Dünya Basını
İktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
İktisat tarihçisi Giles Chance, Doç. Dr. Pascal Lottaz ile yaptığı kapsamlı söyleşide, Çin’in yükselişini, Batı finansal sisteminin karşı karşıya olduğu sürdürülemez borç krizini ve çok kutuplu yeni dünya düzeninin kaçınılmaz doğum sancılarını tahlil etti. Chance, yakın gelecekte Batı dünyasını sarsacak büyük bir finansal krizin kapıda olduğunu ve bu süreçte ABD’nin yeniden Çin’in ekonomik gücüne sığınmak zorunda kalacağını vurguladı.
Cenevre merkezli uluslararası ilişkiler platformunun yöneticisi Doç. Dr. Pascal Lottaz, Çin ekonomisi, küresel finansal sistem ve jeopolitik güç dengeleri üzerine çalışmalarıyla tanınan kıdemli iktisat tarihçisi, yazar ve yatırım bankacısı Giles Chance ile bir araya geldi.
Dartmouth College Tuck İşletme Okulu ve Pekin Üniversitesi eski konuk öğretim görevlisi olan Giles Chance, söyleşide Çin’in son kırk yılda gerçekleştirdiği büyük dönüşümün arka planını, Batı merkezli finans sisteminin yapısal açıklarını ve küresel ekonominin geleceğini belirleyecek çok kutuplu yeni düzeni tüm ayrıntılarıyla değerlendirdi.
Çin’de İş Yapmak ve Çin ve Kredi Krizi kitaplarının yazarı olan Chance, yakında yayımlanacak olan yeni çalışması Çin’in Küresel Etkisi: Teknoloji, Jeopolitik ve Yeni Çok Kutuplu Düzen çerçevesinde, dünya ekonomisinin yakın gelecekte karşılaşacağı büyük sarsıntıları öngören analizler paylaştı.
“Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı”
Söyleşide öncelikle Çin ile olan uzun soluklu ilişkisinin başlangıcına ve kişisel özgeçmişine değinen Giles Chance, Çin pazarındaki deneyiminin 1984 yılında Dünya Bankasında çalışırken Pekin kökenli eşiyle tanışmasıyla başladığını aktardı.
İlk kez 1988 yılının nisan ayında, 37 yaşındayken Çin’e gittiğini belirten Chance, o dönemden itibaren çok uluslu Avrupa şirketlerine Çin pazarında danışmanlık hizmeti sunan başarılı bir girişim kurduğunu ifade etti.
Boots, Marks and Spencer, Vodafone ve Rolls-Royce gibi devasa Avrupalı gruplara Çin’de rehberlik ettiklerini kaydeden iktisat tarihçisi, aynı zamanda 1990’ların başında Çin devlet işletmelerinin Avrupa ve ABD’den teknoloji transferi yapmasına yardımcı olduklarını dile getirdi.
2003 yılında kurduğu yatırım bankacılığı iştirakiyle özel Çin firmalarının Hong Kong ve Londra borsalarında sermaye yaratmasını sağladıklarını belirten yazar, ilk büyük işlemlerinden birini günümüzde BYD’nin ardından Çin’in en büyük ikinci otomobil ve elektrikli araç üreticisi konumuna yükselen Geely firmasıyla gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
Doç. Dr. Pascal Lottaz’ın Çin’in son otuz yılda 800 milyon insanı yoksulluktan kurtaran benzersiz kalkınma modeline ilişkin sorusunu yanıtlayan Giles Chance, Batı dünyasının Asya’ya yaklaşımındaki en büyük metodolojik hatanın bu coğrafyayı kendi şablonlarıyla okumaya çalışması olduğunu vurguladı.
ABD’nin Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütüne katılımını desteklerken büyük bir illüzyon içinde hareket ettiğini kaydeden kıdemli bankacı, şu tespitleri paylaştı:
“Washington’daki karar alıcılar, Çin’i kendi egemenlikleri altındaki küresel sisteme ve Dünya Ticaret Örgütüne dahil ettiklerinde, bu ülkenin zamanla Amerika’ya benzeyeceğini düşündüler. Çin’i liberal bir demokrasiye dönüştürebileceklerine inandılar. Ancak anlamadıkları şey, Çin’in en az beş bin yıllık yazılı tarihe dayanan, tamamen farklı bir kültürel kod ve benlik algısına sahip olduğuydu. Çin’in başarısı, aydınlanmış ve yukarıdan aşağıya yönlendirilen devlet aklının, pazarın dinamizmiyle ve Çin halkının olağanüstü girişimcilik yetenekleriyle birleşmesinin bir sonucudur.”
“Deng Xiaoping frenleri boşalttı ve Çin halkına ileri atılma sinyali verdi”
Çin’in küresel üretimin merkezi haline gelme sürecini tarihsel bir akış içinde özetleyen Giles Chance, 1976 yılında Mao Zedong’un ölümünün ardından yönetime gelen Deng Xiaoping’in pragmatik ve parlak zekasının ülkenin kaderini değiştirdiğini ifade etti.
Kültür Devrimi’nin yıkıcı etkilerinin ardından köklü bir reform sürecinin başlatıldığını dile getiren yazar, kalkınmanın ilk kıvılcımının Hong Kong sınırındaki Guangdong eyaletinde çaktığını aktardı.
Hong Konglu iş insanlarının sınırdan geçerek ucuz iş gücüyle ayakkabı, şapka ve giysi üreten ilk fabrikaları kurduğunu anlatan iktisat tarihçisi, 1989 yılındaki Tiananmen Meydanı olaylarının ardından ekonominin birkaç yıl içe kapandığını ancak Deng Xiaoping’in 1992 yılındaki tarihi Güney Gezisi ile reform sürecini geri dönülemez biçimde canlandırdığını belirtti.
Chance, Deng Xiaoping’in o dönemde dile getirdiği tarihi ifadelere atıfta bulunarak kalkınma hızını şu sözlerle tasvir etti:
“Deng Xiaoping güneye gitti ve yüksek sesle ‘bin çiçek açsın, yüz fikir yarışsın’ dedi. Bu, devletin artık insanların önünü kesmeyeceğinin, engellerin kaldırıldığının ve herkesin kendi işini kurup serbestçe ilerleyebileceğinin açık bir ilanıydı. Bu işaretle birlikte Çin’in ihracat büyümesi durdurulamaz bir hıza ulaştı. Kayıtlarımıza baktığımızda, Çin’in ABD’ye yönelik ihracatının yalnızca yılın son üç aylık dönemlerinde bile nasıl devasa bir hacme ulaştığını görebiliyoruz. 1998 yılının son üç ayında Çin’in ABD’ye ihracatı 19,1 milyar dolar seviyesindeyken, bu rakam 2003’te 43,9 milyar dolara, 2006’da ise 81,3 milyar dolara yükseldi. Bu eşi benzeri görülmemiş ihracat patlaması küresel fiyat dengelerini tamamen değiştirdi.”
“Greenspan ve Bernanke enflasyonun düşüşünü yanlış teşhis ederek büyük kredi krizine yol açtı”
Giles Chance, Çin’in küresel sisteme entegrasyonunun Batı merkez bankaları tarafından doğru analiz edilemediğini ve bu durumun 2008 küresel finans krizinin zeminini hazırladığını dile getirdi.
Dönemin ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan ile o dönem Princeton Üniversitesinde profesör olan ve ardından görevi devralan Ben Bernanke’nin para politikasında ölümcül hatalar yaptığını belirten yazar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bernanke ve Greenspan, 1990’ların sonundan 2000’lerin ortalarına kadar ABD’de enflasyonun çok düşük seyretmesini yanlış bir şekilde yetersiz talep olarak yorumladılar. Oysa enflasyonu aşağı çeken unsur talep yetersizliği değil, küreselleşmenin ve özellikle Çin’in dünya iş gücüne katılmasıyla oluşan muazzam arz kapasitesiydi. Dünya nüfusunun neredeyse dörtte birini oluşturan bir ülkenin aniden küresel ekonomiye eklenmesi, dünya genelinde fiyatlar üzerinde müthiş bir aşağı yönlü baskı oluşturdu. Ben o dönemde televizyon yayınlarında bunun küresel sistemde devasa bir deprem yaratacağını söylediğimde Batılı sunucular beni başka bir gezegenden gelmişim gibi dinliyorlardı. Merkez bankası yöneticileri bu gerçeği göremedikleri için faiz oranlarını çok uzun süre yüzde 1 ila 1,5 gibi son derece düşük seviyelerde tuttular. Bu durum finansal sistemde getiri arayışını tetikledi ve yüksek riskli konut kredisi sektörünün doğmasına yol açarak kredi krizini patlattı.”
Chance, 2008 krizinin ardından merkez bankalarının başvurduğu parasal gevşeme politikalarının ise tarihin en büyük sistemik hatalarından biri olduğunu belirtti.
Bu politikaların ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde kamu borcunun gayri safi yurt içi hasılaya oranını yüzde 100 ile yüzde 150 bandının üzerine çıkardığını hatırlatan yazar, bu borç yükünün taşınamaz olduğunu ve kaçınılmaz olarak daha büyük bir finansal çöküşü tetikleyeceğini vurguladı.
“2008 finansal krizi Çin için Batı’yı takip etmeyi bıraktığı dönüm noktası oldu”
Doç. Dr. Pascal Lottaz’ın 2008 krizinin Çin’in stratejik vizyonundaki etkilerine yönelik sorusu üzerine Giles Chance, bu krizin Pekin yönetimi için çok önemli bir uyanış ve kırılma noktası teşkil ettiğini açıkladı.
Çin’in o güne kadar Batı modelini taklit edilecek mükemmel bir yapı olarak gördüğünü söyleyen iktisat tarihçisi, krizle birlikte bu inancın yıkıldığını şu sözlerle ifade etti:
“2008 yılına kadar Çin yönetimi, ABD ve Batı’nın ekonomik modelini izlemenin kendileri için en doğru yol olduğuna inanıyordu. Ancak Lehman Brothers’ın çöküşüyle başlayan finansal deprem Çin’de büyük bir şok yarattı. Küresel daralmanın etkilerini hafifletmek için derhal 440 milyar dolarlık devasa bir altyapı teşvik paketi açıklamak zorunda kaldılar ve bu kaynak sayesinde ekonomilerini ayakta tuttular. Bu krizden çıkardıkları temel ders, Batı sisteminin istikrarsız ve sürdürülemez olduğuydu. O andan itibaren Batılı fikirleri takip etmeyi bıraktılar; kendi bağımsız kalkınma modellerine odaklandılar. Bugün konuştuğumuz BRICS oluşumu, Kuşak ve Yol Girişimi ve Çin’in kendi finansal mimarisi tamamen 2008 krizinin yarattığı bu stratejik uyanışın doğrudan sonuçlarıdır.”
Chance, Çin toplumunun istikrara her şeyden çok önem verdiğini, tarih boyunca yaşanan iç savaşların ve karmaşanın ardından Çin halkının güvenlik ve istikrar için bireysel özgürlüklerden feragat etmeye çok daha yatkın olduğunu sözlerine ekledi.
“Xi Jinping partinin bekasını ekonomik dinamizmin önüne koyuyor”
Söyleşide Çin’in güncel ekonomik durumu ve Devlet Başkanı Xi Jinping’in yönetim tarzı da kapsamlı biçimde ele alındı. Giles Chance, günümüzde Çin ekonomisinin iki farklı hızda çalışan asimetrik bir yapıya büründüğünü ifade etti.
Yapay zeka, robotik, elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri gibi devlet tarafından yoğun şekilde sübvanse edilen stratejik sektörlerde Çin’in tüm dünyanın ilerisinde olduğunu kaydeden yazar, buna karşın ekonominin geri kalanında ciddi bir durgunluk yaşandığını belirtti.
Bu durumun temel sorumlusunun Xi Jinping yönetimi olduğunu ifade eden yazar, eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:
“Çin’in modern ekonomik mucizesini yaratan asıl güç devlet yönlendirmesiyle birlikte hareket eden özel sektördü. Ancak Xi Jinping son on beş yılda Çin Komünist Partisini her şeyin merkezine koyan dogmatik bir çizgi izledi. Jack Ma gibi özel sektörün parlayan yıldızlarına, eğer parti çizgisine tam olarak boyun eğmezlerse hapse girecekleri sinyalini net bir şekilde verdi. Deng Xiaoping geçmişte Mao ile olan köklü ilişkisi sayesinde kendi liderlik konumundan o kadar emindi ki çok radikal ve cesur ekonomik riskler alabildi. Xi Jinping ise kendi konumunu ve partinin mutlak kontrolünü korumayı, ülkenin ekonomik dinamizminin önüne koyuyor. Bu baskıcı tutum özel sektörün heyecanını ve pazarın canlılığını öldürüyor. 2026 yılının ilk çeyreğindeki yüzde 5’lik büyüme rakamları neredeyse tamamen devlet yatırımları ve sürdürülemez ihracat fazlasından kaynaklanıyor.”
İktisat tarihçisi, Çin’in dış ticaret ortaklarıyla olan ilişkisinde de ciddi bir dengesizlik olduğunu, her 100 milyon dolarlık ticaret hacminin yaklaşık üçte ikisinin Çin ihracatı, üçte birinin ise ithalatı şeklinde gerçekleştiğini belirterek, Batı dünyasının bu devasa ticaret açıklarını sonsuza dek kabul etmeyeceğini ifade etti.
“Çin’in çift dolaşım stratejisi ABD’nin yaptırım gücünü kırmaya yöneliktir”
Doç. Dr. Pascal Lottaz’ın Çin’in ABD yaptırımlarına ve ticaret tarifelerine karşı gösterdiği direnç ve petrol sektöründe Amerikan yaptırımlarını tanımayacağını ilan etmesi hakkındaki sorusunu yanıtlayan Giles Chance, Pekin’in artık savunma pozisyonundan çıktığını belirtti.
Satın alma gücü paritesi dikkate alındığında Çin ekonomisinin yıllar önce ABD’yi geride bıraktığını ve şu anda dünyanın en büyük ekonomisi konumunda olduğunu vurgulayan yazar, şu analizde bulundu:
“Xi Jinping, Çin’in dış dünyadan gelebilecek ekonomik şoklara karşı bağışıklık kazanması için ‘çift dolaşım’ adını verdiği bir strateji geliştirdi. Bu stratejinin temel amacı, ülkenin ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin çok büyük bir kısmını iç pazardaki üretim zincirleriyle karşılayarak ABD’nin yaptırım, ambargo ve finansal sabotaj kartlarını tamamen etkisiz hale getirmektir. Çin artık ABD’nin yazdığı ve oyunun ortasında sürekli kendi lehine değiştirdiği kurallarla oynamak istemiyor. Kendi nadir toprak elementleri kartını masaya koymaktan çekinmiyorlar. Hatırlayalım, geçtiğimiz yıl yaşanan ticaret ihtilafında Çin bu kartı gösterdiğinde Washington’da alarm zilleri çaldı. Bir Amerikan F-35 savaş uçağının üretimi için yaklaşık 400 kilogram nadir toprak elementi gerekiyor ve bu kaynakların neredeyse tamamı Çin’in kontrolünde bulunuyor. Çin bu kozu kullandığında ABD uzlaşmak ve daha rasyonel davranmak zorunda kalmıştır.”
“ABD savunma bütçesine 800 milyar dolar harcarken sadece borç faizine 1 trilyon dolar ödüyor”
Giles Chance, yakın gelecekte ABD ve Batı dünyasını vuracak olan büyük enflasyonist sarsıntının küresel jeopolitiği kökten değiştireceğini kaydetti.
Petrol fiyatlarının varil başına 50 dolardan 120 dolara kadar yükseldiğini, gübre sıkıntısı, gıda fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerindeki aksamalar nedeniyle Batı dünyasında yıllık enflasyonun çok yakında yüzde 5 ila 10 seviyelerine tırmanacağını ifade eden yazar, bu durumun yaratacağı finansal çöküşü şu verilerle açıkladı:
“Batı’da enflasyonu dizginlemek için faiz oranlarını yüzde 6 ya da 7 seviyelerine çıkarmak zorunda kalacaklar. Peki bu yüksek faiz oranları ABD’nin devasa borç dağı üzerinde nasıl bir etki yaratacak? Geçtiğimiz yıl ABD federal hükümeti, nispeten düşük faiz ortamında bile sadece kamu borcunun faiz ödemeleri için tam 1 trilyon dolar harcadı. Karşılaştırma yapmanız için söylüyorum; ABD’nin aynı dönemdeki devasa savunma bütçesi 800 milyar dolardı. Yani ABD, ordusuna harcadığından çok daha fazlasını borç faizi olarak ödüyor. Faizler birkaç puan daha arttığında bu sistem çökecektir. Finansal sistemde her 20-25 yılda bir insanların ayaklarını yere basmasını sağlayacak büyük bir arınma ve çöküş yaşanır. En son 2008’de, ondan önce 1987’de, ondan önce de 1973 yılında yaşandı. Yeni bir çöküşün zamanı fazlasıyla geldi.”
Yazar, bu kaçınılmaz finansal kriz anında ABD’nin tıpkı 2008 yılında olduğu gibi yine Çin’e muhtaç kalacağını anımsattı.
2008 krizinde Çin’in Amerikan devlet tahvillerini satın alarak ve kendi iç pazarında devasa bir likidite yaratarak küresel kapitalist sistemi çöküşten kurtardığını hatırlatan Chance, yeni krizde de benzer bir senaryonun yaşanacağını, ancak Çin’in bu kez çok daha ticari ve şartlı bir kurtarma operasyonu yürüteceğini vurguladı.
“Batılı F-35 savaş uçakları Çin’in nadir toprak elementleri olmadan havada kalamaz”
Söyleşinin son bölümünde Çin halkının kültürel ve felsefi altyapısına değinen Giles Chance, Çin toplumunun Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük ilkeleriyle harmanlanmış bir dünya görüşüne sahip olduğunu aktardı.
Bu felsefi mirasın özünde barışçıl, basit, çatışmadan uzak ve bağlantılı bir yaşam ideali barındırdığını ifade eden yazar, Çin’in küresel ticaretteki çıkarlarının da ancak istikrarlı ve barışçıl bir dünya düzeninde korunabileceğini dile getirdi. Batı’nın saldırgan dış politika anlayışının aksine, Çin’in askeri işgaller yerine diplomatik ve ticari nüfuz alanları kurmayı tercih ettiğini kaydetti.
Giles Chance, söyleşiyi şu cümlelerle noktaladı:
“Çin ile iş yapmak isteyen Batılı şirketlerin ve liderlerin anlaması gereken en temel kural, ilişkileri kişisel güven temelinde inşa etmektir. Çinliler kibirli, yukarıdan bakan ve kendilerini eğitmeye çalışan yabancılardan nefret ederler. Eğer onlara karşı kibirli davranırsanız, arkanızdan ‘işte bir başka cahil ve gururlu yabancı daha’ diyerek size unutamayacağınız bir ticari ders verirler. Küresel sistem birbirine derinden bağlıdır. Çin olmadan Batı’nın yüksek teknoloji sanayisi de askeri endüstrisi de ayakta kalamaz. Yaklaşan büyük ekonomik sarsıntı, Washington’daki karar alıcıları Hollywood filmlerindeki gibi tek başlarına dünyayı yönettikleri illüzyonundan uyandıracak ve onları Çin ile eşit şartlarda masaya oturmaya zorlayacaktır.”