Dünya Basını
İktisatçı Martenson: Körfez’de statüko değişti, fatura küresel ekonomiye çıkacak
İktisatçı Dr. Chris Martenson ve yayıncı Mario Nawfal, Körfez’deki askeri gerilimin ardından yürütülen müzakereleri değerlendirerek sahadaki askeri gerçeklerin diplomatik dengeleri nasıl değiştirdiğini analiz etti.
Küresel finans ve enerji piyasalarını sarsan Körfez krizinin ardından yürütülen kapalı kapılar ardındaki diplomatik müzakereler, askeri ve ekonomik dengelerin yeniden kurulduğu zorlu bir sürece işaret ediyor.
Tanınmış iktisatçı Dr. Chris Martenson ve yayıncı Mario Nawfal, gerçekleştirdikleri mülakatta, ABD yönetimi, İsrail ve İran üçgeninde devam eden müzakerelerin arka planını, sahada değişen askeri gerçekleri ve küresel ekonomiyi bekleyen yapısal tehlikeleri ayrıntılı analizlerle ele aldı.
Görüşmede, diplomatik süreçlerin karmaşıklığı, tarafların kırmızı çizgileri ve küresel enerji arzındaki kesintilerin finansal sistem üzerindeki zincirleme etkileri ele alındı.
Müzakerelerin mevcut durumunu değerlendiren Mario Nawfal, hafta sonu yaşanan hızlı gelişmelere dikkat çekti. Cuma akşamı İsrail savaş uçaklarının Suriye ve Irak yönünde havalanması ve İran’ın hava savunma sistemlerini aktif hale getirerek hava sahasını kapatmasıyla tırmanan gerilimin, Cumartesi günü yerini uzlaşma beklentilerine bıraktığını aktardı.
Donald Trump’ın önce bir mutabakat zaptına yaklaşıldığını duyurduğunu, ardından Kongre üyeleri, bağışçılar ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmelerin ardından pozisyonunu esnettiğini belirten Nawfal, sürecin her saat yön değiştirdiğini ifade etti.
“Diplomasinin sisi içindeyiz, ABD kontrolü kaybetti”
Dr. Chris Martenson, yaşanan süreci askeri literatüre atıfta bulunarak tanımladı ve diplomatik belirsizliğin daha önce görülmemiş bir boyuta ulaştığını kaydetti. Martenson, “Savaşın sisi ifadesini hepimiz duymuşuzdur. Ancak daha önce hiç diplomasinin sisi dönemini yaşamak zorunda kalmamıştım. Bu durumun bir benzeri daha önce görülmedi” ifadelerini kullandı.
Normal şartlarda Dışişleri Bakanlığının yoğun katılımıyla yürütülen kurumsal müzakerelerin yerini, sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaların ve kamuoyunu yönlendirme çabalarının aldığını vurgulayan Martenson, tarafların kendi iç kamuoylarına yönelik mesaj kaygısıyla hareket ettiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolün fiilen el değiştirdiğini ve bu durumun geri döndürülemez bir noktaya ulaştığını ifade eden Martenson, ABD’nin askeri üstünlük iddiasının sahada karşılık bulmadığını dile getirdi.
Martenson, askeri gerçekliğe işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Hürmüz Boğazı’nın bizim kontrolümüzde olmadığı gerçeği artık ortada. Bu bölge tamamen İran’ın kontrolü altındadır. Gerçeklik budur. Birleşik Devletler bu gerçekliği kabul etmek zorundadır.” Martenson, Pentagon bünyesinde geçmişte yapılan askeri simülasyonların da İran’ın coğrafi avantajları, dağlık yapısı ve gelişmiş füze kapasitesi karşısında klasik askeri yöntemlerin yetersiz kalacağını gösterdiğini hatırlattı.
“Yeni askeri maceralar küresel bir ekonomik depresyon yaratır”
Olası bir ikinci dalga askeri tırmanışın dünya genelinde geri döndürülemez ekonomik yıkımlara yol açacağını vurgulayan Martenson, enerji tesislerine yönelik saldırıların küresel piyasaları felç edeceğini belirtti.
Martenson, “Eğer kalan enerji varlıkları da vurulur ve günde 10 ila 12 milyon varil petrol daha kaybedersek, bu küresel bir felaket olur. Bu durum küresel bir depresyona, hatta bir noktada kıtlığa yol açar. Bu gerçekten çok kötü bir sonuçtur ve bunun sorumlusu olarak Birleşik Devletler ile İsrail gösterilecektir” uyarısında bulundu.
Savaşın devam etmesi yönündeki baskılara rağmen, ekonomik gerçeklerin ve mühimmat stoklarındaki tükenmenin savaşı sürdürülemez kıldığını belirten Martenson, sanayi kapasitesinin sınırlarına ulaşıldığını kaydetti.
Japonya, Tayvan ve Avrupa’ya yönelik silah sevkiyatlarının yıllarla ifade edilen gecikmelerle karşı karşıya kaldığını hatırlatan uzmanlar, sadece bir buçuk ay süren yoğun bir çatışmanın bile Batı’nın askeri lojistik zincirini ciddi şekilde yıprattığını vurguladı.
“Hürmüz açılsa bile tedarik zincirinin toparlanması aylar alacak”
Anlaşma sağlansa ve Hürmüz Boğazı yeniden trafiğe açılsa dahi, küresel enerji tedarik zincirindeki tıkanıklığın hızla çözülemeyeceğini belirten Martenson, sürecin iki aşamalı bir toparlanma gerektirdiğini ifade etti.
İlk aşamada Körfez içinde tankerlerde sıkışıp kalan yaklaşık 100 ila 200 million varil petrolün serbest kalacağını, ancak bu gemilerin varış noktalarına ulaşmasının haftalar alacağını belirterek şöyle devam etti:
“Gemiler yola çıksa bile bu malzemelerin teslim edilmesi zaman alacaktır. Örneğin Avrupa’ya giden tankerlerin seyahati, Kızıldeniz rotasını riske atmadıkları sürece dört hafta sürecektir.”
İkinci aşamada ise Körfez’deki depolama tesislerindeki stokların eritilmesi ve ardından üretim fazlası nedeniyle kapatılan kuyuların yeniden devreye alınması gerektiğini açıklayan Martenson, nakliye uzmanlarının tedarik zincirindeki bu karmaşık düğümün çözülmesi için en az üç ila beş aylık bir süre öngördüğünü aktardı.
Martenson ayrıca, ani kapatmalar nedeniyle petrol sahalarında kalıcı jeolojik hasarlar oluşmuş olabileceğine dikkat çekerek, üretimin ancak yüzde 80 seviyesine dönmesinin bile altı ya da yedi ay sürebileceğini, bunun da küresel piyasada günlük 5 milyon varillik kalıcı bir açık anlamına geleceğini ifade etti. Martenson, “Bu durum, dünya enerji tarihindeki en büyük enerji şokunun iki katı büyüklüğünde bir etki yaratacaktır” dedi.
“Finansal sistemde 1970’ler benzeri bir kriz tetikleniyor”
Enerji krizinin finansal piyasalar üzerindeki yansımalarını değerlendiren Martenson, Batılı gelişmiş ülkelerin tahvil piyasalarında ciddi bir sarsıntı yaşandığını kaydetti.
Enflasyon beklentilerindeki artış nedeniyle uzun vadeli tahvil faizlerinin hızla yükseldiğini belirten Martenson, durumun 1970’lerdeki petrol şokuyla büyük benzerlikler taşıdığını ifade etti.
Martenson, “1970’lerde petrol krizinin yanı sıra Vietnam Savaşı nedeniyle aşırı bir kamu harcaması söz konusuydu. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız” tespitinde bulundu.
Japonya’nın sıfır ya da negatif faizle borçlanıp başka ülkelerde yüksek getirili varlıklara yatırım yapılmasına dayanan finansal mekanizmaların çözülmeye başladığına dikkat çeken Martenson, ABD hazine tahvillerinin de bu süreçten doğrudan etkilendiğini söyledi.
Martenson, “Eğer Birleşik Devletler bu anlaşmayı sağlayamaz ve gemileri yeniden harekete geçiremezse, hazine tahvillerinin faizlerinin petrol fiyatlarıyla uyumlu şekilde fırladığını göreceğiz. Bu durum küresel finans piyasalarında ve insanların günlük yaşamlarında büyük bir yıkım yaratacaktır” dedi.
Müzakerelerin geleceğinin, yalnızca askeri kararlara değil, bu derin ekonomik zorunluluklara bağlı olduğunu belirten uzmanlar, diplomatik bir uzlaşmanın gecikmesinin faturasının tüm dünya tarafından ödeneceğini vurgulayarak mülakatı tamamladı.