Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran’da ‘rejim değişikliği’ ne kadar mümkün?

Yayınlanma

Editörün notu: El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, bugünkü köşe yazısında, İran’a yönelik kapsamlı bir savaş ve rejim değişikliği planı içinde olduğunu gizlemeyen ABD ve İsrail’in yaptığı planın sağlam bir mantıksal zeminden yoksun olduğunu ifade ediyor. El-Emin Trump’ın “Kovboy” diplomasisi ve “ilahi görev” sanrısıyla hareket ettiği, vekalet savaşlarının başarısız olması nedeniyle şimdi doğrudan rejimin karar merkezini hedef aldığını belirtiyor. İsrail’in tek başına yetersiz kalması üzerine kurgulanan bu yeni strateji, Hamaney suikastı ve iç kaos yaratarak rejimi içeriden çökertmeyi, yani “başı koparmayı” amaçlıyor. Ancak el-Emin, hava saldırılarının ve dış desteğin tek başına yeterli olmayacağını, içeriden güçlü bir darbe girişimi ve yerel işbirliği gerektiğini vurguluyor.


Eldivensiz yüzleşme

İbrahim el-Emin

El-Ahbar

14 Ocak 2026

ABD’nin İran’a karşı geniş çaplı bir savaş başlatması için mantıklı nedenler aramak gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Donald Trump’ın altı ay önceki açıklamalarına bakanlar, tek bir hava saldırısıyla İran’a karşı “mutlak zafer” kazandığını düşünen ve Husilerin teslim olmayı talep ettiği gerekçesiyle onlara karşı savaşı durdurduğunu ilan eden adamın, bugün “Büyük İran’ı inşa etmek”[1] adına rejimi devirmek için kendisini “ilahi bir görev” ile karşı karşıya bulduğunu görür.

Trump’ın lügatindeki “büyüklük”, ABD içindeki uygulamalarını da kapsar; zira kastettiği büyük bir ülke değil, süper güçtür. Görünen o ki böylesine fevri bir kişilik, büyük ölçüde kendi şahsi düşünce yapısını yansıtan tercihlerin esiri haline geliyor. Tüm dünyanın iradesini kırabilecek “Kovboy” imajı peşini bırakmıyor ve onu sürekli cezbediyor. Münasip bir tokat yiyene kadar da ateşten atını sürmeye ve tüm beşeriyetin suratına kılıcını savurmaya devam edecek.

İsrail ile birlikte, ekonomik durum gerekçesiyle İran’daki tüccar zümresinin[2] başlattığı protestoları çalmakta acele ettikleri açıkça görülse de bu protestoların sönümlenmesini hazmedemedi. Bu noktada, ister İran hükümeti ile eylemlerin arkasındaki taraflar arasındaki uzlaşma olsun, ister ABD ve İsrail adına çalışan casusların İran sahnesini bir kıyıdan diğerine taşıma konusundaki başarısızlığı olsun, nedenlere hiç aldırmıyor. Bu yüzden Trump, doğrudan veya İsrail üzerinden dünyanın bu bölgesinde mutlak hakimiyet kurmaya dayalı asıl projesine hızla geri dönüyor.

Trump bu kez İsrail’in isteneni gerçekleştirme kapasitesinin kalmadığını kavradı. Düşmanın İran’ı bitirmeye hazır olduğuna dair iddialarının hiçbiri artık kullanıma uygun değil. Dolayısıyla ABD, geniş çaplı savaşlar ve benzeri görülmemiş imha operasyonları bölgede tam kontrol sağlamaya yetmediyse, Amerikan mantığına göre “uygun gücün” henüz kullanılmadığı, yani daha yüksek seviyede bir gücün devreye sokulması gerektiği sonucuna vardı. Trump, İran’a açacağı gelecek savaş için herhangi bir bahane veya gerekçe sunma zorunluluğu da hissetmiyor. Esasen her türlü geleneksel gerekçeden sıkılmış durumda ve “Karakas Seferi”nin[3] ardından bariz biçimde, kendisi için uygun gördüğünü yaptığını, başkalarının görüşlerini veya eleştirilerini dinlemeye tenezzül etmediğini söyledi.

Pratikte, yılbaşından önceki toplantılarda Trump ile bir numaralı müttefiki Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat, İran’a nasıl olağandışı bir darbe indirileceği üzerine kuruluydu. Hedef sadece boyun eğdirmek değil, diğer savaşların istenen sonuçları vermediği kanaatiydi. İki yıllık yıkım ve katliam sürecinin ardından İsrail, bugün yeniden “Hamas’ı silahsızlandırma” sloganına dönüyor, aynı zamanda Hizbullah’ın toparlandığını kabul ediyor; Suriye’deki değişim ise bölgenin geneline yeterince yansımadı. Buna ek olarak, Arap dünyasında resmi ve toplumsal düzeyde şekillenmekte olan dönüşümler, benimsenen şiddet stratejisine hizmet etmiyor.

Bununla birlikte, diğer sahalarda hasat toplamaya girişmeden önce yok edilmesi gereken bir direniş güçleri merkezi varlığını koruyor. İran’a yönelik büyük saldırı fikri, 12 günlük[4] turun onu farklı bir siyasi konuma itmek için yeterli olmadığı ve İran’ın belirli bir toparlanma düzeyini korumasının direniş güçlerine daha geniş bir hareket ve gelecek çatışmalara hazırlık alanı sağladığı varsayımına dayanıyor. Böylece Trump, İsrail’in kanaatiyle uyumlu olarak şu sonuca ulaşıyor: İstenen şey “başı koparmak”,[5] yani İran’daki rejimi vurmak; böylece bölgenin tamamında her şey daha kolay hale gelecek.

Amerika’nın yeni stratejisi bu bağlamda anlaşılabilir. Fakat rejimi devirme hedefi, geleneksel bir askeri harekatla sınırlı kalamayacak kadar çok unsur gerektirir. Trump, devasa bir ateş gücüyle desteklenen hava harekatının İran’daki yönetim sistemini değiştirmeye yeteceğini sanıyorsa da generalleri onu bu seçeneğin verimsizliği konusunda erkenden uyardı. İsraillilerin de desteklediği bu değerlendirmeye göre, herhangi bir askeri harekatın kendisini yarı yolda karşılayacak birilerini bulması şart. Bundan kasıt, ister içerideki güçlerden ister muhaliflerden olsun, İran içinden rejime karşı darbe talep edenlerin çıkmasıdır; savaş ancak o zaman kesin bir fayda sağlayabilir. Bu yüzden Trump’ın İranlılara yüksek sesle şöyle seslenmesi gerekiyordu: Sokaklara dökülün ve İran yönetimine saldırın, biz size yardım etmeye geliyoruz.

ABD’nin İran’a karşı atabileceği adımlara dair resim bulanık görünmüyor. Askeri veya güvenlik odaklı “sürprizlerden” dem vurulması, operasyonun temel amacının İran’daki karar merkezini zayıflatmak, otoriteyi sahadaki işleri yönetemez hale getirmek ve farklı türde bir müdahaleye imkan verecek geniş çaplı bir isyanın kapısını aralamak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Bu anlamda, herhangi bir Amerikan-İsrail askeri veya güvenlik harekatının merkezi hedefleri, bizzat İran karar merkezini hedef almaya odaklanacak. Bu da Lider Ali Hamaney’e suikast senaryosunun birinci madde olarak gündemde olduğu, haziran savaşında Milli Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik başarısız suikast girişiminin tekrarlanacağı ve kapsamlı bir kaos ortamı yaratmak amacıyla polis ve iç güvenlik merkezlerine ağır ve geniş çaplı darbeler indirileceği anlamına geliyor; elbette Amerikalıların askeri mevzi ve merkezlere hava saldırıları düzenlemesi de ihmal edilmiyor.

Yine de rejimin teslim olması veya değiştirilmesi şeklindeki ana hedef, farklı türde bir yerel unsura ihtiyaç duyuyor. Bu unsur, olağanüstü hal koşullarında hareket etmesi son derece zor olacak onlarca vatandaştan oluşan basit topluluklar olamaz. Yani herhangi bir saldırının öncelikli hedefi, İran’ı geniş çaplı bir kaos ve silahlı şiddet sarmalına sokmak. İsrail, olayları bu yöne itebileceğini, bu kaosu güvenlik ve istihbarat açısından yönetebileceğini düşünüyor; ayrılıkçı gruplar da kendilerini harekete geçmek için olağanüstü bir fırsatın önünde bulabilir.

Tüm bu anlatılanlar, yapılabileceklerin bir provası olmaktan öteye gitmiyor. Ancak temel soru, ilk ve son tahlilde, İran’ın siyasi dayanma gücü değil, Amerikalılara, İsraillilere ve bölgedeki müttefiklerine karşı vereceği askeri ve güvenlik cevabının niteliği etrafında düğümleniyor. Buna, İran sokağının genelinin ve özellikle rejim taraftarlarının, içeriden yönlendirilen herhangi bir isyan veya darbe girişimine vereceği tepkinin ne olacağı sorusu da ekleniyor.

Hesapta olmayan bir şey yaşanmazsa, cevabı almak için birkaç saat veya gün yeterli olacak.


[1] İbrahim el-Emin, burada ABD Başkanı Donald Trump’ın dün kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamaya işaret ediyor. Trump, mesajında sembolleşmiş “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) sloganını, “MIGA” (Make Iran Great Again – İran’ı Yeniden Harika Yap) olarak güncellemiş, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin! Kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin! Katillerin ve tacizcilerin isimlerini kaydedin. Ağır bir bedel ödeyecekler. Göstericilerin anlamsızca katledilmesi sona erene kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmeleri iptal ettim. Yardım yolda!” demişti. (ç.n.)

[2] Metinde “tüccar zümresi” olarak çevirilen ifade, İran sosyopolitiğinde çok kritik bir öneme sahip olan “Bazaari” (Çarşı Esnafı) kesimine atıftır. Geleneksel tüccarlar, İran’da hem ekonomik gücü hem de muhafazakâr din adamlarıyla olan ittifakları nedeniyle hükümetin belkemiği sayılır. Yazar, bu sınıfın ekonomik nedenlerle sokağa dökülmesinin ABD ve İsrail tarafından rejimi devirmek için bir fırsat olarak görüldüğüne, ancak bu “çalınan” protestoların sürdürülemediğine dikkat çekmektedir. (ç.n.)

[3] Venezuela Devlet Başkanı ve eşi Cilia Flores’in 3 Ocak’ta Karakas’taki konutlarında ABD özel kuvveti Delta Force tarafından kaçırılarak New York’a götürüldüğü operasyon. (ç.n.)

[4] Geçtiğimiz yıl haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük karşılıklı saldırı dalgası. (ç.n.)

[5] Bu ifade, İsrail güvenlik doktrininde İran’a karşı sıkça kullanılan “Ahtapot Doktrini”ne (Octopus Doctrine) bir göndermedir. (ç.n.)

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English