Dünya Basını
Hukukçu Mercouris: İran saldırısı Trump’ın savaş karşıtı tabanına yönelik büyük bir ihanet
The Duran kanalında düzenlenen özel yayında Alexander Mercouris, Robert Barnes ve Matthew Ehret, ABD’nin İran’a yönelik başlattığı askeri harekatı ve bölgedeki tırmanan gerilimi değerlendirdi. Analistler, Washington’ın net bir çıkış stratejisi olmadığını ve harekatın küresel enerji piyasaları ile jeopolitik istikrar üzerinde geri dönülemez etkiler bırakacağını kaydetti.
Londra’da yaşayan analist ve hukukçu Alexander Mercouris, mülakatın açılışında Ortadoğu’daki gelişmeleri büyük bir endişeyle takip ettiğini belirtti.
ABD’nin yürüttüğü harekatın kapsamına ve nihai amacına dair ciddi soru işaretleri olduğunu vurgulayan Mercouris, Washington’ın ilan ettiği hedeflerin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini kaydetti.
Mercouris, “Bu savaşta nihai oyunun ne olduğunu hala anlayabilmiş değilim. Amaç İran’da yeni bir liderlik atamaksa, bu giderek imkansız bir hedef haline geliyor. Eğer amaç İran’ı parçalamaksa, bu tam bir kaos reçetesidir ve bölgedeki istikrarsızlığı daha da derinleştirecektir” diye konuştu.
İran’ın stratejik önemi ve tarihsel derinliği göz önüne alındığında, mevcut askeri müdahalenin rasyonel bir politika yerine içgüdüsel dürtülerle hareket edildiği izlenimi yarattığını ifade eden Mercouris, İngiltere Başbakanı’nın bile ABD’nin planının ne olduğunu anlamakta güçlük çektiğini belirtti.
Mercouris, “İran’ın parçalanmasını teşvik etmek, ABD’nin bu ülkeye yönelik tarihsel dış politikasının tam bir tersine çevrilmesidir ve George Marshall gibi geçmişin yetkin liderlerinin de anladığı üzere, bu felaketle sonuçlanacak bir hatadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump kendi tabanına ve seçim vaatlerine ihanet etti”
Kıdemli hukukçu ve siyasi analist Robert Barnes, mülakat sırasında Başkan Donald Trump’ın askeri müdahale kararını sert bir dille eleştirdi. Barnes, bu adımın Trump’ın 2024 seçimleri sürecinde verdiği “yeni savaşlara girmeme” sözünün tam bir inkarı olduğunu savundu.
“Trump, kendi tabanına karşı büyük bir ihanet içinde” ifadesini kullanan Barnes, bu durumun siyasi bir intihar niteliği taşıdığını belirtti. Barnes, “Trump, savaş karşıtı MAGA koalisyonunu bizzat ateşe veriyor. Kendi iç dünyasında rasyonelliğini yitirmiş ve sadece kendisini onaylayan kişilerden oluşan bir yankı odasına hapsolmuş durumda” dedi.
Barnes, Trump’ın son dönemdeki tavırlarını “Kral Lear” momentine benzettiğini ve Beyaz Saray içindeki sağduyulu seslerin susturulduğunu kaydetti.
Barnes, “Bakan Yardımcısı seviyesindeki birçok yetkili ve Genelkurmay Başkanlığına yakın isimler bu harekatın kötü bir fikir olduğunu dile getirdikleri için görevlerinden uzaklaştırıldı. Trump artık sadece duymak istediği olumlu haberleri veren kişileri etrafında topluyor” diye konuştu.
“Hürmüz Boğazı’nın kapatılması Avrupa için ışıkların sönmesi demektir”
Harekatın ekonomik sonuçlarına dair karamsar bir tablo çizen Mercouris, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının küresel enerji piyasalarında şok etkisi yarattığını belirtti.
Petrol tankerlerinin açık denizde beklediğini ve enerji fiyatlarının hızla yükseldiğini vurgulayan Mercouris, “Avrupa’nın bu krize karşı dayanacak gücü yok. JP Morgan verilerine göre Avrupa’nın sadece 25 günlük enerji stoku kaldı. Eğer bu kriz çözülmezse, Avrupa için ‘ışıklar sönecek’ demektir” uyarısında bulundu.
Barnes ise Trump’ın bu konudaki yaklaşımının “hayal ürünü” olduğunu savundu.
Barnes, “Trump, Hürmüz Boğazı’nın kapanmayacağına dair kendisini ikna etmişti. Ancak Boğaz kapandı ve ABD Donanması, gemilere eşlik etmenin hedef olma riskini taşıdığı gerekçesiyle bu görevi yerine getiremeyeceğini açıkladı. Bu, ABD’nin denizlerdeki güç projeksiyonunun ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir fiyaskodur” dedi.
“Kudüs’ten gelen eskatolojik gayeler harekatın motor gücü haline geldi”
Analist Matthew Ehret, harekatın arkasındaki ideolojik ve dini motivasyonlara dikkat çekti. Özellikle Savunma Bakanı Pete Hegseth gibi isimlerin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulunan Ehret, “Büyük İsrail” projesinin ve eskatolojik inançların Washington ve Tel Aviv’deki karar alıcılar üzerinde etkili olduğunu savundu.
Ehret, “Hegseth gibi isimler için Kudüs’te Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşası bir hayat misyonu. Bazı fanatik çevrelerde, bu savaşın mesihin gelişini müjdeleyecek büyük bir ritüel olduğu fikri hakim. Bu, rasyonel devlet aklından tamamen kopuk, kıyamet odaklı bir zihniyettir” diye konuştu.
Ehret, Lübnan’ın işgali ve bölgedeki sivil kayıpların bu stratejinin bir parçası olduğunu belirterek, “Ahmedinejad’ın şehit edilmesi gibi olaylar, şişeden çıkan cini geri sokmayı imkansız kılıyor. Bu durum bölgedeki tansiyonu kontrol edilemez bir noktaya taşıdı” dedi.
“JD Vance ve Tulsi Gabbard harekatın dışına itildi”
Robert Barnes, yönetim içindeki çatlaklara dair önemli bilgiler paylaştı. Bakan Yardımcısı JD Vance ve Ulusal İstihbarat Başkanı Tulsi Gabbard’ın harekatın başından beri askeri müdahaleye karşı çıktığını belirten Barnes, “Vance, Trump’ın bu hatayı yapmasını engellemek için son ana kadar direndi.
Ancak Trump, onu ve Gabbard’ı karar alma süreçlerinin dışına itti. Trump, harekatı Mar-a-Lago’daki konutundan yönetirken, Vance’i Washington’da bıraktı. Bu, yönetim içindeki derin kopuşun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.
Barnes, Vance’in şu anda bir “çıkış yolu” bulmaya çalıştığını ve meseleyi sadece “nükleer silahlardan arındırma” düzlemine indirgeyerek zafer ilan edip geri çekilme formülü üzerinde çalıştığını kaydetti. Barnes, “Vance, bu felaketin siyasi faturasının 2028’deki adaylık sürecini bitireceğini biliyor” dedi.
“Askeri kayıplar gizleniyor, mühimmat stokları tükeniyor”
Sahadaki askeri duruma dair değerlendirmelerde bulunan analistler, ABD’nin mühimmat kapasitesinin uzun süreli bir savaşı destekleyemeyeceği uyarısında bulundu.
Barnes, “Pentagon, bir aydan fazla sürecek bir çatışmada interceptor (önleyici füze) stoklarının tükeneceğini başkana iletmişti. Ancak Trump, mühimmatın sınırsız olduğuna dair bir hayale inanmayı tercih ediyor” dedi.
Mercouris ise İran’ın savunma kabiliyetinin küçümsenmemesi gerektiğini belirtti. Mercouris, “İran henüz elindeki en gelişmiş füzeleri kullanmadı. İlk günlerdeki yoğun atışların ardından şimdi mühimmatlarını idareli kullanarak ABD’yi bir yıpratma savaşına çekmeye çalışıyorlar. Tahran ağır bombardıman altında olsa da, İran toplumu bu tür baskılara karşı yüksek bir dayanma kapasitesine sahip” diye konuştu.
Barnes, ABD’nin gerçek kayıplarının yüzlerle ifade edildiğini ancak kamuoyuna sadece sınırlı bir rakamın yansıtıldığını da sözlerine ekledi.
Mülakatın sonunda, bu savaşın ABD’nin küresel hegemonyasının sonunu getirebileceği sonucuna varıldı. Barnes, “Bu harekat, ABD’nin bir cumhuriyetten imparatorluğa dönüşme çabasının son çırpınışları olabilir. Eğer İran’da rejim değişikliği sağlanamaz ve ABD bölgeden çekilmek zorunda kalırsa, bu durum denizlerdeki ve havadaki mutlak hakimiyet iddiamızın çöküşü anlamına gelecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Ehret ise Çin ve Rusya’nın bu süreçte sessiz kalmayacağını, İran’ın Kuşak ve Yol Girişimi ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı içindeki yerinin bu ülkeler için hayati olduğunu vurguladı.
Ehret, “İran’ın düşmesi BRICS projesine büyük bir darbe olur, ancak bu durum Çin ve Rusya’nın kendi aralarındaki ortaklığı daha da tahkim etmesine yol açacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
Alexander Mercouris, Robert Barnes ve Matthew Ehret, uluslararası toplumun bu krizi durdurmak için yeterli iradeyi göstermediği konusunda birleşirken, bölgedeki savaşın “insani ve ekonomik bir kıyamete” dönüştüğü uyarısını yineledi.