Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump yönetimi, Gazze’nin yeni liderliğini açıklamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, uzun süreli gecikmelerin ardından “ikinci aşama”ya geçerek çarşamba günü (14 Ocak) Gazze için yeni bir yönetim yapısı açıklayacak.

Kırılgan ateşkesi yönetmekle görevli ABD ve İsrail yetkilileri, aynı yetkililerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) ile ilgili geçmişteki sicillerine rağmen ilerleme kaydedebileceklerini ısrarla savunuyorlar.

Gazze İnsani Yardım Vakfı, erişim yolları İsrail askerleri tarafından birkaç kez ateş açılan bir yardım dağıtım planıydı ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Planları bilen kaynaklar Financial Times’a (FT) verdikleri demeçte, üst düzey yetkililerin açıklamalarının ardından İsrail’in desteğiyle “hızlı kazanımlar” elde etmeyi hedeflediklerini söylediler. Bu kazanımlar arasında Mısır’a açılan Refah sınır kapısının tamamen yeniden açılması, Filistinlilere daha fazla tıbbi destek sağlanması ve Gazze’ye yönelik ithalat kısıtlamalarının gevşetilmesi yer alıyor.

Durumu yakından bilen kişiler, eski Bulgaristan savunma bakanı ve BM elçisi Nikolay Mladenov’un bölünmüş bölgenin “yüksek temsilcisi” olarak açıklanacağını söyledi.

GHF ile ilgisi olmayan, saygın bir diplomat olan Mladenov, 14 üyeli Filistin teknokrat komitesinin günlük yönetişim çalışmalarını denetleyecek.

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump ve diğer dünya liderlerinin önderlik ettiği “barış kurulu”nun açıklanmasının şimdilik erteleneceğini belirtti. 

Fakat Beyaz Saray, ABD elçisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı ve Gazze politikasının ana mimarı Jared Kushner’ın da aralarında bulunduğu önemli uluslararası aktörlerden oluşan genel “kurul”un yürütme komitesini açıklamayı planlıyor.

Duyuruların zamanlaması, Trump’ın İran’a karşı askeri harekat başlatıp başlatmayacağına ilişkin kararından etkilenebilir.

Ateşkesin “ikinci aşaması”ndaki sonraki adımlar, iki yıllık savaşı sona erdiren ve geçen Ekim ayında ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan ateşkes anlaşmasında belirtildiği gibi, Filistinli teknokratların Gazze’ye gönderilerek Hamas’tan sivil işleri devralmasını içeriyor. 

Bölgedeki bir diplomat, Filistinli teknokrat komiteye atıfta bulunarak, “Onların başarılı olabileceğini göstermemiz gerekiyor,” dedi fakat planları bilen birkaç kişi, daha büyük sorunların devam ettiğini söyledi.

Batılı ve Müslüman ülkeler, İsrail güçleri hâlâ bölgenin yarısını işgal ederken ve Hamas diğer yarısını sıkı kontrolü altında tutarken, Gazze’ye barış gücü veya fon sağlamaya isteksiz davranmaya devam ediyor.

Bölgesel bir diplomat, tahmini olarak on milyarlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç varken, şu ana kadar sadece 1 milyar dolar toplandığını söyledi.

Bu ayki Davos ekonomi forumunu, Gazze planları için mali ve siyasi destek toplamak amacıyla kullanmayı hedefleyen ABD’li yetkililer, ilerlemenin önündeki en büyük engellerin, Hamas’ın silahsızlandırılması planı ve bunun gerçekleşme ihtimalinin belirsizliği ile İsrail hükümetinin, silahsızlandırma olmadan büyük çaplı yeniden inşa veya daha fazla asker çekilmesini kabul etmemesi olduğunu söyledi.

Mladenov, geçen hafta Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileriyle görüşmek üzere İsrail’e gitti. Perşembe günü başbakanlık ofisinde, Mladenov’un baş yardımcısı ve Orta Doğu’da uzun yıllara dayanan deneyime sahip eski Bulgaristan ve BM diplomatı Miroslav Zafirov da dahil olmak üzere, Gazze’nin savaş sonrası geçiş sürecinden sorumlu birçok kişi bulunuyordu.

Masada “Amerikan” tarafında iki Bulgarın yanında, İsrail’de bulunan Gazze ekibini yöneten üst düzey ABD elçisi Aryeh Lightstone ve ABD ekibine gönüllü olarak danışmanlık yapan İsrailli teknoloji girişimcisi ve eski yedek asker Liran Tancman oturuyordu.

Onların karşısında, “İsrail” tarafında, Netanyahu’ya Gazze ve ABD politikası konusunda danışmanlık yapan İsrail-Amerikalı risk sermayedarı Michael Eisenberg ve bu yılın sonlarında Mossad dış istihbarat teşkilatının başına atanan başbakanın askeri sekreteri General Roman Gofman oturuyordu.

Kaynaklar, dört ABD ve İsrail yetkilisinin de, geçen yıl birkaç ay boyunca İsrail’in kontrolündeki Gazze bölgelerinde gıda dağıtım noktalarını koruyan ABD askeri şirketleri ile faaliyet gösteren Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın planlanması ve tanıtılmasında önemli rol oynadığını söyledi.

GHF içindeki kişiler ve grupla ilişkili diğer kişilere göre, Lightstone fon ve uluslararası destek toplamak için çalıştı. Eisenberg, Tancman ve Gofman ise bu fikri İsrail sistemi içinde oluşturdu ve ilerletti.

Özel yardım dağıtım planı, Hamas’ın Gazze üzerindeki yönetimini ve ekonomik kontrolünü zayıflatma girişimleriyle bağlantılıydı, fakat bu hedef büyük ölçüde başarısız oldu.

İsrailli ve Batılı yetkililer ve analistler de dahil olmak üzere, ABD öncülüğündeki “ikinci aşama” ateşkes girişimini eleştirenler, son planların Gazze’deki siyasi ve güvenlik gerçeklerinden kopuk olduğunu söylüyor.

Bu kişiler, diplomatlar, iş adamları ve gayri resmi danışmanlardan oluşan küçük ABD ve İsrail yetkilileri ekibinin son derece hırslı ama bilgisiz olduğunu ve Netanyahu’nun sağcı yönetimine aşırı yakın olduğunu savunuyor.

Bu grup, “Project Sunrise” adı verilen, Gazze’yi on yıl içinde fütüristik bir yapay zeka destekli lüks yerleşim bölgesi olarak yeniden geliştirmek için 112 milyar dolarlık bir plan olan 32 sayfalık iddialı bir plan geliştirdi. 

Gazze meseleleriyle ilgilenen bir kişi, “Onlar ‘Sunrise’a odaklanmışlar ve geriye doğru çalışıyorlar, ama [Gazze’deki] mevcut durumdan oraya ulaşmak için ortada hiçbir şey yok,” dedi.

Bölgesel diplomat, ‘Sunrise’ planının arkasındaki grubun “uyandıkları için güneşin doğduğunu düşündüklerini” söyledi ama  “Bu, tek seçenek… Kötü bir plan ya da yetersiz bir plan olduğunu söyleyebilirsiniz, ancak daha iyi bir fikri olan biri çıkmadıkça, olacak olan budur,” diye ekledi.

İki İsrailli yetkili, Gazze ile ilgili son planlamanın, Trump’ın ikinci döneminde benimsediği alışılmadık tarzı yansıttığını söyledi. Bu tarzda, politika, teknoloji endüstrisi yöntemlerini ve “gayri resmi resmi” elçileri kullanan özel sektör işadamları tarafından yürütülüyor.

ABD ve İsrail sivil yetkililerinden oluşan grup, geçen ekim ayında yapılan ateşkesin ardından kurulan ve Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak adlandırılan, İsrail’in güneyindeki ABD liderliğindeki askeri karargahın etkisini de geride bıraktı.

Öte yandan Bir Arap diplomat ve Filistinli bir yetkili, Times of Israel gazetesine verdiği demeçte, 13 Ocak günü yaklaşık bir düzine Filistinlinin, Hamas’ın yerine Gazze’nin günlük işlerini yönetmek üzere kurulacak teknokratik komitede görev almak üzere resmi davet aldığını söyledi.

Mektupları alan iki teknokrat, davetin “Barış Kurulu”nun atadığı yüksek temsilci Nikolay Mladenov tarafından imzalandığını söyledi.

Haberde ABD’nin, geçen ay muhataplarına Mısır, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, İtalya ve Almanya’nın liderlerinin Trump ile “Barış Kurulu”na katılma taahhüdünü aldığını bildirdiği söyleniyor.

Teknokratik komite, daha önce Filistin Yönetimi’nin ulaştırma bakan yardımcısı olarak görev yapan Ali Şaas tarafından yönetilecek. Şaas Gazze’den, ama şu anda Batı Şeria’da yaşıyor.

Gazze Ticaret Odası Başkanı İyad Ebu Ramazan da salı günü Mladenov’dan mektup alanlar arasındaydı. Kendisinden teknokratik komitenin Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Komiseri olarak görev yapmasının istendiğini söyledi.

Ebu Ramazan, “Gazze halkının acılarını hafifletmek için çalışmaya başlamak için sabırsızlandığını” söyledi.

Ebu Ramazan’ın, İsrail medyasına açık kimliğiyle demeç vermesi de şaşırtıcı bulunuyor.

Bir Arap diplomat, ABD’nin İsrail’i, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması da dahil olmak üzere, teknokratik komitenin meşruiyetine ilk ivmeyi kazandıracak bir dizi adımı kabul etmeye ikna etmek için çalıştığını söyledi.

Ortadoğu

İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.

Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.

“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”

İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.

Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.

Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.

“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”

İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.

İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.

Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.

“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.

Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.

“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”

Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.

Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.

Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.

Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.

Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.

“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”

Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.

Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.

Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.

“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.

“Lübnan adına karar vermiyoruz”

İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.

Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.

“Trump’ın iddiaları yalandır”

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.

Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.

“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

Yayınlanma

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.

ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.

Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.

Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.

Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.

Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”

İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.

Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.

Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.

Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.

Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.

Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı

Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”

Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.

Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı

Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.

Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.

İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

Yayınlanma

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.

İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.

The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.

Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.

Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.

“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”

Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.

Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.

Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.

Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.

Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.

Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor

ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.

The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.

Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.

Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı

CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.

Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.

Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English