Devletleri, İsrail’in büyük bir güç olarak kalmasını istemekte ve bölgeyi İsrail aracını kullanarak Amerikan kontrolü altında tutmak istemektedir.
Lübnan’daki durumumuza gelince; İsrail şu anda bizi birden fazla nedenden ötürü yakın bir tehdit olarak görmektedir. Birincisi, yaklaşık bir yıl önce, savaş durduktan sonra İsrail, direnişin silahlarının büyük çoğunluğunu ortadan kaldırdığını ve askeri ile örgütsel yapılarını vurduğunu, böylece Lübnan’daki direnişi ve Hizbullah’ı son derece zayıf hale getirdiğini iddia etti. Bu doğru değildir. Gerçekte durum böyle değildi. Evet, direniş, Yüce Genel Sekreter’in şehadetiyle ağır ve acı verici bir darbe aldı. Bu arada, Seyyid’e yönelik saldırının planlanmasına ve uygulanmasına Amerikalılar, İngilizler ve Batı’dan başkaları katıldı—hepsi bu süreçte yer aldı. Buna rağmen bu savaştan çıktık ve durumumuzu yeniden organize ettik.
İsrail için bugünkü sorun şudur: Lübnan’da silahlara sahip olan ve tehdit oluşturan bir direniş olduğu sürece İsrail tedirgin olmaya devam edecektir. İsrail’in kurmak istediği denklem yalnızca bu silahların oluşturduğu tehlike düzeyiyle ilgili değildir; Arap ve İslam halklarından direniş fikrinin bizzat kendisini ortadan kaldırmakla ilgilidir. Lübnan’daki direniş ve Hizbullah meselesi yalnızca askeri bir tehdit değildir; Gazze’de yaşanan kapsamlı yıkımdan sonra İsrail, direniş kavramını Arap ve İslami boyuttan söküp atmak istemektedir. Bu fikri kökünden sökmek için, Arap ve İslam ümmeti için bir meşale haline gelen ve birden fazla kez zafer kazanan bu mekânı yok etmeyi hedeflemektedir. Lübnan’ı bu rolden mahrum bırakmak istemekte; Arap ve İslam halklarına ve bölge halklarına şu mesajı göndermek istemektedir: Kimse İsrail’in karşısında duramaz, Araplar ve Müslümanlar Filistin davasının sona ermesini kabul etmeli ve yenilmez olan İsrail’e tamamen boyun eğmelidir. Bugün Suriye’den İsrail’e hava egemenliği verilmesinin istenmesinin de bu mutabakatın bir parçası olduğuna inanıyorum; bu anlamı bir şekilde hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.
Bu perspektiften bakıldığında İsrail, Lübnan konusunda kaygılıdır. Bizim açımızdan ise hazırlığımızı yaptık. İsrail Lübnan’a karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmak isterse, Lübnan’ı savunmak için şiddetli bir şekilde savaşmaya hazırız. Ancak mevcut aşamada ateşkese bağlıyız. İsrail’in uyguladığı bombardımana, baskıya ve şehadetlere katlanıyoruz. Ayrıca Litani Nehri’nin güneyindeki bölgeye bağlıyız; buradan tamamen çekildik ve Lübnan devletinin çekilmesini sağlamak amacıyla Lübnan devletiyle iş birliği içinde durumu yeniden düzenlemeye çalışıyoruz. İsrail’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin, bazı Arapların ve Batı’nın istediğinden tamamen farklı bir yaklaşım sunuyoruz—onlar direnişin herhangi bir karşılık olmaksızın etkisizleştirilmesini ya da silahsızlandırılmasını istiyorlar.
Harici: Bazı analistler İsrail’in Bekaa Vadisi’ni işgal edebileceğini öngörüyor. Bu analize katılıyor musunuz?
Ebu Zeyneb: İsrail’in her şeyi yapabilecek kapasitede olduğuna inanıyorum; ancak doğrudan işgalden korktuğunu düşünüyorum. Örneğin Bekaa Vadisi’ni ya da güneyi işgal edip Sayda’ya kadar ulaşmak gibi. Suriye’deki işgal ile Lübnan’daki bölgelerin işgali arasında fark vardır. Suriye’de mevcut yapı, esas olarak halk tabanlı ya da lojistik bir direniş yapısı değildir. Oysa Bekaa’da İsrail çok dikkatli düşünmek zorundadır; çünkü direniş yapabilecek düşman bir halk tabanı vardır ve direniş çok sayıda silaha sahiptir. Bu, herhangi bir işgali İsrail için cehenneme çevirebilir. Bu nedenle İsrail böyle bir işgali üstlenmeden önce çok dikkatle düşünür. Bekaa’nın tamamını işgal edemez. Belki bazı bölgeleri kesmeyi düşünebilir; örneğin Batı Bekaa’yı Kuzey Bekaa’dan, Kuzey Bekaa’yı da Zahle’den ayırmak gibi. Ancak tüm Bekaa’yı işgal etmek, önce yakıp yıkma politikası uygulayıp sonra girmeyi planlamadığı sürece, İsrail için felaket olur. Mevcut aşamada bunun netliği yoktur.
Harici: Hizbullah’ın silahları konusunda ciddi baskılar var. Bu konuda Lübnan hükümetiyle istişare ediyor musunuz?
Ebu Zeyneb: Bu konuda Lübnan hükümeti ve Cumhurbaşkanı ile istişareler ve devam eden iletişim vardır. Bu meselelerde sürekli temas halindeyiz. Mümkün olduğunca Lübnan’ı bu sorunlardan korumaya, devletle iş birliği yapmaya ve Amerika ile İsrail’in Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan’la birlikte Lübnan hükümeti ve devleti üzerinde uyguladığı baskıların, Lübnan ordusunun direnişe karşı İsrail’in bir aracı olarak kullanılmasına yol açmasını engellemeye çalışıyoruz. Lübnan ordusu içinde ve komutanında yüksek bir farkındalık seviyesi vardır; durumun hassasiyetini tamamen anlamakta ve herhangi bir iç çatışmanın ya da silahlara el koyma girişiminin iç istikrarsızlığa, hatta Lübnan ordusunun dağılmasına yol açabileceğini bilmektedir. Mevcut durum buna izin vermemektedir; bunu biz de, Cumhurbaşkanı da, ordu komutanlığı da ve Başbakan da anlamaktadır. Hepimiz bu meseleyi Lübnan’ın temel çıkarı temelinde ele alıyoruz ve bu nedenle iç konularda uzlaşılar arıyoruz.
Harici: Lübnan hükümeti direnişi silahsızlandırmakta ısrar ederse ne olur?
Ebu Zeyneb: Bu varsayımın gerçekçi olmadığına ve gerçekleşemeyeceğine inanıyoruz. Lübnan hükümeti böyle bir karar alamaz; çünkü bu, Lübnan’ın durumuna büyük zarar verir. Lübnan’da aklı başında hiçbir insan bu meseleyi bu yöne götürmez. Hizbullah içinde, direnişi zorla silahsızlandırmaya yönelik her girişimin uygun şekilde karşılanacağına dair bir karar vardır. İsrail işgali ve Lübnan’a yönelik bir tehdit olduğu sürece, hiçbir koşulda iç gündemin direnişin silahsızlandırılması olmasını kabul edemeyiz.
Bu bağlamda:
Birincisi, nehrin güneyinden (Litani Nehri) çekildik.
İkincisi, ateşkes anlaşmasına (düşmanca eylemleri durdurma anlaşması olarak adlandırılan) bağlı kaldık.
Bu anlaşma, nehrin güneyinden çekilmemizi ve karşılığında İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörmektedir; ancak İsrail hâlâ bazı noktaları işgal etmektedir. Lübnan’a yönelik düşmanca eylemlerin durdurulmasını öngörmektedir; buna rağmen İsrail baskınlar düzenlemeye ve Lübnan vatandaşlarını öldürmeye devam etmektedir. Dolayısıyla İsrail anlaşmanın hiçbir maddesini uygulamamıştır.
İkinci kısma, yani nehrin kuzeyiyle ilgili olana gelince; bu İsrail’e ait bir mesele değil, Lübnan iç meselesidir. Bu, biz Lübnanlıların kendi aramızda anlaşmamız gerektiği anlamına gelir. Cumhurbaşkanı, göreve başlarken yaptığı yemin konuşmasında ulusal güvenlik stratejilerinin olması gerektiğini belirtmiştir—bu stratejiler, direnişin sahip olduğu güç kaynaklarından Lübnan’a hizmet etmek ve onu savunmak için nasıl yararlanılacağını da içermelidir. Direniş, kendisinin, silahlarının ve savaşçılarının İsrail saldırısı durumunda Lübnan’ı savunma konumunda olmasını istemektedir. Buna karşılık Amerikalılar ve İsrailliler, Hizbullah’ın silahlarını teslim etmesini ve bu silahların yok edilmesini—kelimenin tam anlamıyla havaya uçurulmasını—istemektedir. Şu anda güneyde, bazı noktalarda ya da depolarda Lübnan ordusu silahlara (füzeler dâhil her türden silaha) el koymakta ve Amerikan talimatıyla bunları imha etmektedir; çünkü Lübnan’ın bu silahlardan kendini savunmak için yararlanması yasaklanmıştır.
Amerikalılar ve İsrailliler, ordunun yalnızca iç çatışmalar için hafif silahlara sahip olmasını, Lübnan’ı savunacak silahlara sahip olmamasını istemektedir.

Harici: Bölgedeki güç dengesi, özellikle Suriye’deki gelişmelerle değişti. Bu değişiklikler ışığında, bu aşamada Türkiye’nin bölgedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ebu Zeyneb: Türkiye, her şeyden önce, büyük bir bölgesel güçtür. Bana göre Türkiye’nin Suriye rejiminin düşüşünden sonra bölgedeki siyasi gerçekliğe yaklaşımı yeni siyasi gerçekliklerle örtüşmedi. Başka bir deyişle Türkiye, bir an için, Sayın Ahmed el-Şara’nın rejimiyle birlikte tüm Suriye coğrafyasına yayılan birincil bir müttefik olabileceğini düşündü. Ancak inanıyorum ki İsrail düşmanı—her şeye rağmen—Türkiye’yi hâlâ bir düşman olarak görmekte ve Türkiye’nin doğrudan sınırlarında olmasını istememektedir.
Bu nedenle radar saldırıları ya da (Türk üslerine dönüşmesi planlanan) havaalanlarının bombalanması gerçekleşti. Bu eylemler, İsrail tarafından belirlenmiş kırmızı çizgilerdi. Bu ne anlama geliyor? İsrail’in Türkiye’yi düşman olarak gördüğü ve Şam’da—özellikle askeri etki ya da sahada varlık şeklinde—herhangi bir gerçek Türk etkisini engellemek istediği anlamına geliyor.
Uzun vadede İsrail, birleşik bir Suriye’nin (Amerikan isteği—Amerikan kontrolü altında birleşik bir Suriye—olmasına karşın İsrail parçalanmayı istemektedir) İsrail’in coğrafi durumunu etkileyebileceğini düşünmektedir. Türkiye etkisinin önemli ölçüde genişleyebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle Şam’ın güçlü olmaması—Sayın Ahmed el-Şara ve rejiminin zayıf kalması—İsrail’in çıkarınadır.
Bu, Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunu genişleten bir konumda olmadığını; aksine şu anda Türkiye’nin, İsrail’in Türkiye’yi parçalama yönündeki emellerine karşı kendini savunma konumunda olduğunu söylemenin bir önsözüdür. Kürt meselesi basit değildir. İsrail için Kürt meselesi, daha sonra Türkiye’de ve hatta İran’da parçalanma süreçlerini başlatmak için kullanmayı hedeflediği ateşleme fitilidir.
Bu nedenle şunu söylüyorum: Türkiye bir öz savunma konumundadır ve bölgenin bileşenleriyle iş birliği yapmak zorundadır; çünkü bir lokomotif rolü oynayabilir. Türkiye bugün bu İsrail projelerine—ister Suriye’de, ister Lübnan’da, ister İranlılarla birlikte—karşı durursa, kendisini ve başkalarını koruyabilir ve şimdi İsrail projesine, daha sonra da Amerikan projesine karşı durabilecek bir iş birliği bloğu oluşturabilir.
Gerçekten de son derece hassas bir aşamadayız; ikili politikalar artık uygulanamaz. Şunu söylememe izin verin: Gazze’ye yönelik izlenen politika ikili bir politikaydı. Burada böyle bir politika uygulanamaz. Türkiye’nin bir yandan İsrail’e karşı sesini yükseltip, diğer yandan herhangi bir gerekçeyle İsrail’in Suriye’nin bazı bölgelerini işgal etmesine ya da Suriye’nin bölünmesine göz yumması mümkün değildir. Türkiye bunu kabul ederse, stratejik ve tarihsel bir hata yapmış olur.
Bu durumda İsrail’in sınırları Türkiye’nin sınırlarına kadar ulaşır ve İsrail Türkiye’yi bölmek için çalışır. Bu tam olarak İsrail projesidir. İsrail, Türkiye’nin kelimenin tam anlamıyla her açıdan gerçek bir tehlike olduğuna inanmaktadır. İran tehdidinin bir şekilde uzaklaştığını düşünmekte, ancak Türkiye’yi İslam dünyasına liderlik etmeye en ehil ve hâlâ varlığını sürdüren büyük bir güç olarak görmektedir.
Türkiye olumlu düşündüğünü varsaysa bile, mesele Türkiye’nin duruşu ya da nasıl davrandığı değildir; mesele İsrail düşmanının Türkiye’ye yönelik tutumudur. Bu nedenle Türkiye’nin bu diplomatik ve siyasi mücadeleyi yürütmesi ve bu cephede aktif olması gerekmektedir; zira bu, Türkiye’nin bizzat kendisini koruması için zorunludur.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Ortadoğu
Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.
Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.
Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.
Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.
Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:
“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”
Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.
Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.
Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.
Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.
Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.
Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.
Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.
Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.
Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.
Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.
Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.
“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’








