Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Pentagon’un İran ikilemi: Trump ‘seçenek çok’ diyor, sahadaki gerçekler aksini söylüyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, İran’a devreye sokabileceği çok sayıda askeri seçeneği bulunduğunda ısrarcı. Ancak bu menü, bir yıl öncesine kıyasla çok daha sınırlı.

Bir zamanlar Başkan’ın emrine amade olan Amerikan birlikleri ve gemileri Karayipler’e kaydırılmış durumda. Geçen yıl Orta Doğu’ya gönderilen kritik bir Amerikan savunma sistemi ise Güney Kore’ye geri döndü. Yönetimden yetkililer, büyük askeri varlıkların bölgeye sevkiyatına dair bir plan bulunmadığını belirtiyor.

Trump, İran liderliğini veya askeri tesisleri hedef alan hava saldırıları emrini hâlâ verebilir. Fakat seçenekleri, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini vurduğu Haziran ayına göre bile daha azalmış durumda.

Üstelik Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması emrini verdikten sadece bir hafta sonra, yeni bir saldırının ABD’yi bölgede başka bir savaşa sürükleyip sürüklemeyeceğini sorgulayan yasa yapıcılarla da mücadele etmek zorunda.

“Amaç ne? Askeri güç sizi bu amaca nasıl ulaştıracak?”

Politico’ya konuşan Senato Silahlı Hizmetler Komisyonunun en kıdemli Demokrat üyesi Rhode Island Senatörü Jack Reed, yönetimin stratejisini sorgularken şu ifadeleri kullandı:

“Amaç ne? Askeri güç sizi bu amaca nasıl ulaştıracak? Halklarını baskı altına aldıkları kesin, ancak Başkan, askeri bir saldırının halka yardım edeceğini veya hükümetin tutumunu dramatik bir şekilde değiştireceğini henüz kanıtlayabilmiş değil.”

Trump yönetimi, Kızıldeniz, İran ve Venezuela’daki askeri operasyonların yüksek temposu nedeniyle giderek azalan ABD silah stoklarını tüketiyor.

Bu darboğaz, özellikle İran silahlarının menzili içindeki ABD güçlerini koruyan hava savunma sistemleri için belirgin hale geldi.

Washington’un bir saldırı düzenlemesi ve İran’ın buna güçlü bir karşılık vermesi durumunda, ABD’nin elinde Amerikan güçlerini Tahran’ın roket ve füze cephaneliğine karşı savunacak sınırlı sayıda önleyici füze kalabilir.

Pentagon, Katar’daki el-Udeyd Hava Üssü’nde 10 bin asker bulundururken, Irak, Suriye ve Ürdün’de daha küçük birlikler konuşlandırıyor.

Ulusal güvenlik konularını konuşmak üzere isminin gizli kalması koşuluyla konuşan eski bir savunma yetkilisi, “Eğer bu uzun vadeli bir karşılıklı saldırı silsilesine dönüşürse, önleyici kapasiteniz çok daha önemli hale gelir. Bu cephede çok hızlı bir şekilde zor bir duruma düşebiliriz” uyarısında bulundu.

İran’da ‘rejim değişikliği’ ne kadar mümkün?

Beyaz Saray: “Başkan’ın elinde tam bir menü var”

Beyaz Saray ise Başkan’ın elinde çok sayıda seçenek olduğu konusunda ısrarlı. Sözcü Anna Kelly, “Başkan Trump’ın elinde İran ile ilgili tam bir seçenekler menüsü var” dedi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, gazetecilere yaptığı açıklamada, üst düzey yetkililerin Salı günü ABD’nin vereceği yanıtı görüşmek üzere toplandığını, ancak Trump’ın toplantıya katılmadığını aktardı.

Dün Truth Social üzerinden bir paylaşım yapan Trump, İran yönetiminin “büyük bir bedel ödeyeceğini” savundu. Trump, açıktan darbe çağrısı yaparak “Protestocuların anlamsızca öldürülmesi DURANA kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmeleri iptal ettim. YARDIM YOLDA” ifadelerini kullandı.

Donanma Karayipler’de, Patriotlar Kore’de

Ancak Politico’ya konuşan bir yönetim yetkilisi, ABD birlikleri veya varlıkları için büyük bir sevkiyat hazırlığı olmadığını belirtti.

Geçen yıl Orta Doğu’dan rotası değiştirilen USS Ford, Venezuela operasyonunun ardından Karayipler’de kalmaya devam ediyor. Trump’ın Haziran ayında Orta Doğu’ya gönderdiği iki uçak gemisi USS Vinson ve USS Nimitz ise bölgeden çoktan ayrıldı.

Honolulu Savunma Forumu’nda konuşan General Xavier Brunson, geçen yıl Güney Kore’den Orta Doğu’ya gönderilen Patriot füze savunma sisteminin Kasım ayında geri döndüğünü açıkladı. Brunson, “Şu anda yarımadadalar” dedi.

Pentagon Sözcüsü Kingsley Wilson ise yaptığı açıklamada, “Savunma Bakanlığı, Başkomutan’ın emirlerini her zaman ve her yerde yerine getirmeye hazırdır” diyerek kurumun Başkan’ın kararlarına desteğini vurguladı.

ABD, haziran ayında Trump’ın Amerikan bombardıman uçaklarına Atlantik’i geçip İran’ın nükleer tesislerini vurma emri verdiği operasyonda olduğu gibi, asker, gemi ve uçak yığmak yerine bölgeye hızla varlık sokup çıkarabilir.

Yetkililer, diplomasinin başarısız olması durumunda şiddetli siber saldırıların da bir ihtimal olduğunu belirtiyor.

“Büyük bir yığınak beklemeyin”

Deniz Kuvvetleri’nin Orta Doğu’daki güçlerinin son komutanı olan emekli Koramiral John Miller, “Körfez bölgesinde büyük bir askeri yığınak görmeyi beklememeniz gerektiğini düşünüyorum, buna gerçekten ihtiyacımız da yok” değerlendirmesinde bulundu.

Miller, “Göreceğimiz şey, ya Körfez’deki üslerimizden gelen ya da Amerika Birleşik Devletleri’nden kalkan küresel bir saldırı görevi olacaktır” dedi.

Miller, yönetimin hava saldırılarını tercih etmesi halinde, komuta sığınakları, askeri alanlar ve kilit iletişim noktaları dahil olmak üzere “İran yönetiminin ağırlık merkezlerine” odaklanmasını beklediğini ifade etti.

Fakat Kongre’deki en sıkı Trump müttefikleri bile ABD askerlerini içeren bir İran operasyonuna destek verme konusunda isteksiz görünüyor.

Oklahoma Senatörü Cumhuriyetçi Markwayne Mullin, “İran’ı işgal etmek bize düşmez, görevimiz İran halkını korumak. Oraya kara gücü göndermeyeceğiz” diye konuştu.

Kuzey Dakota Senatörü Kevin Cramer, müttefiklerle koordine edilebilecek ek yaptırımlar ve ekonomik baskı gibi “kinetik olmayan çözümleri” tercih ettiğini söyledi.

Hem Senato Çoğunluk Lideri John Thune hem de Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Roger Wicker, İran’a yönelik olası saldırılar konusunda kendilerine brifing verilmediğini belirtti.

Böylesi bir hamle, Kongre’den yeni bir uyarıyı da beraberinde getirme riski taşıyor. Geçen hafta beş Cumhuriyetçi senatör, Başkan’ın ABD silahlı kuvvetlerini Venezuela’da kullanmasını engellemeyi öngören tasarıyı ilerletmek için Demokratlarla birlikte hareket etti. Bu oylama, Trump’a yönelik en güçlü itirazlardan biri olarak kayıtlara geçti.

Trump’ın yetkilerini sınırlama yönünde oy kullanan Kentucky Senatörü Rand Paul, “Eğer askeri olarak başka bir ülkeye agresif bir şekilde girecekseniz, Anayasa gereği Kongre’den izin istemek zorundasınız” uyarısında bulundu.

Ortadoğu

Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.

Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu

İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.

2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.

Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.

Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.

Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.

Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.

Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.

Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.

Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.

Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.

Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.

Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.

Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”

Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

Yayınlanma

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.

Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.

Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.

Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.

Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.

ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.

Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.

Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.

Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

Yayınlanma

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.

İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.

Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.

İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.

Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.

Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”

Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.

Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.

Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.

Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.

Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.

Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti

Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.

Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.

Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.

Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.

Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.

Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.

“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.

Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.

Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor

Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.

Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.

Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.

ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English