Ortadoğu
İran’da ‘rejim değişikliği’ ne kadar mümkün?

Editörün notu: El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, bugünkü köşe yazısında, İran’a yönelik kapsamlı bir savaş ve rejim değişikliği planı içinde olduğunu gizlemeyen ABD ve İsrail’in yaptığı planın sağlam bir mantıksal zeminden yoksun olduğunu ifade ediyor. El-Emin Trump’ın “Kovboy” diplomasisi ve “ilahi görev” sanrısıyla hareket ettiği, vekalet savaşlarının başarısız olması nedeniyle şimdi doğrudan rejimin karar merkezini hedef aldığını belirtiyor. İsrail’in tek başına yetersiz kalması üzerine kurgulanan bu yeni strateji, Hamaney suikastı ve iç kaos yaratarak rejimi içeriden çökertmeyi, yani “başı koparmayı” amaçlıyor. Ancak el-Emin, hava saldırılarının ve dış desteğin tek başına yeterli olmayacağını, içeriden güçlü bir darbe girişimi ve yerel işbirliği gerektiğini vurguluyor.
Eldivensiz yüzleşme
İbrahim el-Emin
14 Ocak 2026
ABD’nin İran’a karşı geniş çaplı bir savaş başlatması için mantıklı nedenler aramak gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Donald Trump’ın altı ay önceki açıklamalarına bakanlar, tek bir hava saldırısıyla İran’a karşı “mutlak zafer” kazandığını düşünen ve Husilerin teslim olmayı talep ettiği gerekçesiyle onlara karşı savaşı durdurduğunu ilan eden adamın, bugün “Büyük İran’ı inşa etmek”[1] adına rejimi devirmek için kendisini “ilahi bir görev” ile karşı karşıya bulduğunu görür.
Trump’ın lügatindeki “büyüklük”, ABD içindeki uygulamalarını da kapsar; zira kastettiği büyük bir ülke değil, süper güçtür. Görünen o ki böylesine fevri bir kişilik, büyük ölçüde kendi şahsi düşünce yapısını yansıtan tercihlerin esiri haline geliyor. Tüm dünyanın iradesini kırabilecek “Kovboy” imajı peşini bırakmıyor ve onu sürekli cezbediyor. Münasip bir tokat yiyene kadar da ateşten atını sürmeye ve tüm beşeriyetin suratına kılıcını savurmaya devam edecek.
İsrail ile birlikte, ekonomik durum gerekçesiyle İran’daki tüccar zümresinin[2] başlattığı protestoları çalmakta acele ettikleri açıkça görülse de bu protestoların sönümlenmesini hazmedemedi. Bu noktada, ister İran hükümeti ile eylemlerin arkasındaki taraflar arasındaki uzlaşma olsun, ister ABD ve İsrail adına çalışan casusların İran sahnesini bir kıyıdan diğerine taşıma konusundaki başarısızlığı olsun, nedenlere hiç aldırmıyor. Bu yüzden Trump, doğrudan veya İsrail üzerinden dünyanın bu bölgesinde mutlak hakimiyet kurmaya dayalı asıl projesine hızla geri dönüyor.
Trump bu kez İsrail’in isteneni gerçekleştirme kapasitesinin kalmadığını kavradı. Düşmanın İran’ı bitirmeye hazır olduğuna dair iddialarının hiçbiri artık kullanıma uygun değil. Dolayısıyla ABD, geniş çaplı savaşlar ve benzeri görülmemiş imha operasyonları bölgede tam kontrol sağlamaya yetmediyse, Amerikan mantığına göre “uygun gücün” henüz kullanılmadığı, yani daha yüksek seviyede bir gücün devreye sokulması gerektiği sonucuna vardı. Trump, İran’a açacağı gelecek savaş için herhangi bir bahane veya gerekçe sunma zorunluluğu da hissetmiyor. Esasen her türlü geleneksel gerekçeden sıkılmış durumda ve “Karakas Seferi”nin[3] ardından bariz biçimde, kendisi için uygun gördüğünü yaptığını, başkalarının görüşlerini veya eleştirilerini dinlemeye tenezzül etmediğini söyledi.
Pratikte, yılbaşından önceki toplantılarda Trump ile bir numaralı müttefiki Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat, İran’a nasıl olağandışı bir darbe indirileceği üzerine kuruluydu. Hedef sadece boyun eğdirmek değil, diğer savaşların istenen sonuçları vermediği kanaatiydi. İki yıllık yıkım ve katliam sürecinin ardından İsrail, bugün yeniden “Hamas’ı silahsızlandırma” sloganına dönüyor, aynı zamanda Hizbullah’ın toparlandığını kabul ediyor; Suriye’deki değişim ise bölgenin geneline yeterince yansımadı. Buna ek olarak, Arap dünyasında resmi ve toplumsal düzeyde şekillenmekte olan dönüşümler, benimsenen şiddet stratejisine hizmet etmiyor.
Bununla birlikte, diğer sahalarda hasat toplamaya girişmeden önce yok edilmesi gereken bir direniş güçleri merkezi varlığını koruyor. İran’a yönelik büyük saldırı fikri, 12 günlük[4] turun onu farklı bir siyasi konuma itmek için yeterli olmadığı ve İran’ın belirli bir toparlanma düzeyini korumasının direniş güçlerine daha geniş bir hareket ve gelecek çatışmalara hazırlık alanı sağladığı varsayımına dayanıyor. Böylece Trump, İsrail’in kanaatiyle uyumlu olarak şu sonuca ulaşıyor: İstenen şey “başı koparmak”,[5] yani İran’daki rejimi vurmak; böylece bölgenin tamamında her şey daha kolay hale gelecek.
Amerika’nın yeni stratejisi bu bağlamda anlaşılabilir. Fakat rejimi devirme hedefi, geleneksel bir askeri harekatla sınırlı kalamayacak kadar çok unsur gerektirir. Trump, devasa bir ateş gücüyle desteklenen hava harekatının İran’daki yönetim sistemini değiştirmeye yeteceğini sanıyorsa da generalleri onu bu seçeneğin verimsizliği konusunda erkenden uyardı. İsraillilerin de desteklediği bu değerlendirmeye göre, herhangi bir askeri harekatın kendisini yarı yolda karşılayacak birilerini bulması şart. Bundan kasıt, ister içerideki güçlerden ister muhaliflerden olsun, İran içinden rejime karşı darbe talep edenlerin çıkmasıdır; savaş ancak o zaman kesin bir fayda sağlayabilir. Bu yüzden Trump’ın İranlılara yüksek sesle şöyle seslenmesi gerekiyordu: Sokaklara dökülün ve İran yönetimine saldırın, biz size yardım etmeye geliyoruz.
ABD’nin İran’a karşı atabileceği adımlara dair resim bulanık görünmüyor. Askeri veya güvenlik odaklı “sürprizlerden” dem vurulması, operasyonun temel amacının İran’daki karar merkezini zayıflatmak, otoriteyi sahadaki işleri yönetemez hale getirmek ve farklı türde bir müdahaleye imkan verecek geniş çaplı bir isyanın kapısını aralamak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bu anlamda, herhangi bir Amerikan-İsrail askeri veya güvenlik harekatının merkezi hedefleri, bizzat İran karar merkezini hedef almaya odaklanacak. Bu da Lider Ali Hamaney’e suikast senaryosunun birinci madde olarak gündemde olduğu, haziran savaşında Milli Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik başarısız suikast girişiminin tekrarlanacağı ve kapsamlı bir kaos ortamı yaratmak amacıyla polis ve iç güvenlik merkezlerine ağır ve geniş çaplı darbeler indirileceği anlamına geliyor; elbette Amerikalıların askeri mevzi ve merkezlere hava saldırıları düzenlemesi de ihmal edilmiyor.
Yine de rejimin teslim olması veya değiştirilmesi şeklindeki ana hedef, farklı türde bir yerel unsura ihtiyaç duyuyor. Bu unsur, olağanüstü hal koşullarında hareket etmesi son derece zor olacak onlarca vatandaştan oluşan basit topluluklar olamaz. Yani herhangi bir saldırının öncelikli hedefi, İran’ı geniş çaplı bir kaos ve silahlı şiddet sarmalına sokmak. İsrail, olayları bu yöne itebileceğini, bu kaosu güvenlik ve istihbarat açısından yönetebileceğini düşünüyor; ayrılıkçı gruplar da kendilerini harekete geçmek için olağanüstü bir fırsatın önünde bulabilir.
Tüm bu anlatılanlar, yapılabileceklerin bir provası olmaktan öteye gitmiyor. Ancak temel soru, ilk ve son tahlilde, İran’ın siyasi dayanma gücü değil, Amerikalılara, İsraillilere ve bölgedeki müttefiklerine karşı vereceği askeri ve güvenlik cevabının niteliği etrafında düğümleniyor. Buna, İran sokağının genelinin ve özellikle rejim taraftarlarının, içeriden yönlendirilen herhangi bir isyan veya darbe girişimine vereceği tepkinin ne olacağı sorusu da ekleniyor.
Hesapta olmayan bir şey yaşanmazsa, cevabı almak için birkaç saat veya gün yeterli olacak.
[1] İbrahim el-Emin, burada ABD Başkanı Donald Trump’ın dün kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamaya işaret ediyor. Trump, mesajında sembolleşmiş “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) sloganını, “MIGA” (Make Iran Great Again – İran’ı Yeniden Harika Yap) olarak güncellemiş, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin! Kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin! Katillerin ve tacizcilerin isimlerini kaydedin. Ağır bir bedel ödeyecekler. Göstericilerin anlamsızca katledilmesi sona erene kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmeleri iptal ettim. Yardım yolda!” demişti. (ç.n.)
[2] Metinde “tüccar zümresi” olarak çevirilen ifade, İran sosyopolitiğinde çok kritik bir öneme sahip olan “Bazaari” (Çarşı Esnafı) kesimine atıftır. Geleneksel tüccarlar, İran’da hem ekonomik gücü hem de muhafazakâr din adamlarıyla olan ittifakları nedeniyle hükümetin belkemiği sayılır. Yazar, bu sınıfın ekonomik nedenlerle sokağa dökülmesinin ABD ve İsrail tarafından rejimi devirmek için bir fırsat olarak görüldüğüne, ancak bu “çalınan” protestoların sürdürülemediğine dikkat çekmektedir. (ç.n.)
[3] Venezuela Devlet Başkanı ve eşi Cilia Flores’in 3 Ocak’ta Karakas’taki konutlarında ABD özel kuvveti Delta Force tarafından kaçırılarak New York’a götürüldüğü operasyon. (ç.n.)
[4] Geçtiğimiz yıl haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük karşılıklı saldırı dalgası. (ç.n.)
[5] Bu ifade, İsrail güvenlik doktrininde İran’a karşı sıkça kullanılan “Ahtapot Doktrini”ne (Octopus Doctrine) bir göndermedir. (ç.n.)
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









