Avrupa
Hristiyan Demokratlar, AfD ile ne yapacağını bilemiyor
Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin ardından Hristiyan birlik partileri (CDU/CSU) zafer kazanan Almanya için Alternatif’e (AfD) karşı bir yol arıyor.
Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı ve adı CDU liderliği için geöen Hendrik Wüst, partinin yasaklanması olasılığını araştırmayı öneriyor.
Hessen CDU ve Bavyera’daki kardeş parti CSU ise sonucun belirsiz olacağını ve sürecin çok uzun süreceğini öne sürerek bu fikri reddediyor.
Wüst’ün, AfD’nin anayasal olarak ele alınması konusunda federal ve eyalet düzeyinde bir çalışma grubu kurulması yönündeki çabası, etkili CDU’lu meslektaşları arasında bile şüpheyle karşılanıyor.
Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein, “Hâlâ AfD’nin siyasi olarak marjinalleştirilmesi gerektiğine inanıyorum,” dedi.
Rhein, prensip olarak herkesin her konuyu tartışma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini de sözlerine ekledi fakat hızlı bir çözümün mümkün olacağına inanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Bu bağlamda CDU’lu Rhein, birkaç yıl süren ve sonuçsuz kalan son NPD (Ulusal Demokratik Parti) yasaklama davasındaki deneyimlerine atıfta bulundu.
Brüksel’deki Hessen Eyalet Temsilciliği’nde düzenlenen bir etkinliğin kenarında bunun her zaman akılda tutulması gerektiğini kaydetti.
O dönemde Federal Anayasa Mahkemesi hakimleri, nihayetinde NPD’nin gerçekten de anayasaya aykırı hedefler peşinde olduğu sonucuna varmıştı.
Fakat değerlendirmelerine göre partinin bu hedefleri başarıyla gerçekleştirme potansiyeli bulunmadığı için yasaklama talebini reddetmişlerdi.
CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder de daha önce Rhein’ın görüşüne benzer bir görüş belirtmişti.
Söder, Münih’teki bir kabine toplantısının ardından, “AfD’nin var olmamasının tercih edilebileceğini tamamen anlıyorum fakat gerçek şu ki, anayasa hukuku çerçevesinde bir yasaklama fiilen uygulanamaz,” dedi.
Yıllarca süren hukuki süreçlerin yanı sıra, AfD’nin bir “şehit” statüsü kazanma riski de bulunduğunu belirtti. Söder, AfD’ye, politikalarının içeriği üzerinden karşı çıkılması gerektiğini savundu.
Wüst, daha önce AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, partinin federal ve eyalet uzmanları, anayasa hukuku akademisyenleri ve Anayasa Koruma Dairesi yetkililerinden oluşan bir grup tarafından soruşturulmasını talep etmişti.
CDU’lu, “Asıl soru, anayasa hukuku çerçevesinde devletin, en azından bazı eyaletlerde anayasaya aykırı hedefler peşinde koşan bir partiyle nasıl başa çıkması gerektiğidir,” diye açıkladı.
Ona göre soruşturma, süresi sınırlandırılmamış olmalı ve otomatik olarak partinin yasaklanması sürecine yol açmamalı.
Brüksel’de konuşan Rhein ise Saksonya-Anhalt’taki seçimlerin ardından Birliğin hedefinin, “insanları güvenlik duvarının arkasından çıkarmak ve siyasi merkeze köprüler kurmak” olması gerektiğini söyledi.
Bu, insanlarla konuşmak, endişelerini ciddiye almak ve ardından bunları çok somut politikalara dönüştürmek anlamına geliyor.
AfD ile ilgili en kritik açıklamalardan biri de CDU’lu eski Şansölye Angela Merkel’den geldi.
“CDU üyesi olarak kalbinin kan ağladığını” söyleyen Merkel, Saksonya-Anhalt seçim sonuçlarını Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olarak gördüğünü kaydetti.
Merkel, partisinin AfD ile nasıl başa çıkacağı konusunda da net bir tavır sergiledi. CDU ve Şansölye Friedrich Merz’in AfD’ye karşı kullandıkları “güvenlik duvarı” (Brandmauer) politikasına pek sıcak bakmadığını ima etti.
“Bunu ben icat etmedim, ben de pek sevmiyorum,” diyen eski Şansölye, bu sloganla kimseyi ikna edemeyeceklerini, “demokratik partilerin” AfD’ye takıntılı olmaktan vazgeçerek bunun yerine kendi projelerini açıklaması gerektiğini kaydetti.
Merkel, siyasi partilere farklı bir iletişim tarzı benimsemelerini tavsiye etti. “Demokratik partilerin” halkla daha fazla temas kurmaya çalışmasını salık veren CDU’lu siyasetçi, sosyal ağlardaki “kişiselleştirilmiş akışlar” nedeniyle artık ortak bir bilgi havuzu bulunmamasının bunu zorlaştırdığını savundu.