Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump yönetimi, Gazze’nin yeni liderliğini açıklamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, uzun süreli gecikmelerin ardından “ikinci aşama”ya geçerek çarşamba günü (14 Ocak) Gazze için yeni bir yönetim yapısı açıklayacak.

Kırılgan ateşkesi yönetmekle görevli ABD ve İsrail yetkilileri, aynı yetkililerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) ile ilgili geçmişteki sicillerine rağmen ilerleme kaydedebileceklerini ısrarla savunuyorlar.

Gazze İnsani Yardım Vakfı, erişim yolları İsrail askerleri tarafından birkaç kez ateş açılan bir yardım dağıtım planıydı ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Planları bilen kaynaklar Financial Times’a (FT) verdikleri demeçte, üst düzey yetkililerin açıklamalarının ardından İsrail’in desteğiyle “hızlı kazanımlar” elde etmeyi hedeflediklerini söylediler. Bu kazanımlar arasında Mısır’a açılan Refah sınır kapısının tamamen yeniden açılması, Filistinlilere daha fazla tıbbi destek sağlanması ve Gazze’ye yönelik ithalat kısıtlamalarının gevşetilmesi yer alıyor.

Durumu yakından bilen kişiler, eski Bulgaristan savunma bakanı ve BM elçisi Nikolay Mladenov’un bölünmüş bölgenin “yüksek temsilcisi” olarak açıklanacağını söyledi.

GHF ile ilgisi olmayan, saygın bir diplomat olan Mladenov, 14 üyeli Filistin teknokrat komitesinin günlük yönetişim çalışmalarını denetleyecek.

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump ve diğer dünya liderlerinin önderlik ettiği “barış kurulu”nun açıklanmasının şimdilik erteleneceğini belirtti. 

Fakat Beyaz Saray, ABD elçisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı ve Gazze politikasının ana mimarı Jared Kushner’ın da aralarında bulunduğu önemli uluslararası aktörlerden oluşan genel “kurul”un yürütme komitesini açıklamayı planlıyor.

Duyuruların zamanlaması, Trump’ın İran’a karşı askeri harekat başlatıp başlatmayacağına ilişkin kararından etkilenebilir.

Ateşkesin “ikinci aşaması”ndaki sonraki adımlar, iki yıllık savaşı sona erdiren ve geçen Ekim ayında ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan ateşkes anlaşmasında belirtildiği gibi, Filistinli teknokratların Gazze’ye gönderilerek Hamas’tan sivil işleri devralmasını içeriyor. 

Bölgedeki bir diplomat, Filistinli teknokrat komiteye atıfta bulunarak, “Onların başarılı olabileceğini göstermemiz gerekiyor,” dedi fakat planları bilen birkaç kişi, daha büyük sorunların devam ettiğini söyledi.

Batılı ve Müslüman ülkeler, İsrail güçleri hâlâ bölgenin yarısını işgal ederken ve Hamas diğer yarısını sıkı kontrolü altında tutarken, Gazze’ye barış gücü veya fon sağlamaya isteksiz davranmaya devam ediyor.

Bölgesel bir diplomat, tahmini olarak on milyarlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç varken, şu ana kadar sadece 1 milyar dolar toplandığını söyledi.

Bu ayki Davos ekonomi forumunu, Gazze planları için mali ve siyasi destek toplamak amacıyla kullanmayı hedefleyen ABD’li yetkililer, ilerlemenin önündeki en büyük engellerin, Hamas’ın silahsızlandırılması planı ve bunun gerçekleşme ihtimalinin belirsizliği ile İsrail hükümetinin, silahsızlandırma olmadan büyük çaplı yeniden inşa veya daha fazla asker çekilmesini kabul etmemesi olduğunu söyledi.

Mladenov, geçen hafta Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileriyle görüşmek üzere İsrail’e gitti. Perşembe günü başbakanlık ofisinde, Mladenov’un baş yardımcısı ve Orta Doğu’da uzun yıllara dayanan deneyime sahip eski Bulgaristan ve BM diplomatı Miroslav Zafirov da dahil olmak üzere, Gazze’nin savaş sonrası geçiş sürecinden sorumlu birçok kişi bulunuyordu.

Masada “Amerikan” tarafında iki Bulgarın yanında, İsrail’de bulunan Gazze ekibini yöneten üst düzey ABD elçisi Aryeh Lightstone ve ABD ekibine gönüllü olarak danışmanlık yapan İsrailli teknoloji girişimcisi ve eski yedek asker Liran Tancman oturuyordu.

Onların karşısında, “İsrail” tarafında, Netanyahu’ya Gazze ve ABD politikası konusunda danışmanlık yapan İsrail-Amerikalı risk sermayedarı Michael Eisenberg ve bu yılın sonlarında Mossad dış istihbarat teşkilatının başına atanan başbakanın askeri sekreteri General Roman Gofman oturuyordu.

Kaynaklar, dört ABD ve İsrail yetkilisinin de, geçen yıl birkaç ay boyunca İsrail’in kontrolündeki Gazze bölgelerinde gıda dağıtım noktalarını koruyan ABD askeri şirketleri ile faaliyet gösteren Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın planlanması ve tanıtılmasında önemli rol oynadığını söyledi.

GHF içindeki kişiler ve grupla ilişkili diğer kişilere göre, Lightstone fon ve uluslararası destek toplamak için çalıştı. Eisenberg, Tancman ve Gofman ise bu fikri İsrail sistemi içinde oluşturdu ve ilerletti.

Özel yardım dağıtım planı, Hamas’ın Gazze üzerindeki yönetimini ve ekonomik kontrolünü zayıflatma girişimleriyle bağlantılıydı, fakat bu hedef büyük ölçüde başarısız oldu.

İsrailli ve Batılı yetkililer ve analistler de dahil olmak üzere, ABD öncülüğündeki “ikinci aşama” ateşkes girişimini eleştirenler, son planların Gazze’deki siyasi ve güvenlik gerçeklerinden kopuk olduğunu söylüyor.

Bu kişiler, diplomatlar, iş adamları ve gayri resmi danışmanlardan oluşan küçük ABD ve İsrail yetkilileri ekibinin son derece hırslı ama bilgisiz olduğunu ve Netanyahu’nun sağcı yönetimine aşırı yakın olduğunu savunuyor.

Bu grup, “Project Sunrise” adı verilen, Gazze’yi on yıl içinde fütüristik bir yapay zeka destekli lüks yerleşim bölgesi olarak yeniden geliştirmek için 112 milyar dolarlık bir plan olan 32 sayfalık iddialı bir plan geliştirdi. 

Gazze meseleleriyle ilgilenen bir kişi, “Onlar ‘Sunrise’a odaklanmışlar ve geriye doğru çalışıyorlar, ama [Gazze’deki] mevcut durumdan oraya ulaşmak için ortada hiçbir şey yok,” dedi.

Bölgesel diplomat, ‘Sunrise’ planının arkasındaki grubun “uyandıkları için güneşin doğduğunu düşündüklerini” söyledi ama  “Bu, tek seçenek… Kötü bir plan ya da yetersiz bir plan olduğunu söyleyebilirsiniz, ancak daha iyi bir fikri olan biri çıkmadıkça, olacak olan budur,” diye ekledi.

İki İsrailli yetkili, Gazze ile ilgili son planlamanın, Trump’ın ikinci döneminde benimsediği alışılmadık tarzı yansıttığını söyledi. Bu tarzda, politika, teknoloji endüstrisi yöntemlerini ve “gayri resmi resmi” elçileri kullanan özel sektör işadamları tarafından yürütülüyor.

ABD ve İsrail sivil yetkililerinden oluşan grup, geçen ekim ayında yapılan ateşkesin ardından kurulan ve Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak adlandırılan, İsrail’in güneyindeki ABD liderliğindeki askeri karargahın etkisini de geride bıraktı.

Öte yandan Bir Arap diplomat ve Filistinli bir yetkili, Times of Israel gazetesine verdiği demeçte, 13 Ocak günü yaklaşık bir düzine Filistinlinin, Hamas’ın yerine Gazze’nin günlük işlerini yönetmek üzere kurulacak teknokratik komitede görev almak üzere resmi davet aldığını söyledi.

Mektupları alan iki teknokrat, davetin “Barış Kurulu”nun atadığı yüksek temsilci Nikolay Mladenov tarafından imzalandığını söyledi.

Haberde ABD’nin, geçen ay muhataplarına Mısır, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, İtalya ve Almanya’nın liderlerinin Trump ile “Barış Kurulu”na katılma taahhüdünü aldığını bildirdiği söyleniyor.

Teknokratik komite, daha önce Filistin Yönetimi’nin ulaştırma bakan yardımcısı olarak görev yapan Ali Şaas tarafından yönetilecek. Şaas Gazze’den, ama şu anda Batı Şeria’da yaşıyor.

Gazze Ticaret Odası Başkanı İyad Ebu Ramazan da salı günü Mladenov’dan mektup alanlar arasındaydı. Kendisinden teknokratik komitenin Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Komiseri olarak görev yapmasının istendiğini söyledi.

Ebu Ramazan, “Gazze halkının acılarını hafifletmek için çalışmaya başlamak için sabırsızlandığını” söyledi.

Ebu Ramazan’ın, İsrail medyasına açık kimliğiyle demeç vermesi de şaşırtıcı bulunuyor.

Bir Arap diplomat, ABD’nin İsrail’i, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması da dahil olmak üzere, teknokratik komitenin meşruiyetine ilk ivmeyi kazandıracak bir dizi adımı kabul etmeye ikna etmek için çalıştığını söyledi.

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English