Bizi Takip Edin

Diplomasi

IEA Başkanı Fatih Birol: Dünya enerji haritası yeniden dizayn edilebilir

Yayınlanma

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Ortadoğu’da tırmanan gerilimin küresel enerji piyasalarında yapısal bir kırılmaya yol açtığını belirterek dünya enerji haritasının yeniden çizilebileceği uyarısında bulundu. Birol, Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik risklerin kalıcı etkilerine dikkat çekerek piyasalardaki normalleşmenin en az iki yıl süreceğini ve Avrupa için jet yakıtı arzında kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Ortadoğu bölgesinde tırmanan gerilimin küresel enerji piyasaları üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Birol, mevcut durumun piyasalarda sadece geçici bir dalgalanma yaratmadığını, tam aksine yapısal bir kırılmaya neden olduğunu belirtti. Bu bağlamda Birol, “Dünya enerji haritası yeniden dizayn edilebilir” uyarısını paylaştı.

Bloomberg HT canlı yayınına katılan Birol, enerji piyasalarındaki güncel gelişmeleri ve arz güvenliğini tehdit eden risk faktörlerini ele aldı. Savaşın patlak vermesinin ardından piyasa istikrarını korumak için süratle harekete geçtiklerini kaydeden Birol, operasyonel süreçlere dair ayrıntılar verdi.

Birol, çatışmaların başlamasından 15 gün sonra 400 milyon varillik bir petrol arzı kararı açıkladığını hatırlatarak bu hamlenin tüm dünya ekonomisi için bir sigorta işlevi gördüğünü vurguladı. Koşulların daha da ağırlaşması durumunda söz konusu rezervlerin kullanımına devam edilebileceği bilgisini verdi.

Sürecin başlangıcında piyasaları spekülatif hareketlere sevk etmemek amacıyla üç hafta boyunca herhangi bir resmi açıklama yapmaktan kaçındığını dile getiren Birol, ancak durumun vehametinin yeterince kavranamadığını gördüğünü ifade etti. IEA Başkanı, kamuoyunu bilgilendirme kararını bu farkındalık eksikliği üzerine aldığını belirtti.

Normalleşme süreci en az iki yıl sürecek

Hürmüz Boğazı özelindeki jeopolitik risklerin kalıcı etkilerine işaret eden Birol, bölgedeki fiziksel engellerin ortadan kalkması durumunda dahi sistemin eski işleyişine dönmesinin vakit alacağını kaydetti. Birol, Hürmüz Boğazı yarın açılsa bile savaş öncesi döneme geri dönebilmek için ciddi bir zamana, rehabilitasyon çalışmalarına ve yüksek miktarda sermayeye ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

IEA verilerine dayanan tespitlere göre bu iyileşme sürecinin en az 2 yıl süreceği öngörülüyor. Birol, bu tablonun özellikle enerji ithalatçısı konumundaki ülkeler için oldukça zorlu bir döneme işaret ettiğini bildirdi. Enerji piyasalarını bir anda eski haline getirebilecek sihirli bir değneğin bulunmadığını da sözlerine ekledi.

Avrupa için jet yakıtı arzı uyarısı

Krizin özellikle Avrupa’nın enerji tedarik zincirinde derin çatlaklar oluşturduğunu ifade eden Birol, özellikle jet yakıtı tedarikinde risklerin tırmandığını dile getirdi. Avrupa’nın daha önce jet yakıtı ihtiyacının yüzde 75’lik kısmını Ortadoğu ülkelerinden karşıladığını anımsatan Birol, mevcut durumda tedarik rotasının Nijerya ve ABD eksenine kaydığını aktardı.

Tedarik kanallarındaki bu değişim ve sorunların uçak bileti fiyatlarına yansımaya başladığına dikkat çeken Birol, arzın artırılması için yürüttüğü diplomatik temaslara değindi. Daha fazla ihracatı teşvik etmek amacıyla Nijerya Petrol Bakanı ile bir görüşme gerçekleştireceğini belirten Birol, arzın yeterli seviyeye çıkarılamaması halinde 6-7 hafta içerisinde başta Avrupa olmak üzere pek çok bölgede ciddi yakıt sıkıntılarının yaşanabileceğini vurguladı.

Türkiye alternatif güzergahlarla direncini koruyor

Küresel petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketliliğin Türkiye’nin enflasyon verileri ve genel ekonomik göstergeleri üzerinde baskı yaratacağını ifade eden Birol, buna karşın Türkiye’nin dayanıklılık kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Birol, Türkiye’nin bu süreçten Asya ve Avrupa ülkeleri kadar sert etkilenmeyeceği görüşünü paylaştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile yaptığı görüşmede de bu konuların gündeme geldiğini aktaran Birol, enerji güvenliğinde çeşitliliğin önemine değindi. Bu kapsamda Basra-Ceyhan boru hattı gibi alternatif güzergahların, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin tesisi noktasında kritik bir mevkide durduğunu vurguladı.

Hürmüz Boğazı stratejik güvenilirliğini yitirdi

Küresel enerji sisteminde stratejik bir dönüşümün tetiklendiğini belirten Birol, Hürmüz Boğazı’nın artık eski güvenilirliğini kaybettiğini ifade etti. Bu krizin dünya enerji haritasının bütünüyle yeniden çizilmesine sebebiyet verebileceğini kaydeden Birol, dünya ekonomisinin tek bir boğaza göbekten bağlı olduğu dönemin artık geride kalacağını bildirdi.

IEA Başkanı Birol, bölgedeki tüm sorunlar yarın çözüme kavuşsa bile piyasalardaki yüksek fiyat düzeyinin ve fiyat oynaklığının uzun bir süre boyunca etkisini sürdürmeye devam edeceğini belirterek açıklamalarını tamamladı.

Diplomasi

THY, Pegasus ve AJet, İran uçuşlarını iptal etti

Yayınlanma

Türkiye’nin ulusal havayolu şirketi Türk Hava Yolları (THY) ile düşük maliyetli havayolları AJet ve Pegasus, ABD’nin yaptırımlarının yürürlüğe girmesiyle birlikte 21 Eylül’den itibaren İran’a ve İran’dan yapılan uçuşları iptal etti.

Middle East Eye’ın (MEE) araştırmasına göre THY ve AJet’in internet sitelerinde Mart ayına kadar İran’a giden hiçbir uçuş bulunmazken, Pegasus ise öngörülebilir bir gelecekte bu ülkeye yönelik tüm uçuşları rezervasyon sisteminden kaldırmış görünüyor.

Iran International yayınladığı habere göre, bir Türk Hava Yolları temsilcisi kanala, Mart 2027’den sonra bile uçuşların yeniden başlayacağının garantisi olmadığını söyledi.

Konuya yakın bir kaynak MEE’ye, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran havacılık sektörüne uyguladığı yaptırımların çok ağır olduğunu ve Türk havayolu şirketlerinin uçuşlarını askıya almak zorunda kaldığını belirtti.

Bu kişi, Boeing uçakları gibi ABD menşeli uçaklara yönelik kısıtlamaların anlaşılabilir olduğunu fakat yeni yaptırımların, ABD menşeli bileşenler içerdikleri için Airbus uçaklarının da İran’a uçmasını engellediğini belirtti.

Bu kaynağa göre havayolu şirketlerinin başka seçeneği yoktu.

Bir Türk yetkili, pazartesi (21 Eylül) itibarıyla Mahan Air’in Türkiye’ye uçuşları yasaklanan tek İranlı havayolu şirketi olduğunu, diğer İranlı havayollarının ise şimdilik iki ülke arasındaki seferlerini sürdürmekte serbest olduğunu belirtti.

Türkiye ve İran, ABD’nin Tahran’a uyguladığı arka arkaya yaptırımlara rağmen istikrarlı bir ilişki ve kapsamlı enerji ve ticari bağlar sürdürmüştü.

Fakat MEE’ye göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran üzerindeki iktisadi baskıyı artırmaya başlamasından bu yana Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan farklı bir yaklaşım benimsemeye başladı.

Hafta sonu Türkiye, ülkede onlarca yıldır faaliyet gösteren İranlı Bank Mellat’ın bankacılık lisansını iptal etti.

Türkiye’nin bankacılık düzenleme kurumu da, ABD’nin İran hükümetine fon aktardığı iddiasıyla bu kuruma yaptırım uygulamasının ardından geçen hafta Golden Global Investment Bank’ı devraldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere, Suudi Arabistan’a “savunma” desteği sağlayacak

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Suudi Arabistan’a “savunma amaçlı havada yakıt ikmali” desteği sağlayacağını açıkladı.

Bu desteğin önümüzdeki günlerde başlamasının muhtemel olduğu ve Kıbrıs’taki RAF Akrotiri üssünde konuşlanmış tek bir İngiliz uçağı, yani bir Voyager’ın görev alacağı anlaşılıyor.

Başbakan, bu kararın Suudi Arabistan’ın “askeri destek” talebinin ardından alındığını ve Savunma Bakanı Wes Streeting ile Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın tavsiyesi üzerine bu talebi kabul ettiğini belirtti.

Hükümet yetkilileri, bu teklifin “süre sınırlı” olduğunu ve ilk etapta muhtemelen “haftalarca” süreceğini belirtti.

Son günlerde, Yemen’deki Ensarullah (Husiler) direniş güçleri, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a ve ülkenin Kızıldeniz kıyısındaki enerji tesislerine insansız hava aracı ve balistik füze saldırıları düzenlediklerini iddia ediyor.

İngiliz yetkililer, savunma desteğini, Suudi Hava Kuvvetleri jetlerinin yaklaşan Yemen füzelerini ve insansız hava araçlarını düşürmesine yardım etmeyi de içerebilecek bir faaliyet olarak tanımlıyor.

Tek başına bulunan bu Voyager uçağı, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) kayıtlarında yer alan dokuz uçaktan oluşan ana filonun bir parçası.

RAF’ın ayrıca gerektiğinde askeri görev için çağrılabilecek beş uçağı daha bulunuyor.

New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na giderken kendisiyle birlikte seyahat eden gazetecilere konuşan Burnham, bu kararı “yaşam maliyeti” baskılarıyla ilişkilendirdi:

“Yaşam maliyeti baskıları ve İngiltere ile daha geniş bölgenin çıkarlarını güvence altına almak için harekete geçme konusundaki görüşüme geri dönmek istiyorum. Çünkü elbette Suudi Arabistan saldırılara maruz kalıyor, potansiyel olarak daha fazla aksaklıklarla karşı karşıya kalabilir ve bu güzergâhları açık tutmamız gerekiyor; dolayısıyla talebi kabul ettik.”

Kızıldeniz’den geçen deniz ticaret yolları, dünya ekonomisinin hayati damarlarından biri.

Ensarullah milisleri, Suudi Arabistan’ın kullandığı önemli bir deniz ticaret yolu olan Kızıldeniz’e açılan kapı niteliğindeki stratejik liman kenti Muha ve Perim Adası’nın kontrolünü kısa süre önce ele geçirdi.

“Askeri destek” söz konusu olduğunda, İngiltere’nin tek bir Voyager yakıt ikmal uçağı teklif etmesi, bu yelpazenin en hafif ucunda yer alıyor.

Hatta BBC’ye göre bazıları bunu, zor durumda olan bir müttefike yönelik göstermelik bir jest olarak görebilir.

İngiliz yetkililer, bu teklifin kendi ifadesiyle “süre sınırlı” olduğunu, belki de sadece birkaç haftalık olacağını belirttiler.

Burada İngiltere için risk sınırlı olsa da, savaşlar genellikle ülkeleri giderek artan bir katılımla içine çekme eğiliminde. Bu durum Suudiler için uygun olabilir fakat İngiltere’deki çoğu insanı memnun etmesi pek olası değildir.

Geçen hafta BBC’ye verdiği bir röportajda, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa’nın Suudi Arabistan’a destek vermesinin de muhtemel olduğuna işaret etti.

Rutte şöyle dedi:

“Avrupalı müttefikler arasında ‘hey, bu konuyu nasıl ele alacağız?’ şeklinde telefon görüşmeleri yapılıyor olsa şaşırmam. Bakalım ne olacak; NATO yardımcı olabilirse, her zaman yardımcı olacağız.”

Enerji Bakanı Martin McCluskey geçen hafta milletvekillerine, Birleşik Krallık’ın mevcut savunma ortaklığı kapsamında Suudi Arabistan’a “hava savunma desteği sağladığını” söyledi ama operasyonel askeri faaliyetlerle ilgili sorulara yanıt vermekten kaçındı.

Ocak 2024’te, Birleşik Krallık, ABD ile birlikte Yemen genelindeki Ensarullah hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenledi.

O dönemin Başbakanı Rishi Sunak, Husilerin Kraliyet Donanmasına ait bir savaş gemisi de dahil olmak üzere gemileri hedef almasının ardından Birleşik Krallık’ın “meşru müdafaa kapsamında hareket ettiğini” söylemişti.

Ayrıca, saldırıların canları ve ticari gemiciliği korumak için “gerekli, orantılı ve hedefli” olduğunu da belirtmişti.

Birleşik Krallık ve ABD tarafından gerçekleştirilen diğer ortak hava saldırıları 2024 yılında devam etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English